Bugünden 1930'a 5,502,404 adet makale



Katalog


«
»

27 HAZİRAN 1999 PAZAR • • • • CUMHURİYET SAYFA HABERLERIN DEVAMI TURKİYE Istanbul Y 23 Sinop Edirne PB 28 Samsun Y 23 Adana PB 28 Y 23 Mersin PB 29 Kocaeli Y 23 Trabzon Çanakkale PB 27 Giresun Izmir Â~ 27 Ankara _Y 23 Diyarbakır _Y 23 Şanhurfa Y 23 Mardin Manisa A 26 Eskişehir PB 22 Siirt Aydın _A 30 Konya A 23 Hakkâri Denizli A 27 Sıvas PB 20 Van Zonguldak Y 24 Antalya A 32 Kars Yurdun kuzey kesim- leri parçalı çok bulut- lu, Mamıara'nın do- ğusu.Karadenizilelç ve Doğu Anado- lu'nun kuzeyi sağa- nak veyeryer gökgü- rültülü sağanak ya- ğışlı, öteki yerler az bulutlu ve açık geçe- cek. Hava sıcaklığın- da önemli bir değişik- lik otmayacak. DIS MERKiZLER Oslo Helsinki Stockholm Londra Amsterdam Brüksel Paris Bonn Y Y PB Y Y Y Y Y 21 24 20 20 21 22 23 21 Münih Y 24 Zürih Beriin Budapeşte Madrid Viyana Belgrad Sofya Roma Atina Y PB PB PB PB PB PB PB 27 26 34 26 28 24 27 33 Y 22 Şam Moskova Aşkabat Astana Taşkent Bakû Bişkek Tiflis Kahire Y A Y PB PB Y Y PB 26 33 27 34 25 27 28 34 PB 31 0Açık P a r ç a i i b u l u t l u Bulutlu ^ Çok bututhj Yağmuriu Kariı Sulukar , G4k gûrûltûKJ GUNCELcÜNEYT ARCA\1JREK M Baştarafi 1. Sayfada Hükümet Başkanı Ecevrt, irtica yasalannın bir an önce çıkarılmasını "tavsiye eden" MGK bildirisi yayımlandıktan 24 saat sonra, ortağı oıduğu, so- rumluluğu paylaştığı Yılmaz hükümetinin bir türiü yasalaştıramadığı tasanlann 87'sini TBMM'ye gön- derdiğini açıkladı. Bu, düne kadar hiçbir hükümete nasip olmayan bir hızdı! Bu hızı sağlayan, Başbakanlık'ın bir köşesine atılan 87 adet irtica ile mücadele yasa tasansını gün ışığına çıkaran bir dizi ilginç olay yaşandı. Nedense Bülent Ecevit ve hükümeti, MGK'den sonra 87 irtica ile mücadele yasa tasarısı bulun- duğunu anımsadı. O gece tasanlar tozlu raflardan indirildi. Ertesi gün tasanlann bir yazıyla TBMM'ye gön- derildiğini Ecevit açıkladı. Böylece Bülent Ecevit, MGK'nin "tavsiyelerini", üzerinden 24 saat geçmeden hızla hükümet kara- nna dönüştüren ilk başbakan olma onuruna eriş- ti! Koalisyonun küçük ortağı ANAP lideri ise -o sı- ralar- başka havalarda. Son zamanlardaki garip- senen davranışlarına, kafalarda soru işaretlerinin oluşmasına yol açan bir demeç ekledi. Sanki aksini söyleyen varmış gibi, "İrtica ile mü- cadeleyi demokrasiyi koruyarak yapacağız" dedi. Arkasını şöyle getirdi: "Kimse irtica sorununun 'tepeden inme kolaycı yöntemlerle' çözümlenece- ğini ummasın." Genelde bu iki cümle pek çok çevrede şaşkın- lıkla karşılandı. ANAP lideri, bu sözleriyle acaba ne demek tsti- yordu? Bilindiği kadanyla sivil kesimlerde irtica sorunu- nu "tepeden inme kolaycı yöntemlerle" çözmeyi düşünen, hatta düşleyen yoktu. Ya "öteki kesimde"! Orada da olamazdı. Zira, "tepeden inme kolaycı bir yöntemi" uygulamaya almayı isteselerdi askerler, bugüne kadar sivillerin tepesine inecek gerekçeli bir değil 10 tane ciddi nedeni kolaylıkla bulabilirlerdi! Öyleyse, ANAP lideri durup durduk yerde niçin demokrasiyi korumaktan söz ediyor? MGK toplantısının ertesi günü "tepeden inme" yöntemleri neden gündeme getirme gereksinimi duyuyor? Başbakanlığı döneminde hazırlattığı yasalann kadük olmasına nedense büyük bir vurdumduy- mazlıkla değinmiyor. * Mesut Yılmaz bu türden dokundurmalara, Gü- len olayı patlak verdiği günden beri süreklilik tanı- yor _ ^ _ _ _ Merak konusu Ortada fol yok yumurta yokken Yılmaz'ın da do- zunu arttırdığı imalı ve hemalde derin anlamh söy- lemler giderek merak uyandınyor. Pek çok çevre, Yılmaz'ın bu dokundurmalarla askerleri hedef aldığını söylüyor. Durup durduk yerde söylediği "tepeden inme yöntemlerle" sonuç almak isteyenleri ve bunlarla ilgili bildiklerini açıkça söylemesi gerekmiyor mu? Bir devlet adamından böyle bir davranış bekle- mek kamuoyunun hakkı değil mi? Ya da Yılmaz'ın anlatmak istediği, siyasetin te- pe noktalannda Türkiye'nin sağlam güçlerini "pa- sifize etmeyi" düşleyen uzun vadeli bir planın ilk bölümü mü? Son günlerde çok konuşarak dilinin çözüldüğü- nü kanıtlayan Mesut Yılmaz, Işçi Partisi Genel Baş- kanı Hasan Yalçın'ın Gülen'le ilgili ortaya attığı il- ginç olayı inceleyip kamuoyunu acaba niçin bilgi- lendirmiyor? Hasan Yalçın; 1997'deki resmi açıklamalara gö- re, Amerika'nın Özbekistan'a gönderdiği ve 18 Gü- len okulunda Ingilizce öğretim görevlisi olan 70 Amerikalı öğretmene ABD'nin diplomatik statü ka- zandırdığını açıkladı. Fethullah Gülen-ABD ilişkilerine önemli bir ipu- cu. Tabii, bu ipucunu Gülen'i sütten çıkmış ak kaşık sayanlardan Yılmaz veya Hüsamettin Özkan... Ve Ecevit... Nasıl algılar? O da ayrı bir soru!.. Kmotlm* oı*taclaHaber Merfcezi - Hukukçular, devleti içten ku- şatarak şeriat düzeni getirmek isteyen "Fethullah Gülen cemaatine" karşı siyasilerin kollayıcı tavn- na isyan etti. Işık Hukuk Bürosu'ndan dün yapı- lan basın açıklamasında, eski Başbakan Necmet- tin Erbakan'ın Susurluk çetesi ve Gülen'le ilgili bilgi ve belgeler kamuoyuna yansıdığında, 19 Ka- sım 1996 tarihinde MÎT Müsteşarhğrndan yazılı emirle konunun araştınlmasını istediği anımsatıl- dı. MİT Müsteşan Sönmez Köksal imzalı 17 Ara- hk 19% tarihli "ldşive özeP MİT raporunda. Gü- len'le ilgili bilgiler de sunulduğu belirtilerek dava dosyalanna da giren bu rapordan şu alıntıya dik- kat çekildi: u Fethullah Hoca'nın Çiller'in kara para aklama işinde gizli ortağı olduğu. Fethullah Hocacthum ClA'ıun bölgemizdeki en önemli srvfl toptum ku- ruluşu olduğu iddialaru Maliye Bakanuğı müfettiş- lerinin Fethullah Gülen'in maö kaynaklannı ince- lemesi ile tçişleri ve Dışişleri bakanhklannın ilgili kuruluşlarİa yapacaklan koordine sonucunda çö- zülebHeceği değeriendirüınektedir." Raporda yer alan Gülen'e ilişkın bilgi fışinde ise -FethuUah Gülen'in tran'da gerçekleştirilen dev- rimin Türkiye'dedegerçekleştirilmesiniarzuladı- gı. Türkiye'de tslami bir devrim için yurt sathında teşkilatlanmaya önem verdiği" ifadeİerinın yer al- dığı vTirgulandı. Açıklamada şöyle denildi: "Bu bilgiler yıllardır devletin arşhinde bulun- maktadır. BunlarÇankaya Lideıier Zirvesi' nde de görüşülmûştür. Yetkililerellerinden geldiğince tefa- ükeyi gizlemeye ve bunu toplumun dikkatinden ka- çırmaya çahşmışlanhr. Ancak konunun arnk giz- lenecek. saklanacak yanı kalmanuştır. Bugüne de- ğin rejime yönelik bu tehlike konusunda gereğini yapmayanlar şimdi de Fethullah Gülen'i aklama- ya ve konuyu saptirmaya çalışmaktadırlar." Avukatlann açıklamasında, anayasanın devrim yasalannın korunmasını emreden 174. maddesi anımsatılarak "Cumhuriyet Devrimi'nin kapattt- ğı tekke ve zavryeler İşık Evlen' adı alünda, tari- kadar ise 'cemaat" adı aionda yaşaolmaya çanşıl- maktadır. Kanıtlar tüm açıkhğıyla ortadadır. Ek- sikolan, Cumhuriyet Devrimi'ni ve gerçek demok- rasiyi vaşatma karariıhğı ve siyasi iradedir" denil- di. Türkiye Barolar Birliği (TBB) Baro Başkanla- n Toplantısı'nda laiklik karşıtı akımlann rejime yönelik tehditleri de ele alındı. TBB Başkanı Er- alp Özgen, rejim sorununun, ülkenin en önemli so- runlanndan biri olduğunu belirterek son 10 gün içinde ortaya çıkan kasetlerin, bu sorunun önemi- ni ve güncelliğini hâlâ koruduğunu gösterdiğini belirtti. "Fethufiahçüar" diye bilinen tankatın asıl amacınm şeriat düzenine dayalı bir devlet kurmak olduğunun bir kez daha ortaya çıktığmı vurgula- yan TBB Başkanı, "Ama bötün bunlara rağmen neyazık ki iktidarda bulunan siyasi parti üdeıieri- miz, bu konuyu hâlâ küçümsemektedûier. Bu Kder- lerimize ve tüm politikacılannuza miHervekilliği görevine basjarken ettilderi laik cumhuriyete sada- kat yeminlerini hanrbıtmak tsterim" dedi. Özbek darbeciye Ecevitten övgfi tşçi Partisi Genel Başkanı Hasan Yalçın da Öz- bekistan Cumhurbaşkanı tsiam Kerünav "a suikast düzenleyip darbe girişiminde bulunan Muham- med Salih ile Başbakan BülentEcevit arasmda şım- diye kadar bilinmeyen bir bağı açıkladı. Başbakan Ecevit'in, Salih'ınu .\ğaçlarŞairCHsa'* adlışiirki- tabına övgülerle dolu bir önsöz yazdığı ortaya çık- tı. Yalçın, CIA şeriatçısı olduğunu öne sürdüğü ve Özbekistan'da yasadışı ilan edilmiş bir örgütün başkanı olan Muhammed Salih'ı Ecevit'in "aaa muhaletpartisi lideri'' olarak kabul etmesine tep- ki gösterdi. Yalçın'ın açıkladığı belgelere göre Ecevit yazdığı önsözde şöyle diyor: u Özbek ozanı Muhammed Salih, Türk potitika- cı ozanlannın çağımızdaki üstün birörneğidir. Mu- hammed Salih; hem Özbek Tiirklerinin önemli bir ozanı hem de Ozbekistan'ın ana muhalefet partisi olan Erk Partisi'nin genel başkaıudu-." Salih'in Ecevit önsözü yazmadan 4 ay önce Ha- ziran 1994'te Kerimov'un isteği üzerine Türki- ye'den uzaklaştınlıp faaliyetlerinin yasaklandığı- nı anımsatan Hasan Yalçın, " Bülent Ecevit o sıra, 7 miDetvekfline sahip olan DSP'nin genel başkanı idi. Ecevit önsözü yazdığında Salih'in Özbekistan hükümeti karşısındaki konumunu biliyordu. O ko- numu destekledi. Dörtyil sonra ise Nisan 98'de Ece- vit başbakan yardımcısıyken Türkiye Salih'i An- kara'da gözalüna alıp bir kere daha sınır dışı etti" diye konuştu. Ecevit, "Göğe Sıçrayabilen Bir Ozan" başlıklı yazısında Salih'i "özgürlüğünşairi" diye niteleye- rek şu görüşleri kaydediyor: "Muhammed Salih, şiirierini baskı dönemlerinde yazmışür. Sovyetler Birliği'nin dağılışından sonra da Özbekistan'da baskı ortamı bir ölçüde sürmektedir. Fakat usta ozanlann şiir dili en ağir basküar alönda bik öz- gürlük ışığtnı yanar tutabilir. Muhammed Salih de değişik baskı rejimleri alünda özgürlük ışıgmı şiir diünde yanar tutmayı başarnuş bir ozandır." Yalçın açıklamasında, "SaMh-EnverAhajt" iliş- kisine de yer verdi. Altaylf nın Almanya'da Sa- lıh'le beraber olduğunu ve aynı ideali benimse- diklerini anımsatan Yalçın, o dönemde Altaylı'nın Kerimo\'"un danışmanlığından uzaklaştınlmış ve hakkında gıyabi tutuklama karan alınmış olduğu- nu anımsattı. 'Odûfler geri verflmeli' Dün bir basın toplantısı düzenleyen ADD Istan- bul Merkez Şube Başkanı Bflge Bügjç, "YıBardır hoşgörü maskesi alnnda örgütlenen ve büyük bir sermaye gücü ohışturan FethuUah Gülen ve tarika- nnınfoyasıortaya çıknuş, şeriat özkmcüerinde ise büyük bir panik başlanuşbr" dedi. Gülen cema- atinin ve diğer şeriatçı yapılanmalann "bir habfe ur gjbi" laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni sardığını vurgulayan Bilgiç, bu cemaatienn bu- günlere gelmesinde birçok devlet görevlisi ile si- yasinin büyük ihmali olduğunu; koroya, taşıdıkla- n sıfatlardan kuşku duyulan işadamı, sanatçı, bi- lim adamı. gazeteci unvamna sahip kişilerin de ka- tıldığını kaydetti. Cumhurbaşkam, başbakan ve diğer siyasi kişi- lerin Gülen'den aldıklan ödülleri geri vererek ka- muoyunu tatmin edici açıklama ve tavır içerisin- de olmalannı isteyen Bilgiç, Ecevit'in Gülen hak- kındaki net olmayan tavnnı da kınadıklannı söy- ledi. Danimarka ADD Başkanı Abdullah Tümçd de şeriatçı akımlann birçoğu gibi Gülen cemaati- nin gazetelerini Avnıpa'da yaşayan Türklerin iş- yerlerine gönderdiğini söyledi. Cumhuriyet Kadınlan Derneği Istanbul Mer- kez Şube Başkanı Serpil Şekercioğlu da yazılı açık- lamasında. laik devlet düzenmi temelinden ele ge- çiripemperyalist Batı'nın "uşakhğınıyapmakiçiıı dindar görünenlerin maskelerinin düştüğünü" be- lirtti. Demirerden 'düzmece rapor'a tepkiANKARA (CumhuriyetBürosu) - Cumhurbaşkanı Süleyman Demi- rel şeriatçı basın tarafından Mevüt Kandili'nde gündeme getirilen "sahte MGK raporunun" halkın din duygulannı istismara yönelik olduğunu %'urguladı. Demirel, de- mokratik. laik cumhuriyeti zaafa uğratmaya yönelik gmşimlere hiç- bir şekilde göz yumulmayacağnu belirtti. FP yönetimi ise "düzmece rapor^ı siyasi söylem aracı olarak kullanmayı sürdürdü. MGK ve Genelkurmay Geneî Serketerliği'nin, Hz. Muhammed ve dince kutsal sayılan degerlere ha- karet içeren metnin şeriatçı basın tarafından uydurulduğunu açıkla- masının ardından Demirel de irtica- nın son oyununatepki gösterdi. De- mirel, Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nce y'apılan yazılı açıkla- masında şu görüşlere yer verdi: "23 Haziran 1999 tarihinde top- lanan MGK ile ilgili olarak 2 gün- dür birtakım iddialar ortaya anl- makta ve taroşmalar yapılrıakta- dır. MGK, anayasal kunıluştur. Devletin milB güvenük siyasetinin tayinL tespiti ve uygulaması iie Ugtti kararlann alınması. devletin varüğı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü vebölünnıeztiği, toplumun huzurve güventiğininkonınmasıileQgQited- birterin tespiti, görevkrinin arasm- dadır. MGK, Cumhurbaşkanı'mn başkanhğında yapbğı toplantüar- dan sonra kamuoyunaaçıklamalar- da buhınur. Bu açıklama dışında hiçbir şey. MGK'yi bağlamaz. Hal böyle iken birtakım senaryo ve ha- yal mahsulü haberierortayaçıkanl- makta. bunlargerceknüşgibi kabul edifip, gazete, radyn ve teknizyon- larda tarbşmalar yapdmakta, çok yanlış vargılara >anlmaktadır. MGK,demokratik,laikvesosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cum- buriyeti'nin ülkesi ve milleti Be bö- lünmez bütünlüğünü her şeyin üze- rinde gözetir. Nüfusunun yüzde 99S\ Müshiman olan miüetimizin temd bak ve hürriyetleri arasmda bulunan din ve vkdan hürriyetinin tEminatalnndaobnaadalaiklipı 9- keJerindendir. Bunun doğal gereği olarak halkımızuı dini inançjanııa sayguun zedeknmesi düşünükmez. Ancak halkın dini duygulanmn is- tisman ve bunun demokratik laik cumhuriyeti zaafa uğratacak hak getirflmesine hiçbir şekilde göz yn- mulamaz. Bu arada biriutç gündür tarbşılan rapor hadisesi bunlardan Mrkfir.Bahsigectigişekade devletin sorumhı makamlanna ve bu arada MGK se>iyesine ulaşnuş. orada okunmuş bir rapor yoktur. Durum böyle iken başta MĞK otanak üze- re çeşiüi kurumlanmıza yönettilen itharn, ifBra ve karalamaian esefle karşüıyorum." Başbakan Ecevit de dün gazete- cilerin konuyla ilgili sorulan üzeri- ne "Dün (önceki gün) bu konudakj gercekteri söyledinı. Bize kesinKkk SSahh Kuwetler\ien MGK'.vebaa yaymorganlanndabdirtfldigişeky- de bir rapor kesmükle gefaiüş değil- dir. Bu bir yalandır'" dedi. Ecevit, Başbakanlık'tan aynlırken de gaze- tecilerin soru sorma isteğini belirt- meleri üzerine "Gene ba raporsa tekrar söyiüyorum; yalan. Gerçek- le uzaktan yakından hiçbirflgisiyok. Bu yalanı hâlâ sürdürmeye kalkt- şanlann çok kötü niyetii olduklan bdH" Oedi. MGK ve Genelkurmay Genel Sekreterliği'nden önceki gün yapılan açıklamalarda da TSK'nin din düşmanı gibi göstermeye çah- şan bazı kurumlann "tasjaruahk" yaptığı bildirilmişti. MGK, Genel- kurmay Genel Sekreterliği ve Ece- vit'in yalaniamalanna karşm FP, şe- riatçı basın organında çıkan ve "di- new peygambere hakaret içentigi" iddia edilen haberleri kullanmayı sürdürüyor. FP Genel Sekreteri Ey- yüp Sanay, dün düzenlediği basın toplanüsında Marksist ve Leninist ideolojiye sahip kişilerin her firsat- tabu ideolojilerini çeşitli kılıfve ta- kıyyeler altında gündeme getirdik- lerini savunarak "Mületimizindim- ne. imanına. tarihi degerlerine, mu- kaddeslerine aieni küfrediyoriar'' diye konuştu. Sanay. 28 Şubat ka- rarlanyla alışık olunmayan konula- nn ülke gündemine geldıginı öne sürerek şöyle konuştu: "Dünya toplumlannm sosyal akıHanndan çoktan çıkarnlnuş Marks^veLenİBJstkfcoİojiye sahip kişifecffltemizdeherfirsatt^ıam»- mn ve mekâmn şartiarma göre bu ideolojilerini çesttn" ktkf ve takıjye- leralündagündemegetiriyorlar.Bu insanlar,yadüny^yT, tarihi süre,sos- yal olguyu tanunayan inatçı, bag- naz. yobaz, gerici fanatikler ya da ülkemizingeyşnKsinekarşıolanhu- zurv«ban^ıruabozmak.ülkeınİ2İıı bûiik, beraberlik ve bütünlüğünü parçalamak isteyenkrin işbiriikçisi hafailerdir. l nutuhnamatadB" ki iş- bhükdkr, sömurgecflerden daha tehlikeMr.n w w G U N D E M MUSTAFA BALBAV • Baştarafi 1. Sayfada Tam güneşin aynlacağı saatleri denk getirip buluş- tuk. Bizden önce bulutlar... "Doğaldır" dedim, "bu- günlerde her yer bulutlu!" "Güneşin batması" tanımını sevmiyorum. Güneş batmıyor ki, yeryüzünün bir yüzünden aynlıyor, öte- ki yüzünde doğuyor. Bu yüzden, "aynlmak", "uğur- larnak" sözcüklerini kullandım. Her iki sözcüğün de içinde aslında, "kavuşmak" gizli. tnsan bir yerden bir yere, kavuşmak üzere aynlır! Güneşi bulutlaria biıiikte uğuriamak da güzekjir. Gerçi bulutlar biraz öne geçerier, ama oisun. Onla- nn çağnştırdıklan, güneşle birlikte çizdikleri tablolar, insanı olmadık yerlere yollar. Durup dururken, birkaç sevinçli-hüzünlü anıyla buluşuverirsiniz. Ya da otur- duğunuz yerde, olmadık yerlere giderstniz. Güneşin önüne geçen bulut, nasıl da kendinden geçmişti. "Bakın, işte benim gücüm bu. Herşeyiay- dınlatabileceğini sanan güneş nasıl da silik kaldı" di- yordu. Güneşse oralı degildi. Usulca alta doğru egtl- di. Aradan birkaç dakika geçmeden, bütün kıztllığıy- la yeniden belirdi. İlk bakışta biraz gemiyi, biraz da kocaman bir kütüğü andıran bulut yine kendini be- ğenmişliği elden bırakmıyordu: "Kaçtı... Isteseydim, karartmaya devam eder- dim." Biraz daha tepedeki bulutlar ise kamnakanşıktı. Bulunduklan yerin sağladığı avantajla, güneş yeryü- zünden elini eteğini çekerken, onlar güneşlenmeye devam ediyordu. Onlan izlerken, beyazla gri arasm- da kaç renk var, sayayım dedim. Yirmi kadar say- dım, ipin ucunu kaçırdım. Güneşin tam gidişine yakın, çevresindeki bulutla- nn ortası karardı, dış kısımlan kıpkırmızı oldu. En uç kısımlara ise renksizlik hâkim oldu. Sanki suyla çev- rilmiş gibiydi... Ağaçlar güneşin tam ayrılmaya yüz tuttuğu anda heyecanlanıp yapraklannı sallarken, aklıma Mogo- listan steplerinde Karakurum'a ulaşırken güneşi uğuriayışım geldi. Dakikalarca gitmek bilmemişti. Yerdeki çimler de onun ışıklanyla duş alırken, gölge- lerinin uzamaşına bakıp çığlık atıyoriardi: "Bizi dev gibi yaptın. Sakın g'rtme!" O sırada güneş, Moğolistan steplerinden elini ete- ğini çekerken, Arıadolu coğrafyasındaki yerini sağ- lamlaştırmaktaydı! Karanlık aptaldır Güneş birkaç renk kırmızıyla birlikte dağın ardına geçti, az önce beyazla gri arasmda onlarcarenksay- dığım bulutlann üst kısmı kırmızılaştı. Güneş orada batmamıştı. Işığıyla bulutlann üzerini okşamaktay- dı. Bu strada öteki bulutlann görünümü de tümüyle -değişti.Gerrrtyi andıran bulutunuçlan kınklaştı, Ege haritasına benzer hale geldi. Ondan bir grup koptu^ sanki kelebekleşti. 15-20 dakika önce olmayan bir bulut kümesi daha hemen üstlerine postu serdi. Çev- resindeki dalgalı kıvrımlar, yağmurun altında bir ce- ketin içine yumulmuş iki sevgiliyi anımsatıyordu... Bizim sırtüstü güneşlenen bulut ise uzun süre öy- lece kaldı. Ince kırmızı çizgileriyle güneşten haber- ier getirdi. Demeye kalmadan az sonra o çizgiler de kayboldu. Şimdi onun görünümü de tümüyle değiş- ti. Şöyle topluca baktım, bütün bulutlara biçim ve- ren şey ışıktı. Ama bulutlar da değişik oluşumlar için birbirlertyle yanşmadı değil hani. "llahi bulutlar" de- dim, "ben, en uzun günde güneşe ayıp olmasın di- ye, yanm saatliğine olsa buluşayım, dedim. öne ge- çip neler yaptınız?" Sonra, "bulut" sözcüğünü düşündüm. Büyük par- çadan kopaniardan biri bastı çığlığr. - Eyvah, şimdi sen bizi bölüp parçalar, ne hale ge- tirirsin! "Kötü bir niyetim yok" dedim. "Hani bulutlar pek çok şey çağnştırdılar ya; bulut derken, 'bul' fiiline göndeıme yapacaktım. Demek ki bulut; yapıt, taşıt, yakıt gibi bir sözcük. Bir şey bulmaktan, bulut!". . Gülüştük... Az sonra her taraf karardı. Güneş battı mı? Hayir. Şili açıklanna doğdu. Ardından bize gelecek. Ama karanlık bunu bilmez. Güneş gidince sevinir, "Ben kazandım" 6er... Desin, doğaldır. Çünkü karanlık aptaldır! O zaman aptalın aptallıklanndan korkmamalı, ışığa inanmalı... Davolaryeniden SERDARKIZIK İZMİR - Laik düzene yönelik tutumu bugün tümüyle gözler önüne serilen Fethullah Gülen'e karşı çeşitli davalar- da yeniden yargılama (iadei muhake- me) süreci başlıyor. Cç yıl önce. "Gü- len'in okuDanna devlet giremiyor" de- diği için 1 milyar liralık tazminat ceza- sına çarptınlan eski CHP tzmir tl Baş- kanı Osman Ozgüvtn iadei muhakeme yoluna gidiyor. Özgüven, bugün Gü- len'e bağlı kuruluşlann gerçek yüzü- nün ortayaçıktığını belirterek o dönem- de Gülen ve kuruluşlanna ödül alıp ve- ren devlet yöneticilerinden 1 milyarlık tazminatı geri istiyor. Gülen ve kuru- luşlannın ipliğinin pazara çıkması, ye- ni bir süreci başlattı. Birçok davada ye- niden yargılama sürecinin başlaması bekleniyor. Bu konuda ilk adun tzmir'de ahldı. 1996 yılı haziran aymda düzen- lediği basın toplantısında CHP tzmir ll Başkanı olarak şeriat tehlikesine dikkat çeken Özgüven, Gülen'in kuruluşlann- dan Şelale Özel Eğitim Yayıncılık AŞ'nin işlettiği Yamanlar Koleji ile Özel Karşıyaka Dershanecilik AŞ'nin işlettiği Körfez Dershaneleri için şunla- n söylemişti:"_Bugün Yamanlar Kole- ji'ne devlet giremiyor. Körfez Dersha- neleri'ne, gerici okullara devlet giremi- yor. Şeriat istemiyorsanız, gelin okullar- daki gerici > uvalanmalara karşı birlik- te mücadele edelim..."Bu sözlerin Cum- huriyet'te de yer alması üzerine Gü- len'in avukatlanndan FethiÜn. Yaman- lar Koleji ve Körfez Dershaneleri adına hem gazetemize hem de Özgüven"e kar- şı dava açmıştı. Ün. dava dilekçesinde, her iki kurumun da başanlanndan ötü- rii cumhurbaşkanı, başbakan ve bakan- lartarafından ödüllendirildiğini anımsa- tarak şu görüşlere yer vermişti: "_3u kurumiar nasıl gerici yuvası oluyor? Sanki Dlegal bir yapılanma icindeymiş gibi güzide eğitim kurumlan kamu- oyunda şaibe alnnda bırakılacak. üste- lik bu kummlarla mücadele edflmesige- rektiği gibi bir fıkir ileri sürülebilecek. böylece bu kunımlara hakaret, küfredi- lecek, bunun adıda basın özgürlüğü ola- cak. Bunu neanayasa, ne kanunlarnede vicdan kabul eder_" Davaya bakan Mustafa Uyan başkan- lığındaki 13 asliye hukuk mahkemesi gereğini düşünmüştü: "Dava dilekçesi- ne ekli delilkrden de Yamanlar Kole- ji'ne ve Körfez Dershaneleri'ne ait çağ- daş eğitim araç ve gereçleri iie eğitim ya- pıhp üstün başanlar ekle edikliği anla- şüdığmdan, gerici eğitim ve okul nitele- mesi davacılan kamuoyunda küçük dü- şürücü mahiyette, asılsız isnatlar olarak kabul edilmiş, davalüarın manevi tazmi- natödemeye mahkûm edilmelerigerek- tiği sonucuna vanlmıştır_'' Yargıtay sürecinde gazetemizle ilgili ceza bozulurken Özgüven hakkında ve- rilen hüküm kesinleşti. Yaklaşık 1 mil- yarlık tazminatı ödeyen Özgüven, bu- gün yeniden yargılama istiyor. Özgüven. bir noktanın daha altını çi- ziyor. Yayunlanan bantlarda ve raporiar- da Gülen'in özellikle polis örgütüne, Milli Eğitim'e ve yargı organlanna in- sanlar yerleştirdiğinin açıkça ortaya çık- tığına dikkat çekiyor. Darko Tanaskoviç: ABD bölgeyi karıştırıyoı' • Baştarafi 1. Sayfada sova sorunu ve Ankara-Belgrad ilişkilerini Cumhuriyet'e değerlendirdi. Filolog ve Doğu bilimleri konusunda yıllarca öğretim üyeliği yapan Tanaskoviç'in sorulara yanıtlan şöyle: - Kosova'da, son anlaşmalann ve banş gü- cünün ginnesinden sonrasmı değeıiendirir mi- siniz? - Bizim açımızdan saldın olan hava harekâ- tının durması sevindirici bir olaydır. Çünkü Birleşmiş Milletler (BM) Güvenük Konseyi karan olmadan yapılan saldınyı biz hep gajri meşru olarak niteledik. Biz bunu kabul etme- dik ve 77 gün direndik. Dünya böyle bir sal- dın, böyle bir hava harekâh görmedi. Gerçek- çiyiz tabii ki, NATO'yu yenmemiz miimkün değil, ama direnişimiz dünyanın gözlerini aç- tı. Çünkü tek niyetimiz toprak bütünlüğümü- zü korumaktı, bu işi uluslararası hukuka dö- nüştürmekti. Bizim bu açıdan ödediğimiz be- del trajiktir. Ama siyasi açıdan bu konu, ulus- lararası hukuk temeline oturmuş ve BM'ye dönmüştür. Bizim için ilkesel biramaçtı, siya- si açıdan başardık. Tekrarlıyorum, fıyat trajik idi. Ama başka çaremiz de yoktu. Güvenlik Konseyi'nin karannın uygulanmasıyla Koso- va çok hassas yeni bir döneme girdi. - LÇK'nin silahlaruu bırakacagma ve bu tür silahbeylemlerinedönmeyecegigarantisinegü- veniyor musunuz? - Ben inanmıyorum. Şimdi iyimser olduğu- mu da söyleyemem. Ama umut için bazı sin- yaller var. EğeT uluslararası toplum ilkeli, ka- rarlı ve sorumlu olursa UÇK, çok kolay silah- sızlandınlabilir. Çünkü onlara o silahlan za- ten kendileri verdiler. ABD, Almanya gibi bü- yük güçler UÇK'yi alet olarak kullandı ve şim- di onlardan bu silahlan geri almak teknik ola- rak zor değildir. - Kosova'nın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Uluslararasıtoplum, basın, bağunsıznğı da tar- oşıyor. - Bölgede her şey güvensizlikten, bölücü- lükten başladı. Ama biz uluslararası hukuka ve BM'ye inanmak istiyoruz. Ama bu saldın gös- terdi ki BM, hiçbir ülke için yüzde yüz garan- ti değil. Dünya değişti. Artık yeni dünya dü- zeni dayatılıyor. Bu düzende BM'ye ya hiç yer yok ya da sembolik bir yer var. Buna kar- şın Brezilya, Ukrayna, Rusya ve Çin gibi bü- yük ülkelerde bir uyanma başladı. Onlar "BM'ye gereksinmemiz var" diyorlar. Şimdi oradaki Arnavutlann bir kısmı Sırp- larla birlikte yaşayamayacaklannı, sonuna ka- dar silahlı mücadele vereceklerini söylüyorlar. Biz de onlara özerklik vermeyeceğimizi söy- leyebiliriz. Ama bu gibi uzlaşmacı ohnayan ta- vırlarla hiçbir yere gidemeyiz. - Kosova'da birçoktoplu mezar, işkence mer- kezi ortaya çıkb. Bunlar. toplumiann birlikte yaşamalanna gerekli olan güven ortanuıun ot- madığını göstermiyor mu? - Ahlak açısmdan benim bu konuyu Anka- ra'da tartışmam çok zor. Kosova'da neler ya- pıldığınıbilmiyoruz. Kim tarafından ne, nasıl yapıldı? Şimdi bir prop"aganda kampanyası başladı, sürüyor. CNN, gazeteler, tüm medya- da bunlardan bahsediliyor. Çok hassas bir du- rum bu. Benim hem büyükelçi olarak hem bir insan olarak değerlendirme yapmam çok zor. Bağımsız ve tarafsız bir uzman yargı ekibinin bölgeye gitmesi ve incelemelerde bulunması gerekiyor. Orada tam ne yaşandığını bilmiyoruz, çün- kü trajik şeyler oldu Kosova'da. Bombalama oldu, intikam oldu, saldınlar ve çatışmalar ol- du. Bunlan incelemek gerek. Ondan sonra suç- lulan bulup mahkemeye getirmek gerekir. Sırp olsun, Arnavut olsun, kim olursa olsun... - Balkanlar'ı kanşüranlar ABD gibi büyük ülkeler mi? - Tabii. Yeni bir şey değil bu. Ama Fukuya- ma'nın dedigi olmadı. Tarih sona ermedi. Şe- kil farklı olabiliı. Ama HOntington'ın (me- deniyetlerin çatışması teorisinin sahibi) dedik- leri oluyor. Evet doğru. Ona daha yakın şeyler oluyor. Özellikle Balkanlar ve Bosna'da olanlan örnek göstermiştir. Aslmda hiçbirinin olmaması ge- rekiyor. Huntington haklı çıkmış görünüyor. Sadece Balkanlar'da değil, tüm dünyada 30 ta- ne Kosova var. Büyük devletler şimdi bizim Kosovamızı seçtiler. - Bir Kosova olarak da Türkiye'nin güney- doğusunu gösterdiler. Buna katüıyor musu- nuz? - Türkiye'de bu konuya nasıl hassas yakla- şıldığını biliyorum. Buna rağmen çok samimi söyleyeceğim. Kosova ile Güneydoğu arasm- da benzerlik yaratmak tandanslıdu-. Bunlar en çok Batı'dan geliyor. Ben bunu yapmam. Ba- zı gazeteciler, benim ağzımdan yazdılar, ama doğru değildi. Ne diplomat olarak ne de bilim adamı olarak yapmam. Bu ikisi tarih, sosyal açı ve yaşanılan olaylardan dolayı farklıdırlar. Benzerlik kurulduğu zaman gerçeklerle yüz- yüze kalınmıyor ve her şey sisli oluyor. Ben- ce iki bölge arasmda benzer olan tek bir şey vardır Bu terördür. Kosova'da UÇK, Türki- ye'nin güneydoğusu ve çevresinde PKK. Ben sadece bunu söyledim. Motifleri farklı olabi- lir, ama terör terördür. Teröre hiçbir zaman destek vermemeliyiz. Benim eleştirdiğim, çif- te standartlar. PKK'yi terörist olarak kabul ederken UÇK'den istiklal savaşçılan, gerilla- lar diye bahsetmek doğru değildir. Teröre bir kere taviz verirseniz ödeyeceğiniz bedel büyuk olur. Biz hep bunu söyledik. - Türk birtikleri kısa zaman sonra Yugoslav- ya'ya girecek. Tarih açısmdan bakoğınızda bu durumu nasıl değerlendirirsiniz? - Bu gibi şeylere tarih açısmdan bakmak is- temiyorum. Sırplar için, "tarihe dönüyoriar" denir, ama bu doğru değil. 700 yıl önce durum farklıydı. Osmanlılar fetih için gelmişlerdi. Birkaç yüzyıl sürdü bu, sonra bitti. Şimdi dün- yada yeni bir dönem var. Böyle bir hassasiyet olmamalı. -Türidve'deki görev süreniz birkaç gün son- ra bitryor ve ayTibyorsunuz. Türkiye ve Türk halkı ile ilgili izknimlerinizi alabilir miyim? - Türkiye'de 4.5 senede enteresan şeyler ya- şadım. Türkiye çok büyük potansiyeli olan bir ülke. Rolü, gelecekte çok daha önemli olabi- lir. Tabii ki her şey seçeceği siyasete endeks- lidir. Türkler, bana ve aileme çök iyi davran- dı. Kendimi e\imde gibi hissettim; burada çok yeni şey öğrendim. Aramızda gerçekten çok derin yakınlık var. Bu yakınlık tarihten kay- naklanıyor. Ortak bir kültür mirasımız vss, Ru- meli uyruklu Türkler, "suyun ötesinden gelen aflefer" var. Bunun içinde maalesef siyaset var. Ben Yugoslavya'ya döndükten sonra Dışişle- ri Bakanhğı'nda mı yoksa üniversitede mi ça- lışacağım, bilmiyorum ama Türkiye ile ilişki- lerimizin gelişmesi için mütevazı katkımı gös- termeye çalışacağım. Karşıhklı tamamlayıcı çıkarlanmızdan yararlanmak ve kötü politika- lara izin vermemek için çalışacağım. Tekrar- lıyorum, ben Türkiye'de çok gûzel 4.5 sene yaşadım. Bu, olumlu bir şeyin göstergesidir. Bundan ibret almak da en büyük felsefedir.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog