Bugünden 1930'a 5,502,228 adet makale



Katalog


«
»

27 HAZlRAN 1999 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Görev aşkı YÖK, üniversitelerde üst düzey görev yapan yöneticilerin inci bir idari görev - - üstlenmemesini öneriyor ama aynı kişi üniversitede rektör yardımcısı, senato üyesi, üniversite yönetim kurulu üyesi; faküttede dekan vekili, bölüm başkanı, fakülte yönetim kurulu üyesi ve 20 saati gece, 15 saati gündüz olmak üzere hafta 35 saat ders veren öğretim üyesi olabiliyor. Aynen Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde Nuri Kuroğlu'nun yaptığı gibi. Her öğretim üyesine nasip olmayan bu "görev aşkı"nın ücretini sorarsanız: Ayda 2.5 mityar! Tepetaklak Posta Işletmesi'nde 8. derecenin 3. kademesinde şef olarak çalışan ve 10 yıllık hizmeti olan bir memur 255 mityon lira maaş alıyor. Aynı hizmet yılı, derece ve kademede amir ise maaşı 260 milyon liraya, müdür yardımcısı ise 279 milyon liraya çıkıyor. Gelgelelim, 20 yıllık hizmeti olan 4. derecenin 3. kademesindeki müdürün maaşı 209 milyon liraya iniyor! Elektronık posta: som@posta.cumhuriyetcom.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97 - Süleyman Demirel'i Sevenler Derneği kurulmuş... "En batoa dernek!" navatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yıl- maz, hafta içinde partisinin Meclis gru- bunda yaptığı konuşmada, video yıldızı emeklı vaiz Fethullah Gülen hakkındaki düşüncelerini açıklarken ANAP'ta bir tek bile tari- katçı milletvekili olmadığını söylüyor. Ne kadar sevindirici bir haber! Demek ki Anava- tan'ın kuruluşundan beri neredeyse yarısını oluştu- ran milletvekilleri kimseye sezdirmeden tarikatlarla olan bağlannı koparmışlar, bu gelişmeyi açıklamaonu- runu da genel başkanlanna bırakmışlar! Darısı, taşraörgütündeki tarikatçı ANAP'lılann ba- şına! Mesut Yılmaz'm bu açıklamasından sonra Nak- şibendiler Nurcular. Süleymancılar, Fethullahçı- lar. Işıkçılar kımbılır nasıl bir panik yaşamışlardır! Mesut Yılmaz'ın, parti grubundaki konuşması as- lında tarihi bir konuşma nıteliği taşıyor. Tarihte örnekleri çokça görülen "aşağısı sakal yu- Saygı karısı bıyık" hesabıyla Mesut Yılmaz, hem video yıl- dızı Fethullah Gülen'e olumlu mesajlar gönderiyor hem de Fethullah Gülen'in takıyye yapmakla ayıp ettiğini nazik bir dille söylüyor. Yılmaz "ılımlı" bir üslupta "sakalla bıyık arasında" sürdürdüğü konuşmasının bir yerinde birden bire sert- leşiyor; ortada "vahim" bir durum olduğuna par- mak basıyor. Ne mutlu ona ki partisinde artık tarikatçı milletve- kili bulunmayan Mesut Yılmaz, Fethullah Gülen'in "vaaz" kasetleri Emniyet'ten, MlT'ten veya başka bir kurumdan (herhalde ordudan) sızdırılıyorsa bunun çok "vahim" olduğunu haykırıyor; devletin suçluyu yakalatmak yerine suçlu yaratmaya çalışmasının çok yanlış olduğunu anlatıyor; Fethullah Gülen'in mas- kesini düşürenlere kendi çapında açıkça gözdağı ve- riyor. Kasetler ortaya çıkmadan önce kokusu çıkan ve bir "telekulak" operasyonu ile görevden alınanlar yet- miyormuş gibi tam bu sırada, Emniyet'te Fethullah Gülen'in peşine düşmüş son polıslerin de görev yerleri degiştiriliyor. Mesut Yılmaz1 1 kutlamak gerekiyor! Mesut Yılmaz'ın lafı bu kadar dolandırmasına ge- rekyoktu aslında... MHP'li bakanlardan Koray Aydın gibi "Ben, Fet- hullah Gülen'e saygı duyuyorum. Herkes de saygı duymalı" diyebilirdi. "Ya sev ya terk eften geliyoruz "Ya saygı duy ya sesini çıkartma"ya! Neyse ki, ANAP'ta bir tek tarikatçı milletvekili ol- madığı halde saygıda kusur eden de olmuyor! Ama yine de hiç kimse Sayın Bülent Ecevit ka- dar saygılı olamıyor. SESSÎZ SEDASIZ (!) NURİKURTCgBE İçki yasağında yanlışlık olmuş Giresun Valiliği'nin Resmi Gaze- te'de yayımlanan tebliği ile il sınıriarı içinde açıkta içki satışı yasaklanmış ve ardından park, bahçe, çeşme ba- şı, mesire yeri, deniz kıyısı gibi açık alanlanda da içki içilmesine yasak ge- tirilmişti. Meğer bir yanlışlık olmuş. Vali Yardımcısı Hasan Karahan: "Resmi Gazete'de yayınlanan bu kararın il genelinde duyurusu için ilan metni hazırlanmış ve ilan metnini ya- zan görevlı kendine göre yorum yapa- rak ilan duyurusunun ilk girişine 'ilimiz sınırları dahilinde bulunan mesire yer- lerinde, park ve bahçelerde, sahil yo-1 lu, deniz kenarı ve çeşme başlann- da zaman zaman açıkta içki içildiğı - müşaade edilmektedir' diye giriş yap- mıştır. Yoruma dayalı bu paragraf göz- den kaçarak bu duyuru yayınlanmış- tır. Yayınınız üzerine konu incelenerek ilan metni iptal edilmiş ve kendine gö- re yorum yaparak, tebliğ metnine ek- lenti yapan görevliler hakkında gerek- li yasal işleme başlanılmıştır." Devletin bir duyurusunda şeriat hü- kümlerini çağrıştıran yorumların nasıl gözden kaçtığı ise ayrı bir konu! Atatürk'ün Bütün Eserleri Uzmanların gözetiminde Kaynak Yayınlan'nca hazırlanan "AtatünVün Bütün Eserleri"nin ikinci cildi ya- yımlandı. 424 sayfalık ikinci ciltte, 1 Atatürk'ün 1915-1919 yılları arasın- da yazdığı, imzaladığı tüm metinlerve kayda geçirilmış konuşmalan her- hangi bir yorum yapılmaksızın, gü- nümüz Türkçesi ve kronolojik sı- rayla veriliyor. ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ 'Nükleere geçtikmaşallah...' Bu başlık bir kıtap adı. Cumhu- riyet'ın tzmır Bürosu'ndaki "genç emektarlar" kadrosundan Umit Otan. ülkemizin nükleercılenne karşı her biri başlı başına bırer "belgesel" degeri de taşıyan "sa- vaşım yazılarını" bu başlık altın- daderiedı... . Aynı sözün "esin kavB»ğı" ise 1986 yıhndaki "Çernobil faci- ası" sırasında TAEK'in (Türkıye Atom Enerjisı Kurutnu) Başkanı olan Ahmet Yüksel Özemre... 1994"ün ekım ayında Izmır'de yapılan 6. Enerji Kongresı pane- lıni yöneten Özemre, toplantının kapanış konuşmasıru şöyle tamam- lıyor: "Geçecefiz. nükleer ener- jiye geçeceğiz inşallah..." Bu yı- lın (1999) Ocak ayında Istanbul - tkıtelli'deki bir hurdalıga atılan "Kobalt 60" izotopundan yayı- lan radyasyonun yarattığı facıayı kitabının son yazısında betimle- yen Ümit Otan da eski TAEK Baş- kanı'nın "duasını" 4.5 yıl sonra şu deyişle anımsatıyor: "Eh. faz- la beklemedik, nükleere geçtik maşallah..." • • • Bilıyorsunuz, Türkiye nükleer enerjinin radyasyon tehdıdıyle "kahramanhk gösterileri" ara- sında tanıştı. 26Nisan 1986'daUk- rum" var. Özelhkle Karadeniz bölgemızde kanserden ölümler sanki olağandışı bir "artış" gös- teriyor. En azından, bizim tanıdı- gımız hemen her aileden bir kayıp var. Üstelik. hanı şu "kansero- jen" denılen maddeler ve gıdalar- la da yaşıyordeğiUer. L'zun ve sağ- lıklı ömür rekorlarının kınldıgı yaylalardan geliyor bu acı haber- İer... Halk arasında bu durumun Çer- nobiriebağlantısmı kuran yorum- lar da yaygınlaşıyor ama böyle bir "şüpheyi" bilimsel araştırma ko- nusu yapacak duyarlı bir kurum hâ- lâ ortalarda yok gibi... Daha önce de bir yazımda dile getirdiğimi anımsıyorum; işte meslek odala- nnm "hükümet dışı" olma nite- likleri bu gibi konularda "yaşam- sal önem" kazanıyor. lPPNW'nun 1991 'deki uyansının sonuçlannı araştırma görevi de kamu yaran- na çalışan bir meslek örgütü ola- rak Tabipler Odasf na düşüyor... • • • Eğer Çernobil kazası olmasay- dı. Türkiye'de nükleer santral gi- rişimine karşı çıkanlarbaşka "güç- lü argümanlara" sahıp olabılecek- lermiydi?.. Ümit Otan'ın kitabı, işte bu önemlı soruya da "Evet, hem de Akkuyulu köylüler, nükleer santral projesinin tehdidi alün- da ihtivarladılar. rayna'daki Çernobil patlamasının ardından ülkemizin gözü pek po- litikacılan "radyasyonlu çay içe- rek" bu millete bir şey olmayaca- ğını kanıtlamaya çalıştılar. Aynı günlerde Ukrayna Parlamentosu Nükleer Güvenlik ve Enerji ko- misyonu Başkanı Juri Stacher- bak'ın uzun süre gizlediği rapor- larda ise şutanım yapılıyordu: **Av- rupa'nın ortasında atom savaşı olrauş gibi..." Nitekım. UkraynaBaşbakan Ve- kıh Konstantin Masik de 1991 yılında "Artık gizleyecek bir şey yok" dedıkten sonra şu açıklama- yı yapmıştr. "36 bin kilometreka- relikbir alan radyoaktif madde- lerin etkisi altında..." Yine aynı yıl Atom Savaşının Önlenmesi için Uluslararası Hekimler Grubu'nun (1PPNW) yayımladığı bildiri ise çok daha "uyancı" nitelikteydi: ''Çernobil faciasımn uzun süre içinde tüm dünyada birkaç bin- le birkaç milyon arasında kan- serden ölüme yol açabileceği tah- min ediliyor..." Peki. bu "uzun süre" ne kadar- dır? O günler gelip çatıyor mu?.. Bunu kestirebılmek elbette ko- lay olmasa gerek. Ancak son yıl- larda açıkça gözlenen bir "du- daha güçlü" yanıtının verildiği biru kaynak kitap" niteliğinde. Sa- yısızbilimsel gerekçe, sayısızeko- nomik neden, sayısız siyasal daya- nak (tabii, eğer amacınız ulusal çı- karlan, ülke yarannı, toplum sağ- lığını ve çevre değerlerini koru- makve gelecek kuşaklann da esen- liğini sağlayacak yaşınılır bir ül- ke ve dünyahedefi içinde kalkına- bilmek ise...) Ümit'in kitabmda size diyor ki: "Nükleer santral- ları savunmak. geleceği ve tüm insani değerleri gözden çıkar- mak demektir..." Buna karşın TAEK'den sorum- lu Dev let Bakaru Edip Safter Gay- dalı da diyor kı: "2020 yıhna ka- dar 10 nükleer santral kurmak zorundayız". Ve ardından ekh- yor: "Bana gösterilen resimler- de, Batı ülkelerindeki nükleer santralın yanındaki gölde balık tutan insanlar gördüm..." (Cum- huriyet- 16 6.1999). Bay Safter eğer "saf" değilse, eline tutuşturulan resimlere dalıp gitmesın, Cmit Otan'ın kitabını okusun. Kendisi için değil, "hepi- miz" için okusun. Sonra da Ak- kuyu projesinin takipçisı olan Enerji Bakanı Cumhur Ersü- mer'e tavsive etsın... HAYVANLAR ISMAİL GÜLGEÇ KİM KİME DÜM DUMA BEHIÇAK ÇİZGÎLİK KÂMtL MASARACI H A R B İ SEMtH POROY TARİHTE BUGÜN MVMTAZ ARIKAN 2 7 Haziran RENKU TELEV/ZYON.. 1923'DA BueÜN. İUC R£HKLİ T£L£VİZYON 60 t&ÜNTÜSÛ £(X>e BDİLMİÇ7İ. N£W YO&K 'T SELL A A & I S PEA4E7- SÜL. GÛÇLÛICL.e MEAA eöeüsırü KAursst o UEtA O£ EKGAM P£K KaÇÜKTÜ. /N6İLT£RE '£>£• BAÇL/4T7LAN OtJZBNLİ YA20t. KtStrz.t SÜ&Et-EtZ. İÇ.İMPE TE.LEVİZYON YAYtMLAIS.f İLK KEZ, 19S1 Y/~ UNDA AM£K./KA 'A4 YAPfLMIfTt. İ3S3 '7EJV SONÜA ıSE, rEl.EVİZ.YOM FASRıtCALAHl JfYE PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU HJcu Ucuna Yaşam' Belki daha önce kimsenin başını çevirip bir daha bakmaya değer görmediği, belki daha sonra da görmeyeceği o kayalıklann bize verdiği heyecanı biz- den başka hiç kimse duyamaz, anlayamazdı. Ege'nin maviliklerine parça parça uzanmış irili ufakh kaya- lıklann bir el atımı kadar yakınından geçerken ve ya- nından geçtiğimiz her kayalık, bizi Rodos'a götüre- cek deniz otobüsünün ardında, güneşli köpükler arasında hızla küçülüp görünmez olurken, karşı- sında, dirseklerini mavi-beyaz boyalı demir par- maklıklara dayamış, bir put gibi kımıldamadan du- ran dostumun gözlerine bakıyordum... O gözlerde acı, hüzün ve pınarlannda birikmiş, akmamakta di- renen yaşlar vardı. Dostumun gözlerinin acıdığını his- sediyor, görüyordum. Bir ağlayabilse rahatlayacak- tı. Yüz kaslan gerilmişti. Dudakları titriyordu. Ağla- yamıyordu. Ardahan'ın Ölçek Köyü'nde başlayan ve yönü, çok uzun yıllar önce Kars'ın Cilavuz Köy Enstitüsü'nde çizilmiş yaşamında karşılaştığı onca badireden ge- çerken de hiç ağlayamamıştı. Mahkemeler, ceza- evlen, eziyetler, sürgün; biri aranan, öbürü "idam"la yargılanan iki oğul ve ikide bir gözaltına alınan eşi... Çektiği ve çekmekten "asla" pişmanlık duymadığı tüm acılar, şimdi önünden geçtiği bu kayalıklarda simgelenen yurduna olan sevgisindendi. Köy Ens- titüsü'nden sonra Gazi Eğitim Enstitüsu'nü bitir- miş, uzun yıllar öğretmeniik yapmıştı. 12 Mart 1971 darbesi onu, Türkiye Öğretmenler Sendıkası ikinci başkanıyken yakalamıştı. Sonra bitmek tükenmek bilmeyen davalar, duruşmalar... Sonra da "sür- gün "ler, "açığaalınma"lar... En sonundameslekten aynlmak zorunda kalmıştı. Durmadan yazıyordu. Milliyet gazetesınin açtığı Ali Naci Karacan Röportaj Yanşması'nda "Anala- rımız" adlı yaprtıyla birinciliği, 12. Antalya Sanat Şenliği öykü Yanşması'nda "Haley" adlı öyküsüy- le Altın Portakal'ı, "Kanlıdere'nin Kurtlan" romanty- ladaTürk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü kazanmış- tı. 1970'li yıllann sonuna doğru Demokrat gazete- sinin kurucuları arasında yer almıştı. Bu gazetenin yazan ve şırketin yönetim kurulu adına sahibiydi. 12 Eylül 1980 darbesiyle gazetenin yayını yasaklanın- ca yurtdışına çıkmak zorunda kalmış, gelip Ham- burg'a yerleşmişti. Onu ilkin Hamburg'da, eski bir fabrikadan boz- ma bir gösteri merkezinde düzenlenen "antifaşist etkinlikler"den birinde görmüştüm. Geleneklerine, göreneklerine, diline yâbancı olduğu bu ortamda, çoğunluğu Alman olan büyükçe bir kalabalığa ka- fasındadüşlediği "özgür Türkiye"yianlatıyordu. Sö- zü "güneşten kavrulup çatlamtş susuz topraklara..." getırdiğınde, yanımda duran ve böyle bir toprağı "ta- savvur" bile edemeyen uzun boylu bir Alman, ko- lumu dürtüp, bana "Ne demek istiyor" diye sor- muştu. "Sonunud/n/e/"deyıpsusturmuştum. Dur- sun Akçam konuşmasını, "6u topraklar suya has- ret" diye bağlamıştı, "6u topraklara su vermek, ha- yat vermek bizim, biz sosyalistlerin görevi... Bu boz- kırı özgüriüğe, demokrasiye biz dönüştüreceğiz..." Onu en çok alkışlayanlardan biri de biraz önceki Al- man olmuştu... Dursun Abi, Almanya'da on iki yıl süren "sürgün dönemi"nöe inançlarından bir tutam olsun ödün vermeden, onuruyla, başını hep dik tutarak yaşadı. "Alaman Ocağı", "Generaller Birleşin", "Dağlann Sultanı" ve "Sevdam Ürktü"yü o yıllardaüretti. "La- fa gelince Marksist, düşlehnde kapitalıst", elleri ka- lem, fırça, pena tutan onca aydının konsolosluklar önünde kuyruk oluşturup "devletle banş" sözleş- melerı imzaladığı günlerden birinde kapımı çalmış, "Puşt bunlar..." demişti, "hepsipuşt bunlann!.." Ni- çin çağrıldığını bilmeden gittıği konsoloslukta ken- disıne yapılan o "ahlaksız teklrf'e mi, yoksa kapıda karşılaştığı bir "büyük sanatçı "nın utançtan kıpkır- mızı olmuş suratına mı öfkelensin, bilemiyordu. O akşam ne kadar çok içmiştik... Sonra o "puştlar"Tür- kiye'ye dönmüşler, ünlerine ün, vartıklarına varlık katmışlardı. Ona ise Kos-Rodos arasında bir Yunan deniz otobüsünde, tutmak istese tutamayacağı, okşamak istese okşayamayacağı yurdunun kaya- lıklartna bakıp "ağlayamamak" düşmüştü... "8/zdedöneceğizabi..."Doğrulmuş, "Dönece- ğiz elbet!" demişti. Uzunca bir süre konuşmamış- tık. Dün, öğle vakti Kos'ta. adanın tepesindeki Hi- pokrat Akademisi'ne giden yolun üzerinde, Istan- köy'de yüzlerce yıl yaşlı ulu çınann altındaTün\ köy- lüleriyle karpuz yerken de pek konuşmamıştık. Ak- şamlan ise coşuyorduk. Stavro'nun, Bodrum'un Akyarlar'ın ışıklanna bakan meyhanesinin üst katın- da özlem, hüzün, öfke, her şey birbirine kanşıyor- du... Dursun Akçam'ın, "Almanya sürgünleri"n\ konu eden, alaylı bir dille kaleme aldığı "Ucu Ucuna Ya- şam" romanını okurken, ortak anılanmızcanlandı gö- zümde. İnsanlar ne "tuhaflıklar" yaşamışlar? Ya da ne "tuhaflıklar" yaşatılmış insanlara. Hangimiz dı- şında kalabildik ki? Faks:0216-418 8410 İ'" BULMACA SEDAT YAŞAYAS SOLDANSAĞA: 1/ Fethiye ya- kınlannda, do- ğal güzclliğin- den dolayı mıl- lı park yapılan bir yer. 2/Felse- . fede, bilgi ile varlık arasında ilişki kurduğu düşünülen ka\'- ram... Roma mitolojisinde aşk tanrısı. 3/ "Erol—": Si- nema oyuncu- muz... Hattatlar tarafın- dan kullanılan yan mat .. birkâğıt.4/Uğraş...Bir geminin başka bir ge- 2 miden ya da kıyıdan 3 açılması.S/Solukboru- 4 su. 6/ Yük taşımakta g kullanılan büyük tek- ne... Berılyum elemen- 6 tınin simgesi. II Bir ya- 7 pının damında çevresi Q veüstü açık yer... Tasa, Q kaygı. 8/ Doğu Anado- y lu'dabırgöl... tzmır'inbırılçesı.9/Dıbıtutturularakha- fif yanık kokusu verilmiş muhallebı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Büyük bakraç... Şenlik- lerde caddelere kurulan süslü kemer. II Adlan aynı olan- lardan her bın... Otlak. 3/ Yağı alınmış sütten ya da yo- ğurttan yapılan peynir... Dolaylı anlatma, dokundurma, taşlama. 4/ Bir nota... Dişı deve. 5/ Öndelik. 6/Kımi Af- rika kabilelerinde krala venlen ad... "Odun, agaç" an- lamında eski sözcük. 7/ Belirti... Bir renk. 8/ Üstü top- rakla örtülü saman yığını... Yumnıbaşdadenilenvebır geminin baş bodoslamasının alt bölümünde yer alan şiş- kınlik. 9/ Yapısma girdiğı sözcüğe "üç" anlamı katan ya- bancı önek... Halk edebiyatı şiir türlerinden bin.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog