Bugünden 1930'a 5,503,932 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 27 HAZİRAN 1999 PAZAR 12 PAZAR KONUGU Ulusal Sanayici ve Işadamları Derneği USİAD 'ın amacıfaiz ve ranttan kurtulup üretim ekonomisine geçmek 'Kaynaklann paylaşımı adil değiP 'Sanal sermaye oyunları engellenmeir - Globaileşme sürecinde birtakun falcılar ortaya çıkîa. Clkelerin ekonomik ve mali gelecekleriyle ilgili haberler veriyortar. Örneğin bir George Soros, Asya krizinin paûak vereceğini krizden aln ay önce haber vermiştL Soros 'un gerçekten doğru bir tahmirt yapttğını mtyoksa olaylan manipüle ettiğini mi düşünüyorsunuz? - Bu, Soros'un işi... Işı bu olduğu zaman da böyle olur. İşi bu, derken yanhş anlaşılmasm. Siz demin açık açık "manipülasyon" sözcüğûnû kullandımz. Soros uluslararası bir spekülatör. Soros bir sanayici. bir üretici degil. Onun işi hortumlamak. Düşürecek, kaldıracak, asansör sistemi çalıştıracak. tlk önce düşûrecek, perişan edecek, sonra en yukandayken satacak. Sonra tekrar yerlere düşûrecek. Bu sanal sermaye oyunlan zaten dünyanın hortuTnlanması temeline dayanıyor. MAI'yi (Çok Taraflı Yatınm Anlaşması) dayatanlar da bunu yapıyorlar. Bu öyle kan emici ve bazı yerlerde öylesine kan emen bir sistem ki toparlanmak isteyen ülkelere de kan veremez. Vampirimiz ya da vampirlerimiz kurbanlanrun kanını o kadar büyûk bir hızla emiyorlar ki kurbanlar yeniden kan yapacak kadar toparlanma vakti bulamıyorlar. Ben Soros'un falcı olduğuna inanmıyorum. Onun çok zeki olduğunu da düşünmüyorum. Esas iş şu: Soros gider, bir başkası gelir. Eskiden "emperyalizm" denirdi. Bugün dünyada dünya ticaret hacminin 50 fnisli büyûklükte bir finans sermayesinden söz ediliyor. O kadar büyük bir cirodur ki herhangi bir ülke üzerine yüklenmesi ya da başka bir ülkeye kaydınlması arasında bu paranın gücü anlamında neredeyse hokus pokus düzeyinde büyük farklar çıkıyor. Bu sanal sermaye oyunlannı mutlaka engellemek gerekiyor. - Bu sanal sermayeye karşı olmak bugûnlerde pek moda değUgibi bir izlenim var.~ - Sanal sermayeye karşı olmak, uluslararası ticarete ya da uluslararası ticaret kurallanna karşı olmak değildir. Üretmeyen, sadece hortumlayan sermayeye mutlak önlem koymak gerekiyor. UStAD'ın para kanunu talebinin temelinde de bu yatıyor. Dünyaya bugün egemen olan sistem sanal sermaye oyunlandır ki dünyaya bir şey katmıyor. Sadece çok ufak bir zengin grubunun daha çok zengmleşmesine ve dünyanın çok büyük bölümünün yoksullaştnasına neden oluyor. Bu da sağlıklı bir gelişme değil. 'Tepkileri yumuşatmak istiyorlar1 - Soros'un bile konlrolsüz sermaye akışlannı eleştirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? - G-8 adlı zenginler grubu da toplandı ve YDD'nin ve globalizmin dünyada yoksullugu arttırdığını söyledi. MAl'ye de karşı çıktilar. - Bu, G-8 grubunun globalizmden vazgeçtiği anlamına mıgeliyor? - Hayır, sanıyorum sadece gayretleri dünyada yükselen tepkileri yumuşatmak. O nedenle de Soros'un MAl'ye İcarşı çıkışını sadece sernpati toplama çabası olarak görüyorum. Şimdi MAl'ye çok büyük bir tepki oldugu için onun yerine Dünya Ticaret Örgütü geliyor. Çokuluslu şirketlerin başında oldugu Dünya Ticaret Örgütü'nün, her şeyi yeniden şekillendirmesi gayreti var. Ben bütün okurlan Dünya Ticaret Örgütü'nün çalışmalanna ve önümüzdeki dönem dünyaya dağıtacakları anlaşmalara karşı uyanık olmaya çağınyorum. Sanıyorum yeni planlar, yeni şekiller geliyor. Onun için eskimiş, köhnemiş deneyimleri eleştirerek puan topluyorlar. Çok da samimi olduklannı sanmıyorum. - George Soros'un bütün dünyada îO'danfazla açık toplum vakfı var. Böyle bir uluslararası spekülatörün açık toplum yanhsı olduğunu düşünüyor musunuz? - Geçenlerde bir konferansta Cumuhriyet yazan Emin Gürses'in açıklamalannı dinlemiştim. O konferansta. dünyanın değişik yerlerindeki srvil toplum örgütlerinden söz etti. Bunlann yüzyılın başındaki misyonerlik örgütünden çok da farklı olmadığını söyledi. Bu çalışmalann dünyada gelişmış ülkelerin borazanlığını üstlenecek ve gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeleri soyup soğana çevirme gayrctinin sempati ve lobi faaliyetlerini örgütlediğine de dikkat çekîi. Gelişmiş ülkeler artık bu işte çok ustalaştılar, çok büyük paraîar harcıyorlar. Bu örgüöeri biraz da basın ve halkla ilişkiler dairesi gibi kullanıyorlar. Bunlann 15-20 yıl önce halkın kendini ifade etmek için kurulan demokratik kitle örgütlerinden son derece farklı olduğunu düşünüyorum. Sanıyorum, Soros'un örgütleri kendi çahşmalannı, kendi hortumlama faaliyetlerini yıkayıp temizleyen. şirin gösteren aygıtlar olmalan gerekir. Bunlan bire bir incelemedim. Aynca bunlan sadece Soros için de söylemiyorum. Çünkü bu gelişmiş ülkelerdeki devlet dışı örgütlerin ve sözüm ona "gönüUü"kuruluşlann 1900'lerin başı ya da 1800'lerdeki misyonerlere çok benzediğini düşünüyorum. Ya da bu, o faaliyetin günümüzdeki yeni şekillenmiş halidir. PORTRE /KEMAL ÖZDEN LEYLA TAVŞANOĞLU Ülk'emizde ulusal çapta etkin olan iki 'SİAD 'a biryenisi eklendi. Bu, kuruluş aşamasını 1998 Aralık ayında tamamlayan Ulusal Sanayici ve tşadamlan Derneği (USİAD). USÎAD, Türkiye 'nin bugünkü ekonomik ve siyasi zafıyetine tepki olarak, artıkfaiz ve rant ekonomisinden kurtularak üretim ekonomisine geçmeyi savunan bir grup işadamı tarafından kurulmuş. Genel başkanları dafelsefe öğrenimi gÖrmüş vefelsefe yapmaya ilgi duyan Kemal özden adlı genç bir işadamı. Kemal Özden le bugün Türkiye 'ye dışardan dayatılmak istenilen politikalan, gelecekten haberler vererek örneğin bir Asya krizinin patlak vereceğini altı ay öncesinden "tahmin eden " George Soros misali uluslararası spekülatörlerin gerçekteki marifetlerini, Türkiye 'nin bugünkü çıkmazından kurtulabilmesi içinfaiz ve rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçerek bütün dünyayla rekabet eder hale gelmesi gerektiğini konuştuk. Özden, konuşmamız sırasında başkanlık ve yarı başkanlık sistemi tartışmalarıyla ilgili olarak "Türkiye'nin kaynaklan adil dağıtılmadığı için huzursuzluk bitmiyor. Bazıları buna başkanlıkya dayarı başkanlık sistemiyle çözüm bulmaya çalışıyorlar. Bu çözüm, bugünkü kaynak paylaşımının devamınayönelik bir despotik yönetim arayışıdır" cümleleriyle görüşlerini dile getirdi. 1958 İstanbul doğumlu. Yükseköğrenimini Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölüntü 'nde iamamladu 20'liyaşlarından başlayarak ticaretle uğraştL Daha sonra üretim sektörüne geçtL Bir mobilya üretim şirketinin sahibL Geçen yıllarda ihracat dayaptu Şimdiki halde sadece içpiyasaya çalışıyor. USİAD 'ın ilk genel başkanlığının yam sıra Atatürkçü Düşünce Derneği'nin (ADD) ŞişliŞube Başkanlığı 'nıyürütüyor. USİAD 'ın kuruluş çalışmalannın Aralık 1998 'de tamamlandı- ğını ve hayata geçtiğini bUiyoruz. USİAD'ın kurulmasındaki a- maç neydi? OZDEN" - Ulusal düzeyde örgütlenmiş iki anlayış vardı. Biz üçün- cü bir anlayış olarak geliyonız. Birinci anlayışı IMF'ci ve Brüksel- ci olarak görüyoruz. Bu anlayış, görüşlerini Türkiye'nin tam çıka- nnaymış gibi savunuyor. Öbür anlayış Arap milliyetçiliğini tslam- mış gibi Türkiye'ye getirmeye çalışıyor Ben buna, "Cumhuriyet- le doku uyuşmazuğı otan" diyorum. Bu iki anlayışın da geçmiş yıl- larda çıkrnazlan görüldü. Aslında bir anlayış öbürünü üretti. Bu da etki-tepki gibi oldu. USİAD dünya çapındaki aynşmalann ve dün- ya çapındaki tartışmalann da biraz ürünü. -Neden? -Çünkü 20 yıldır süregelen o çılgın Yeni Dünya Düzeni (YDD) globalizm denen şey, uluslararası basmda da izlediğimiz gibi ve hat- ta son G-8 toplantısmda kendilerinin açıkladığı gibi, YDD ve glo- balizm son 20 yılda yoksullugu arttırdı ve dünya ölçeğinde zengin- lerle fakirler arasındaki arayı iyice açtı, ahlaki çöküntüyü fazlalaş- tırdı. Bunu da kendileri itiraf etmek zorunda kaldılar. Bu son bir yıl içindeki ilginç bir gelişme. Ondan önce globaliz- me toz kondurulmuyordu. Ama sonuçta dünya çapındaki çöküntü- yü kabul etmek zorunda kaldılar. 1998'deki Asya kriziyle birlikte bütün uluslararası basmda, "Gk>- batizm çöktü mü? Globalizm tükendi mi" sorusunu soran makale- lerizlemeyebaşladık. Zenginlerin fakirleri hortumlamalan gayret- lerine karşı uluslararası ve ulusal aydınlann çözümleri hep ulusal ekonomi çizgisinde. Gelişmekte olan ülkeler ulusal ekonomilerini güçlendirirlerse zenginliklerin gelişmiş ülkelere kaydınlmasını en- gelleyebilecekler. tşte, biz tam o noktada değişik arkadaş grupla- nnda yaptığımız toplantılarda. "Herkes Cumhuriyet için kendi ala- nında bir şeyter yapabilirse, kendi alaıunda ağırbğuu kayabilirse ay- dın, insan olmanın sorumluhığunu taşıyan ve bu ülke- den yararianan kişiler olarak bir şeyler yapabiHriz" de- dik. lşadamlan olduğumuza göre Cumhuriyet'in temel değerlerine bağlı, ulusal ekonomiyi güçlendirecek, Mustafa Kemal'in ulusal ekonomi ülküsünden hareket edebilecek ve ulusal sanayi ürünlerini kaliteyle birleş- tirip tüm dünyaya satma perspektifini önüne koyacak bir çalışmayı gerçekleştirebilir miyiz, diye düşündük. Anadolu'nun pek çok şehrini gezdik. Istanbul'da kı- sa gözlemlerle olabileceğine inandığımız şeylerin Ana- dolu'da büyük bir kabul gördüğünü fark ettik. USİAD bir temsil sorunu olmaktan da öte dünya çapındaki bir aynşmanın da ürünü olarak globalizme ya da YDD'ye karşı yeni çıkışın fikirlerini olgunlaştıracak. Tûrki- ye'de globalizme, YDD'ye karşı direnişin, ulusal eko- nomi fikrinin güçlendirilmesi için de bir merkez ola- cak işadamlan örgütüne ihtiyaç var, diye düşündük. İş- te USİAD bu fikirden doğdu. ney Kore'nin başına Düyun-u Umumiye gibi oturdu. Asya krizin- de Güney Kore olayıyla birinci dersi çıkanyoruz. Sanayinizi dün- yanın dokuzuncu büyük sanayisi haline getirebilirsiniz. Ama bu, kendi ulusal birikiminize ve ulusal teknolojiye dayanmayıp geliş- miş ülkelerin montaj sanayiinin elinde ve onlann bilgi birikiminin oluşturduğu bir sanayi ise bir gecede yıkılabilir. Bunun doğrusu ken- di ulusal bilgi birikiminizi ve ulusal teknolojinizi oluşturmak, o bil- gi birikimi ve ulusal teknoloji doğrultusunda ulusal sanayii yerleş- tirmektir. Bu sanayi sağlıklıdır ve bir gecede herhangi bir speküla- törün lafıyla da yıkılmaz. Bu, ulusal sanayımizi oluşturmak anlamında birinci derstir. " Ikinci olarak Malezya için Asya krizinden en az etkilenen ülke tammı yapılıyor. Birçok ülke ekonomisinin yüzde 70-80 mahvını yaşarken uluslararasr ekonomistler Malezya için yüzde 10-15 ora- nını veriyor. En çok abartan bile, yüzde 20 zarar gördü, diyor. Ben Malezya ya da başka bir yabancı ülkeyi tahlili edebilecek kadar uluslararası ekonomik verilere sahip değilim, ama uluslararası ba- sından toparladıklanmdan öğrendiğim en temel farklılık, Malez- ya'da para kanunu olmasıdır. Dolayısıyla da ekonomi spekülasyo- na açık değil. Döviz giriş çıkışlan, yasak değil, kayıt altında. Bel- li bir miktar üzerinde Malezya'ya dö\iz sokarsanız devlete dekla- re etmek zorundasınız. Sınırlar öyle yol geçen hanı gibi değil. Pek çok Batı ülkesinde de aynı yasalar ya da benzerleri geçerlidir. USİ- AD olarak kurulduğumuz günden beri, geçmişteki gibi olmasa bi- le günün koşullanna uygun olarak para kanununun mutlaka çıka- nlması gerektiğini savunduk. - Paranın önemi nedir? - Paranın satın alma gücü anlamında söylemiyorum, ama para- nın çok büyükönemi var. Para egemenlik aracıdır. Bir ülkede han- gı paranın gecerli olduğuna bakarak egemenliği de tayin edebilir- siniz. - Ulusal çapta örgütlenmiş iki anlayış vardı, dedi- niz, Bunlann isimlerini isterseniz ben söyleyeyim. Bi- risiTÜStAD, öbürü MÜSİAD. Özellikle TÜSİAD'ın uzun yıllar Anadolu iş dünyasına sıranı döndüğünü gördük. Bunu nasıl karşüıyorsunuz -Zaten onun kuruluş mantığı buydu. Türkiye'de si- yaset yapmak, kaynaklan paylaşma sanatıdır. Az ön- ce sizin ismini verdiğiniz derneğin yönetimindekiler, sanayi ve ticaret odalannda Anadolu sermayesiyle de- mokrasiyi bir oy hakkıyla paylaşma durumundaydılar. Esas. bu dernekleri, Türkiye'nin yönetimindeki karar haklannı onlarla paylaşmamak için kurdular. Bence bu derneklerin kuruluş mantığı Türkiye'de demokra- sinin önüne geçilmesi için daha az bir azınlığın söz ve karar hakkı olabilmesidir. Derneklerin içinde bile çok fazla bir demokrasi an- layışı olduğunu söylemek mümkün değil. Kaldı ki ken- di üyeleri de bunu söylüyor. O üyelerin ortalama bir söz hakkı yoktur. Derneklerin son on yılda inisiyatif almaya başlama- lanyla yeniden o dernek Anadolu'da işadamlannı, Sl- AD'lan örgütlemeye çalışıyor. Sayı itibanyla yan ya- nya başanlı. Ama topladıklan itibanyla söz alan her üç üyeden iki- si, "Biz kimsenin tosuncuğu değfliz. Biz kimsenin ağabevüğini ka- bul etmiyoruz. Biz başta başına bağımsız örgürüz" diyorlar. USİAD'rn tavn bence daha güzel. Anadolu'daki şehir SlAD'la- nnı şehir işadamlan kulüpleri gibi görmek, Türkiye çapında belli bir anlayışı, belli açılımı ulusal düzeyde kabul etmektir. İşte, o an- lamda USİAD üçüncü bir örgütlenme. Biz USİAD olarak Anado- lu'daki SİAD'lann girişimlerini destekliyor. bunlan içtenlikle ka- bul ediyoruz. Biz ulusal düzeydeki bir örgütlenmeyiz. Onlara ke- sinlikle alternatif değiliz. - İsterseniz biraz daha globalleşmeden söz edelim. Globaileşme dünyada hâlâ devam ediyor... - Evet, kör-topal da olsa devam ediyor. - Globalleşmenin bu kadar alan kaybetmesine karşdık ekono- milerin globalleşmesinin hâlâ savunulmasını nasıl karşütyorsu- nuz? Bu bağlamda ulusal ekonomilerini koruyan ülkelerin ulus- lararası ekonomik krizlerden en az etkilenenler oldukları görüş- leri hakkında ne düşünüyorsunuz? örneğin bu Asya krizini en az zararta atlatan, ulusal ekonomisini sıkı sıkı koruyan Malezya ol- du. Bu konudaki değeriendirmeleriniz nedir? -Aslında Asya krizi çok ciddi bir laboratuvardır. En kötü atlata- nı da söyleyelim bari. Biz yaşamadan bu deneyimleri elde etmek de çok ekonomik bir çözüm. Bu röportajı geçen yıl yapmış olsay- dık size, "Dünyanın dokuzuncu büyük sanayi Olkesi Güney Ko- re'dir" diyecektim. Bunu benim söylemem önemli değil. Geçen yıl bu zamanlar uluslararası basın, Güney Kore mucizesinden söz edi- yordu. Ama Asya krizi vurunca Güney Kore ekonomisi bir gece- de kâğıttan kaplan gibi devrildi; bitti, gitti. Güney Kore'ye kredi açan üç büyük uluslararası şirket geldi, Gü- LSİAD'uı baskaru Kemal Özden Cumhuriyet'in temel değerlerine bağlı, ulusal ekonomiyi güçlendirecek bir yapryla dünyaya açılmayı savunuyor. - Bizde galiba dolar ve mark çok geçerli... -O zaman ulusal egemenliğimizin çok hırpalandığı sonucunuçı- karabiliriz. Paranın ulusal egemenlik aracı oldugu benim yeni bir tespitim değil, Aynısı Mustafa Kemal'in de tespiti. Ulusal para ge- çerliliğini ve değerini cumhuriyetimizin kuruluşunun ilk yıllanna kıyasla aşağı yukan 500 bin kat düşürmüştür. Demek ki cumhuri- yetimizin ilk kuruluş yıllarmdaki yöneticilerimizin kalitesi bugün- kü yöneticilerimizin kalitesinden beş yüz bin kere iyidir. O neden- le de yeni yöneticilerimiz yeni bir "Onuncu Yıl Marşı'' yazdıramı- yorlar. Özetlemek gerekirse... Uzakdoğu ülkelerinin hangileri krizden en az zaran gördüler? Bunlan nasıl önlediler? Bunlan Türkiye öl- çeğinde değerlendirmek lazım. Ama bu kararlan alabilmek için de gelişmiş ülkelerin politikalanndan bağımsız politikalar geliştirebü- me azim ve karannı vermek gerekiyor. - Bir de Türkiye 'ye uluslararası tahkim dayatılmak isteniyor. Bu amaçla anayasa değişikliği girişimleri var. Bunu nasıl değerlen- diriyorsunuz? - Sayın Başbakan'ı geçenlerde bir televizyon programında izle- miştim. Ulusİararası tahkimın ulusal egemenlikle çeliştiğini. ancak ulusal egemenliği de zedelemeksizin bir ara formül bulunacağını söyledi. Ben bunu iyi niyetli bir yaklaşım olarak görüyorum. Ama ben buradan Sayın Başbakan'a şöyle seslenmek istiyorum: Bir ara formül bulmak olanaklı değil. Ünlü deyişle "Bir kere de- linmekk bir şey olmaz" sanıyorsa çok büyük bir yanılgı içindedir. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerle her türlü di- yaloğa açık olmalı, ama egemenlikten ödün verilmeye, başka ini- siyatiflere hak tanınmaya başlandığı zaman son derece tehlikeli bir yola girilmiş olunur. Bugün uluslararası tahkimin özellikle enerji ihaleleri için isten- diği söyleniyor. Türkiye'nin yağması buradan başlar. Şu an için bir anayasa engeli var. Belki yasayı değiştirerek bunu aşabilirler, ama Türk ulusunun \icdanında yanlış bir iş yapmış olur- lar. Uluslararası tahkimi kabul etmek, sanıyorum 75 yıllık Cum- huriyet tarihinde başımıza gelebilecek en önemli felaketlerden bi- risi olacaktır. Biz USİAD olarak uluslararası tahkime ve MAl'ye temelinden karşıyız. Bunlann Türkiye'nin yaranna olduğunu hiç düşünmüyoruz. Âydınlanmız son anı görüp fotoğrafı uzun çekme- me yanlışına düşüyorlar. 20 yıldır bir globalizm rüzgân var ve ar- tık 20. yüzyılın sonuna doğru birtakım hantalar savaşlarla değiştı- rilmeye başlandı. Bu sonun başlangıcıdır, zaferlerin ve gücün do- ruk noktasının başlangıcı değildir. Dünyanın hertarafında taşlar ye- rinden oynamaya başladı. Demek kı globalizmin dünya üzerinde 20 yıldır yaptığının dışında iş silahlı müdahaleyle çözülmek iste- niyorsa bu, sonun başlangıcıdır. - Neden, sonun başlangıcı, diyorsunuz? -Çünkü silahlı çözümler hem çok pahalıdır hem de neyin nere- ye varacağı hiç belli olmaz. Onun için ben gelecek 15-20 yılda çok egemen süper devletlerin geriye düşeceklerini, yeni dünyanın zen- ginliklerinin ise Avrasya ülkelerinden çıkacağını düşünüyorum. Türkiye şu an çok güçlüymüş gibi görünen süper devletlerin güdü- münde yol almaktansa devletler arası çekişkilerden yararlanarak olabildiğince kendi politikasmı Mustafa Kemal'in ülkesine yakı- şan bir kararlılıkla sergilemelidir, diye düşünüyorum. IMF'ye, Briiksel'e, onlann her istediklerine boyun eğmek Türkıye'ye hiç yakışmıyor. Kuşkusuz ki onlan hiç tanımayalım, hiç görüşmeye- lım, demiyorum. Karşılıklı çıkarlanmızı söyleyelim. Uluslararası ilişkilerde dostluk. arkadaşlık yoktur. Çıkar ilişkileri vardır. Belki bu ilişkilerden onlar da bir şeyler kazanacaklardır. - Peki, Türkiye'ye dönersek... - Türkiye bugün bir mutsuzlar ülkesi. Hiç kim- se halinden memnun değil. Biz neredeyse mutsuz- luğu adil dağıtmışız. Bunu da düzeltecek olan si- yasilerdir. Siyasiler seçim dönemlerinde inanıl- maz, insanüstü gayretlerle çalışıyorlar. Burada bir yaman çelişkiye parmak basmak istiyorum. Seçim öncesinde insanüstü gayretler harcayan bu siyasi- ler, seçim sonrası ülkenin kaynaklannı ulusa adil biçimde dağıtmaya talipler. Fakat geçen dört-beş hükümeti göz önüne ala- rak konuşuyorum, siyasiler seçildikten sonra ne- den haklannı almak için mücadele eden toplum ke- simlerine poliscopunu indiriyorlar? Sonra bu siyasiler beş yıllığına Türkıye'yi yö- netmek için seçiliyorlar, ama iki üç yıl sonra yeni- den vatandaşın ayağına gidiyorlar. Bunlann yöne- temediklerinin bir kanıtı, beşinci kez üst üste er- ken seçim yapılmasıdır. - Bu yaman çelişki dediğiniz olgunun temelin- de ne yatıyor? -ÇünküTürkiye'nin olanaklan, kaynaklan adil dağılmadığı için huzursuzluk bitmiyor. Bazılan buna başkanlık ya da yan başkanlık sistemiyle çö- züm bulmaya çalışıyorlar. Bu çözüm bugünkü kay- nak paylaşımının devamına yönelik bir despotik yönetim arayışıdır. Oysa Türkiye'nin kaynaklan faize ve ranta gi- diyor. Biz faize sadece günah oldugu için değil, ulusa ve ülkeye yazık oldugu için karşıyız. Ülke- nin kaynaklannın yüzde 70-80'i. hatta toplanan vergilerden fazlası faize gidiyor. Bu çarkın kınl- ması gerekiyor. Bundan da sayısı bini geçmeyen kuruluş ve kişi nemalanıyor. Oysa Türkiye'nin kaynaklannı tüm ulusa adil dağıtmak gerekiyor. Biz yannlan böyle kurabili- riz. Türkiye'de bugün bütün toplum kesimlerinde- ki mutsuzluğu mutluluğa çevirmenin yolunu, ülke- nin kaynaklannın tüm ulusun bugününe ve yannı- na adil dağıtımında sanayinin desteklenmesi, yani istihdamın sağ- lanması, kulluk, aşiret düzeni içinde yaşayan yurttaşlanmızın kay- naklardan eşit pay almalannda görüyorum. - Cumhuriyet'in ilk kuruluş yıllarmdaki liderlerie bugünküle- ri nasıl kıyaslayabiliriz? -O dönemdeki lıderler kendi kendine yetebilme kurahnı koymuş- lar ve yerli mallar kampanyalan açmışlardı. Cumhuriyet' in ilk ku- rulduğu yıllar için bu politika çok doğru ve elzemdi. Biz tüm dün- yayla rekabet edebilecek bir ulusal sanayi yaratma hedefini koyu- yoruz. Yetmiş beş yıl sonra bunu başarabilmeliyiz. Bu, hedefimiz olmahdır. Biz paradan para kazanan, faiz ve rantla geçinen bir ekonomi değil, üretim ekonomisi, istihdam sağlayan bir ekonomi ve başı dik bir ülke olmak istiyoruz. Hedefimiz bütün dünyaya TM rumuzuy- la mal satmaktır. Bütün dünyaya mal satmanın yolu da ulusal sanayi ürünlerimizi kalitelendirerek fiyat rekabetini de sağlamaktır. Türkiye'de üretilen üriinlere yabancı markalar konulması enayiliğinden mutlaka vaz- geçilmesini istiyoruz. USİAD KURUCUSU BAZI ŞtRKETLER Ecem Büm Mobilyalan, Tıbsan Tıbbi Cihaz ve Ilaç San., Polat Inşaat, Jeunnesse Tekstil Sanayii, Ekim Inş. Malz.. Kapiteknik A.Ş., Yatko Yapı Malzemeleri, Tannkulu Yapı Malz., Elektrosan A.Ş., Bige Tanıtım Halkla İlişkiler, Burteçin Holding, Sander Sigorta. Ulusan Otomotiv San. Tıc, DeltaLtd., Üçel Makine, MCR Grup Tekstil, Denizkaya tnşaat, Mis Yemek Fabrikası, Doğuş Elektrik Sistemleri, Ceran tnşaat, Derya Porselen Ltd., Gökkuşagı 68 Mensucat.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog