Bugünden 1930'a 5,502,732 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 25 HAZİRAN 1999 CUMA DIZIYAZI Amaç: ŞeriatDevleti...• îçişleri Bakanı Haldun Menteşoğîu 'nun seçim çevresi olan Karaböğürtlen, Köyceğiz ve Fethiye, Nurcular ile Süleymancılann rahatlıkla yayıldıklan bir bölge. Isparta, Elmalı, Konya, Aksekiden gelerekgezgin esnaf kimliği ile bu yöreye yayılan Nurcular ve Süleymancılar iki ayrı şeriatçı grup, ama hedefleri aynı. Her ikisinin de birleştikleri nokta: "Şeriat devleti." • Muğla yöresinde Süleymancılar işi iyice azıtmışlar. Kendilerine karşı çıkanlara dayak atıyorlar, hatta ateş ediyorlar. Ancak kendileri yapmıyor bu işi. Kiralık katiİlere bolpara vererek, ulaşmak istedikleri hedefi engellemek isteyenleri susturmak istiyorlar... Atatürkçü Gülcami îmamı Osman Orhun, savaş açmış Süleymancılara karşı... Yıllardır sürüyor bu savaş.... Çünkü Ören'in insanlan yaşamlannı toprakta sürdürürler. Ova venmlidir. Tütün, pamuk, buğ- day, sebze ve meyve tanmı birlikte yü- rûtûlûr. Tutucu bir bucak değildir ama kımı etkenler nedenıyle yerel seçimleri AP kazanmıştır. AP'lı Belediye Başka- nı tbrahimAkçora Nur kampının kurul- duğu alanı kendısi düzenlemiştir. Kam- pı yöneten Fethullah Gûlen ve Turgut- lulu tuğla fabrikatörü Hacı Osman Ay- kut'la yakın ilişkisi vardır Akçora'nın. Tuğla fabrikatörü Haa Osman Aykut iş- çı haklarına karşı çıkan, Çimse-lş'in Turgutlu'da kiremit fabrikalannda sür- dürdüğü eylemi kıran, kiralık lümpenle- ri işçilerin üzerine saldırtan kişidir. Evet, işçilere bir kuruşu bile çok gören Hacı Aykut "Ören Nur kampı" için günde i- ki bin lirayı elden çıkaracak kadar eli açık kişi(!). Kamplann doksan gün sü- reli olduğunu düşünürsek 180 bin lira harcıyor Hacı Aykut, Türkiye Cumhuri- yeti'nin temeline dinamit koymak, özle- diği çağdışı medrese eğitimini gerçek- leştirmek ve şeriat düzenini kurmak için. Yıl 1975... İ 930 Şeyh Esatolayından bu yana tam 45 yıl geçmiş... Biz bu sa- tırlan yazdığımızda Hacı Aykut'un evi- ne polis baskını yapılmış, kendisi Dev- let Güvenlik Mahkemesi'ne getırilmiş ifade veriyordu. Çünkü evinde Said-i Nursi'ye ait elliyi aşkın yasak kitap ele geçirilmişti. Ören'i dolaştık dûn. Kamp dağılmıştı. Köylüler. kamp yöneticileri- nin çadırlan bir kamyona yükleyip kaç- tıklannı söyledilerbize. Hiçbir iz bırak- madan dağınlmıştı Ören Nur kampı. Herhalde iyi saatte olsunlar gelmişlerdi ve çadırlan yükleyip git- mışlerdi. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 6 Tem- muz 1975 günü aldığı arama karan diğer kamp ku- rulu bölgelerde savcılarca uygulanırken, Kemalpa- şa Cumhuriyet Savcılığı arama işlemini bir gün son- raya bırakıyordu nedense. lşte o iyi saatte olsunlar bu bir günlük süreden yararlanmasını biliyorlardı. llerici ve devrimci öğretmenlerin kıyımcıbaşısı Mil- li Eğitim Bakanı AB Naili Erdem'in ilçesi Izmir Ke- malpaşa'nın on kilometre ötesinde çağdışı bir eğı- tim yapılıyor, Türkiye Cumhuriyeri'nin temeline dı- namit konulmak için orada planlar hazırianıyordu. Türkiye Cumhuriyeti'nin kıyimcıbaşı Milli Eği- tim Bakanı, yurtsever öğretmenlerle uğraştığından ötürii bu gerçeği bildiği ve gördüğü halde Nurcula- ra göz yumuyordu. Evet, Ören Nur kampı basılmıyordu işte bu ne- denle. Ama yirmi kilometre ötede Yiğitler kampı ba- sılıyor, Said-i Nursi'ye ait yüzlerce yasak kitap ele geçiriliyordu. Bu arada on kişi Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne getiriliyor, bunlardan salt bir kişi tu- tuklanıyordu. Bir gün sonra ise kamplann tekrar açıldığı haberi geliyordu bize. TRT Izmir Haber Merkezi Nur kamplanna yapı- lan baskmlan, ele geçirilen yasak kitaplan ve sanık- lann DGM'ye verildıklerinı geçiyor. Ama nedense Ankara bu haberi bültene koymuyordu. Işin ilginç- liği MSP'li Adalet ve îçişleri Bakanı'nınemriyleye- Izmir Kestanepazan'ndaki bu binayı 1969 yılında Fethullah Gülen yaptırmıştı.... nıden açılan kamplarda çağdışı eğitime, körpe ve yoksul köy çocuklarmın kafalanna Atatürk ilkele- rine karşı eylem girişimi yeniden işlenmeye basla- nıyordu... . —42 Ağustos 1975 "Cumhmtoet" • • • Yıl 1970, ocak ayının ortalan... Genç adam, üzüntülüydü. Kesik kesik konuşma- ya başladı: u Ne kadar üginç değil mi. Başbakan Süleyman Demirel'in İsiamköyü'ne çok >akın uzaklıkta bulu- nan Kuleönü Köyü'ne yapilan jandarma baskını so- nunda ikinci gizli Nurculuk okulu ortaya çıkıyor ve 15 kişi tutuklanryordu_" "Üginç" dedim gencin bu konuşması karşısında... O sustu... "Ama bu konu üzerinde durmaya gebnedik asiın- da. Nurcular ve Süleymancılar, yörede birkaç kişiye saldında bulunmuşlar_" Bu kez y anıt \ erdi: "Fethiye uygar bir Uçedir. Be- nim çocukluğumda cenazeter bando ile kalkardı. A- ma çirkin poütikaalar sırf oy kaygısıyla güzelim il- çemizi rezil ettfler. Biz devrimciler, asla izin verme- yeceğiz bundan böyle™ 1968 tütün piyasası buna ör- nektir. Gerekirse a>ıu şeldlde davranınz Nurculara, Süleymancılara.'' "Kısaca anlanr mısıruz bu otayı_." "Büinen bir şey bu. 1968 yıhnda rûrün üreticisi köylüler ile birieşerek çember sakalb Nurculan zor- la berberlere soktuk ve üraş ettirdik. Kimisi korku- dan denize atü kendinL Sonra Adapazan'ıuı ve ts- tanbul'a göc ettflerT Nurcutar ve Süleymancıiar îçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun seçim çevresi olan Karaböğürtlen, Köyceğiz ve Fethiye, Nurcular ile Süleymancılann rahathkla yayıldıkla- n bir bölge. Isparta. Elmalı, Konya, Akseki'den ge- lerek gezgin esnaf kimliği ile bu yöreye yayılan Nur- cular ve Süleymancılar iki ayn şeriatçı grup, ama he- defleri aynı. Her ikisinin de birleştikleri nokta: "Şe- riar devleti." Nurcular ve Süleymancılar salt bu yörede yayıl- mıyorlar. Denizlı, Manisa, Usak, Balıkesir, Antalya ve Çanakkale'de sayılan her geçen gün artıyor. An- cak yeni yerleştıklen Muğla çevresinde ayn bir özel- likleri var. Kendilerine karşı çıkanlara ruzak kuru- yorlar, kurşun yağmuruna tutuyorlar... Fakat Atatürk devrimlerinrn savunucusu din adamlan, öğretmen- ler ve köylüler yılmıyorlar bundan. Nereden yaka- larlarsa bırakmıyoriar peşlerini. lşte bundan ötürü il- çede sayılan daha az. Katlllere adam vurduruyorlar ' Muğla yöresinde Süleymancılar işi iyice azıtmış- lar. Kendilerine karşı çıkanlara dayak atıyorlar, hat- ta ateş ediyorlar. Ancak kendileri yapmıyor bu işi. Kiralık katiİlere bol para vererek, ulaşmak istedik- leri hedefi engellemek isteyenleri susturmak isti- Birilan: "1993-1994 öğretim yılında 'Şehzadeler Şehri'nde süperyabancı oW eğitimi..." Bitmedi... Tecrûbeli kadrosu... Geniş imkânlar... Ya- tılı ve gündûzlü... Modem donanımıyla..." Bitmedi... "Not: Anadolu lisesi imtihanında ilk 1000'e giren öğrencilere ûcrstsiz okuma imkânı..." Bitmedi... "1000-2000 arası otanlara yüzde 50 indirim imkânı. Buimkânlarşirketimizeekarşttanacak- tır..." Bu ilan "malum gazefe"de yayımlandı... "Şehzadeler şehri" nerestdir? Manisa.. Okulun adı nedir? 'Manisa Şehzade Mehmet Erkek Usesi..." Tarikat liselerinden birinin yaz aylannda dağ- lanna kamp kurduğu kerrt... Okulun adresi Uncu Bozköy Mahallesi ola- rak verilmiş. Oysa Uncu Bozköy, Manisa'ya 5 Şehzade Mehmet kilometre uzaklıkta bir köy. Şehzade Mehmet Erkek üsesi'nin bir köy- de açılması pek önemli değil. önemli olan ne? Okulun, Milli Eğitim Bakanltğı'ndan izin alın- madan açrimas!... Ikincisi de bin öğrencinin ücretsiz alınması, bin-2 binine ise yüzde elli in- dirim olanağı tanınması... Okul ücretinin de "ştrketimiz" tarafından karşılanacağı... Şirket kimin acaba? lşte orast beiti değil... Cumhuriyet okurlannın çok yakından tanıdı- ğı "malum gazete"de ilan yaytmlandtktan son- ra araşttrdık. Çünkü bugün özel okullann yıllık ücreti, öğrenci başına 30 mityon ile 50 milyon lira arasında değişiyordu. Manisa Şehzade Mehmet Erkek Lisesi'rte bin öğrenci ücretsiz alınsa şirketin cebinden ne kadar çıkacaktı? Hesapiadık. Yani bin ile 30 mih/onu çarptk: "30mHyarlira..." Diyelim ki bin öğrenci de yüzde 50 indirim- le aftnacaktı. O da tamı tamına 15 mtlyar lira yapıyordu. Böylece şirket 45 miiyan ödemek zorunda kalıyordu... Neydi bu olay? Bu bir tarikat okuluydu. Yetenekii, yoksul ai- lelerin çocukJan işte bu okulda topfanıyordu. Anadolu lisesi sınavını kazanmış, ancak para- sal nedenlerden ötürü bu okullara gidemeye- cek olan çocuklann aileterine çağn yapılıyor- du. Arka planda kimler vardı? O "malum gazete°, Fethullah Hoca ve yan- daşlan. örümcek ağı gibi kuşatmtşlardı Fethul- lalrçılar Türkiye'yı. Bizierse öyle ağır bir uyku- ya dalmıştık ki, ISKİ ve İLKSAN yolsuzluğun- dan başirruzı bir türlü katdıramryorduk. 22.9.1993 Fethıye'nin Gülcami Imamı Osman Orhun, Sü- leymancılann hışmına uğrayanlardan biri. Atatürk- çü genç ımam, savaş açmış Süleymancılara karşı... Yıllardır sürüyor bu savaş... Imam Osman Orhun'a 20 Eylül 1970 günü haber salmış Süle\Tnancılar... "Gâ\ur hoca mağını denk akuı,voksadefterinidürdüreceği/"gıbı iaflar etrruş- ler. Gülüp geçmiş genç ımam bu sözlere. Hatta, "Ge- kcekieri varsa görecekleri de vardır'' diye cevap ver- miş. "Bunlann kökü kazmana kadar sürecek bu kavga_ Atatürk de\ rimterine uzanan sapık dler kı- niacakor." "Nasıl oldu sizi öldürmek istemeleri?" "Daha önceden haber saldılar. Ama umursama- dun ben. 28 Eylül 1970 günü saat 20JO'da camiden çıknuş evime gidiyordum. Çevrede kimseler yoktu. Sflah sesleri ile birlikte kendimi attun yere. Kurşun- lar yanımdan geçi\ordu. olduğum yerde kaldım. Bir süre sonra kalktım. Kirank katfl beni öldü zannede- rek parmnlanna haber >erme>e gitmiştL" "Pusu kurdular öykj^e?" "Evet pusu kurduİar. Yohunu gözkdiler. Camiden çıkısımı izledüer." "Sonra polise bas^'urdunuz.'' "Beni öldürmek isteyen genci tespit ettim sonra. Geçen yıl ötdürülen bir eskıyanın kardeşi idi. Kan- dırmışlar kendisini herhalde." "Kabul crti mi sizin tespit ettiğiniz genç, öldürmek istediğini?" u Eönedi tabii." "Nasıl çahşıvflrtar yörede Süle>-mancüar?'' "Örümcek ağı gibi sanyorlar her >eri. İzinli izin- siz füm Kuran kursianm elierine geçirmişlerdir bu- gün Türki>e"de. İleridc büyük tehlike olacaklardır." "Muğla'yöresi nasü?" "Fethiye'nin tüm köy lerindeki Kuran kurslan on- lann elinde. Fethiye merkezindeki dahil. Sapık fildr- lerini körpe kafalara sokmak istiyorlar. Bunun yani sıra saf vatandaşlan a>hyorlar." "Sonra karşı çıkanlan yok etmek istryorlar." "Elbet. tşte ben; arkadaşun Ramazan Özdemır buna örnektir. Ramazan'ı dövdüler." "Bir konuvu öfrenmekistivorum. Maddi olanak- lan nasıl SüJeyınancılann?" "Kurban Bayramı'nda deri topluyorlar. Topla- dıklan derileri sanp kiralık katil tutuyorlar." SÜRECEK BİRBAKIMA SERVER TANİLLİ Fethullah Gülen Olayı Bir önemli konuda belleklerinızı tazeleyebilir miyim? Daha 19. yüzyıhn sonlannda, Cemalettin Afgani ile çömezi Mısırlı Muhammed Abduh ve Mustafa Kâ- mil'in etkisi altında palazlanmış bir "Arap rönesansı" vardır. Onun hazırladığı zeminde, sonradan milliyet- çilik de, kültürel mıllıyetçılik halinde, isteklerde bulu- nacaktır. Nedir sorun aslında? Sorun, Uzakdoğu'da olduğu gibi, Avrupa'nın gücü- nü oluşturan modern bilim ve tekniği özümsemektin çünkü, geleneğin temelini, yani dil ve dini, yabancı egemenliğine karşı en iyi savunmak böyle mümkün- dür, diye düşünülür. Bunun sonucu da şu olur Islam'ı "yenileştirme ve çağdaşlaştırma" yolunda büyük bir çabaya girişılir. Reformcular, ilahıyat kadar Avrupalı modern bilim- lerin ve tarihle dinlerin de okutulduğu bir yüksek eği- tim reformu da ısterler. isterier ama, gelenekçi ve tu- tucu "u/ema"nın hırslı muhalefetiyle karşılaşıriar; ni- tekim, o ulema, toplum işlennın dinden ayrılması üs- tüne bir eser yazmış olan Şeyh Abdülrazık'ın ve 1930'da da, doğacı bir anlayışla yorumlanmış bir Ku- ran yayımlayan Şeyh Muhammed Abu Zakl'in gö- revlerine son verdınrler; Avrupa'da çıkanlmış ünlü Is- lam>4fis/Woped/s/'nınçevrilipyayımlanmasını, "güna- ha ıtiyor" deyıp yanda keserler. Bununla beraber, pek heyecanlı gençterin coşkusu, büyük kentterde kurul- muş Avrupa biçemınde okullarla üniyersıtelerın yol açtıklan ıhtiyaçlar, köhnemiş El-Ezher Ünıversitesi ile cami okullannı, egitım yöntemlerine reform getirme- ye zoriar. Ancak, atılan adımlar da olsa, yürümeyen bir şey- ler vardır; ama ona karşı bir devrimi de bekler Müslü- man dunya. Bir Afganistanlı aydın, Nedim-ül Din Bammat, 1959'da pek çarpıcı biçimde ve şöyle dile getirecektir bu gerçeği: "Islam, Batı'daki Reform'a benzerbirdin devrimi; 18. yüzyıldaki Aydınlanma'ya benzerbir fıkir ve ahlak devrimi; 19. yüzyılAvrupa'sı- nın yaşadığına benzer bir iktisadî ve sosyal devrimi bekliyor ve bunlann hepsini birden yapmakzorunda- dır bugün." • Türkiye'nin yaptığı mı? lşte bu Afganistanlı aydının özledikteridir! 1923 Dev- rimi, aslında tarihın ıstedığinı yerine getirir ve laik re- formuyla da, dinle devleti birbinnden ayınr ve dini de bireylerin vicdanlanna emanet eder. Ama Islamcı hareketın bağışlamadığı da budur! Bir süre sesini keser, yer altına iner; 1950'ye doğru da yeniden başını uzatır, önce "millîve manevfdeğer- ler" aldatmacası altında ve "mağdur" havasında se- sinı yükseltır, sonra Cumhuriyetin bütün değerierine karşı -kimi zaman ağzını da bozarak- saldınya geçer. Radikalı olsun, ılımlısı olsun, aslında aynı şeydirözle- diği: Laik Cumhuriyeti yıkmak! Hepsinin "zamir"\ bu, değişen üslûptur sadece! Pek arzu edilirdı ki, çok partıli yaşama geçildiğin- de, din, politika pazarına sürülmesin; Cumhuriyetin re- formlan tartışma konusu edilmesin, tersine, temelle- ri daha da güçlendirilsın! Türkiye'nin politikacılan bu- nu görememişlerdır ve yazık etmişlerdir ülkemıze. Bu badireyi atlatmanın yolu mu? Cumhuriyeti elbette kuru yasaklaria koruyacak de- . ğiliz. Dernokrasiden vazgecemeyiz, ama onun attın- dan laik desteğı çekecek olan her türlü tehdide de kar- şı çıkmalıyız. "Avrupa, tarikatlara savaş ilan etti" diye yazıyor gazeteler. Halkın samimi dinsel inancını -de- mokrasiden yararlanıp- sömürenler vardır; onlara kar- şı, geç de olsa bir uyanış ıçine girmiştir uygar insan- hk. Özellikle eğitimi, o çevreJerin tasallutundan kurtar- malıyız. Ama sadece din ve tarikat etkisinden değil, her türlü şoven, çağdışı, aptalca söylemlerden sıyınp akılcı ve bilimsel temeller ve yurt gerçeklen üstüne oturtmalıyız eğrtımı. Bu arada liseyi lise, üniversiteyi de üniversite yapmalıyız! Ama asıl bir şeyi, "sosyal reform"^ yapmakta ge- ciktik, daha da gecikmeyelim! Hak ettiğini alamayan emek ve alınten, gelecek kaygısından kurtulamayan halk, ne denli aptalca olursa olsun, metafiziğin ve onu allayıp pullayan şahatanlann arkasından gidecektir. Fethullah Gülen olayı, ne tek başına bir olgudur, ne de sıradan bir olay. Onun karşısına, kuru yasakla- ratakılıp kalmadan, kökü derinlere inen "topyekûn bir reform "la çıkabiliyor muyuz? Sorun, bir yerde budur; kalıcı olan da o!.. Diyarbakır HADEP'tenkiliseleri onarma girişimi ENVERSEVİŞ DfVARBAKIR- Diyarbakır'ın ilk yerleşim birimi sayılan Suriçi beldesinde, iki bin yıllık geçmişe sahıp tarihi kiliselerin kurtanlması amacıyla HADEPMi Sur belediye yönetimince hazırlanan rapor Dünya Kiliseler Birliği'ne gönderildi. Raporda. Diyarbakır'da iki bin yıldan beri varlığı bilinen 36 kiliseden 29'unun yok olduğu. 7'sinin ayakta kalabildiği ve bunlardan yalnızca 2'sinin ibadete açık olduğu belirtildi. Suriçi mn HADEP'li Belediye Başkanı Cezair Seriıu "Birlik izin verirse kiliselerin onanlması için çahşmalara başlayacağız" dedi. Suriçi Belediyesi'nin Dünya Kiliseler Birliği'ne gönderdiği raporda. gerekli önlemler alınmadığı takdirde ayakta kalabilen 7 kilisenin de tarihin karanlıklanna gömüleceğine işaret edildi. SIFIR NOKTASII ORAL ÇALIŞLAR oralcalislar(a turk.net Kaset bombardımanı altında günle- rimiz geçip gidiyor. Iş, fal açma nokta- stna kadar vardı. Yann acaba kimin ka- setini kime verecekler diye tahminler- de bulunuyoruz. Şaka bir yana, bir sü- redir TV'nin düğmesini açmaya elim varmıyor. Yayıncılık adına yapılanlann ikiyüzlülüğünü içim kaldırmıyor. Gündemimizi kendimizin belirleye- bildiği, ülkenin gelişmesine ve özgür- leşmesine hızmet edecek yeni gün- demleri öne geçirebileceğimiz bir Tür- kiye özlemi içindeyim. örneğin, bu ül- kenin hapishanelerinde binlerce insa- nımız yatıyor. Gencecik çocuklanmız saçma sapan gerekçelerle uzun hapis cezalarına çarptınlırken, eli kana bu- lanmış, ceplerinden dolarlar dökülen katiller, çeteciler egemenler olarak ka- derimizi belirleyecek etkinliklerini sür- dürüyorlar. Cezaevine geçici olarak gir- seler bile paşalar gibi yaşıyorlar. Has- tane odalarında ya günleri geçıriyoriar ya da oralardan kaçıyoriar. Cezaevleri yalnızca ölüm oruçlan, büyük olaylar oiduğu zaman hatırianı- yor. önümde bir mektup duruyor. Bu mektup, rahim kanserine yakalanmış bir kadın tutuklunun dramını anlatıyor. Hanım Baran'ın kız kardeşi Hakime Baran'ın 19 Haziran tarihli kısa mektu- bunu aynen yayımlıyoaım. Belki birile- ri okur da bir çözüm bulmak için hare- kete geçer: "Ablam Hanım Baran yaklaşık 16 ay- dır hükümlü olarak Ümraniye Ceza- evi'nde yatmakta iken 15 gün önce Bayrampaşa Cezaevi'ne nakledildi. Ablamın, cezaevindeki olumsuz koşul- lann etkisiyle, gereken tedavi ve bakı- mının yapılmaması sebebiyle, kann bölgesinin tamamını îümör kapladı. Cezaevlerinden Mektuplar... Yani rahim kanserine yakalandı. İki gün önce asker kontrolünde Çapa Hasta- nesi'ne tedavi maksatlı nakledildi. An- cak tedavisi imkânsız bir hastalığa ya- kalandığı ve ameliyat olması halinde masadan kalkmayacağı, doktor tara- fından bildirildi ve cezaevine geri gön- derildi. Ablamın cezaevinde yatması gereken süre yaklaşık 20 aydır. Bu has- talığıyla değil 20 ayı, 1-2 ayı bile ceza- evinde geçirmesi mümkün değildir. Bu yüzden acilen duruma müdahale edi- lip ablamın cezasının infazının, sağlık koşullan nedenıyle ertelenmesi gere- kir. Gereğinin yapılmasını arz ederiz." Umanz yetkililer, Hakime Baran'ın bu çağnsına olumlu yanrt veririer. Bu ara- da cezaevinden gelen başka mektup- larda ise cezaevlerine acaba yeni sal- dınlar mı düzenlenmek isteniyor endi- şesi dile getiriliyor: Ümraniye Ceza- evi'nden gelen iki mektupta bu endişe- leri görmek mümkün. Veyis Boyraz imzalı mektupta şunlar dile getiriliyor: "Adalet Bakanlığı, cezaevleri için, ve- recek ilaç paramız kalmadı diyor. Biz- lerin cezaevine tedavi olmak için girip çıktığımızı söyleyenler bile var. Gaze- teciler, böyle bir açıklamayla karşriaş- tıklannda hiç düşünmeden yayımltyor- lar. Oysa tedavi edilmeyen, ölüme terk edilen onlarca insan var hapishaneler- de. Ama bunlan anlatan yok." Ümra- niye'den gelen başka bir mektupta ise şunlar anlatıhyor "ölüm orucu sırasın- da 12 devrimcinin kanı pahasına ka- zandığımız haklar, artan baskılar ve hak gasplan ile yok sayılmaya çalışılıyor. Bu konuda basında demagojik, asılsız açıklamalar yapılıyor. 'Cezaevleri is- yancılann elinde', 'Çiftlik gibi yerlerde yaşıyorlar' türünden gülünç haberier sık sık ısıtılıp gündeme getiriliyor. Siz de bilirsiniz, yakından izlediğiniz 96 ölüm orucu öncesi ve esnasında bu gibi haberier sık sık çıkmıştı. Şu an bu- lunduğumuz Ümraniye Hapishane- si'nde bu politikalar hayata geçmeye başladı. Mahkemeye gidişler komik gerekçelerle engelleniyor. Gidiş geliş- lerde jandarma saldınsı hiç bitmiyor. Bu nedenle yeni hastalıklar ortaya çı- kıyor. ölüm orucu sırasında sakat ka- lan birçok arkadaşımızın tedavisi en- gelleniyor. En son TİKB davasından Uğur Gündoğan, tedavisi geciktirildi- ğı için yaşamını yitirdi. Ziyaretlerde ai- lelerimiz, onurlannı kıracak şekilde bir aramayla yüz yüze geliyoıiar. Askerier tarafından tehdit edilip, ziyaret sonra- sı gözaltına alınıyoriar. Son zamanlar- da cezaevleri kalabalıklaştı. Idare, bi- linçli olarak boş koğuş açmayarak, tu- tuklananlan yeni açılan ve hücre siste- mi şeklinde inşa edilen Yakacık Hapis- hanesi'ne götürmek için zemin hazır- lıyor. Bu konudaki tepkimiz ise başına 'Umraniye'de isyan' şeklinde yansıtıl- dı. Mektubuma cevap yazmanızı bek- liyorum." İkinci mektubun sahibinin adı ne yazık ki yalnızca zarfın üzerinde ol- duğu için ve zarfı saklamadığımdan kayboldu. Bunca kavga gürültü arasında, bu ülkenin hapishanelerinde binlerce insa- nımızın yattığını da unutmamak gere- kiyor. Onların dertleri de bu ülkenin dertleri. Kulak verelim.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog