Bugünden 1930'a 5,504,180 adet makale



Katalog


«
»

17 HAZİRAN 1999 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA JvUJLJ. U l i . kultur@cumhuriyet.com.tr 15 Viyolonselci Ralph Kirshbaum ve piyanist Peter Frankl 27 yıldır birlikte çalışıyor 'IstanbuPa gelmek bir ayrıcabk'FECtR ALPTEKİN 27. Uluslararası Istanbul Müzik Fes- tivali pazartesi ak- şamı Aya lrini Mü- zesi'nde yine çok önemli iki sanatçı- yı ağırladı: Viyo- lonselci Ralph Kirshbaum ve piyanist Peter Frankl. Verdikleri konserde Mendelssohn, Schubert ve Brahms'ın yapıtlannı seslendiren Kirshbaum ve Frankl. 27 yıldır ortak çalışmalannı sürdürüyorlar. Oda müziği, solo konserleri ve kayıtlanyla seç- kin bir kariyere sahip olan ve 1988 yılında RNCM Manchester Uluslararası Viyolonsel Festivali'ni kuran Kirshbaum, bugün dünyanın en üst düzey- deki viyolonselcileri arasında gösteriliyor. Derin kavrama yeteneğiyle tarunan Frankl da, çağımızın en önemli piyanistlerinden biri olarak nitelenmek- te. Kirshbaum ve Frankl'la müzik kariyederi, oda müziği ve festivaller üzerine konuştuk. - Müzikal geçmişinizi ve aldığmız egitimi kısaca anlanr mısınız? FRANKL- Ben Budapeşte'dedoğdum. Annem ve babam profesyonel müzisyen değıllerdı, ama pı- yano çalıyorlardı. Onlan dinleyerek büyüdüm ve beş yaşında ben de piyano çalmaya başladım. Bu- dapeşte Müzik Akademisi'nde öğrenim gördüm. 16-17 yaşlanndayken uluslararası yanşmalara ka- tılıyordum. Sonra Macaristan dışına çıkmam ge- rektiğine karar verdim ve Paris'e gittim. 1961'den bu yana da Londra"da yaşıyorum. Teksas, önemli bir deneyim sagladı KİRSHBAUM - Ben Budapeşte'den çok uzak- ta, Teksas'ta küçük bir kasabada büyüdüm. Annem ve babam profesyonel müzisyendi, yani müzik hep ailenin içindeydi. Çok küçük yaşlarda keman çal- maya başladım; benim için bir oyuncaktan farkı yok- tu. Babam ciddi anlamda müzik eğitimimi üstlen- diğinde altı yaşındaydım. Bana gösterdiği en bü- yük enstrümanı seçtim. Okul yıllarım boyunca hem tenis oynadım hem de harika hocalarla viyo- lonsel çalışmayı sürdürdüm. Yükseköğrenimimi Ya- le Üniversitesi 'nde tamamladıktan sonra ben de Pa- ris'e gittim. Orada geçirdiğim dört yılın ardından da 1971 yılında Londra'ya yerleştim. - Teksas ile klasik müziği yan yana koymakta güçlük çekiyor insan_ Peki Teksas'ta büyümek bir & yorumcu olarak sizi nasıl etkiledi? KİRSHBAUM -Teksas deyince insanlann aklı- na kovboylar ve silahlar geliyor. Teksas'ın 'Vahşi Ban' tanımına uyan bir yanı olduğu doğru; ama ta- rihi çok eskilere dayanan senfoni orkestralannın bu- lunduğu bir kültür alanının varlığı da yadsınamaz. Örneğin Dallas ve Houston Senfoni orkestralan >olo konserlerde sanatçı kendini daha fazla dinlemek zorundadır ve çok yüksek özgüven gerektirir. Oda müziğinde ise sanatçılar öncelikle birbirlerini dinler, saygı gösterirler. Burada karşılıklı alışveriş vardır. Oda müziği, müziğin en görkemli yorumunu yaratır. (Foto&raf: KUBILAY TÜNTÜL) ABD'nın en iyilerindendir. Teksas'ta müzeleriy- le, tiyatrolanyla bir kültür ve sanat geleneği var- dır. Burada büyümenin beni nasıl etkilediğine ge- lince, sanınmbiraz'vahşice'çaliyorum... Şakabir yana, Teksas'ta çok farklı kesimlerden insanlann arasında bulunmak bana önemli bir deneyim sağ- ladı. Dünyayı dolaşıyorum ve yeni insanlarla ile- tişim kurmakta hiç güçlük çekmiyorum. - Göstermek zorunda olduğunuz performans ba- kımmdan, oda müziği ve solo konserlerarasında na- sıl bir fark var sizce? KİRSHBAUM - Yaşadığımız iki ayn deneyimin birbirlerini beslediğine inanıyorum. Aralanndaki farka gelince, solo konserlerde sanatçı kendini da- ha fazla dinlemek zorundadır ve solo konserler çok yüksek özgüven gerektirir. Oda müziğinde ise sanatçılar öncelikle birbirlerini dinler, birbirlerine saygı gösterirler. Burada kendi görüşlerine inan- manın ötesinde karşılıklı bir ahşveriş vardır. Oda müziği. müziğin en görkemli yorumunu yaratır. FRANKL - Solo konserlerin önemi tabii ki bü- yük, ama oda müziğinde sanatçılann farklı görüş- leri birbirini çok güzel besliyor. Bu farklı görüş ve yaklaşımlar bir bütün haline geldiği zaman oda müziğinin en verimli yönü çıkıyor ortaya. 'Viyolonsele çok az yer veriüyor' - Sayın Kirshbaum, kurucusu oMuğunuz RNCM Viyolonsel Festivali'nin Manchester için taşıdığı önemi değerlendirir misiniz? KİRSHBAUM - Ben, büyük viyolonsel ustala- nnın anısına ve onuruna böyle bir etkinlik gerçek- leştirmeye karar verdim ve festival 1988 yılında baş- ladı. Uk zamanlarda birkaç arkadaş bir araya gele- rek yürütüyorduk festivali, ama her geçen yıl bi- raz daha büyüdü. Festivale bugün dünyanın her yerinden sanatçılar ve çoğunluğunu gençlerin oluş- turduğu geniş bir izleyici kitlesi konuk oluyor, hep birlikte müziği paylaşıyorlar. İki yılda bir ve beş günlüğüne de olsa viyolonsel dünyası için mükem- mel bir buluşma biçimi bu. RNCM'nın Manches- ter için önemi büyük. yarattığı atmosfer ise büyü- lü. FRANKL-Ben ilk yılında katıldım festivale; or- tam gerçekten çok keyifliydi. Ancak bu keyfin de ötesinde bence festivalin en yararlı yanı, viyolon- seli müzikal panoramada ön plana çıkarmayı ba- şarması. Ne yazık ki birçok orkestranın yıllık prog- ramlannda viyolonsele çok az yer verildiğiıii gö- rüyoruz. - İstanbul Müzik Festivali hakkında ne düşünü- yorsunuz? FRANKL-Oluşum sürecini tamamlamış ve us- taca düzenlenmiş bir festival. Programda çok çe- şitli alanlardan ve çok önemli sanatçılar yer alıyor. KİRSHBAUM - Klasik müzik adına bir kutla- ma duygusu var festivalde. Artık sanatçılar için İs- tanbul Müzik Festivali'ne katılmak bir ayncalık. 58 sanat örgütü, ortak açıklamayla sanata yönelik tehdit edici gelişmelere dikkat çekti -Yaratı özgüriüğügüvence altına ahnmah 9 Kültür Servisi - İstanbul Kül- tür ve Sanat Vakfı. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği, PEN Yazarlar Derneği, Türkiye Ya- zarlar Sendikası, Tiyatro Oyun- culan Derneği, Tiyatro Vakfı Gi- rişim Komitesi, Tiyatro Eleştir- menleri Birliği ve Çağdaş Sine- ma Oyunculan Derneği'nin de aralannda bulunduğu 58 sanat örgütü, sanat özgürlüğüne yöne- lik tehdit edici gelişmelere dik- kat çekmek amacıyla dün Gala- tasaray Postanesı'nin önünde or- tak bir basın açıklaması yaptılar. Son dönemde, Tiyatro Stüd- yosu tarafından Ahmet Leven- doğlunun yorumuyla sahnele- nen 'Bagia Şu lşi' adlı oyunun Tarsus'ta karşılaştığı saldırgan tutum ve 11. Uluslararası İstan- bul Tiyatro Festivali'nin açılış oyunu olan, Katalan topluluk La Fura Dels Baus'un sahnelediği 'Faust Sürüm 3.0'a karşı bazı medya kuruluşlannın gösterdıği kışkırtıcı tutum sonucu böyle bir basın açıklaması yapma gereği hissettiklerini belirten sanat ör- gütleri temsilcileri, açıklamanın ardından Cumhurbaşkanı Süley- man DemireL Başbakan Bülent Ecevft. TBMM Başkanı Yıkhrun Akbuhıfun da aralannda bulun- duğu devlet ve hükümet yetkili- lerine ve siyasi partilerin genel başkanlanna birer mektup gön- derdiler. Açıklama. Orhan Alka\a, Ay- şe Silrvri, Kerem Kurdoğlu, Tarik Akan, Ahmet Levendoğiu, HaJ- dun Dormen, Dikmen Güriin, Rutkay Aziz,Göksei Kortay;Men- deres Samancılar. Nadi Güler, Cüneyt TüreL, Işıl Kasapoğlu ve Sanatçılar açıklamayı, devlet, hükümet yetkililerine ve siyasi parti genel başkanlanna gönderdiler. ( F c û: .ıflar: UĞUR DEMİR) Genco Erkal gibi ısimlerin katı- lımıyla gerçekleşti. Aşağıda siz- lere, Orhan Alkaya'nın durumu özetleyen kısa konuşmasının ar- dından Rutkay Aziz tarafından okunan basın açıklamasının tam metnini sunuyoruz: Türkiye özgürlüklere layıkfar Yaratı özgürlüğü, bireyleri ve onlann oluşturduğu toplumlan donanımlı kılacak olan başlıca yaşama imkânımızdır. Insanlık tarihi boyu, siyasal er- ki elinde bulunduran kimi yöne- ticilerin, yaratı özgürlüğünübas- kı altında tutmaya yönelik giri- şımleri, ne mutlu ki. geleceğe doğru yönelen yaratıcı atılımla- nn önünü kesmeyi başaramamış- tır. Kültürleri buluşturan zengin, çoğulcu ülkemiz coğrafyası da. sayısız olumsuzluklar yaşaması- na karşın bugününü savunacak, geleceğin çocuklanna geçmişin mirasını aktaracak yollan bula- geldi. Hayatı ve insanoğlunun var ol- ma serüvenini derinlemesine bir yetkinlikle araştıran ve zamanlar boyu insan yetilerini zenginleş- tiren tiyatro sanatı, temelindeki özgürlük kavramını insanlann özgürleşmesi amacına hizmet- kâr kılmıştır. Bugün her insanın sonsuzca yararlanabileceği bu özgürleşme imkânının karşısına çıkartılacak engelleyici tutum- lar, tiyatro sanatıyla bütünlenen insan değerlerini de yoksullaştı- racaktır. Sanatın özgürleşmesi yolunda büyük adımlar atdan yirminci yüzyılm ikinci yansında, ülke- mizin önünü tıkayan. yaratıcı uf- ku perdeleyen siyasal baskılar ve çağın gelışimine direnen engel- leyici yasalar. elbette geleceğe olan inancımızı karartmıyor. Ancak. bugün gene kaygılıyız. Sanatsal ifade yollanna ve yara- tıcı zenginliğe, şaşkınlık verici bir tahammülsüzlük ve hoşgörü- süzlükle direnen birileri. Tarsus'ta "görevsrfanan"nın arkasında du- rarak, yaşayan yazarlann en bü- yüklerinden David Mamet'in "Bağla Şu lşi" oyununa ve ülke- mizin saygın tiyatro toplulukla- nndan Tiyatro Stüdyosu'na kar- şı aynntısı basına yansıyan sal- dırgan bir tutum içine girmiştir. Buradaki çarpıcı bir çelişki de, Ti- yatro Stüdyosu'nun. kuruluşun- dan bu yana ve söz konusu oyun- la, en üst düzeyde devlet desteği alan bir topluluk olmasıdır. Dünyadaki saygınlığı tarhşıl- maz, 11. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali'nin açılış oyu- nu olan, ünlü Katalan topluluk La Fura Dels Baus'un "FaustSü- rüm 3.0" oyununa karşı, bazı medya kuruluşlannın kışkırtıcı tutumu ve ardından yaşanan ya- sal takip de, kaygımızı ne yazık ki arttırmaktadır. Her iki üzücü gelişmeyi bu- luşturan dayatmacı ve çarpık ah- lak anlayışının tartışılmasını bir yana bıraksak da, yaşanan olum- suzluklar karşısında, yalnız bu- günümüzü değil, bin yılın kapı ağ- zındaki ülkemizi de savunmak durumundayız. Elbette, bu olumsuz gelişme- ler karşısında oluşan toplumsal tepki ve birçok basın yayın ku- ruluşunun kınayıcı tutumu hepi- mizi güçlü kılıyor. Inancımız odur ki, sanatın ve bilimin serpilip boy attığı çoğul- cu, özgürlükçü Türkiye'yi, dün- ya toplumundan esirgememiz için, hiçbir haklı neden yoktur ve bulunamaz. Türkiye özgürlüklere layıktır. Biz aşağıda imzası olan sanat kuruluşlan, anayasal bir hak olan yaratı özgürlüğünün yalnız söz- de değil, uygulamada da güven- ce altına ahnmasmı talep ediyo- ruz. Başta Polis Vazife ve Selahi- yetleri Kanunu'ndaki sanatçı onu- runu aşağılamaya yol açan mad- delerin kaldınlması; yöneticile- re keyfı uygulama alanı tanıyan yasal boşluklann giderilmesi; ka- dük kalmış yasa maddelerinin ayıklanması, bu konuda atılacak ilk adımlardır. Unutmamalıdırki, yetki ve yet- kenin kötüye kullanımı yoluyla güç istismanna karşı siyasal er- kin sessiz kalması, toplumda de- rin bir güvensizlik duygusu oluş- turacak, bütünlükten yoksun bir ülke görünümüne yol açacaktır. Bilinir; insanlık tarihi, ahlak jandarmalığına heves eden, top- lumsal ahlak kavramını tekçi bir anlayışla yorumlayan zorbalann oluşturduğu derin karanlıklarla defalarca yüzleşti. Toplumsal zenginliğin değe- rini yadsıyan, dayatmacı, baskı- a zihniyet hepimize bir deli göm- leği yakıştınrken sessiz kalmak. gelecekte o deli gömleğine talip olmak anlamına gelebilir. Aynı gökyüzü altında yaşıyo- ruz. Farklıhklanrruzlazenginleş- mekten korkmayalım. Aruk in- san insanın kurdu olmasın. Bir- likte yaşamanın ve paylaşmanın tarihine tanıklık etmiş bu toprak- larda güzellikleT boy atsın, alal ve fikir serpilip gökyüzüne ulaşsın. Spielberg ve Hanks'in televizyon çıkarması Yönetmen Steven Spielberg Kültür Servisi - Steven Spielberg \e Tom Hanks. Er Ryan'ı Kurtarmak adlı filmin kazandığı başannın ardmdan, yi- ne tkinci Dünya Savaşı'nı konu alan 13 bölümlük bir televizyon dizisi çekecek. Projenin maliyeti 50 milyon pound. Çekimleri 1 yıldan fazla sürecek olan ve Amerikalılann Normandiya'ya yap- tıklan çıkarmada görev alan birgrup pa- raşütçü askerin yaşamını anlatacak olan Band of Brothers'ın savaş sahneleri, Er Ryan'ı Kurtarmak'taki sahnelere ben- zeyecek. Dizi, Er Ryan'ı Kurtarmak fil- minin danışmanı olan tarihçi Stephen Ambrose'un kitabından uyarlanıyor. 147 paraşütçü askerin temel eğitimk- rinden savaşın gerçekliğine kadar ılerle- yen yaşamlannın konu edileceği filmde, 506. Tugay Komutanhğı 101. Bölük as- kerlerinin Normandiya çıkarmasında Fransa'ya inmeleri. Dachau toplama kampındaki esirlerin özgür bırakılması da anl atılacak. Filmin çekimbölgesi konusunda ise ln- giltere ve İrlanda arasında bir çekişme ya- şanıyorşu sıralarda. Spielberg, Er Ryan'ı Kurtarmak'ın sahil çıkarmalannın yer al- dığı bölümlerinin bir kısmını İrlanda'da gerçekleştirmişti. O dönemde Ingilte- re Savunma Bakanlığı fazla 2 bin bö- lük vermeyi kabul etmemişti. Band of Brothers için de fazladan bölüğe ihtiyaç duyulacağından Turizm ve Tanıhna Bakanlığı Sekreteri ve Sa\unma Bakanı Doug Henderson ile görüş- me yapıldı. Ingil- tere Film Komis- yonu'ndan edini- lenbilgiyegörege- rekli olduğu takdir- de İngiliz ordulan Tom Hanks film çekimlerine yardımcı olacak. Çekim- ler için aynca irlanda da destek verecek. Spielberg, bü>1ik başanlarkazanan Er Ryan'ı Kurtarmak'ın çekimle- rinde Hertfordshire'daki bir ha\'aalanını kullan- mıştı. Hertfordshire film bağlantısı yetki- lisi RogerHarrap, bu film için en iyi çekim bölgesinin Ingiltere ol- duğunu söylüyor. J -»? Önümüzdeki bahar çekimlerine başlanacak olan dizinin yapımcılı- ğını ve yönetmenliğini Tom Hanks ve Steven Spielberg üstlenecek. Ancak Tom Hanks'in bu dizide rol alıp alma- yacağı henüz bilinmiyor. Dizinin öncelikle Ingiltere'de gösteril- mesi bekleniyor. Amerika ve Alpler'de de çekilecek olan filmin çekimlerinin kolay tamamlanabilmesi için Avrupa'da tek bir bölgeden yararlanılması düşünü- lüyor. Dizinin çekimleri için öneri götü- ren Amerikan televizyon ağı HBO, Irlan- da ve Ingiltere film komisyonlanyla gö- rüşerek filmin çekim bölgesine karar ve- recek. Ingiltere Film Komisyonu proje konu- sunda endişeli. Ingiltere'de son yülarda fılmlere yapılan yatınm yüzde 15 oranın- da düştü. irlanda Film Komisyonu ise hem paralannın değerinin düşük olma- sı hem de yabancı oyuncular için sağla- dığı vergi kolaylıklanyla Amerika'nın ilgisini çekeceğe benziyor. Ingiltere ve İrlanda arasındaki bu yanşa rağmen In- giltere-lrlanda ortaklığının en iyi yol ol- duğuna inanılıyor. ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Okuyan Gençliğe Açık Mektup (IV) Sevgili okuyan gençler, Bu, size sondan bir önceki mektubum. Bun- dan önceki mektuplanmın ağırlık noktası. içinde bulunduğunuz durumu çözümleme noktasında toplanmıştı. Şimdi, mektuplarımın sonuna yak- laştığım şu sırada ise artık sizin neler yapabile- ceğinizden söz etmemiz gerekiyor. Çünkü bütün bu mektupların amacı, kesinlikle sizi karamsar- lığa sürüklemek, "yapacağınız bir şey yok" gibi bir hava yaratmak degildi. Yapabileceğiniz çok şey var. Dahası, bütün yakındıklarınız, bundan böyle ancak siz bir şeyler yapmaya karar verirseniz or- tadan kalkabilir. Birkaç yıl önce düzenlenen bir anketin sonuçlanna göre, Türk gençliğinin yüz- de seksene yakın bir bölümü, ülkesinin gelece- ğini karanlık görüyordu; bu yüzde seksenin bü- yük bir bölümü ise kendigeleceğini aydınlık gör- mekteydi! Doğru çözümlere ancak ve ancak doğru çıkış noktalanndan vanlabilir. Onun için sizler de işe belki herşeyden önceyukandaki anketin sonuç- lannı bundan böyle uygulamada değiştirmekte baş- lamaJısınız. Dahadoğrusu, ülkesinin karanlık gör- düğü geleceğine kendine aydınlık bir yer bulabi- leceğine inananlar, kendilerini her şeyden önce bu büyük yanılgıdan kurtarmalılar. Bir gemi su alı- yorsa eğer, kimilerinin gemıyi kurtarmak için ge- reklı önlemleri düşünmeksizin yalnız kendi kur- tuluşlannın peşine düşmeleri, hayatta kalmalan- nı bir kumarriskinebağlamaktan başka bir şey değildir. Oysa düşünen insan, bütün bir gelece- ğinin zeminini asla bir kumar masasıyla özdeş- leştiremez. Sevgili llhan Selçuk, hiç unutamadığım bir söyleşimizde. bu ülkede ve bu koşullarda işe ne- reden başlamak gerektiği tartışılırken "Belki de 1920'lerden..." yanıtını vermişti; söylemek iste- diği, elbette 1920'lere geri dönülmesi gerektiği değildi. Sadece o zamanlarki nıhun anımsan- masını istemişti. Peki hangi o zamanlar? Nesnel bakış açısından hiçbir şeyi kurtarmanın olanak- lı görünmediği o yıllar. Ama bildiğiniz gibi, o yıl- lann insanlan Mustafa Kemal'in öncülüğündeyal- nızca bir şeyleri kurtarmakla yetinmeyip bir dev- let kurdular. Işte llhan Selçuk'un vurgulamak istediği de buydu: En olumsuz koşullarda bile, olumsuzluk- lan saptamakla yetinmek yerine böyle bir konu- mun üstesinden hangi njhla ve hangi donanım- la gelinebileceği üzerinde düşünmek. Bu mektuplara başladığım günden bu yana gerek yurtiçinden, gerekse yurtdışından çok sa- yıda yanıt aldım. Hemen hepsi de gençlerden ge- len bu içten yazıların çoğunda "Haklısınızama..." diye söze başlandıktan sonra ülkenin ve gençli- ğinin yaşadığı olumsuz koşullar sayılıyor, ardın- dan da -satır aralannda ya da açıkça- şöyle bir soru soruluyordu: "Bu koşullarda ne bekleyebi- lir, ne yapabiliriz ki?" Işte, sevgili gençler, bu noktada yukarıdaki so- ruya ben de bir soru ile karşılık vermek istiyorum: llhan Selçuk'un sözünü ettiği dönemde, yani yir- mili yılların başında yola çıkan kurtarıcılar, sizin sorduğunuz türden bir soruyu çıkış noktası alsa- lardı, yeni bir devletin kurucusu olabilirler miydi? Elbette ki hayır! Çünkü olumsuzluklan saptamak, ancak gerçekçi bir bakış açısı kazanma amacıy- la yapıldığı takdirde yararlı olabilir, yoksa bir ka- ramsahık duvan örmek amacıyla değil. Kaldı ki bugün sizin içinde yaşadığınız koşul- lar, çok farklı. O günlerin idealist insanlarının te- mel kaygıları önce çöken bir devletin yerine bir yenisini kurmak, ardından da yeni devieti ayak- ta tutup çağdaş uygarlık düzeyine vardıracak ku- rumları oluşturmaktı. Bugün ise sizin bir cumhu- riyetiniz var ve bu cumhuriyet, işletildiği takdir- de, çağdaşlık düzeyini yakalamaya elverişli he- men bütün kurumlara da sahip. Öte yandan sizler, bir başka yönden, bilgilen- me olanaklan bakımından da cumhuriyetin ilk kuşaklarına göre karşılaştırılamayacak ölçüde zenginsiniz. O kuşaklar, yeni bir devletin kuruluş aşamasının hemen ardından, çağdaş uygarlığın koşul kıldığı bilgi kaynaklannı da ülkeye getir- mek gibi dev bir çabayı üstlenmek zorunda kal- mışlardı. Oysa şimdi sizler, bilgilenme bağlamın- da yalnızca kitaplarla da sınırlı olmayıp, istediği- niz takdirde, sonsuz bir bilgi hazinesini, dünya- nın her yanında üretilen bilgileri, Intemet aracılı- ğıyla sizi saran atmosferden edinebilecek ko- numdasınız - gelgelelim bugünkü yaygın uygu- lamada olduğu gibi, Internet denilen o tüken- mez kaynağı birincil olarak bilgilenme amacıyla değil, oyun ve anlamsız gevezelikler amacıyla kullanıyorsanız, yalnızlıklannızı gidermenin çare- sini kafanızda size her yalnızlığınızda sadık bir eş- likçi olabilecek zenginlikte bir dünya yaratmak ye- rine, türlü oyunlar ve boş gevezelikler aracılığıy- la bilgisayar başında vakit öldürmekte anyor- sanız, böyle bir davranışın sorumluluğunu için- de yaşadığınız hiçbir koşula yükleyemezsiniz! Son mektupta buluşmak üzere. e-posta:ahmetcemal(a superonline.com BUGUN • BORUSAN KÜLTÜR \ T SANAT MERKEZİ'nde saat 18.30'da Eh-an Aracf nın katılacağı 'Caz Empro%iz>onunda Modern Anlayış' başlıklı söyleşi gerçekleştirilecek. (292 06 55) • İFSAK ta saat 19.30'da Bünyad ENnç'in 'Işığa Saygı' başlıklı dia gösterisi izlenebilir. (292 42 01) • DULCİNEA da saat 20.30'da Sinan Bökesoy ve Mahmut Yalay'ın 'Canlı Bilgisayar Müziği' adlı performans gösterisi izlenebilir. (245 10 71) 27. ULUSLARARASI İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ BUGÜN • Galina Gorchakova'nın piyanist Larissa Gergieva eşliğindeki şan resitali saat 19.30'da Aya lrini Müzesi'nde yer alacak. YARIN • Burhan Öçal & İstanbul On^ntal Toplulugu saat 19.30'da Aya lrini Müzesi'nde izlenebilir. • Peter Schaufuss Balesi'nin sunacağı 'Kuğu Gölü', saat 21.3O'da Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon'da görülebilir.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog