Bugünden 1930'a 5,492,155 adet makale



Katalog


«
»

10 HAZİRAN 1999 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 UYCARLIKLARIN İZİNDE OKTAY EKİNCİ Cumhuriyet devriminin eğitim binalan 'ulusal kültür mirası' olarak tescil edilecek Köy Enstitiileri konımaya almıyor Gururlu binaların onurlu mimarları Köy Enstitüsü binalannın çoğu "mimari proje yanşmaianyta" elde edilmiş tasanmlarla ınşa edıldıler. Bugün birçok kamu binasınm "pro- je müeflifî" bile bilinemezkert. Köy Enstitiileri, "mimarlarryia'' birlikte kültür tarihimize geçtiler. Işte cum- huriyet devriminin aydınlanmaokul- lannın listesi ve saptanabilen mimar- lan: 1. Malatya-Akçadağ Köy Enstitü- sü: Y. Mimar Ahsen Vapanar 2. Samsun-Akpınar Köy Enstitüsü: Y. Mimar Leyla A. Turgut 3. Antalya, Aksu Köy Enstitüsü: Y. Mimar Asım Mutiu 4. Izmit Arifıye Köy Enstitüsü: Y. Mimar Recai Akçay 5. Trabzon, Beşikdüzü Köy Ensti- tüsü: Y. Mimar Ahsen Yapanar 6. Kars. Cılavuz Köy Enstitüsü: - 7. Eskişehir, Çifteler Köy Enstitü- sü: Y. Mimar Emln Onat, Leman Tomsu 8. Diyarbakır, Dicle Köy Enstitü- sü: - 9. Adana. Düziçi Köy Enstitüsü: Y. Mimar Recai Akçay 10. Van, Emis Köy Enstitüsü: - 11. Kastamonu, Gölköy Köy Ens- titüsü: Y. Mimar Asım Mutlu 12. Isparta, Gönen Köy Enstitüsü: Y. Mimar Celal Biçer 13. Ankara, Hasanoğlan Köy Ens- titüsü: Y. Mimar Kemai Ahmet Aru, Orhan Arda, Adnan KuruyazKL. 14.Konya, Ivriz Köy Enstitüsü: Y. Mimar Mukbü Gündoğan, Eyüp Asım Kömürcüoğhı, Emin Necip L'zman 15. Kırklareli, Kepirtepe Köy Ens- titüsü: Y. Mimar Emin Onat, Leman Tomsu 16. Izmir, Kızılçullu Köy Enstitü- sü: - 17. Aydın, Ortaklar Köy Enstitüsü: Y. Mimar Mualla Eyüpoğlu 18.Erzurum. Pulur Köy Enstitüsü: Y. Mimar Mualla Eyüpoğlu 19. Kayseri, Pazarören Köy Ensti- tüsü: Y. Mimar Ahsen Yapanar 20. Balıkesir, Savaştepe Köy E&* 0 titüsürY. MimarTahirTuğ ' 21.Srvas. Yıldızeli KÖy Enstitüsü: Y. Mimar Emin Necip Uzman, Y. Mü- hendis Mukbil Gündoğan. Y. Mimar Eyüp Asım Kömürcüoğlu. • Yük. Mimar Yıldız Keskin'in ÎTÜ'deki tez çalışmasını Kültür Bakanlığı'na sunan Mimarlar Odası, bu çahşmada belgelenen ve derlenen Köy Enstitüleri binalannın 'toplumsal değer' olarak koruma altına alınmasını önerdi... Kars-CUavuz Köy Enstitüsü ve çevresinin 1940'h yıllara ait bir fotoğrafi. (Cumhuriyet arşivi) Cumhuriyet Devrimi'nin eğitim alanındakı en önemli gırişimi olan *Köy Enstitüleri"', özellikle son zamanlarda "değeri daha çok kavrandan" bir uy- garlık projesi olarak geçmişte kaldı. Yurt düzeyinde Anadolu insanına "aydınlanmayı" taşıyan ve okuması yazması bile olmayan bir toplumdan "düşünen, tartışan, tasariayan ve yara- tan" aydın v e çagdaş insanlar yetişme- sinde ınanılmaz başanlara imza atan Köy Enstitüleri, bugün bile ayrtı er- demlere kavuşmak isteyen birçok ülke- dekı eğitımciler tarafından "20. yüzyı- lın en değerli deneyimi" olarak araştır- ma konusu yapılıyor. Bizde ise bazı duyarh çabalann dı- şında, Köy Enstitüleri "nin sadece "ta- rihtekalmasr ve eğitim politikalannm belirlenmesınde "asla esin kaynağı oJ- mamasr için neredeyse özel bir gay- ret gösterilıyor. O kadarki örneğin Ana- dolu'nun birçok kentinde ardı ardına ku- rulan ve bilimsel eğitim yerine "siya- sal kadrolaşmalann" yuvası haline ge- len kimi üniversıtelerde bile Köy Ens- titüleri "ndeki "yörenin kalkınmasuia ve kültür yaşamına destek" şeklinde özetlenebılecek "yerelsorumlulukan- layışı" hemen hiç yok. Kentler ve böl- ge insanları sayısız sorun içınde kıvra- nıp çözüm içın "bilgi" ve "bilimsel des- tek" ararlarken. yanı başlanndakı üni- versiteler kendı siyasal dünyalanna ka- panmışlar. başlannı çevirip o kente ve o yöre insanlanna bakmıyorlarbile... Aydınlanmanın "filmT '• • Yaklaşık 15 bin "aydtnlaıunacıeğit- meni" 1935'ten 1946'yadek lOyılgi- bi kısa bir sürede yetiştirerek Cumhu- nyet devriminin kültür alt yapısını ör- gütleyen Köy Enstitüleri için devlet \ e hükümetler "vefasız tutumlaruu" sür- düredursunlar. ikı gönüllü girişim bu Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücei(sağdan ikinci), bir Köy Enstitüsü inşaatmı mimariarla birlikte denederken. (Cumhuriyet arşivi) "ulusal mirasın" unutulmaması yönün- de anlamh çabalar içinde. BirincisUO saatlik "belgeselfilnrça- lışması. Ahmet Soner'ın önderliğinde hazırlıklan süren fılme destek olmak is- teyen Köy Enstitüsü mezunlannın ve oıilann yakınlannm 0212/ 244 42 39 no'lu telefonla bu proje ekibine ulaş- malan çok yararlı olacak. Köy Ensti- tüleri belgeselinin aynntılan hakkın- daki bilgileri de ilerleyen günlerde Cum- huriyet okurlanna duyuracağız... İkinci girişim ise Mimarlar Oda- sı'nın başvurusu üzenne Kültür Ba- kankğı'nca baslatılıyor. İTU Fen Bilimleri Enstitüsü'nde Prof.Dr. Atilla Yücel'in danışmanlığı altında yük. Mimar Yıldız Keskin tara- fından gerçekleştirilen bir tez çalışma- sını referans olarak bakanlığa ileten Mimarlar Odası, aynı çahşmada ince- leme konusu yapılan "Köy Enstitüsü bi- nalanmn" 2863 Sayılı Kültür ve Tabi- at Varlıklannı Koruma Kanunu kapsa- mında bırer "kültürmirası'' olarak "ko- rumaya alınmasınr önerdi. Kültür ve Tabiat Varlıklannı Koruma Genel Mü- dürlüğü'nce de "olumlu" karşılanan bu öneriye ilk bilimsel hazırlığı sağla- yan Yıldız Keskin'in araştırmalan da aynı yasadaki "tespif(saptama) aşa- masının başlangıcını oluşturmak üze- re dosya halinde bakanlığa teslim edil- dı... "Devrim mimarisi*' örnekieri "Devrim Mimarisi Olarak Köy Ens- titüleri: Devrim MimarisininOntotoji- sine Giriş" başlığını taşıyan doktora çalışmasında, Kırklareü'den (Kepirte- pe) Kars'a (Cilavuz) kadar yurdun he- men tüm bölgelerine yayılan 21 Köy Enstitüsü'nün "binalan" hem mimari açıdan, hem de "yapınş yöntemleri ve tasanmflkeleri"açısından irdeleniyor. Bırçoğu bugün de ayakta olan ve de- ğişik ışlevlerle kullanılan bu binalann "devrim sürecinin eğitim amaçh yapı- lara ve ekle editiş koşullanna gösterdi- ğjazeni" simgelediğine dikkat çeken Yıl- dız Keskin. tez çalışmasının kapsamlı bir "aydınlanma projesine" dönüşme- sini sağlayacak "koruma guişüni" ko- nusunda da şu değerlendirmeyi yapı- yor: "Büyük çoğunluğu yanşmalar ile elde edilen ve kendine özgü mimari ve kültürel değerlere sahip olan bu eğitim kuruluşlannın binalannın tescil edile- rek korunmasL yalnız eğitim tarihimiz açısından değil cumhuriyet dönemi mi- marhk tarihi açısından da anlamh ola- cakür." Geniş bir özeti Mimarlık dergisinin "Cumhuriyet'in 75. yılı çalışmalanna" ağırlık verilen 284. sayısında da ya- yımlanan Köy Enstitüleri binalanyla ilgili tüm bu saptamalar, koruma yasa- sı gereğince öncelikle Kültür Bakanlı- ğı'nın "tespit" çalışmalanna ışık tuta- cak. Bu çalışmalar daha sonra değişik kentlerimızdeki "Böige Koruma Ku- ruDarma" iletılerek, yetkili olduklan yö- relerde bulunan Köy Enstitüsü binala- nnın "korunması gerekli kültür varb- ğı" ve "tarihsel değerier" olarak tescil edilmeleri süreci başlayacak. Böylece Türkiye'nın 20. yüzyıldaki "yüz ala" olan Cumhuriyet dönemi girişimlerin- den en önemlisine ait "mimari belge- ler", 2000'li yıllara da döneminin coş- kusunu ve "unMâarnu" taşırmş ola- caklar... Bu kampanyaya da destek olmak is- teyenlerin, Köy Enstitüleri'nin özellik- le "binalanıun yapıbşryla*' ilgili anıla- ra ait bilgi ve belgeleri iletmelerini bek- liyoruz... Sanatın 'aydınlanma doktoru'Mimar Sinan Cniversitesi (MSÜ) Senato- su"nun oybirlığiyle aldıgı kararla 2 Haziran 1999 günü llhan Selçuk'a verilen "Onursal Doktora'' unvanının temelınde, iki insanlık erdeminın "ta- rihsel buluşmasT var. "Sanaön" \e "devrimci- liğuı". ınsanoğlunun hünerli ellen ve yaratıcı ak- lıyla uygarlık tanhıne kazandırdığı "a>dmlanraa" sürecindeki o müthış ve coşkulu buluşmalan.. MSÜ Oditoryumu'ndaki törende de ışte bu coş- kulu kucaklaşmanın duyeulu anlan yaşanıvor- du. 1883 yılmda kurulan "Sanajvi Nefise Mek- tebi", yakın yıllara dek Cumhunyet de\ nmleri- ne "Güzel Sanaüar Akademisi" olarak kanat germişti. 1980"lerden bu yana ise aynı misyonu- nu "Mimar Sinan Ünhersitesi" kimliğiyle sür- dürerek "sanaûnveyaratıcüığın'" ülkemizdeki en köklü kurumu olma sorumluluğunu 2000'li yıl- lara da taşımaya hazırlanıyordu... Böylesi bir karann başanya ulaşabilmesinde- ki en büyük "güvence" olan "aydınlanma dev- riminin" ödünsüz v e bılge savunucusu llhan Sel- çuk da aslında sadece MSC'deki sanat eğitimi- nin değil, bu ülkeyi kör inançlann ve sömürü- nün karanhğından kurtanp "bilimin ve bağonsız- hğuı" ışığına kavaışturacak tüm çabalann u ku- tup jildızı'* gibiydi... Nıtekım Rektör Prof*Tamer Başoğhı da Onur- sal Doktora unvanıyla ilgili senato karan gerek- çesini açıklamak üzere yapftğı konuşmasında, bir ünıversıte yöneticisi ya da bir akademisyen ol- manın ötesinde bir "sanatçı" olarak sözcükleri- ni sıralıyor ve şunlan söylüyordu: "Uygarhğın ortakdeğerlerinibilmeden çağı yakalamanınola- naksızolduğunu bilen Selçuk. kendi bilincininde nesnel. \erel \e ^rensel değerlerini kolayca ya- kalayabilmiştir. (._) A>dınlanmaadır İlhan Selçuk. yobaz ile >liislümanı ayırmayi bilir, diyalektik düşüncesinde ayncahksız, sınıfsız bir toplumsal getecek yatar~T MSÜ Oditor>-umu'ndaki sanatın ve aydınlan- manın bu tarihsel kucaklaşmasına tanık olmak üzere gelenler arasında her iki insanlık erdemi- ne de yıllarca birlikte kanat germiş sanatçılar, ho- calar. mimarlar ve okullanyla kişiliklenni özdeş- leştirmiş "akademilüer" vardı. Ömegin bir Prof. Orhan Şahinlerne kadar da mutlu, ne kadar da "onurhT bir sevınç ıçindey- di. Hele Aydın Boysan, sanki aynı unvan kendi- sine verilmiş kadar "rahatianuş" gibiydi. Rek- tör yardımcısı Prof. Bülent Özer, rastladığı her- kese aydınlanmanın "tek yol gösterici'' olduğu- nu ve bu nedenle llhan Selçuk'un da "sanat ta- rihinin devrimd ruhunu" simgelediğini anlatır- ken. Prof. Metin Sözen ile Mimarlık Fakültesi De- kanı Prof. Cengiz Eruzun da yıllardır "Anadolu UYgarbklannuı" korunması için sürdürdükleri savaşımda yıne Selçuk'un "penceresinden" al- dıklan ışığı geleceğe taşımanın anlamını dile ge- tiriyorlardı. Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Sami Şekeroğlu ile Fen-Edebiyat Fakülte- si Dekanı Prof. Dr. Nur AUaşise "özgürdüşün- cenin" akademik yöneticileri olarak MSÜ'nün "onursaldoktorunu" içtenlikle alkışlayanlar ara- sındavdılar... Sözün kısası, MSÜ'nün bir "sanat" kurumu kimliğiyle bir aydınlanma savaşçısını "öğret- men" olarak kucaklaması, hemen her yönüyle çağdaş bir karar ve yüreklere su serpen bir uy- garlık adımı olarak Cumhuriyet devrimi tarihin- de yerini alıyor. MSÜ Senatosu bu karanyla "özerküniversite'' özlemlerimizin de ortak duy- gulannı kayıtlara geçirmiş oluyor... MSÜ Rektörü Prof. Tamer Başoğlu ve sanaün aydınlanma doktoru tlhan Setçuk- (Fotoğraf: UĞUR DEMİR) Türkçeyi yazı ve şiirlerinde çok iyi kullanan ünlü edebiyatçının ölümünün üzerinden 15 yıl geçti Halide Nusret Zorlutuna'nın ardından BANU ZORLLTUNA "Bir türkümuz vardı bir zaman hatuiar mısın? Mavi gibi... Yeşil gibi... İkimizin Çağmr dururduk sessiz sedasız Yıne de aksederdi Hisardan, Hisara Hisardan. Hisara... Dururdu sanki Boğaz'ın kalbi Rüzgâr susup dinkrdi türkümüzü" diye başlayan bir şiir hatırlıyorum... Halide Nusret Zorlutuna'yı her andığımda nedense ilk bu şiir geliyor aklıma. En çok bu romantik şiir etkilemiş demek ki beni. Oysa onun her konuda yüzlerce şiıri var. Babaannemin romantik kişilik yapısını çok iyi bildiğimden ve anladığımdan olsa gerek... Onun ilk torunuyum. Aramızda yanm asırdan fazla yaş farkı vardı. Ama çok küçük yaşlanmdan itibaren birbirimizi anladık ve dahası çok iyi dost olduk. llerleyen yaşlarımda anladım ki. kolaycacık kaynaşabilmemiz. onun eğitımci kişiliğinden kaynaklanıyordu. Evet. "Gh Bahar" diyerek başladığı edebiyat yolculuğu, "Geceden Taşan Dertler", "Beyaz Sehi", "Gül'ün Babası Kim", "Yurdumun Dört Bucağı", "Bir Devrin Romanı", "Aşk ve Zafer" gibi pek çok şiir kitabı ve romanla devam etmişti. Ünlü ve sevılen bir edebiyatçı, basın şeref kartı sahibi bir gazeteciydi... 1980 yılında TRT'de çalışırken onun için hazırladığim ORTRE /H. NUSRET ZORLUTUNA Milli Edebiyat Akımı'nm takipçisi şair yazar Halide Nusret Zorhıtuna Gazeted Mehmet Settm Bey'in kızı ola- rak 1901 yılında tstanbul Kızıltoprak'da doğdu. Yazdığı ya- züar nedeniyle yaşamınm birbölümünü sûrgünlerde geçi- ren Mehmet Selim Bey İkinci Meşrutiyet'ten sonra aduu değiştirdi ve Kerkük Mutasanıfi oldu. Yeni adıyla AvniKa- zimi B«y'in kızı Halide Nusret'in en güzel yıllan o sıralar Türk topraklannda olan Kerkük'te geçti. O ydlarda Arap- ça, Farsça öğrendi ve edebiyat alanında ilk adımlannı attı. İstanbul'a dönüşünde irfan ordusuna katılan ve çeşitli il- lerde edebiyat öğretmenliği yapan Halide Nusret Hamrn, Edirne Kız Öğretmen Okulu'nda öğretmenlik yaparken Binbaşı Aziz Vecihi Bey'le evlendi ve Zorlutuna soyadını aldı. Bu evlilikten edebiyatçı ve yazar Emine Istnsu doğ- du. 1975'te Kadın Yazarlann Annesi unvanını aldı. 1983 yılında da Basın Yayın Genel Müdürlüğü tarafindan basın mesleğinde 50 yılı doldurana verilen şerefÖdülûnü kazan- dı. Türkçeyi yazı ve şiirlerinde çok iyi kullanan Halide Nusret Hanım 1984'te yaşama veda etti. programda edebiyata girişini şöyle anlatmıştı: "Gençliğimde pek çok yaa denemelerim vardL Fakat hiçbir zaman onlan bir yanşmaya sokmayi düşünmemiştûn. Talebe Defteri adlı bir derginin açöğı kompozisyon yanşması beni teşvik etti ve 'Ağlayan Kahkahalar' adlı kompozisyonumu bu yanşmaya gönderdim. Birincilik kazarunca, içimde yazmaya karşı olan heves tam bir tutkuya dönüştü. O hırsla çahşmaya başladım." Halide Nusret Zorlutuna'nın yazma hırsı ve tutkusu yaşamı boyunca hiç bitmedi. Sürekli yazdı, yazdı... Ama onun yazmaktan daha büyük bir tutkusu vardı: Öğrencileri... Benhn Küçük Dostianm adlı kitabında "Çocuklan pek severün" diyor. "benim tek büyük zaafim çocuk sevgisidir ve bu aşk yüzünden ışık çevresinde dönen pervane misaB ögretmenliğe tutulup kalışım bundandır—" Halide Nusret, yurdun dört bucağında Öğretmenlik yaparken büyük bir keyif almış, öğrencilerinin ablası, annesi olmuştu. Onlar da öğretmenlerini hiç unutmadılar. Bana gelince, yazımın başında belirttiğim gibi çok küçük yaşlanmdan başlayarak onun pervanesi olmuşrum. Cünkü o, hiç yüksünmeden beş yaşındaki bir çocuğu elinden tutup şiir günlerine, açıkoturumlara götürebiliyordu. Büyük bir keyifle anılannı aktanyordu, aruz veznini öğretiyordu ve aramızdaki dostluk, o öiene dek katlanarak sürdü. Meslek seçimimde de yaşamımda da hep etkili oldu. Şimdi aradan 15 yıl geçti... Onu çok özlüyorum. Daha uzun süre birlikte olabilirdik, onu daha çok dinleyebilirdim ve daha çok şey öğrenebilirdim diye yazıklanıyorum. ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Okuyan Gençliğe Açık Mektup (H) Sevgili okuyan gençler, Geçen haftaki ikinci mektubumda sizlere, ço- ğu kez haklı olarak yakındığınız belli bir yalnızlığı doğru çözümleyebilmenin öneminden söz etmiş- tim. Bu arada yakın geçmişin ve bugünün Bat gençliği ile aranızda bu yalnızlık bağlamında va- rolan farka da deginmiştim. O mektubun sonunda söylediğim gibi, cumhu- riyetin kuruluşunu izleyen birkaç kuşağın kendi ül- kesinde yalnız bırakılmışSık diye bir sorunu yok- tu. Daha doğrusu, Işık-Adam'ın açtığı yolda iler- leme sürecinde böyle bir yalnızlık kendine yer bu- lamazdı. O günün gençlerinin önünde, dünyaya en geniş boyutlaria bakmalarını sağlayabilecek, çağın uygarlık düzeyini yakalamayı başarmış bir Türkiye ideali vardı. Bu Türkiye ideali, elbette bağ- naz bir milliyetçiliğin kaynağı diye yorumlanma- mıştı; ama bu ülkede yaşayanlann kimliklerini ta- nımlamalannın en doğal aracı olan sağlıklı bir mil- liyetçiliği de kendine temel edinmişti. O günün gençlerine aşılanan bu Türkiye ideali, sonunda yalnızca birileri için değil, ama herkes tarafından yine herkes için yaratlacak, bundan ötü- rü de içinde yaşayanların hepsinin sahiplenmek- te birbtrieriyie yarışacaklan bir ülke öngörmüştü. O günlerin gençleri arasından eğitim amacıyla Batı ülkelerine gidenler/gönderilenler oldu; bun- lann arasından birtekinin bile, üstelik o zamanın Türkiye'sine göre çok gelişmiş olan bu ülkelerde sürekli kalmayı bir an olsun düşünmeyip, hemen ülkelerine dönmeleri, çoğunun da Batı'nın panl- tılı başkentlerinden, örneğin Köy Enstitüleri'nde görev almak için buraya koşmuş olmaları, ne den- li güçlü bir ideali paylaştıklannın en belirgin kanı- tıdır. O günlerin kendi insanına hizmet etmek pe- şindeki aydınlan ile, günümüzün kendilerini ancak buralı olmadıklannı vurguladıklan ve halktan kop- tuklan ölçüde aydın sayan kimi "aydınlan" ara- sındaki fark, aynı zamanda Mustafa Kemal Ata- türk'ün düşlediği ve gerçekleştırdiği bir Türkiye ile, onun ideallerini hoyratça harcayanlann yaşa- dıgı bir Türkiye arasındaki sınır çizgisini de belir- ler. tster bireysel, ister toplumsal kaynaklı olsun, tüm yalnızlıkları en iyi biçimde gidermenin yolu- nun, hedefi iyi saptanmış bir üretimden geçtiği, bilinen bir gerçektir. Cumhuriyetin ilk kuşaklan hem düşünce hem de madde düzeyinde bu tür- den, inandıncı bir üretim sürecinde yer almışlar- dı. Hedef de çok iyi belirlenmişti. Çağdaş uygar- hğın bütün boyutlannı göz önünde tutarak, Tür- kiye için çalışmak. O zamanın gençleri resmi po- litikalar tarafından henüz kendi ülkelerinde bir başka ülkeyi, Küçük Amerika'y\ düşlemek doğ- rultusunda koşullandırılmamışlardı. Bugünün okuyan ve düşünmek isteyen genç- leri olan sizlerin içine düştüğünüz yalnızlığın ve ya- bancılaşmanın kökleri, ellili yılların başına kadar uzanir. O yıffar, tıpkı uzak ve yakın tarihimizin ta- mamı gibi, ülkemizde varlığını ne yazık ki hâlâ sürdüren, dar boyutlu ve sağlıksız birtarih anla- yışı yüzünden, gençlerimize eksik öğretilmekte. Örneğin sizler, Demokrat Parti'nin iktidara gelişi- ni hem bazı büyüklerinizden, hem medyanın bir bölümünden hâlâ tek bir yönüyle, "Türkiye'de halktn sesinin iktidara gelişi" diye öğrenmektesi- niz. Oy avcılığı uğruna kendilerini o partinin hale- fi olarak ilan eden bugünün kimi politikacılan ise o dönemi sizlere sanki hep özlemi çekilen bir "al- tın çağ" diye sergilemekteler. Oysa sizler, sizin gi- bi gençlere tek yakışır tutum olan araştırmacı ve eleştirel tutumla o dönemi irdelerseniz, "artık Ata- tün\ Devrimleri'nin bazılanndan ödün verilebilir" deyip, yine oy avcılığı hesaplanyla, Türkiye Cum- huriyeti'nde laiklik HkesPnn temeline ilk bomba- yı yerieştiımiş, halkı kamplara ayırmış, meydan- larda gençleri kurşunlatmış, düşünen insanların ve basının üstüne amansızca saldırmış, ve niha- yet "her mahallede bir milyoneryaratma" hede- fini vurgulayarak, Türkiye'yi Küçük Amerika'ya dönüştürmek gibi sapkın bir düşü krtlelere yay- mış olan partinin de, aynı parti, yani "halkın sesi- nin zaferiyle" iktidara gelen Demokrat Parti oldu- ğunu kolayca anlarsınız. Ve bu durumda çok haklı olarak şunu sorabi- lirsiniz: "Peki bize yıllardır hep yalan mı söylen- di?" Ne yazık ki, çoğunlukla evet! Türkiye'de ellili yıllardan bu yana yetişmekte olan gençliğe, gittikçe yoğunlaşan ölçüde olmak üzere, hemen her konuda yalan söylendi! Genç beyinlerin bu yalanlara karşı olası doğal tepkile- rini baştan önlemek için ise, her eğitim ortamın- da ve düzeyinde düşünen değil, fakat ezberlemek- leyetinen insanlara ağırlık verildi. Çünkü tek bo- yutlu insan yetiştirmenin amaçlandığı bir ortam- da gençlerin kendi çızdikleri yaşam yollanndan de- ğil, fakat başkalarınca belirlenmiş yollardan, üs- telik bu yolları hiç tartışmadan, gitmeleri sağlan- malıydı. Okuyan ve düşünen genç insan için böyle yol- lar, ancak yabancılaşmaya ve yalnızlığa açılabilir. Bir dahaki mektupta görüşmek üzere... e-posta: ahmetcemal a superonline.com BUGUN • CKKTaksim Sergi Salonu'nda videodan saat 14.00 ve 17.00'de Bizet'nin Carmen adlı yapıtı izlenebilir. (252 38 81] • BORUSAN KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ'nde saat 19.00'da Dgaz Benekay'ın katılacağı 'Flamenkonun Uygulamalı Taribçesi' başhklı söyleşi şerçekleştirilecek. • YAPIKREDI SANAT FESTTVALt kapsamında saat 21.15 'te Brooklyn Funk Essentials ve Laco Tayfa Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Tiyarrosu'nda konser verecek. • tFSAK'ta saat 19.30'da İFSAK 20. Ulusal Kısa Film Yanşması'nda ödül alan filmlenn gösterimi yer alıyor. (292 42 01) BODRUM ÇEVRE FİLMLERİ FESTİVALİ BUGUN • Bodrum Kalesi'nde saat 21.00'de Ödül kazanan filmin gösterimi yer alıyor. • Oasis Kültür merkezi'nde saat 14.00'te ödül kazanan belgesel filmler izlenebilir. • Oasis Cinemarinede saat 10.00'da Peter Brosens'in 'KöpekHk HaH', saat 12.00 ve 15.30'da ödül kazanan fılm gösterilecek.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog