Bugünden 1930'a 5,418,095 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

28 MART 1999 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Türbanlı eylemciler Fazilet Partili Tokat Belediye Başkanı Nizamettin Aydın, Tokatsporlu futbolculara moral yemeği veriyor. Yemeğe Tokat Valisi Mehmet Gündoğdu da katılıyor. Yemek sırasında bir grup türbanlı, Vali Gündoğdu'nun masasına .gelerek "demokratik ve Bektronik posta: som@posta.cinihuriyeLcmn.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97 - Bugün bayrammış... "N'olacak ki. zaten her aün bavram!" K ozgur üniversite" adına Tokat'taki Gaziosmanpaşa Üniversitesi'ne türbanla girmek için destek istiyor. Vali, türbanlılara "Siz, Suudi Arabistan'daki üniversiteleri mi istiyorsunuz?" diyor. Sonra Türkiye'deki üniversitelerin kıymetini bilmelerini öneriyor ve devam ediyor: "Sokakta kalmak istemiyorsanız, devletin yasalanna, üniversitelerin kurallarına uymak zorundasınız." Valinin karaıiı sözleri karşısında türbanlı grup kös kös masadan uzaklaşıyor. Sporculann yemeğine gelip siyaset yapan türbanlıların, üniversitedeki eylemci öğrenciler olduğu anlaşılıyor... ötülüklere karşı Paleolitik devirden itibaren tanrılara, havyan, insan ve adak hediyele- ri kurban olarak sunuldu. Kurbanlar iki grupta toplanır. 1- Kansız kurbanlar; ot, yaprak ve kökler, ceviz, üzüm ve zeytin gibi ürün- ler. Tarihi devirlerde en sık görülen ve önemli yeri olan kurban tahıldı. Tahıl tanelerinin kurban edilmesi, uzun çağlar boyunca devam etti. Bunlardan başka süt, yağ ve şarap, bal veya su ile karıştırılmış olarak kurban edilirdi. 2- Kanlı kurbanlar; insan, hayvan ve balıklar. Eski çağlarda insan kurban edilmesi bir ne- vi temizleme ve sihir vasıtasıydı. Sığır, koyun, keçi, domuz ve tavuk önemli kurban hayvanlarıydı. Isis kültünde kaz kurbanı da yer alıyordu. Bunlardan başka at ve köpekler de kurban edilirdi. Kurban edı- lecek hayvanların besili ve sağlam olması şarttı. Hayvanların renkleri, kurban edilecek tannlara gö- re değişirdi. Gökyuzü tannlanna beyaz ve kırmızı renk- li hayvanlar kurban edilirdi. Kurbanlık koyun ve sı- Kurban ğırlann bir-birbuçuk yaşında olmaları gerekiyordu. Eski çağlarda yılan balıkları, ton balıkları da kurban edilirdi. Tevrat'ta maddi amaçlarla kullanılmamak şartıyla sunguların kurban edilmesinden söz edilir. Ferisi geleneğine göre, kurban sebebiyle, ana ve ba- ba bile zorunlu ihtiyaçlarından mahrum edilebilirdi. Islam dininde, Hanefi mezhebine göre, belirli mik- tarda parası olan hür ve ikametgahı bulunan kim- selerin kurban kesmeleri vaciptir. Kuran'da Müslü- manlara kurban kesmeleri bildirildi. Şafii ve Maliki mezheplerine göne de, kurban kesmek sünneti mü- ekkededir. Belirli niteliklere sahip koyun, keçi, de- ve, sığır gibi hayvanlar kurban edilebılir. Kurban edi- lecek deve beş, sığır iki, koyun ve keçi bir yaşını bi- tirmiş olmalıdır. Bu hayvanların erkeğı ve dişisi kur- ban edilebilir. Fakat koç kurban etmek tercih edilir. Koyun ve keçi bir kişi adına kurban edilir; deve ve sığın en çok yedi kişi ortak olarak kurban edebilir. Kurban eyyamı nahr denilen, Kurban Bayramı'nın bi- rinci, ikinci, üçüncü günlerinde kesilebilir. Fakat bi- rinci gününde kesmek uygundur. Şafii mezhebine göre kurban, bayramın dördüncü günü gurup vak- tine kadar kesilebilir; ancak genellikle bayramın bi- rinci gününde, bayram namazından sonra kesilir. Kurbanı keserken besmele çekmeye ve hayvanı kıble yönüne yatırmaya dikkat edilir. Kurbanı, sahi- bi, olmazsa vekil tayin edeceği bir kimse kesmeli- dir. Kurban kesen kimsenin Müslüman olması ge- rekir; ehli kitap denen Yahudi veya Hıristiyan dinin- den bir kimsenin kesmesi ise mekruhtur. Müslüman olmayan kimselere de kurban etinden verilebilir. Kurban derisi satılmaz, başka bir şey ile değiştirile- mez ve yünleri kırkılamaz. (Kaynak: Meydan Larousse) SESSÎZ SEDASIZ (!) NURlKVRTCEBE Yüksek Yerilim Hattı Erdinç UTKU Esnek olmayanlar daha çabuk kınlır! Ordu Valisi'nden Tiirklere hakaret!Ne öğrendiyse Alparslan Türkeş'tenöğrendiğinıaçık- layan Ordu Valisi Kemal Ya- zıcıoglu, yerel televizyon ka- nalı Kanal 52'ye çıkıp işyeri adlarını Türkçeleştireceğini söylerken kentteki bir gözlükçü dükkânında ör- nek vermiş: "Dükkanın adı Lezgi. Rumca uzun boylu adam anlamına geliyor. Bu ne biçim isim!" Bir kere bu ülkede Rum kökenli Tür- kiye Cumhuriyeti yurttaşlan yaşıyor, on- lara hakaret etmeye kimsenin hakkı yok! Ikincisi, Lezgı soyadını dükkânına ve- ren yurttaş, kendini Türk sanan cahil- lerden daha Türk... Çünkü Lezgiler, Kafkasya'da Da- ğıstan'ın en eski halkı. Dağıstan'a göç- ler yüzünden dağılıp parçalanmışlar. Lezgiler 50'den fazla bölüme ayrılın- ca birbirlerinin dilini anlamaz duruma düşmüşler. Bununla biriikte konuşu- lan genel dil Türkçe olmuş. Lezgiler, Dağıstan'da Avar Hanlı- ğı'nı kurmuşlar. 7. yüzyilda Orta Avrupa'da devlet ku- ran Avar Türkleri'nin ataları sayılıyor Lezgiler. 19. yüzyılda Ruslara karşı savaşan Şeyh Şamil bir Lezgi. Tarıhte, Lezgilere saldıran bir baş- ka devlet de 1728'de Osmanlılar ol- muş! Türk-lslam sentezinde Osmanlılara toz kondurulmadığı için Avar Türkle- rinin atası Lezgileri tanımayan Kemal Yazıcıoğlu da kendi çapında haklı sa- yılır! ÇED KOŞESt OKTAY EKINCI Söz veren, 'sözleşme'de imzalasm... Her seçim öncesinde olduğu gibi bu kez de özellikle 'beledi- yelere' aday olanlar, farklı söy- lemlerle bile olsa topluma şu sö- zü veriyorlar: •'Ben seçilirsem kenti sizler- le biriikte yöneteceğiz. Ortak- laşa karar kurulları. geniş da- nışma kurulları oluşturacak. sivil toplum kuruluşlanyla iş- birliği içinde çalışacağız...'" Bu tür sözler artık öylesine rağ- bette ki 1994 yerel seçimlerinde işbaşına gelir gelmez "ilklcraat" olarak meslek odalannın imar ve inşaat projeleri üzerindeki dene- timini 'iptal eden' tstanbul Bü- yükşehir Belediyesi yöneticilen bile seçimlere doğru aynı mes- lek odalarına 'gelin, projeleri birlikte üretelim' şeklınde ya- zılar yazmaya başladılar. Yıne bugüne dek sivil toplum kuruluşlannı ve demokratik örgüt- leri 'ayaklan yere basmıyor, ger- çekçi değiller' şeklinde küçüm- seyen sıyasal kadrolar, bundan bövle 'onların görüşüaü alma- tokoller" yapsınlar... Bu protokollerde ise sadece 'danışma' boyutundadeğıl, imar kararlannı birlikte oluşturma ve daha da önemlisi, beîediyenin imar uygulamalannın 'denetlen- mesi' bağlamında da bir işbirli- ği yapacaklanna dair şimdiden kamuoyu tanıklığında 'taahhüt- te' bulunsunlar. Böyiece seçildikten sonra da bugün söyledikleri sözler sıradan bir 'seçim söylemi' olmaktan çık- mış olsun. önceden protokole bağ- lanmış 'demokratik sözleşme- ler' olarak politikalarına yön ver- sin... Nitekim Mimarlar Odası da iş- te böylesi bir süreci başlatmak is- teyen adaylara yardımcı olmak üzere yurt düzeyinde genel bir çağnda bulundu. •Jlerideki işbirliğimiz için ge- lin seçimlerden önce ön proto- kol yapalım' denilen çağn met- ni ekıne bir de 'sözleşme tasla- ğı' ekledi. Geçen hafta adaylara iletilme- İmar kararlannda "katüımcı süreçler" yaşanabilseydi. hemen herkesin "hayır" dediği bu tür uygulamalar da kolay kolay ruhsat alamazdı... (Fotoğraf: OKTAY EKlNCl) dan iş yapmayaeaklannf ilan ediyorlar... Yerel yönetim adaylanndaki bu 'demokratik gelişme' kuşkusuz önemli ve umut verici sayılsa bi- le. daha öncekı seçim dönemle- rinde de benzer söy lemlerin tanı- ğı olarak şimdi artık 'daha ilerr ve 'daha güvenceli' bir aşama- ya geçilmesi gerektiğini görüyo- ruz. Bunun bir yöntemi de, seçil- dikleri takdirde katılımcı bir an- layışla kentleri yöneteceklerine söz veren adaylan, 'söz yerine sözleşme yapmaya" davet etmek. Bu sözleşmeleri ise öyle 'tek bas- larına' değil, birlikte karar üret- meye söz verdikleri demokratik kuruluşlarla yine şimdiden 'bir- likte imzalamaya' çağırmak... Örneğin, kentin iman ve yapı- laşma kararlan konusunda 'mes- lek odaları rehberim olacak' diyen adaylar. bu odalann temsil- cileriyle 'seçimden önce' masa- ya otursunlar ve basırun da önün- de düzenlenecek törenle 'ön pro- ye başlanan taslak üzerinde, bu ya- zı kaleme alınıncaya dek, çok sa- yıda adayla görüş birliğıne vanl- dığı ve aralannda tzmir'den ANAP adayı Kutlu Aktaş. Ankara'dan DSP adayı Doğan Taşdelen'ın de bulunduğu 15'ı aşkın adayla 'imza töreninin'de yapıldığı bil- diriliyor. Öyle görünüyor ki 'söz yerine sözleşme' çağnsı, oy top- lamak için değil, 'dünya görüşü' olarak katılımcılığı savunanlann da 'kendilerini kanıtladıklan' ta- rihsel bir belge oluyor. Bakalım, seçimlere kadar baş- ka hangi adaylar ilgili meslek oda- lanyla ön protokoller yaparak, seçildikleri takdirde kentin özel- likle imar kararlannı birlikte üret- meye ve aynı odalann bu konu- larda 'denetleyici misyon' daüst- lenmelerine 'imza' verecekler?.. Bundan 'çekinenler' ise hani şu 'sessiz çoğunluk' denilen 'ka- rarsızların" tercihlerine yardım- cı olacaklar ve en azından 'oy ve- rilmeyecekler' arasında yer ala- caklar... HAYVANLAR ISMAIL GÜLGEÇ nnonnn n nnnnnnrih »< KİM KtME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak(a turk.net ÇİZGlLÎK KÂMtL MASARACI r r • • H A R B İ SEMİH POROY TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAIS 28Mart 20. YÛZYILDA B/R ROMANTİK RUS BESTECİSI.. f94-3'TE BUGÜN, ÜNLÜ R.US 8EST£CİSİ SB&SEY KAHMANİUOF AMEeıM &et£Şf< PEVLB7l££t 'A/De ÖLPU- ?O YAŞfNDA SU- LUNAN MÛZ/H SAWTÇ(£(, BOCŞEVİK PEV&MİNPEN SOM- RA ÜU&StME OÖHMEMİŞ l/£ KEAIPİSİUİ HEP SÜ&GÜNPE &İ811L ETMişn. RAHMANfUOF'UN BABASI, ÇA&N MUHAFtZ ALAY/NOA SUgAY, AfJfJESı ise SiS. GENefSAUU tCıztYDI.. 4 YA$WOA PlYAAfOYA BAÇIAMI$, OAHA SOUBA MOS/tX>t/A KotJSeıSi/AnjAKr'ut ALT/M MAPAWA /UAKAK THMAMLA M/çn. YiRMı YAŞLA/e/MD/tY/eeM "Ate/eo ÜfJUJ 'OO CXYe2 A^/A/ö/e PREUJO*ÜNU f BUA/LA& /ZL£YEM 4 PÎYAAİO CONÇEBTOSU, BU PALDAKJ EN ÖSJEMU YAPITLAR ASAStNDA *&& ALACAK V£ SfK S//Z İCJSA EDİLeCEKrt•• AUCAZ-j &AHA4AA/WOF, A4O0EGA/ MÜZtĞE lf£~ ÇAĞDAÇ AK/MLAgA İUSİ OUYMAOAA/. ÇAf- <OV£IC fSOK*AArr/2Mifi/t SÜ&PÜ&MEYİ YE&UYEC£teT/ PANO DENİZ KAVUKÇUOGLU Her Şey Bir Eski Resimdl Şimdi. O soğuk Hamburg gecesinde, yol üstü bir şey- ler atıştırmak için uğradığım büfede karşıma çı- kan yaşlı kadının beni gençliğime götüreceğini ne- reden biiebilirdim? Büfenin bulunduğu, gündüz- leri işlek, geceleri ise tüm Kuzey kentlerindeki gi- bi ıssız bu geniş caddenin kaldırım kenarına ara- bamı park ederken, kadının ışıkları söndürdüğü- nü görmüş, koşup içeri dalmıştım. Kıvırcığa ya- kın dalgalı siyah saçlanna aklar düşmüş, yüzü bu- ruş buruş yaşlı kadın beni görünce korkmuş, ama korkusunu belli etmemeye çalışarak, Elen'lere özgü şivesiyle, "Ne istiyorsunuz?" diye sormuş- tu. "Sıcak bir şeyler. Eğer mümkünse" diye ya- nıtlamıştım. Kadının gözleri, sesi bana hiç yabancı gelme- mişti. Onunla daha önce mutlaka bir yerde kar- şılaşmış olmalıydım. Sadece bir "karşılaşma mı?" Hayır! Belleğim böylesine zorlandığına göre her- hangi bir "karşılaşma"dan daha öte, daha derin bir anım olmalıydı bu kadınla. Boynunda, büfeci kadınlarda pek görülmeyen zarafette, üzerinde- ki uzun kollu beyaz iş önlüğüne hiç uymayan, al- tın kolyeli pırianta bir "istavroz" taşıyordu. "Bel- kibirsosis?.." Başını iki yana sallamış. "Ocağı ka- pattım" demişti. "Bir Yunan salatasına razı olacak- sınız." Bir plastik tabağa koyduğu salatanın üze- rine beyaz peynir ufalarken, dayanamayıp sormuş- tum: "Atina'dan mı geldinizburaya?" Aldığımya- nıta şaşırmamıştım. "Hayır, Istanbul'dan." O'ydu. Birden. Gümüşsuyu'nda, Alman Kon- solosluğu'nun karşı köşesinde, bir iki basamak merdivenle inilen, kimbilir kaç kız elinin ilk sıcak- lığını avuçlanmda duyduğum o şirin pastane can- lanıvermişti gözümde. Orada yediğim son "ecla- ire"\n üzerinden en az yirmi beş yıl geçmiş olma- lıydı. Şimdi, elindeki sabunlu bezle önündekı tez- gâhı silerken beni süzen bu yaşlı kadın, artık çok gerilerde kalmış gençlik yıllanmın tanıklanndan bi- riydi. "Yeni Melek"\r\, "Atlas"\n, "Saray"ın 14.30 matineleri sonrası uğradığımız pastanenin, gar- sonlara buyruklar yağdıran, gürültülü masalan, ";te- ri giden" çiftleri uyaran, bir gözü kasada, öbürü müşterilerin üzerinde mağrur "pafron/çe"siydi... "Ozaman da böyle süzerdinizbizi!" desem, şa- şırır, heyecanlanır mıydı, acaba? "Tanıyormusu- nuzbeni?" diye sorardı herhalde "Tanfyorum..." desem. "Anlatsanıza... "derdi belki, "bana bir şey- ler anlatın... lütfen..." Ona, yıllar önce bir cumar- tesi günü, Handan'ın basamakta ayağının bur- kulup, yüzü koyun yere kapaklandığını anlatır- dım. "Yardımımıza ilk koşan sizdiniz!.." deyince, mutlaka anımsardı. Acıdan kıvranan kızı bir san- dalyeye oturtmuş, ayağının altına bir tabure sür- müştü. "Kolonya, kolonya getirin!.." diye bağırı- yordu, "bileklerini ovmak lazım..." Bir ara kafası- nı kaldırıp, arkasında, elinde bir kolonya şişesiy- le kızın bileğini tutmaya hazırlanan kocasını gö- rünce... "Sen değil..." demişti, "şişeyi delikanlı- ya ver..." Kocasını kıskanıyordu. "Sahi, eşinizne- rede?.." Soramazdım ki... "Ben de Istanbulluyum..." deyince, Türkçe ko- nuşmaya başlamıştık. 196O'lı yılların ortasında önce Yunanistan'a göçmüşler, orada "yapama- yınca", Almanya'ya gelmişlerdi. "Kocam Istan- bul'dan kopmayı bir tûrlü içine sindiremedi..." di- yordu, "çabukyaşlandı!" Son zamanlarda belle- ğini yitirmeye başlamıştı. Kimi şeyleri hiç anım- samıyor, biraz önce ne yediğini bile unutuyordu. Yaşamın tüm yükü, uzunca bir zamandır bu yaş- lı kadının zayıf omuzlanndaydı. Oysa ne kadar dinç bir adamdı kocası... Tanıyordum... Karısının onu genç kızlardan kıskanması hiç de boşuna değil- di!.. "istersenizçağırayım.." İçeri gidip, biraz son- ra kolunda kocası geri dönmüştü. Adam güçlük- le yürüyordu. "£s/c//er''den konuşmuş, ama pastaneden hiç söz etmemiştik. Üzerimize ağır bir hava çökmüş- tü. Dağıtamıyorduk. Yaşam, değirmen taşlarının arasında ezilen buğday taneleri gibi bu insanları ezmiş, un ufaketmişti. Ne söyleyeceğimi bilemi- yordum. "Sizi tanıyorum..." demek için artık çok geçti. Deşilen her anıdan bir hüzün filizlenecek- ti. Içimizde belki de en "şanslımız", ne konuşul- duğunu anlamayan, gözleri, büfenin sokağa ba- kan camından gecenin karanlığına dalıp gitmiş, omuzlan çökük yaşlı adamdı. Onları öylece bırak- tım. Bir daha görmeyecektim. Her şey "bir eski resimdi şimdi..." (Faks:0216-418 8410) BULMACA SEDAT Y4g.4Y.4A' 1 2 3 4 5 6 7 8SOLDAN SAĞA: 1/ Japonların yemek yerken kullandıklan çubuklara ve- rilen ad... içe 3 dogmaylaakla gelen yaratıcı duygu. 2/ Dü- 5 rüst, iyi ahlak- lı... Bir çeşit lcüçük atmaca. 3/ Lozan Ant- R laşmasrnın ya- " pıldığı saray... 9 Genişlik. 4/ Chateaubriand'ın bir romanı... Gözleri gör- -j meyen. 5/ "Hile, do- ? lap" anlamında argo sözcük. 6/ Sınır nişa- nı... Tarlalarda açılan 4 su yolu. II Eylemleri 5 olumsuz yapmakta kullanılan ek... Başka- lannın sırtından geçi- nen kimse. 8/ Kumaş 8 üzerine yapılan bir tür g işleme... "Muzaffer— -": Sinemaoyuncumuz. 9/Zararauğrama tehlikesi... Maden eşya üzerine vurulan bir cins cila. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Birçok kişi tarafından el ele tutularak oynanan bir halk oyunu... Çıkar yol, çare. 2/ Inatçı... Tekel idare- sine eskiden verilen ad. 3/ Güzel kokulu bir kavun cin- si... Akıl. 4/ Yükselme. yücelme... Küçük su kanalı. 5/ Tarlayı sürerek dinlenmeye bırakma. 6/ Güzel ka- dın... Banndırma. II Kenar süsü... Osmanlı devleti- nin yedi saltanat sancağından biri. 8/ Ad kavmi hü- kümdan Şeddad tarafından cennete benzetilerek yap- tınlan efsanevi bahçe... Eski bir Hint tannsı. 9/ Emi- le Zola'nın bir romanı... Eskiden lstanbul'da köprü ile Adalar arasında deniz taşımacılığını üstlenen iş- letme.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog