Bugünden 1930'a 5,470,688 adet makale



Katalog


«
»

26ARALIK 1999 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Rezillik Bizim ismail Güjgeç, Alanya'nın tarihi dokusu içinde turizmi konu alan ve çok sayıda espri içeren bir karikatür yapıyor. Alanya Belediyesi de, ismail'in çalışmasını beğenip yurtdışı tanıtımda kullanmak amacıyla hazırladığı takvimin kapağına alıyor. Fakat, faturalarını ödemediği için bir süre önce suyu kesilen ihlas Haber Ajansı'nın Alanya'daki muhabiri, karikatürdeki pala bıyıklı tiplemelerden fena halde rahatsız oluyor. Ihlaslı muhabir, karikatürdeki üstsüz turistlere bakmaktan kendini alamayan tiplemelerin ve dolayısıyla "Türk erkeklerinin cinsel sapık olarak teşhir edildiği"ne kanaat getiriyor, karikatürün orasından burasından kesip gazetesi Türkiye'ye yolluyor. Sonra buyrun size: Skandal karikatürlerle tanıtım rezaleti! Rezaletin ikinci perdesi Kanal 6 ekranında oynanıyor ve bu rezil oyuna geç saatte sanatçı kökenli sunucu Nurseli J ] _ Idizbile katılıyor. Şimdilik son perdede ise sahneye Doğan Haber Ajansı çıkıyor, Radikal ve Hürriyet'i kullanıyor. Sanata tüküren I. Melih'ler çoğalıyori Ekektrortik posta: soı Tei: 0.212.512 05 05 Faks: 0212.512 44 97 - Hükümet IMFye teslim olmuş.. "Cezamız. ilelebet sömürû!" ürkiyeyurtdışındaki kaçaklannın iadesini is- terken ya da istermiş gibi yaparken, Kana- dalılar da Türkiye'den Istanbul'daki bir Türk'ü yakalayıp fsviçre'ye iade etmesini is- tiyor... Toronto'daki arkadaşımız Engin Aşkın, Ot- tawa Citizen gazetesinin haberinden aktanyor "23 yaşındaki Kanadalı eşi Comelia Yüce'yi Is- viçre'de boğarak öldüren ve Türkiye'ye kaçan 39 ya- şındaki Şeref Yüce'nin yakalanıp iadesi için Kana- da Oışişleri Bakanı Uyod Axworthy, Türkiye Dışiş- leri Bakanı İsmail Cem'le görüşecek." Kanada'daki haberiere bakılırsa, Türk Interpolü Şe- ref Yüce'nin Türkiye'ye giriş yaptığını ve Türk Em- niyeti de Yüce'nin Istanbul Boğaziçi'nde lüks bir apartman dairesinde yaşadığını biliyor... Kanadalılar, Yüce'nin Türkiye'deki polis teşkilatı tarafından yakından tanındığına inanıyor... Şeref Yüce'nin adı, Türkiye'deki ülkücüler arasın- da geçiyor. 1986 yılında cinayete teşebbüs ve adam Yerlî kaçakyaralamak suçlanndan dört yıl dört ay hapis ceza- sına mahkûm edilen Yüce, son duruşmaya katılmı- yor ve sahte pasaportla yurtdışına çıkıyor. Yüce, bir süre Isviçre'de bir arkadaşının evinde giz- leniyor ve daha sonra sığınmacı statüsüyle Isviçre'de kalmayı başanyor. Yüce, burada tanıştığı Kanadalı Comelia ile evleniyor. Ancak geçinemiyorlar ve Ka- nadalı eşi boşanma davası açıyor. Yüce yine son duruşmaya çıkmıyor... Çünkü Yüce, Isviçre polisinin yaptığı araştınmaya göre 17 Mart 1998'de evde eşini boğarak öldürü- yor ve evin kapısını kilitledikten sonra çıkıp gidiyor. Yüce 28 Mayıs 1998'de Türkiye'ye geliyor. Şeref Yüce, Haziran 1998'de Isviçre polisinegön- derdiği mektupta, "Kendime hâkim olamadım, Bo- ğazını sıkarak boğdum. 15 dakika sonra yaptığımın farkına vardım ve çok esef ettim, ama artık iş işten geçmişti. Geride kalan iki çocuğumun devlet yetim- hanesine yerleştirilmesini istiyorum" diyor. Kanada polisi ve basını da cinayetin peşine dü- şüyor. Isviçreli yargıç Pascal L'Homme, Ottavva Ci- tizen gazetesine verdiği demeçte, sanık Şeref Yü- ce'nin gıyabında yargılanacağını söyiüyor ve hak- kındaki suçlamalan şöyle sıralıyor: Cinayet, hırsızlık, saldırı, ırza geçmeye teşebbüs, fuhuştan gelir sağlama, nafaka vermeme. KanadaDışişleri Bakanı Axworthy, Cornelia'nın Ka- nada'daki anne ve babasını arayarak, "gerekenin en kısa zamanda yapılacağına inandığını ve bu konu- yu Türkiye Dışişleri Bakanı ile görüşeceğini" söylü- yor. Isviçre Dışişleri Bakanı Joseph Deiss de, cina- yet sanığının fstanbul'da yaşadığından bilgilendiri- liyor. Kanada'daki bilgiler arasında Türk polisinin Şeref Yüce'yi bildiği de bulunuyor. SESSÎZ SEDASIZ (!) NURİKURTCEBE Gureba'daki türbanlılar çok korktu! Baştabip yardımcılığı sırasında tür- banlılann özel karargâhı olan Vakrf Gu- reba Hastanesı'ne baştabip yapılan Dr. Rıza Kutaniş'in klınik şeflenne gönder- diği Türkçesi bozuk yazı, türbanlılann gönlünü almakla birlikte fena halde korkutmuş olmalı: "Devtetin düzeni ve temel ilketerini yık- mayı hedefleyen bazı yasadışı örgüt- lerin, Islam inancı gereği samimi ola- rak ve türban olarak ifade edilen kıya- fetin giyilmesini istismar ederek; ide- olojik ve siyasi amaçlı olarak kurumla- nn huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmaya yönelik bir eytem aracı ola- rak kullandıkları iyi bilinmektedir. Bu sebeple ilgili yasal düzenleme insan haklan ve inanç özgürlüğü açısından yasal olmayan bir müdahale gibi gös- terilmeye çalışılsa da, 657 sayılı dev- let memurlan kanunu ve buna bağlı kı- lık ve kıyafetle ilgili yönetmelikte dev- let memurianna mesai saatleri içinde bu hak verilmemiş, uymayanlara ceza uygulanması emredilmiştir... 15 Aralık 1999tarihinden itibaren emredilen kı- lık ve kıyafete uymayanlann tutanakla tespit edilip, ayrıca hiçbir uyanya ge- rek kalmaksızın devlet memurluğundan çıkanlma teklifi ile yüksek disiplin ku- ruluna verileceğinin bilinmesini..." Türbanlılar öyle korkmuş, öyle kork- muş ki ıstıfa dilekçesını yazanlar bile ol- muş... Baştabibin bu yazısını ciddiye alıp is- tifa etmek isteyen türbanlılan yine baş- tabip rahatlatmış: "Biraz daha sabredin... Şu sı- t ralarortadagörünmeyin... Yılba- şından sonra düzelecek..." Inanmıyorsanız, Devlet Bakanı Yüksel Yalova'ya soralım: Son hafta Gureba'da kaç kişı rapor aldı, planda yokken izne çıktı, gece vardiyasına başladı, görev yerini değiş- tirip gözden ırak yerlere geçti? ÇED KÖŞESİ OKTAY EKtNCl Anadolu'dan2000 'lere bir 20. yüzyıl armağanı 'Büyük Mübadele Çocuklan Girişimi' "Sonuncu yüınar gırmeye ha- zırlandığımız 20. yüzyıl, "Anado- la insanı" ıçın hem ulusal kurtu- luşun ve bağımsızlığın kazanıldı- ğı, ama hem de tanhsel dostlukla- nn "tarihsel özlemlere dönüştü- ğü" bir yüzyıl oldu... Ça|lar boyunca birlikte yaşayıp, uygarhk değerlerini de birlikte ya- ratarak ınsanlığa armağan ettikle- ntopraklara "ortakjiırüan" ola- rak kültür ve bereket katan güzel insanlar. yüzyılın ilk çeyreğüıden buyana "ayn ülkelerde" anılany- la baş başa kalmanın dramını pay- laştılar.. Kim bılir, belki de bu kahredici aynlığm, artık "umut çağına" dö- nüşen 2000'lere de gölge dûşür- Mübşdeb;şi,Spzleşınesi p mında Küçük Asya ve Trak- yadan Rumeli ve Âdalar'a göç edenlerin sayısı 1.200.000, Ru- meli ve Adalar'dan Anadolu ve Trakya'ya göç edenlerin sayısı 600.000 kişi civanndadır. Göç edenler, girtikleri yeriere bilgi bi- rikimlerinu kültür, sanat edebi- yat, etik, estetik, folklorik değer- îerini de beraberlerinde taşımış- lardır. Bu degerler her iki ülke- de de yerli öğelerie birieşerek bir sentez oluşturmuştur. İlk bakış- ta fark edilemeyen, ancak dik- katli bakışların hemen ayrunı- na vardığı iki halkın benzerliği- oin en önemli nedeni bu olsa ge- rektir. Tûrkiye'den Yunanistan'a Fethiye'deki rnahznn Kayaköy de sanld "çağnnın" sevinci içinde... memesi içın, 1999'undepremlen- ni firsat bildiler ve "siyasetçilere inat" Yunanistan'dan Gölcük'e ve Adapazan' na, Türkiye 'den de Ari- na'ya "yarduna" koşarak, 17 Ağustos'u ve 7 Eylül'ü "hasrete vedanın" sımge günleri yaptılar... 'Yüzyüın seslenişi' Işte bu büyük kucaklaşmanın Yunan ve Türk halklan arasın- da "sürekli bir doslluğa" ve "ka- lıcı bir banşa" dönüşebılmesi yo- lunda kolları sıvayan bir grup tt 68'linin" oluşturduklan "Büyük Mübadele Çocuklan Girişimi", 20. yüzyıldan 2000'lere sunulan. ba- na göre en anlamlı "Anadolu ar- mağanı..." Aynı gırişımın geçenlerde ya- yunladığı. "Büyük Mübadele Ço- cuklanndan Çağn" ıse emınım kı "yüzyüın seslenişi" olarak tarihe geçiyor... 1999 yılımn bu son ÇED Köşe- sı'ni Büyük Mübadele Çocukla- n'nınçağnsına ayırnken, "karşı kı- yıdan" gelecek benzer bir girişi- min sesim de yine bu köşede Ana- dolu'ya duyıırmanm özlemi için- de tüm okurlara ve dostlara esen- lik dolu bir yenı yıl diliyorum... 'Mübadiller' örgûtlenmeli Atila Karaelmas. Müflde Pe- kin. Sefer Gürenç, Füsun Çeliköz ve Çağatay Yaylalı'nın ilk ımza- ları attıklan çağn "özetle" şöyle: "30 Oeak 1923 tarihinde, Tür- kiye Büyük Millet Meclisi hükü- meti ile Yunanistan hükümeti arasında imzalanan Halklann göç edenlerin, kültür ve folklorik değerlerini korumak için çeşitli etkinlikler yaptıklarını. kendi aralarında dernekler kurarak örgütlendiklerini. kültür ve sanat merkezleri, araştırma enstirüle- ri, muzeler kurduklannı görüyo- ruz. Ancak bizler bugünkü kultü- rümüzün oluşumunda önemli et- kisi olan değerlerin ve yakın ta- rihimizin ciddi biçimde ve bilim- sel olarak araş&nlnıasuun önem- li bir görev olduğuna inamyoruz. Aynca her iki ülke topraklan- nın tarihi zenginliği ve mirası ka- bul edilmesi gereken kültür var- hklanmn yeterince konınama- mış olduğunu düşünüyoruz. Oy- sa. 'ınsanlık mirası' olan bu kül- türel varlıklara sahip çıkılması için her iki ulusun ve uluslarara- sı kültür kurumlannm duyartı ol- masım sağlayacak çabalara da ihtiyaç vardır.Yunanistan ve Tür- kiye halklan arasında yaşanan dostlukhavasmın kalıcı olması ve giderek diğer halklara örnek ol- masının objektif şartlannın, her iki ülke mübadükri arasında baş- layacak bir iletişimle mümkün ve kolay olarak oluştumlabile- ceğini düşünüyor ve bu nedenle Türkiye'deki mübadülerin bir an önce örgütlenmesi gerektiği- ne inamyoruz. Saygılarımızla. Büyük Mübadele Çocuklan Girişimi" (Iletişim için: 0212 / 233 70 69 -265 70 45-570 84 88-211 85 08) KİM KİME DUM DUMA BEHÎÇAK behicak(d turk.net , fan c/t ***- HARBt SEMİHPOROY • C ''1 (•A ö BULUT BEBEK NURAYÇlFTçt Vay carnna.' 7 <K' TARÎHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 26Arahk UCMA TUTKUSUL 17?3'TE BUGÜN, HAVACILlSlN ÖHCULSRİND6N GGOK&e CAyLEY,İN&L-m8£'De DOSOU. VAKLIKLI BİR AİLBNİN ÇOCUĞU OLAM CAYLEY, Ş gÜYÜK gİR K/SMINI AEROOİNAMİKLE İL&İÜ ARAŞriRMALAK VE HAVA TAŞlTLARI İt£ GEÇİGECEtCriR.HAVAPAN AGlg ŞEYL£RİN UÇMALARl İÇİN GBKEKLİ KANAT,P0iVAhlE V£ MOTORIAR ÜZERlNDC ÇAUÇACAK, BU A8ADA BİKÇOK DBNEMB1-ER YAPACAKT1R. ZAK4ANIN- OAN EN AZ YÜZ Yft- İLERl g/R y/VİATICIU- 3/ OLAM CAYLEY'/N, SOO METKE UÇAN fLA- NÖRÜ OtpNDA, UÇAK VE HBUK.OPTEHLEKİ PEK BAÇARIU OLAMlYACAJCTr AMA GEl£CJE- ğİAJ HAVACILIĞINA BASAMAK OLUÇTURACAK Tl. SOLOA BİR DENEMESİ GÖRÜUİyOK PEVARHİSAR SULH HUKUK MAHKEMESİ'NDEN İZALE-t ŞÜYU SATIŞ MEMURLUĞU'NDAN DosyaNo: 1999/10 Pınarhisar Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 09.06.1999 gün ve 1998/160 esas ve 1999/142 sayılı kesinleşmiş izale-i şüyu karan gereğin- ce, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilen:l- Pınarhisar ılçesi Kaynarca kasabası (köyü) Çukura mevkıınde kayıth, ada: 0 ve parsel: 5766'da kayıth, 1507.0 m2 miktanndaki tarla, 2- Pınarhisar ilçesi Kaynarca kasabası (köyü) Çukura mevkiinde ve ada: 0 ve parsel: 5767'de kayıth 4444.0 m2 miktanndakı tarlanın, Satış işlemlerine esas ohnak üzere kıymet takdir ve tespıtleri yapümış olup, 1- Parsel: 5766 sayılı gaynmenkulün (339.075.000 TL), 2- Parsel: 5767 sayılı gayranenkulün (999.900.000 TL) değennde olduğu, ilgili bilirkışı tarafından düzenlenmiş bulunan ve dosya içerisinde mevcut 22.10.1999 günlü rapor ile bildirilmiştır. Ancak dosya davalılan: 1- Levent Kınay, 2- Cüneyt Kınay, 3- Nesrin Kınay, 4- Metin Kınay, 5- Esin Kınay, 6- Gül Alço, 7- Mehmet Kınay ve 8- Abduş Ipek'in ad- resleri tespit edüemediğinden, işbu kıymet takdırlerinin adı geçen davahlara ılanen tebliğine karar verilmiştir. Bu itibarla, işbu ilanın da- valılar Levent Kınay, Cüneyt Kınay, Nesrin Kınay, Metin Kınay, Esin Kınay, Gül Alço, Mehmet Kınay ve Abduş Ipek'e gazetede ilan ta- rihinden itibaren 15 gün sonra tebliğ edılmiş sayılacağı ve teblığ tanhınden itibaren 8 gün sonra da işbu kıymet takdirlerinin tebliğine ilişkin tebligatın kesinleşmiş sayılacağı ilanen tebliğ olunur. Basuı: 57536 PANO DENİZ KAVUKÇUOGLU f Hay, Ben Bu Kafama../ Apartman sakinleri, yıllardır tanıdıkları kapıcıları Burhanettin Çavuş'u hiç o günkü kadar telaşlı gör- memışlerdi. Ellıye dayanmış yaşı, iri cüssesi. özellik- le de son yıllarda koyuverdiğı göbeği nedeniyle mer- diyen ile asansör arasındaki tercihini her zaman asan- sörden yana kullandığı bilinen Çavuş'u katlar arasın- da oflaya pufiaya bir aşağı bir yukarı mekik dokur gö- renler hayrete düşmüşlerdi. Ne var ki "hayret" nede- ni tek değildi! Belki günlük kapıcı yaşamının tekdü- zeliğinin olağanlığı olarak görüldüğünden, belki de bu- nu böyle görmek daha rahatlatıcı geldiğınden olacak, Çavuş'un şimdiye kadar hiç başka bir anlam verilme- miş, üzerinde hiç durulmamış asık yüzüne alışmış in- sanlar için sabah servisiyle birlikte gün boyu karşı- laştıklan "yeni" yüzü de ayn bir hayret nedeniydi. Olağan sabahlarda, -ki hep olağan sabahlar yaşa- nıyordu o apartmanda- gazeteleri, ekmekleri kapı kol- lanna asılı poşetlere, bez torbalara bir kedı sessizliğı içinde yerleştırip, "Amanyakalanmayayım!" acelesiy- te siz kapıya gidene kadar ortadan kayboluveren Ça- vuş, o sabah, apartman sakinlerince ondan hep bek- lenmiş, ama hiç tanık olunmamış bir "performans" ser- giliyordu. Zillen uzun uzun çalıyor, kapıyı açrnanızı bekliyor, yüzüne oturttuğu "manzun" bir gülümse- meyle "Günaydın" diyerek torbanızı uzatıyordu. Uy- ku sersemliği içinde de olsanız, torbayı teşekkür ede- rek alıyor, kapıyı kapatabilmeniz için de onun gitme- sini bekliyordunuz. O isegitmiyor, yadırgadığınız "ye- ni", "mafızun" yüzüyle öylece duruyordu. Kapınızda hiç konuşmadan duran, "normal olarak" ışi bittıkten sonra gıtmesı gerektıği halde nedensegıtmeyen, do- layısıyla da 'anormalbirdurum" yaratan bu adam kar- şısında nasıl davranacağınıza karar vermekte zorla- nıyordunuz. Ne olmuştu bu adama? "Çayuş, her şey yolunda mı?" Yanıt vermiyordu. "Seniniçinyapabileceğim bir şey var mı?" Yine yanıt yoktu. Tekrar tekrar üstele- yince, nihayet dili çözülmüş, "Beyım, şu gazeteleri bu- gün iyice birokuyuvert.." demışti. Her kapıda üç aşa- ğı beş yukan benzer konuşmalar geçmiş, kuponcu- lar dışında, her biri zaten düzenli gazete okuru olan apartman sakinleri, hangi haberi "iyice" okumalan gerektiğinı bilmeden "peto", tabıi", "olur" gibi onu mut- lu edeceğıne ınandıklan bir "final sözcûğü" ile adam- cağızı başlanndan savmışlardı. Sabah servisi sonra- sı Çavuş, uzunca oir süre ortalarda gözükmemişti. Sa- bah yaşanan "anormallik", tam unutulmaya yüz tut- muş, her şey "normal'e dönerken, kapı zilleri yeni- den çalmaya başlamıştı. "Okudun muj" "Neyi?" "Haberi..." "Ate haberini?" "Bankalan beyirn, bankalan..." Kan ter içinde bir aşa- ğı bir yukan, daire daire dolaşıp heraçılan kapıda ay- nı şeyleri soran Çavuş'un bu ilgisine hiçbirimiz bir an- lam verememiştik. "Mali" dünyası, aldığı asgari üc- ret, bir de arada sırada eline sıkıştınlan bahşişlerle çer- çevelenmiş yoksul bir "^ap;c/"nın bankalarîa ne ilgi- si olabilırdi? "Vo^sa senin paran mı vardı bankada?" Bu soruyu, alacağım yanıtı önceden bikJiğimi sana- rak sormuştum. "Yokbeyim" diyecekti, "b/zde ban- kaya yatıracak para ne gezer?.." Ama fena yanılmış- tım. Çavuş, önce söylesin mi, söylemesın mi, bir sü- re karar verememiş, sonra baklayı ağzından çıkarıp, "Yaptık bir eşeklik" demişti, "hay, ben bu kafama..." Sultanbeyli'ye yakın bir yerierde, yaşlı yıllan için uğraşarak didinerek, kahrolarak dikmeye çalıştığı üç göz evinin çatı parasını "dolara çevinp" bankaya, fa- ize yatırmak adamakıllı içine oturmuştu Çavuş'un. "Keklikgibi avladıtar bizi..." diyordu. Televizyonlarda- ki reklamlara, reklamlardaki tanıdık yüzlere kanmıştı. Profesörler, gazeteciler, mimarlar, bakkallar. tornacı- lar... Denizhliler, Malatyahlar, Izmırliler... Herkes, ama herkes cebindeki parayı "dolara çevirip" o bankaya yatırabilir, parasına para katabilir deniyordu. Olmaya- cak bir iş olsa, "hükhmetimiz" hiç izin verir miydi? Ça- vuş'a, parasının kaybolmayacağını, devletin güven- ce verdiğini ne kadar anlatmaya çalışsak da anlamı- yordu. Dinliyor, dinliyor, sonunda yine aynı soruyu soruyordu. "Bankanın parası yoksa kım ödeyecek?" "Biz" diyorduk, "biz, yani üst kattaki eczacı, yandaki avukat, att kattaki öğretmen... Biz devlete artık daha fazla vergi ödeyeceğiz, o da sana paranı geri verecek!" Çavuş'un aklı bu çözüme yatmıyordu. Gözlenni göz- lerimizedikmiş, "Sizsalakmısınızyani?.."diyesorar gibi bakıyordu. Aslında pek haksız bir bakış da de- ğildı bu! Sonuçta, "Hasan almaz, basan alır" yollu bir üçkâğrtta ütenler ile ütülenler arasında cereyan etmiş bir "kap kaç" hadisesinde kabağın, bu hadiseyle hiç- bır ilgisi olmayanların başına patlaması, Çavuş'un in- sanı tedırgin eden bakışlannı haklı kılıyordu. "Siz sa- lak mısınız?" Konuşmalar ilertedikçe bakışlanndaki ifade de değişmeye başlamtş, yüzündekı "hûzün", göz- lerindekı o sorgu halı yerini başka bir duyguya, "acı- ma" duygusuna bırakmıştı. Öfkelenmiştik. Ne onun, ne de bir başkasının bizi önce salak yerine koymaya, sonra da salaklığımıza acımaya hakkı yoktu. Artık çekip gitmeliydi. "Uzattın be adam!" Bu, üst kattaki yaşlı eczacının sesiydi... Işaretı alır almaz he- pimiz kapılanmızı kapatmış, evlerimize çekilmiştik. Çavuş'un ayak seslerini duyuyorduk. Merdivenler- den inerken, kendi kendine söyleniyordu... "Hay, ben bu kafama..." "Biz de Çavuş, biz de... Biz de bu kafamıza..." (Faks: 0212-212 30 98) BULMACA SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9SOLDANSAĞA: 1/Dünyanınbü- .. tünleşmiş tek bir pazar durumuna 2 gelmesi. II Av- 3 rupa'da bir baş- kent... Felsefe- 4 de, bılgi ile var- 5 hk arasında iliş- kı kurduğu dü- şünülen kavram. 3/Birşeyiyapıp yapmamaya ka- rar vermegücü... Gözlen görme- yen. 4/ Kastamonu'nun bir ilçesi... Meslek 5/ Katı hidrokarbonlann 2 oluşturduğu, yan say- 3 dam sert raum. 6/ Çit, 4 perde... Yanağın alt kıs- 5 mı. II Üzerine yazı ya- g zılan tabaklanmış cey- -, lan derisi... Tekke edebı- yatı şiir türlerinden biri 8/ lanir'in Selçuk ilçe- si yakınlanndaki ünlü antık kent.. "İnsan bir —- misa- li / Senı eken biçer bir gün" (Karacaoğlan) 9/ Yurdumuz- un Artvin yöresinde yaşayan ve "Kafkas engereği" de denilen yılan. YUKARTOAN AŞAĞIYA: 1/ Bir renk... Başıboş gezen hay\'an sürüsü. 2/ Bir tür taze ve tuzsuz beyaz peynir... Üç kişıyle oynanan bır kâğıt oyu- nu. 3/ Kesilen ağacın yerde kalan kütuk dibi.. Defa, kere. 4/ Birdenbire ortaya çıkan tehlikeli durum. Kalaym sim- gesı. 5/ Aşağılık kimseler, bayağı insanlar. 6/ Adlan sıfat yapmakta kullanılan bır yapım eki... Yapraklan sebze ola- rak kullanılan ve "labada" da denilen bıtkı. 7/ Kaz Da- ğı'nın mitolojik dönemlerdeki adı... Amerika'nın sıcak bölgelerinde yetişen bir meyve ağacı. 8/ Taban... AIDS'e neden olan vırüs. 9/ Aylık .. Küçuk erkek kardeş.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog