Bugünden 1930'a 5,432,146 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 19ARALIK1999PAZAR OLAYLAR V E G O R U Ş L E R olay.gorus@cumhuriyetcom.tr Batı'nın Temelleri? -1 ÇelikGULERSOY D ünya yuvarlağı üstünde adı- na "Baü denilen, ve sadece adırun kökeni olarak güneşin battığı yönü işaret etmekk kalmayıp, bir yaşam biçimi ve düşünce- lersKtenünintoplamınıdadOegEtirencoğ- rafya bölgesihakkında,başlıca ikı konu. yine dünyada. hep bir ilgi konusu ol- muştur. Aralannda -özellikle iklimden ileri gelen- önemli aynmlar da olmakla be- raber. genelde az-çok bir bütünlûk gös- teren bu toplumlar birikimi. 1) Tarihin uzun çızgisi ıçinde ne zaman, bu knnb- ği, ya da en azından benzerlikler deme- tını, kazandı? 2) Bu bütünlûk, hangi te- melkr üstöne yapılandınldı? Birinci soruya, bu konuya eğilen kay- naklar. genellikle aydınlatıcı bilgiler ve- rir. Eski ve derin tarih boyunca, bir so- run yok: Dünya üstünde yaşayan insan topluluklannıntümü, aynıyabanıl koşul- lan paylaşıyorlar. Hatta yer yuvariığı- nın bırkaç bölgesindeki uygarlık nokta- lan, Avrupa'dan ileri. Ancak yüzyıüann 14,15 ve 16 sayüaruıı taşıyanlara ulaşı- hnca, bu genel tabloda değişimler göz- lemleniyor ve Asya'nın Atlantik'e uza- nan bu parçasında, beBrgin seçkinfikler yaşanmaya başlıyor: Güzel sanatlarda. Yunan antık çağına duyulan ilgi. resim- de gelişmeler ve şehırcilik kurallannda ilk kıpırtılar ve 3in baskısına karşı, ilk uyanışlar. Adına kısaca "Rönesans" de- nilen bu gelişmenin, "Baü'yı Baü ya- pan" ilk olay olduğu, genel bir kabule dayanıyor. Daha çok "Sanaflar alanlannda ya- şanmış bu ilk gelişmelere, 16 ve 17'nci yüzyıuarda, ilk kez biraz- biraz "biMm- ler" disiplinlerinin ekknmeye başlan- ması, 18 ve 19 sayın yüzyıDarda ise, hem bilimlere tam gelişme sa|lanıp hem de bunlann birer uzantısı olarak, teknolo- jiksıçraınalann kabfanasL Avrupa ile sı- nırlı bir coğrafyaya, ilk fcez "Baü" adı altmda, toplu bir kımlik kazandırmış ol- du. Zaman içindeki gelişim çızgisi, böy- le. Bu yapının üstünde yükseltildiği te- meOere gefoce, konuyu uıceleyen he- men bütün kaynaklar, göz alıcı sütunla- nn oturduğu bir mermer bloka benzeyen bn "An*",fiçebölerier. Romave Yunan oygaıtldanna eklenen,Hıristiyan kûltû- rfi. Roma ve Yunan uygarlıklannın de- ğerlerini hep bildim, tarihte oynadıkla- n rolleri hep anladım ve M B«lı''ya sağ- ladıklan sağlam zemini de, her zaman kabullendim: Avrupa'nın Akdeniz'e doğru inmiş bir uzantısında doğan Roma, önce ve ınsanlık tarihinde ilk kez. gettşnnşbir im- kuk sktemiııi getirmişti. Eskitopluluklanndağınık -ve çoğu ya- zıh da olmayan- ilkel kurallanna karşı- hk, bu hukuk sistemi, hem toplumlann çeşitli gereksinimlerini belli prensipte- re bağbyor, betn de bunlan epeyce bir "manök" temetine oturtuyordu. Aynı uygarük, yönetim ve politika çarklaruu da, ilk kez sağlamca kurmakla kendini göstermiş ve daha sonraki zamanlann devletlerine, örnek olmuştu. Balkan Yanmadası'nın Akdeniz'de sona erdiği uzantı ise, insanlığa, felse- feyi ve güzel sanatiara döşkûnlüğfi ge- tirmişti. 20. yy, bu gelişimde, karşısın- daki Küçük Asya'nın düşünûrlerinin ve sanatçılannın büyük payım. öğretiyor. Üçüncütemel olarak kabuledilenHı- ristiyan ıfainiıı, Baüsistemindeki -sonu- cu betirieyici- bir rolûne ise, kendi hesa- bıma, benim hiçbir zaman aklım yata- mamışü. Şundan dolayı: Roma ve Grek nygarMdarmıbirleştiren ortakfizeffik,te- mekfc, "dünyacı ve maddeci" olusla- nydL tsa adlı ekdnin getirdiği öğreti ise, bir yandan, kişısel erdemleri ve yaşam zevklerine karşı perhizleri temel alıyor, öte yandan insanın dikkatini, buyaşam- dan sonraki asıl yaşama çevıriyordu. Aynı öğreti, tarihte bu kadar açık ve se- çüc anlatımlarla ilk kez olarak, insanoğ- lunun ıçinde "acnna" duygnsa uyan- dırma amacı taşıyor, hatta bunu toplu- mım tek birleştirici gûcü durumuna ge- tiriyordu. Nimetleri bölûşme ve yoksullara el uzatma felsefesi, bu niteitği dolayısı üe- dir kL önce ezüen halk yığınlannda ilgi uyandırdı ve onun için hızia yayıku. Bu niteiiklerin hiçbiri de, Roma ve Grek dünyalannda, yoktu. Roma, çev- resindeki ülkeleri, dümdüzve acımasız demir kılıçlan ile, kafa keserek dize ge- tirmiş bir K uygarhk"tı. Grekler ise, top- lumlannı, tutsak - özgür vatandaş ikile- minin acımasız temeline oturtmuşlardı. Tannlara yaranmak ve öbür yaşamı ka- zanmak için, genç kızlan tapınaklann ate- şinde yakmakla ünlüydüler. Bu uyumlu iki mermer sütunun ya- nına, barnbaşka bir üçüncüsü, nasıl otur- tulabilirdi? Bereket, insanlık -yani Baü!-, ona da birçarebuldu veazzamanda Hnistrvan- hğı tanmmaz hale getirdi! Önce bir peygamberi, uzun tartışma- lardan sonra bızım tznık'te,u Tann'nm kendjsi" olarak kabul etti. Sonra Avru- pa ülkeleri kiliseleri, Papalık adı veri- len tophıbir şemsiyenin aranda, öylebir düşünsel baskı ve ekonomik sömürü dü- zeni kurdular ki, geçmiş bütün yüzyd- lara rahmet okuttular. Halk yığınlannın altında, yahıız bu- naldığı değıl, yaşamaktan koptuğu bu zâlim çark, binvüa yakuı zaman boyun- ca döndü ve adam öğüttü. Yüzyülarm 16 ve 17"sinde, ilk köklfl değişimler başladı: Deniz ticareti yolla- n açüınca, bunun için yelkenli büyük tek- neler yapıluıca, oradan gelen gelirlerle şehirler büyümeye ve biraz düzelmeye başlayınca ve bu ortam, bu yeni kazanç kapılan, eskinin ''toprak sovlulan ile köle köylûler" düzeninde, ilk çatlakla- n açıp, kentlennticaret kesimını palaz- landınnca, doğrusu yepyeni bir çağa ge- çildi. Yeni kent zengiıikri, eski düzeıü, yaniayaklardaki denıirprangalan. çjkar- lanna ay kın buldular. Ozgür düşünen kafalar da belirmeye ve yazılan ile et- kili otmaya başladılar. Bu gelişmeler. bir patiamayla sonuç- iandı: YıÛann 1789'unda. kirallık çö- kertilirken, onun baş yandaşı ve destek- leyicisi olan kttise de, ilk kez, saf dışı bı- rakıkn. Poltikada ve eğitim sisteminde, kilise bir kıyıya çektirüdi. Kentler dışrnda tanm işçilerinden, kentler içinde ise çapsız tüccar, esnaf ve el sanatçısı işçiler kümelerinden oluşan çalışan kesimler üstüne acımasız salta- natmı kurmuş olan üçlü bir sömürü çar- kı, yani senyör -asker- Idhse üçlüsü çö- kertildı Yazıırun bu ilk bitün noktasuıda, can aha sorumu sorayun: Praüktesaf dışı bı- raküan bir din, yani yıküan bir sütun, ar- ük i>ice belirginleşen "Baü" Amü'nm, 3 direğindetı biri. nasıl olacakü? Gelecek yazıda, konuyu, sürdürelim. EVET/HAYIR OKTAY AKBAL Yaşasın Pendîkspor! Çok satışlı gazetelerde büyük puntolaria manşet: "Fener buna layık değil"... Neolmuş? Fenerbahçe ikinci ligtakımlanrKİan Pen- dikspor'a yenilmiş! Olacak şey mi? Koskoca Fener "döner döner de dünyayı yener" edebiyatı ile bü- yümüş bizler için ne büyük felâket! Fener yenilir, ama Galatasaray'a, Beşiktaş'a, haydi haydi Trab- zon'a, ama adını yeni duyduğumuz Pendik'e nasıl yenilir? Dünya değişti dostlar? Şimdilerde hiçbir şey es- kisi gibi değil... Istanbul'un büyük kulüplennin ezici egemenliği bittı. Önce Es- kişehir'le başladı uyanma, sonra Trabzon'la en üst çızgiye ulaştı. Anadolu ço- cuklan değil miydi zaten büyük takımlarda yıldız gi- bi pariayaniar. Tanju Sam- sun'un, Metin Izmir'in, Rıdvan Muğla'nın çocuk- lan değil miydi? Şu anda ünlü sporculann içinde kaç tane Istanbullu var, hepsi Anadolu'nun, Trakya'nın yetiştirdiği gençler... Yüz milyon dolarlıkbirta- kım, her oyuncusu en aşa- ğı trilyonluk... Hepsi bü- yük başarılar kazanmış. Hepsi Batı takımlarına transfer olacak hitelikte. Başlannda büyük bir fut- bol adamı Zeman var. Ku- lübün bütçesi akıl almaz zenginlikte... Işte bu Fe- nerbahçe, Pendik'e git- miş, oranın amatörçocuk- Ianna2-1 yenilmiş... Ben Fenerbahçeliyim. Bu yüzden babamın tüm çabasına karşın Galatasa- ray üsesi'ne girmemek için direnmiş bir kişiyim. Be- limdeki kemer, san-laci- vertti. Başımdaki kep de öyle... Fener de Fener... "Ben nasıl olurum da Ga- latasaray'a girerim?" işte bu denli bir Fenerbahçe tutkunu, geçen günkü ye- nilginin hak edilmiş bir so- nuç olduğunu söylerse, Pendikli gençlerin başan- sını yürekten alkışlarsa bu- nun bir anlamı var demek- tir. Fenerbahçe'nin uzun süredir bir çeş'rt mafyanın etkisinde olduğu söylenir- di, inanmazdım. Her yer- de mafya var, neden spor- da, helefutbolda olmasın! Bakın ne olduğu karanlık bir Jet-Pa, ünlü futbolcu- lan satın alıyor, sonra baş- kasına kiralıyor. İşin içinde mityaıiar, trilyonlar dönen biralan... Fenerbahçe yenilgisinin en önemli biryahı da Pen- dıkspor'un başansıdır. Üni- versite öğrencisi ve öğret- menlerden kurulan birilçe takımı, ikinci kümetakımı, hem de o kümede olduk- ça sonlara düşmüş bir Pendik'in, uluslararası bir takım olan Fenerbahçe'yi evire çevire yenmesi hepi- mizi sevindirmemeli mi? Bir istanbul takımı olan Pendikspor'u kutlamama- lımı? Ya gözleri dönmüş Fe- nerli fanatiklerin çılgınlıkla- n!.. Ulusal takım kaptanı Rüştü'yü tekmelerle yum- ruklarla dövmeleri? Böyle taraftarolmazolsun!.. Fe- ner'ın yenilgisinden çok dahaüzücü birdurum bu... Fenerbahçe bir ticaret yeri, bir kazanç kapısı ol- maktan kurtulup, geçmişi- neyakışan. Zeki'lenn, Fik- ret'lerin, Lefter'lenn, Rıd- van'ların takımı olamazsa onu daha nice yenilgiler bekleyecektir. Öğretmenlerimiz... Slinaray Kaan ARSLAN Resim-lş Öğretmeni-Aydın B u ûlke Köy Enstitülerinin açılmasıy- la, Milli Eğitimde altm yıluu yaşa- mıştır. Hiç tartışmasız köylere aydm- lanmanın ışığını o öğretmenlerimiz taşunışür. Kurtuluş Savaşı'ndan önceki Anado- lu köyleri, Osmanlı taraftndan unutulmuş, an- cak vergi alınacağı zaman anımsanır duruma gelmişti. Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra da insanlanmız acınacak haldeydi. Değil modern- lik, geri kalmışhğın doruğunda yaşıyorlardı. Atafûrk 1921 tarihinde birinci Maarif Kong- resini topladığında, ilerde yaratacağı Türkiye'yi düşünerek bu ülkenin sonınlannı çözebilecek, aydın, laik, Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı, çağ- daş düşünceli, eğitim ve öğretim ordusuna ge- reksinim var diyordu. Anadolu'nun en ücra kö- şelerine kadar gerçekleştireceği devrimi taşı- mah, anlatmalı, yeTİeştirmeli ve yeşertmeliydi. 17 Nisan 1940'ta Köy Enstitüleri bu amaçla ku- ruldu ve çok basanlı oldu. Ülkenin aydınlık geleceğini görmek devrim karşıtlannı rahatsız etti. Bir sürü iftiralar ve oyunlar sonucu bu okullar kapatüdı. Anadolu köy- lerinın aydınlanma şalteri ındırilmış oldu. Ka- TICKET ranlık beyinleri yetiştiren kurumlar hiç zaman harcamadan arka arkaya hizmete girdi. Öğretmen okullannın açıhnası ve kapatılma- sı arasmdaki süreçte Köy Enstıtülennın esinti- leri görülür. Bu öğretmenlenmiz ilk öğretmen oku])annda Köy Enstitülü öğretmenlerunizin bilgi buikimi ışığında yetiştirildiler. Bence asıl bozulma; 1974-1975 yılında uygulanan "Mek- tupla Ogreüm" programıyla daha da arttı. Bu program çok iyi niyetle ortaya konmuştur. ,\ma bır şey unutulmuştu: Mektupla öğretmen yetiş- tirilmez! Öğretmenlik kışıde bır yaşam biçimi- ne dönüşmelidir. Öğretmen; görmelı, duymah. O olguyu yaşamalı. Başkalanna aktaracağı bil- ginin ışığında yoğrulmalı- dır. Korkmadan, yılmadan aydınlanmanın bayrağını ta- şıyabilmeli. O olgunluğa eriştirilmelidir. Aydınlan- manın temelini atabilecek düzeye gelmelıdir. 1978-1979 öğretim yılı da bir başka bozulmayı ge- tirmiştir. Kırkbeş günde, okula uğramadan kamplar- da yetışen ve öğretmen ol- duklannı sanarak okullarda göreve başlayan bu genç- ler, çocuklara verecek biri- kimleri ve bilgileri olmadı- ğuıdan çok zorlandılar. Sı- nıfından ağlayarak çıkan- lannı, yardım isteyenlerini gördüm. Devrim karşıtı, Atatürkçülüğü benimseme- yen, Atatürk'ün ilke ve dev- rimlerine ters düşen. çağ- daşlıktan uzak, bır siyasal görüşün güdümünde yeti- şen bu \oır-kırcı gençler bu- giin hâlâ çalışmaktadırlar. Bütün yetersizliklerine kar- şın okullarda idareci konu- muna getirildiler. Eğitimde kalitesizliğin. okullarda en kötü idareciliğin örneğini verdiler. Korkak, çok kişi- liklı, sevgıden yoksun, yan- lı düşünen insan yetişme- sine neden oldular. Bugün öğretmen yetişti- ren kurumlara diyeceğım yok... Gören göz kılavuz is- temez... Türk halkının ışı- nığı kesenler başanya ulaş- tılar. Öğretmenlenmizi hem ekonomik. hem siyasal açı- dan korkutup yüdırdılar... Bıktırdılar...Işte yetişen ye- ni kuşak öğretmenlerimi- zin niteliği (kalitesi) de or- tada. ne diyelim... Işık saçan gerçek öğret- menlerimize mutluluklar dilerim. PENCERE Osmaniryı Kutlamak Ham Ervahlık... Anlı şanlı "Aybay Kardeşler"\n en küçükleri olan Kaptan Gündüz Aybay ilginç bir kitap yazdı; 125 sayfalık bir düşünce yumağı... K'ıtabın adı: "Barbaros Hayrettin Paşa'nın Gazavat'ı Üstü- ne." Gaza, din uğruna savaş demek, Gazi bu kök- ten geliyor, 'Gazavat' gazanın çoğulu. Kanuni Sultan Süleyman buyurmuş: "Sen (Barbaros) ve kanndaşın nasıl ortaya çı- kıp cihad meydanına atıldmız?.. Kimlerdensiniz? Bu zaman gelinceye kadar ne şekil gazalar oldu ? Bir kitap düzüp buraya gönderesin!.." Hayrettin Paşa, Kanuni'nin fermanı üstüne, otu- rup anılannı yazmış; M. Ertuğrul Düzdağ, elde bu- lunan yedi ayn nüshayı okuyup birini temel saya- rak Gazavat'ı yeni yazıyla yayımlamış. Gündüz Aybay da bu kitap üzerine gözlemleri- ni, çıkarsamalannı, düşüncelerini dile getiriyor. • Barbaros Hayrettin Paşa'yı kim tanımaz?.. Okul- larda belletilir, Hayrettin Paşa bugünkü kuşakla- nn da kahramanıdır, "Akdeniz'i Türk gölüne çevi- ren kaptan-ı deryadır." Nasıl bir kişidir... "Pek çok Bablı kaynağa göre Yunan asıllı ve dön- me olan bir çömlekçinin oğuludun ama, kendisi Tûrk ileri gelenlerinden sipahi Yakup Ağa'n/n ço- cuğu olduğunu anılannda yazıyor." İşin bu yani önemli değil, Osmanlı Imparatoriuğu birdevşirme- ler devletidir, yöneticilerin çoğu Sırp, Rum, Erme- ni, vb. kökenlerden gelmedir. Ancak Barbaros Hayrettin Paşa, anılannda, bu- günkü anlayışımızla içimizin kaldıramayacağı baş- ka gerçekleri de açıklıyor; Gazavat'm bir yerinde dlyor ki: "...çektiri Çbüyük katyon) beyleri Midilli'ye gel- diler. Kürekiçin esirarayıp gezeherdi. Esirlerige- tirttim. Sekiz yüz yirmi yedi kâfir. Irileri beşyüzer, ötekileri üçyüzer kuruşa, çektiri beylerine satıp ak- çelerinin tamamını aldım." Ne var ki Barbaros yalnız esir satmıyor, Osman- lı toplumunda oğlancılığın ne kadar yaygın oldu- ğuna ilişkin anılar sayfalara serpilmiş... Okuyalım: "Oruç Reis dört bakire kızoğlan kız ve dört müstesna esir gulam (oğlan) ile Mısır'a çıkıp Mı- sır Sultanının yanına vannca peşkeş hediyelerini yollu yolunca verdiler..." "...hediyelerimi yirmi beş Frenk oğlanına yük- letip yoluyla erkânıyla Sultan Selim Hazretle- ri'ne takdim etti." "Aynca iki kızoğlan kız ve dört Ceneviz uşağı verdik ki, on dört on beş yaşında, devlet külâhı başında, mahbuplukta her biri Rum haracı değer, armağan ettik." (Mahbup erkek sevgili anlamına geliyor.) Gazavat'ından anlaşıldığına göre Barbaros Hay- rettin Paşa esir mahbup pazarlıyor; ırileri 500, öte- kiler 300 kuruştan esir satryor. o l i jfnvı;-^» : . . ir ' \ ..• J.\ Neden aktardım bunlan?.. Kim akıl ettiyse, Osmanlı Imparatorluğu'nun 700'üncü yılını 1999'da kutlamaya kalkıştık; bu yüzden tartışmalarçıktı; kimisi Osmanh'yı yücelt- ti (ırtica bu marifeti her zaman yapar), kimisi de "8u münasebetsizliğinereden çıkardık" diyeöfkelen- di; iş, tarihe bakış açısından saçmasapan bir dü- zeye tırmandı. . . Tarihe nasıl bakılır?.. Ne bugünün değer yargılarıyla tarih, ne de ta- rihte kalan değer yargılanyla bugün sorgulanabi- lir. Ikisi de ham ervahlıktır. 1999'da Osmanlt'nın 700'üncü kuruluşyılı kut- lamalan bizim için ham ervahlık oldu. Neyse ki 1999'un sonuna geldik... . r ' 2000'in eli kulağında!.. izmir Tabip Odamızın eski başkanı, değerli bilim adamı Prof. Dr. YAVUZ AKSUyu yitirmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Hepimizin başı sağolsun. TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ Ege'de patolojinin kurulmasına öncülük eden ve Türkiye'de patolojinin çağdaş düzeye ulaşmasında büyük katkılan olan değerli hocamız Prof. Dr. YAVUZ AKSU'yil kaybetmiş bulunmaktayız. Güçlü ve karizmatik kişiliği yani sıra sevgi dolu tavırları ile de bizleri etkileyen ve yetişmemizde büyük katkılan olan sevgili hocamızı saygı ile anıyoruz. Ailesinin, patoloji topluluğunun ve onu sevenlerin başı sağolsun. Ege üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı 1
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog