Bugünden 1930'a 5,498,966 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 6 EYLÜL 1998 PAZfi 8 PAZAR YAZILARI "Taymis Kıyılan"nda sabaha karşı...Başlığın tırnak içindeki bölümünü Falih Rıfla Atay'ın Ingıltere'ye yaptığı gezıyi anlatan kitabmın 'dından çaldım. Üstadın adını kıtabına \erdiği, fakat kıyılannı doğru dürüst gezmediği bu Thames nehrinde az kaldı boğuluyordum ben. Londra'ya ilk geldiğim yıllardı. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği, işsiz güçsüz dolaştığım, işgal evlerinde yatıp kalktığım yıllar. Marmara Denizi'nin kıyılannda büyümüş bin olarak, ne zaman deniz özJemini gidermek için Thames'e gitsem, her seferinde, biitün sulannı kıyılanndan çekip ortasında topladığını, pislik ve çamur dolu yatağında ipincecık akıp gittığmi görürdüm. Zaten Londra, nehrin yürûyerek geçılecek kadar sığ olan bölümünde kurulmuş. Ingiltere'yı MÖ 54 yılında ele geçirmeye çabalayan Sezar'ın Thames'i kolayca geçmesinin hikmeti anlaşılıyor. Etrafında koskoca bır kentin kurulduğu bu nehir, nehirden başka her şeye benzıvordu. Bır ırmağın, bir dererun, harta bir ça> ın coşkusuna bile sahip olmadığına ınanmışımdır nedense. Bir kerecik olsun, gürül gürül aktığma tanık oimadığım Thames'ı bu yüzden hıç sevmem.Binbir sıkıntıyla boğuştuğum o günlerde bır gece. nereden akJıma geldiyse, üstelık elımde iki şişe şarapla kalktım nehır kıyısma gittim. "Ne işim var benim bu ülkede" diye dıye, Marmara kıyılanndan gelip de, bu su birikintisine mahtaç oluşuma hayıflana hayıflana şişelerin dıbıni buldum. Sonra da merdivenlerden aşağı, sulann çekıldiği nehir yatağına indim. Neler yaptığımı tam olarak hatırlamıvorum ama. yorgun düşüp oturduğum merdıvenler iizerinde uyuvakalmışım. Ne kadar zaman geçtığini de bılmiyorum. Bır süre sonra kulağıma çalınan seslennj riiya LONDRA MUSTAFA KEMAL ERDE.MOL sandığım dalgalann yavaş yavaş v.'üzüme sıçrayan damiaJanyla kendime geldiğimde bir de ne göreyim? Bir iki saat önce üzennde yürüdüğüm nehir yatağı hızla, hiçbir boşluk kalmayacak şekilde sularla dolmakta, sular oturduğum merdivenin basamaidannı tırmanmakta. Böyle bir olayla karşılaştığında, Yahya Kemal'e, "Sonsuz ufuktan ah o ne coşkun geüşti o/BirtJen nasıl toparianarak kükremişti oA'elken, \apur ne varsa kaçtşmış limanlara/Yalnız onundu koskoca mevdan ve manzara" dedirten bir med- cezırdi tanık olduğum. Merdiverüer yerine, içkilı kafayla. o sıralar suyun olmadığı nehir vatağında uyuyakalmış olsam, kopkoyu çamurlarla gelen o su kütlesinden kurtulabilir miydim acaba? Sanki nehir, hakkındaki düşüncelerimden haberdarmış da bana haddimi bıldirmek istemiş gibiydi. Karşısındakine böylesine dayılanan bir nehirle daha önce hiç karşılaşmamıştım. Onunla kişisel hırlaşmamızdan payıma düşen esaslı bir korku oldu.Thames. beni nehir olduğuna inandırdı. Üzerime yürüdüğü o gecenın sabahında olanlar yüzünden değil ama. Daha kötü, çok kötü bir şey yaptı da ondan. Çoğu zaman ipincecik akan bu nehir, bundan birkaç yıl önce bır akşamüstü, çok genç ve çok zengin bir Brezilyalı bankerin. doğum gününti kutlamak için kiraladığı tekneyi, ülkenın en güzel manken kızlanndan, en yakışıklı manken erkeklerinden oluşan elliden fazla misafiriyle birlikte yuttu. Her iki kıyısından çabucak yardım gelme firsatı varken, buna bile vakit bırakmayan bir acelecilikle. Thames'le birbirimizı hâlâ sevmiyoruz. Ama zaman zaman gittiğim oluyor. Çünkii çok güzel düzenlemeler yaptılar. Kjyısında kurulu National Film Theatre'in ıçerisine çok amaçh yeni bölümJer eklediler. Eski anakent belediyesinin görkemJi binasının önündeki gezinti koridorunu bir hayli uzattılar. 326 km uzunluğundaki bu sevimsiz nehrin hiç değilse bir bölümünü sevimli hale getirdiler. Fakat korkanm bunlar benım için pek bir şey ifade etmeyecek yine de. Marmara'yı ve Boğaz'ı özlemeyi sürdürdüğiim sürece ben Thames'le geçinemeyecegim galiba. Yahya Kemal ne kadar haklıymış. "Dindirmez anladım bunu hiç bir güzel kıvV Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağnyı> Nino Ferrer'in hazin ölümüGeçenlerde çok iyi bir arkadaşıma rastladım. Fransa'da oturup sohbet edecek yer çok. Bundan ötürü. uzun süredir görmediğim muhatabımla birlikte yer bulmakta güçlük çekmedim. Paris'ın o sıcak günlennden biriydi. Sipanşlenmızı verdikten sonra. arkadaşım nıhayet rahatlar gibi oldu. Sankı saldınva geçmışçesine "Sen şu işe bak" diye kulağımın zarını, şöyle iyicesine bır patlatıverdı. Acaba. o mu bunalım içındeydi, yoksa ben ni 'normal devreden' dışan çıkmaktaydım? Son zamanlarda niye her yerde, kısaca medyada. sıkjcı konulardı egemen olan? Gerçekten de, gün geçmiyor kı 'polis-adliye' nitelikli olaylara rastlanmasın. Üstelik bunlara kanşanlar arasmda 12-15 yaş arası çocuklar da yeralı>or. Gününiüzdeki toplum bu olsa gerek. Tehlikeli veumtir^Jötıaz. Bizim dost, maşallah, agzını şöyle bır açtı mı bır daha zor kapar! Ama, yine de, büyük bırmaharetle(!)sözü kaptığım gıbi. sordum: "Nino Ferrer'in intihan mı soktu seni bu hale?" Hayır demek mümkün değildi. O PARİS MİŞEL PERLMAN halde ne kaldı genye? Olsa olsa, kendı yaşamına ^on vermek. Ve bızım Nino, geçenlerde günlerden bır gün. bır çavırda av tüfeğini agzına doğnıltarak tetiğe basıverdı! Kımsenın görmedığı ücra bır köşede. Bu olaydan birkaç gün önce hayata gözlennı \~uman annesıdır Nino Ferrer'ı bu hale sokan. tnsanoğlu annesını zor yıtıriyor psıkolojı uznıanlanna göre. Sıradan bır sanatçı olmayan Nino Ferrer'ın bizlere veda etmesı ülkede belki büyük bır yankı uyandırmamış olsa bile belirlı bir yaklaşımın. 'adamıydı. 'Bunrtei ötürü, -> kendjsuıe'bttMÛk 4>ir şöfiret 1 getİTen *Mirza" baslıkll şarkı bugün hâlâ geçerlı bir yapıttır. Ferrer "Mirza'yı görmediniz mi?" dıye şarkısında sorarken adı Mırza olan köpeğinın peşinden koşmaktadır. Belleğe verleşmesı kolay bır şarkı. Lakın. daha sakin, daha romantik besteler de üretmıştır. Şu Italyan çocugu Nino Ferrer. Aynca yüksek eğitimden de geçtikten sonra şarkı dünyasına daJan sanatçı, giderek uzun zamanlar taşradakı malikanesinde ilgili çevTeden yavaş yavaş kopmuş ve kendisıni resim sanatına vermiştir. Varyete dünyası gaddar bır dünya. 64 yaşındak Ferrer'in 6O'lı ve 70'li yıllardakı başansını yinelemek ısteyen plak prodüktörien bunu yapamadı. Hoş, ttalyan asıllı sanatçı varyeteden uzaklaştığmı bir ara söylemiş olmasa bile. onu >enıden ön plana çıkarmayı tasarlayan profesyoneller pes etmek zorunda kaldı. Öte yandan, akrep ve yelkovan yanşması oldukça kızışıyor demeye vakıt kalmadı, arkadaşımız bu kez sohbet faslının bitmdrte^lduğunadair ' birtakım yüz göeiişaretleriyle kalkmamızı, kıbarca, önerdı. Nereden nereye geldik. Bu arada, sızlere şunu söyleyebilirim ki, görüşmemızin başmdaki hırçın arkadaşımdan ayrılırken gördüğümüz adam birleşıp bır tek uısan oluvermişti sanki! Metrelerce ve tonlarca vatan sevgisiMOSKOVA HAKAN AKSAY Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Havdar Aliyev'in 10'a 7.5 metrelik bir portresini yaptınp hediye etmiş. Ne iyi yapmış! Böylelikle Türkiye ve Azerbaycan halkJannın dostluğu iyice güçlenmiştir şimdı. Petrolün Ceyhan'a gitmesi de kesinleşmiştir. Hatta Aliyev, bazı Türk büyüklerinin bir zamanlar kendisini devirmek için darbe yapmaya kalktığım bile unutmuştur. Boyuta gelince. Siyasi portre elbette büyük olacaktır. El kadar bir portre hediye etmek Demırel'e ve "böyyük" Türkiye'ye yakışır mı? Biz büyük bir ülkeyiz. Bilim ve teknikte biraz geri kalmış olsak bile toprağımızın ve nüfusumuzun büyüklüğüyle nice zengin ülkeyi bir çırpıda geride bırakınz. Biz her şeyin büyüğünü severiz. Çünkü her şeyin büyüğünün daha iyi olduğuna inanmışızdır. "En büyük falanca. başka büyük yok". siyasette ve sporda en sık kullandıgımız sloganlardandır. İyi ama, Demirel, neden yalnızca 10'a 7.5 metrelik bir portre ile yetindi? Örneğin, 20'ye 15 olamaz mıydıyada 100'e75?Hani geçenlerde genişliği futbol sahalanna sığmayan, ağırlıgı tam bir tonu bulan ay-yıldızlı koskoca bir bayrak yapılmıştı ya... Hani siyaset erbabı bayrağı Boğaz Köprüsü'nden sallandırıp dosta düşmana mesaj göndermek istemiş de Allah'tan aklı başında biri çıkıp "Yahu, bunu köprüye asarsak rüzgâria birlikte bizim için dokunulmazdır. Siyasal yaşamımızın tombul sanşınının kulak çınlatan sesi hepimizin kulaklanndadır: "Bu ezan susmayacak, bu ba>rak inmeyecek.'" Sıkıysa tersıni söyle! Bir mesİektaşımız bayrağm bez olduğunu söyleyince topa tutulmuştu. Bu demagojiler öyle etkili ki. bazı aydınJanmız dini gericılıkle gırdikleri polemiklerde "Biz de Miislümanız, ama.»" yaklaşımını ileri sürmenın parlak bir taktik olduğunu düşünmeye başladı. Aslında "Biz Türk oğlu Türk'üz", "şanh bayrağunız", "hepimiz Müslümaıuz" gibi demagojik kalıplann içinin boş olduğunu hepimiz biliriz. Ama kimse bu konularda fuzuli yere "Kral çıplak" deyip de başını derde sokmak ıstemez. Geçenlerde televızyonda gördüm: Adam kör kütük sarhoş araba kullanırken yakalanmış. O alkolle sulanmış beyin hücrelerinin arasından genel geçer bir yöntemi sıyınp polislerin suratına fırlatıyor: "Bırakın lan beni! Ben kimseden korkmam! Ben Türk'üm! Müslümanım!" Buyur burdan yak!.. Ama polıslerde belli belirsiz bir duraklama dikkat çekiyor. Demek ki sarhoş o kafayla bile isabet ettirmeyi başardı Bravo doğrusu! Düşünüyomm da. şu anda dünyanın ilgi merkezi olan Rusya'da Veltsin, Zyuganov, Lebed, Çernomırdin gibi liderler arasındakı mücadelede "Kutsal Rus ba\Tagı inme\ecek, Ortodoks kilisesinin çanlan susmajacak" gibi yöntemler temel argümanlar arasında yer alsaydı, Rusya'nın hali ne olurdu? Milliyetçilik ve dini siyasete alet etme burada da var tabii, yok değil. Ama her şeyin bir ölçüsü var. Üstelık adamlann ulusal marşlanna yıllardır söz bulunamıyor; kimse öyle "Ülke elden gjdö'or" falan demiyor. Yıllardır buradayım, felaket getirir; köprii möprii kaJmaz" dıyerek vazgeçrrmi#i.*'ijjrı ^^^kimsenin "pemek anama avradınıa İ fngiliz çevrebilimdler tarımsal I üretimiarttaTnavayönefikdenemeter yapıvorlar. Horsham'daki Southern Water Çirtliğinde suJama antılan aOk sularla vapıuvor. Uzmanlardan Anna Smith,çiftiikteki 100bin ayçiçeğinin hızla büviidüğünü ve ürün kaJitesinin çok > üksek olduğunu söylüyor. Antilmış aük sulann gübre işlevi gördüğünü de söyieyen Smith, denemeçifliiğinde rrusır, jııîaf, buğdav ve fasuKe de yetiştirildiğini belirtijor. Rus gazetesinin, o!a$i'kısa1riörj sütunianndan verirken loıüandığı başlığı hiç unutamayacağım: "Bir ton yurtseverlik!" Evet. bizim yurtseverliğimiz, bızım ulusal duygulanmtz, toprak sevgimiz ve siyasal seçımlerimiz, böyle metrelerle ve tonlarla ölçülen cinstendir. Bayrak gibi, ezan gibi kavramlar küfrettin ha!1 * diyerek katil olduğunu duymadım. Demek ki sözcükJer, kavramlar ve simgeler hayattan daha önemli değil. Litrelerce votkanın, metrelerce kumaşın ve tonlarca ekmeğin ne işe yaradığı belli. Ama devasa bayraklan, çarşaf çarşaf portreleri ve ağız dolusu millet ve ba>Tak propagandasını ne yapmalı?.. ÖZGUN MUZIK YAPIM I Tel : 0212. 527 61 28 SERPl l BÂKİAS bn.VA ARUN KOLCAK SELDA BAGCAN ve UGUR OIKMEN besteterivle. İLAN T.C. AKDAĞMADENt KADASTRO MAHKE.MESİ'NDEN DosyaNo: 1994406 Esas 1996 335 Karar Davacı Akdağmadenı Oıman Işletme Müdürlüğü ta- rafından davahlar Osman Tekin ve arkadaşlan aleyhıne Karapınar Köyü 109 Ada 8 parseller hakkında açılan kadastro tespıtının ıptalı davasının mahkememızde ya- pılan >argılaması sonunda mahkememizin 1994406 Esas. 1996'335 Karar sayılı dosyası ıle Davacı Mehmet Tekin'ın davasının husumet yönün- den Reddine, Davacı Orman Işletme Müdürlüğü'nün davasının ka- bulüne, Karapınar köyü 109 Ada 8 No'lu parsel hakkında ya- pılan tespitin iptaline. Karapınar köyü 109 ada 8 No'lu parselin orman vas- fında Hazıne adına tapuya kayıt \e tesciline, Daır venlen hüküm açık adresleri de tespit edileme- yen davalılar Davut, Mustafa, fsmail, Elmas, Ayşe, Döndü Tekin adlanna teblig edilemedığınden, hükmün ilanen teblığıne karar verilmiş olup. ilan tanhinden itı- baren 15 gün ıçüıde karar temyiz edilmedığı takdirde hükmün kesınleşeceğı ilanen teblığ olunur. Basm: 13437 Sirenlerin çağnsı KULTUR • SANAT 293 89 78 13 HATI Ç ı k t ı i KENTOZANU KASET&CD FERİDÜN HÜREL s,m s,,.,k j * „.... HÜMEYRA öiim MEHMET GÛRELİ ı,«« Mmt! VEDAT SAKMAN SMSI W TANER ONGÜR r « . t ^ > * SMU, MURAT HASARI umm. TİBET AĞIRTANH^-^,,j,»»,i'CENK T A N E R f , * . ^ , ^ * ^ , TEOMAN s<ssi: ,\u, NEJAT YAVAŞOĞULLARI «««;;* UMAY UMAY ş<*,, an», KUDRET KURTCEBE çccut SERDAR KESKİN vu< MURAT YILMAZYILDIRIM ^ W ' M ERDINÇ ÜNLU KnpkaragimriklıştiremtiiklerimUirıı mislnlı? HİÇ YAYINLANMAMIŞ 15 ŞARKI AKUSTİK YORUM VE KAYITLARIYLA TUM MUZIK MARKETLERDE! SIVAS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NDEN 1998 499 Davacı TDÇİ Genel Müdürlügü vekili Avukat Ali Çi- men tarafmdan davalılar Hatıce, Şerife ve Kadir Koyun aleyhine açılan cebn tescıl davasında; Tüm aramalara rağmen adreslen tespit edilemeyen davalılar Şerife Koyun ve Kadir Koyun'un duruşma gü- nü olan 3.11.1998 günü saat: 09.00'da mahkemede biz- zat hazır bulunması veya kendilerini vekille temsıl ettir- meleri, aksi takdirde yokluklannda karar venleceği hu- susu ilan olunur. Basın: 40822 tLAN T.Ç. SIVAS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NDEN 1998/473 Davacı Türkiye Demır Çelık tşletmelen Genel Mü- dürlüğü vekili Avukat Alı Çımen tarafından davalılar Ahmet Yılmaz ve müşterekleri aleybine açılan cebn tes- cil davasında: Tüm aramalara rağmen adresi tespit edilemeyen da- valı Emıne Çelıkdag'ın 3.11.1998 günü saat: 09.00'da mahkememizde bızzat hazır bulunması veya kendisıni bir vekille temsil ettirmesı, aksı takdirde yokluğunda ka- rar venleceğı teblığ olunur. Basın: 40828 ÇORUM SULH HUKUK MAHKEMESİ SATIŞ MÜDÜRLÜĞÜ 1998,38 Çorum ıli Çoraklık Mahallesı Kuyuönü mevkiinde Pafta: 86, ada: 582, Parsel: 20'de kayıtlı 1815 m2 mik- tannda Bağ. 3.638.633.219 TL muhammen değerinde. Hıssedarlar arasında anlaşamamazlık sonucu izaleyi ŞU>IJU davası açılmış, açılan davaya istinaden satışına karar verilmiştir. Bırinci satış günü: 6.10.1998 günü sa- at: 14.00'ten 14.15'e kadar belediye müzayede salo- nunda yapılacaktır. Bugün talipli çıkmaz ise, ikinci sa- tış günü: aynı yer ve aynı saatte 16.10.1998 günü yapı- lacaktır. Bütün aramalara rağmen bulunamayan Zümri- ye Eskicindil'e teblığ yenne geçmek üzere ilanen teb- liğ olunur. 10.8.1998 Not: Itirazı bulunanların yukanda yazılı dosya nu- marası ile Sulh Hukuk Satış Müdürlüğü'ne gelmeleri ilan olunur. Basın: 40382 SI\AS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NDEN 1998 479 Davacı TDÇI Genel Müdürlügü vekili Avukat Ali Çimen tarafından davalılar Mevlüde Odabaşı ve müş- tereklen aleyhıne açılan cebri tescıl davasında; Tüm aramalara rağmen adresi tespit edilemeyen da- valı Mevlüde Odabaşı rrürasçılan Bekır, Yusuf. Kenan, Idris. Hesna, Rukıye, Zelıha Odabaşı ve Mevlüde Öz- demır'ın 3.11.1998 günü saat: 09.00'da mahkememız- de bizzat hazır bulunması veya kendilerini bir vekille temsıl ettırmeleri, aksı takdirde yokluklannda duruşma yapılıp karar venleceği hususu teblığ olunur. Basın: 40809 Çok sık olmasa da zaman zaman Avrupa'da bir yerlerden, başkentlerden pazar yazılan gönderirken bu sefer pazar yazısı olmasa da Türkiye'den, büyük olasılıkla gidip görmediğtniz bir yerden yazmak istedim, Foça'dan. Aslında uzun zamandır âşığım Foça'ya ve artık bu gizli aşkı itiraf ediyorum. Kimileri Foça'ya bir ayak basanın bir daha buradan aynlamayacağını, Foça'nın sihrinden kurtulamayacağını söyler. Işte ben o mutlu kurbanlardan biriyim. Söylenceye göre Foça'da kara bir taş varmış. Üstüne basan bir daha buradan aynlamazmış. Bazılan da bu kara taşrn kınlıp bin bir parçaya aynldığrnı ve Foça'nın her bir yanına dağıldığmı anlatır. Neyse taşm hikmeti midir, denizin. sirenlerin, daha göremediğim foklann, zeytinlerin. balıkçı teknelerinin ya da insanlannın mı bilemem ama her yaz büyük bir sevinçle, coşkuyla, heyecanla giderim Foça'ya. Her seferinde sonradan yine acı çekeceğimi, hüzünlere kapılacağımı, aynlmamn çok zor gelecegini bile bile giderim. Aslında geride bıraktıgım Foça'nın yaz aylannda yaşadığım aynı yer olamayacağını, onun da küskünleşip hüzünleneceğini tahmin etsem de, onun sırlannı, denizin kaprisini, balıklarının oyunlatını, kumsalın yalnızlığrnı ve sirenlerin çağnsını kıskanınm. Işte yine böyle duygularla Almanya'da evimin penceresinden dışandaki bahçeye, İcapalı gökyüzüne, ağaçlara konan kuşlara ve onlan pencere kenannda uslu uslu oturarak izleyen kedime bakarken sizlere Foça'yı anlatmak istedim. Gitmeyenler gidip görsünler diye. Gerçi ticaretle uğraşanlar dışında Foçalılar pek istemezler turist akınına uğramayı. O güzellikleri paylaşmakta pek bir kıskançlardır. Yalnız onlar bilsin, onlar tatsın isterler Foça'yı. Bu özeldir çünkü. Herkes anlayamaz, değerini bilemez. Haklıdırlarda üstelik. Tüm Ege ve Akdeniz'de bozulmadan kalan (ya da az bozulan diyelim) ender yerlerdendir Foça. Bir kıyı kasabası havasında, insanların sandalye ve şezlonglannı alıp akşamları evlerinin önüne, deniz kıyısına orurduklan, saatlerce sohbet edip geleni geçeni seyrettikleri, FOCA SEDEF KORAV piyasa yapanlann arasında şık ve havalı gençlerin olduğu kadar, çekirdek yerken kabuklannı yerlere ata ata dolaşan şortlu. fanilalı aile babalannm ve çocuklannı zaptetmeye çalışan annelerin bulunduğu, Izmir, Istanbul, belki de Ankara'dan gelenlerin deniz kenanndaki balıkçıda ya da restoranlarda zaman zaman derin sohbetlere dalıp Türkiye'yi kurtardıklan bir yerdir Foça. Eğlence arayanlann gece geç saatlerde dağıldıklan barlar ve yukarıdaki Foça manzarah disko, yıldızlann altında geç saatlere kadar açıktır. Evierin altında antik çağlardan kalan mozaiklerin ve kalıntılann bulunduğu ve bu yüzden birçok yerde inşaat yasağının olduğu Foça'da, sanat ve tarih arayanlar hayal kınklığına -y uğramazlar. Zaten kendisi tarihtir ^ Foça'nın. Bir de yaz boyunca süren sanat ve kültür etkinlikleriyle, sinema günleriyle Foça Belediyesi, Foçalılann olduğu kadar, tatil yaparken tatili yalnızca deniz, kum, güneş, iyi yemek ve barlarda eğlenme olarak algılamayan yerli ruristlerin de kültürel açlığını gidermeye uğraşır. Yolunuz düser de Foça'ya giderseniz, kıyıdaki restoranlardan birinde balık yersiniz, sahilde dolaşırsınız, az sayıda kalan taş Rum evierin asaletine bakıp iç geçirirsiniz. Ama bir de kıyılannı dolaşın Foça'nın. tster tekneyle, ister arabayla. Karşıdaki Incir Adası'na bir gidin. Balıklann arasında yüzün. Siren kayalıklannın yanından geçerken onlann çağnsına kulak verin. Homeros'un destan kahramanı Odiseus'unun denizlerdeki on yıllık serüveni sırasında duyduğu sirenler bunlardır denir. Rüzgânn bu kayalarda oluşturduğu şekillere hayranlıkla bakın. Kendinizi buralarda yaşayan foklann yerine koyup dünyada başka yaşanacak bir yer olmadığını düşünün. Işinize, gücünüze geri dönünce bu düşüncelerinizi anrmsarsınız.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog