Bugünden 1930'a 5,499,166 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 6 EYLUL 1998 PAZAR OLAYLAR VE GORUŞLER Üçüncü Troia Savaşı'nı Biz Kazanalım! Prof. Dr. CELAL ŞENGOR/7L \iaden Fakultesı ve Avrasva Yerbılımlerı Enstıtusu TVBA U\ esı T ozlu \e engebelı toprak şose uzerınde hopla>ıp zıplay arak yol alan Mer- cedes marka arazı araba- sının arka koltuklannda ben, eşım Oya v e şofbrum Cevdet bır yandan oturduğıımuz yere olabıldığınce sıkı tutunmaya çalışırken bır yandan da arabayı kullanan Indıana Jones şapkalı san saçlı adamın Alman şıvesıyle Turkçe olarak anlattıklannı dınlemeye çalışıyoruz "Troiaveçevre- si" dıyor, " kutsal topraklardan sonra dunyanın en çok bilinen yeridir. \vTupa tarihi burada başlar, Avrupa kuhurunun en eski yazüı eseri olan Homeros'un Ilı- ada'sı buralan anlatır Roma'yı kurdu- ğu soylenen \eneas buradan gıtmıştır Troıa ve çevrebinın bır mıllı park halı- ne getınlmış olması son derece vennde bır karar Ne yazık kı mıllı parkın he- nuzbırplanı yok Bırplan oluşturabılmek ıçın vuz bın ıle yuz y ırmı bın Alman Markı cıvann- da bır para gerek Plan olmadan parkı korumak zor" llende tarıhsel Beşık Koyu'nun guneyınde, bacaları tehdıt edıcı dumanlar sa\ uran çımento fabn- kasınıgostenvor "Buçimentofabrika- sı için önce bir ko> oluşturuldu \anıba- şında. Eh, gerekli dedik. Anıa sonra, bu koye kestirme olsun dive bir de >ol açtı- lar. İşte bu tip ufak mudahalelerle park >ok olabilir." Bu arada Mercedes'ın on koltuğunda oturan dokuz yaşındakı oğ- lum Asım. uyanvor "Profesör Korf- mann, biraz hızlı gitmi>or rnuvuz?" Asım, Troıa kazılannın on y ıldır başka- nı olan, yırmı beş yıldır Turkıye'de ar- keolojık çalışmalar yapan Tubıngen Unıversıtesı 'nın duny a çapındakı prehıs- toryacısı Manfred Korfmann'ın gerçek konuğu Troıa ıle ılgılendığını duyunca Profesor Korfmann. Asım'ı derhal ka- zıya davet ettı, ben, Oya ve Cevdet ıse buraya 'Asım'ın yanındakiler' olarak çağnldık Asım'ın sesı, Profesor Korfrnann'a kuçuk konuğunu anımsatıyor "Asnn'ın nesli" dıyor Mehmet Akıf' ı anımsatan bıredayla, "burada Homeros'un betim- lediği (tasvir ettiği) bıtkileri, ha>"vanlan gormelL Tabii ayüan da geri getireüm de- mivorum, ama orneğin alageyik Toros- lar'dan buraya getirilebiBr tekrar. Orman buralarda yavaş yavaş yok oluyor." Tam bu arada ılende bır tepecık belınyor K.orfmann kuçuk konuğuna seslenerek, "Akhılleus'un mezanna geüyoruz" dı- yor Asım heyecanla soruyor "Kalka- nını buMunuz mu?" Korfmann acı acı guluyor "Hayır, ama bunlan bulduk." GosteTdıklen Beşık Koyu'nun kuzey ın- de yan yana dızılmış ınşaat halınde zevk- sızlık tımsalı bır sıra tatilevi!' "Bunla- nn izinleri sözde parktan önce alınmış. İyi de, \anındaki >enüer nasıl yapıldı? Ama tabiu park planı ounazsa. park baş- muhendisi, muduru bir kez bile gelip parkı denetlemezlerse, parkla ilgilen- mezlerse, park da zarar görür, parklık- tan çıkar. Hemen şuraaktaki,Yenikoy 'de- ki uç dort katiı inşaatlara bir bakın. Bun- lar ohnamabydLAma denetleyen VDk. Bu- , rası sizin ulkeniz, eünizde, başkalannın sahip olabilmek için her şeylerini vere- bilecekleri de\ bır hazıne var. Bu hazi- ne hem arkeolojik, hem tarihsel hem de doğaL Reklama bile gereksinimi olma- dan butıin dunyaca tanınan bir yer." Bu- rada Profesor Korfrnann arabay ı aruden durduruyor "Şu karşıdaki kule benze- rişe> var ya" ondekı kolruğun sırtına çar- pan çenemı oğuştururken gosterdığı ye- re bakıyorum Cevdet'ınyardımıylaışa- ret edılen bınayı goruyorum "Cezayir- li Gazi Hasan Paşa'nın köşkünden arta kalan kule. Buradald Hasan Paşa çiftli- ğüıibilirsiniz."(Hayırbılmıyorduml Uru- versıtemın kurucusu olan bu buyuk Os- manlı amıralının v e sadrazamının bura- da çıftlığı olduğunu hıç duymamıştım1 Bunu buyuk bır utanç ıçınde evsahıbı- me ıtırafedıyorum) "Aa! Oysaçokün- lüdür" dıyor Herr Korfmann yarama tuz basarcasına, "Geçen yüzydda gravür- leri bile vayımlanmıştır Avrupalı bazı gezginlerin eserlerinde. Her neyse, bu çiftlik buranın 18. yüzyılda bile önemi- ni gösteriyor. Şu Beşik Koyu, 20. yuzyıl başına kadar ters ruzgâr yüzünden Ça- nakkale Boğazı'na giremeyen gemilerin uygun ruzgâr beklediklen yerdi. Baa gunler dort jüze yakın gemi demirler- mış burada. Troia, eskiden bo\ le gemi- lerden vergj alarak geçinirdi." Akhılleus'un mezan dıye bılınen ho- yuk, defınecılerden korunması maksa- dıyla Korfmann'ın ekıbınce kazılmaya başlamış Hoyukun tepesınde kazıyı yo- neten Cıncınnatı Unıversıtesı'nden Wîl- liam Ayhvard ıle tanıştıktan sonra Prof Korfmann, Amasyalı Strabon'danpasaj- lar anımsatıyor bıze Akhılleıon şehn. Akhaıon neredeydıler, çevre o zaman- larnasıldı Sonra kuzeydoguya donerek tum Troas'ı, yanı Troıa'nın ülkesıru, ıçı- ne alacak bır el ışaretıyle "tşte bu çev- re, insan tarihinin en önemli, en kutsaL en güzel yeıierinden biridir. Bakın, ku- zeyde Gelibolu, Çanakkale Boğan, baş- lıbaşına bir destan, bir kah ramanlarya- tağı, adeta modern Turkive'nin doğdu- ğu, Ataturk'ün Türk ruhunu tekrar şah- landırdığı yer. Hemen onun yanıbaşın- da, onunla kucaklaşmış gibi, Troas, A.s- ya'nın Avrupa ile hükümranlık savaşı- na tutuştuğu bir başka ver. Mehmet Fa- tıh (Fatıh'e boyle dıyor Korfmann) bu- raya gelmemiş miydi? Papa II Pıus'a "Troıalılann, Hektor'un ocunu Rumlar- dan aldım' diye vazmamış nuydı? Ata- tûrk 'Dumlupınar'da Troıalılann ocunu aldık' dememiş miydi? (*)Çanakkale Sa- vaşı, Troia Savaşı'nm bir devamıydı Ata- türk'ün kafasında. O, Çanakkale'yi ka- zandığı halde, Osmanlı Devleti yenik diıştu. tstanbul hukumeti sonra Troia atının o feci rolünü oynamaya kalktı, Dumlupınarzonınlu oldu. Orada Mus- tafa Kemal yeni bir Anadolu devletinin temeUerini attı. Şimdi ise biz Üçüncü Troia Savaşı'nı veriyoruz. Bu çevreyi, bu guzellikleri, bu tarihi korumak, gelecek kuşaklara Anadolu'nun, tarihinin te- meUerini gosterebilmek. \nadolu tarihi ile A\ rupa tarihinin ortakkokkrini, Hek- tor'dan Priamos'tan, Aeneas'tan, Meh- met Fatih'ten, Cezay irli Gazi Hasan Pa- şa'dan Mustafa Kemal'e uzanan tarihi, her şeyiyle; yıkılan (harabesı) yer biçim- leri, bitkisi, hayvanı ve destanlany la bir- likte bırakmakisti>oruz. Burası sizin ül- keniz. Bu hazûıenin sahibi herkesten ön- ce sizlersiniz. Politikacınızla, dev let ada- muuzla, askennizle, profesorunuzle, işa- danunızla,koylunuzie,sokaktakivatan- daşımzla buraya sahip çıkın. Bu hazine- yi koruyun, saklayın. Zenginliğinizin far- kında olun ki gerçekten zengin olasıruz. Asun'u nesli ve ondan sonraki nesiller burasıyla övunsünler, gururlansınlar!" Prof Korfmann'ın, Akhılleus'un me- zanndan Troas'a bakarak soyledığı bu coşkulu sozlen dmlerken onu bırden Homeros'a benzettım tzmırlı şaır te- rennum ettığı destanlarla Troıa'nın, Ana- dolu ıle Avrupa'y ı bır y azgı (kader) bır- lığı ıçınde bırbınne bağlayan bu kutsal yenn unutulmasını engellemıştı Şımdı Herr Korfrnann, yerellenn (mahallîlenn) Osman Bey'ı. dunya çapında arkeolog vebüyuk Turk dosru, kazılan ve proje- lenyle bu eşsız toprak parçasının tan- hının ve doğasının en ufak bır aynntı- sının bile unutulmaması ıçuı uğraş ve- nyor San saçlan şıddetlı kuzey ruzgânn- da uçuşan, bır elıyle Troas' ı ışaret eder- ken oburuy le de oğlumun elını tutan bu buyuk bılım adamına Akhılleus'un me- zannın ustunde, IdaDağı'ndan Troas'a hukmeden z^eus'a bakar gıbı bakıyo- rum O da Aeneas'a ve soyuna 'ikbal' va- at eden Poseidon gıbı Asım'ın nesKne ve onlann soylanna Troıa'nın ve Troas'm gorkemını (ıhtışamını) vaat edıyor Bu vaadın yeruıe gelmesıru sağlamak, Üçüncü Troia Savaşı'nm doğanın ve ın- sanın tahnbıne karşı kazanılmasını sağ- Iamak, bu uğurda Prof Korfmann ve Prof Bozkurt Güvenç gıbı ozvenlı dost- lanyla omuz omuza savaşım vermek her Turkıye Cumhunyetı yurttaşının kendı ulkesıne ve halkına karşı en kut- sal gorevlennden bın değıl mıdır9 Cum- hurbaşkanından, başbakanından, kultur bakanından Asım'ın yaşındakılere de- ğın' (*) Bkz Aslan, R, 1997, Troıa'nın Ûcu Atlas sa\ı47 (Şubat 1997),s 34- 50 ARADA BİR Av. Dr. CENGİZ ABBASGtL Dilimizdeki Yozlaşma Ulus olmanın en onemlı gostergesı, dılıdır Dılı ko- rumanın, dılı durulaştırmanın anlamı ulusal bılıncın guçlenmesı ve yuceltılmesıdır Dılı, yabancı dılle- nn saldırılanna bırakmak ulusal bılınçten odun ver- mek anlamınadır Ancak son yıllarda heralanda ol- duğu gıbı dıl konusunda da buyuk bır aşınma goz- lenmektedır 5O'lı yıllardan ben ulusal degeriere olan saldırılann dılımıze karşı olanlan ıse ınanılmaz boyutlara ulaşmıştır Işın uzuntu veren yanı gerek konuşma gerekse yazı dılımızdekı bozulmalar te- cımsel duyuru (ılan) ve tabelalarda da hızla yayıl- maktadır Şehır sokaklarında gezerken yabancı dılde yazılmış tabeladan geçılmez oldu İnsan bır anda acaba yabancı bır ulkede mı dolaşmaktayım duygusuna kapılmaktadır Hele bazı televızyon ku- rumlannın adlannın baş harflennı bastıra bastıra In- gılızce soylemelerı ınsanı çıleden çıkarmaktadır Konuşurken yerlı yersız yabancı ozellıkle de In- gılızce kelımelerı araya sıkıştırmayı ustalık sanan Ozal'ın azımsanmayacak payını unutmamak ge- rekır Tecımevlerı (tıcarethane) kapılarında gorulen bu kırlenme, bıraz da Ozal'ın koşedonucu tutumu- nun urunudur Dılımızdekı bu kırlenme ekın yayı- lımcılığının (kultur emperyalızmı) tıpık bır orneğını oluşturmaktadır Işın uzuntu veren yanı ıse ulus ola- rak duyarsız kalmamızdır Oysa yasal duruma bak- tığımızda bu gıbı durumlara onlem getıren duzen- lemelerın olduğunu goreceğız Nedendır bılınmez, bu yasal olanaklar gorulmemekte ya da gorulme- mezlıkten gelınmektedır Sırası gelmışken ılgılı an- cak duyarsız yetkılılere bu yasal duzenlemelen ha- tırlatmakta yarar ummaktayız Ulusal bılıncın urun- lerınden 1926 tarıhlı yasa (Iktısadı Muesseselerde Mecburı Turkçe Kuılanılması Hakkında Kanun) ılk hatırlattırılacak yasadır 805 sayılı ve bugun de yu- rurlukte olan yasanın 1 maddesı (Turk tabıyetın- dekı her nevı şırket ve muesseseler Turkıye dahı- lındekı her nevı muamele, mukavele, muhabere he- sap ve defterlennı Turkçe tutmaya mecburdurlar) buyurmaktadır Burada her nevı muamele dendı- ğıne gore kuşkusuz tecımevı tabelalarını de kap- sadığı kanısındayız Bu olanak karşısında yapıla- cak ış, çok kolaydır Sanayı veTıcaret Bakanlığı ya da tıcaret ve sanayı odalan yolu ıle bır genelge ya- yımlanması yeterlı olacaktır sanısındayız Şımdı dıl konusundakı temel yasaya bır goz atalım Ulu on- der Atatürk'un onemlı devrımlerınden bırısı Dıl Devnmı'dır Onemıne dayalı olarak Turk Dıl Kuru- mu'nu da kendısı kurmuştur Bu kuruluş 12 Eylul duşuncesı sonucu daha etkın ve venmlı olma sav- ları ıle gene ulu onderın kurduğu Turk Tarıh Kuru- mu ıle bırlıkte ortadan kaldınlarak 2876 sayılı Ata- turk Kultur Dıl ve Tarıh Yuksek Kurumu Yasası ıle yenı bır kuruluşa donuşturulmuştur Şımdı bunun yerındelığını tartışacak değılız Ancak bu yasanın 36 maddesı (Turk Dıl Kurumu'nun amacı Turkdı- lının oz guzellığını ve zengınlığını meydana çıkar- mak Onu yeryuzu dıllerı arasında değerıne yara- şır yukseklığe erıştırmektır) buyurmaktadır Dılını seven herkesın dıleğı aynıdır O halde ışın gereğı- nı yapmak da yasal bır gorev olmaktadır Ancak gel gor kı bu gorevı ustlenen ve gereğını yenne ge- tırene de rastlanamamaktadır Bu bağlamda bır de Kultur Bakanlığı'nın kuruluş yasasından soz et- mek gerekır Ozal donemı urunlerınden olan Ka- nun Hukmunde Kararname olarak çıkarılmış 354 sayılı bu yasanın 1 maddesı ıse amaç olarak kul- turel değerlen yaşatmak, gelıştırmek, yaymak, ta- nıtmak, değerlendırmek ve benımsetmek, kultur konularıyla ılgılı kamu kurum ve kuruluşlarını yon- lendırmek ve ışbırlığınde bulunmak, tarihi ve kul- turel varlıkların tahrıbını ve yok edılmesını onle- mek olarak buyurmaktadır Yanı konumuza do- nersek Dılımızın bu gunku acıklı durumundan kur- tanlması ıçın yapılması gerekli çalışmalann odağın- da Kultur Bakanlığı'nın olması gerekır Hem de ya- sal bır gorev olarak Durum boyleyken Kultur Ba- kanlığı'nın onderlığınde başta Dıl Kurumu olmak uzere ıvedı onlemler alınarak çalışmalar başlatıl- masında sayılamayacak yarar vardır Yoksa gıde- rek ekın yayılımcılığının batağında boğulup gıde- rız Karamanoğlu Mehmet Bey bunun ayırdına 1277'detam 721 yıl once varmış Konya onlerın- de vuruşurken kente gırmeden once ılk ış olarak butun ulkede yalnız Turkçe konuşulmasını buyur- muştur Bu bıze yedı yuz yıl once venlmış onemlı bır derstır Ancak anlayana Aydmlanma Sürecinde Cumhuriyet BURHANGUNEL Y aşadıklanmıza, çevremıze alıcı gozle bakmazsak olup bıtenı an- lamaya çalışmazsak, "Günler akıp gjdiyor_." deyıp ıçımızı çe- kerek omur tûketebılınz Ama dunyaya ve kendımıze çevırdı- ğımız eleştırel bakış yanı sıra sorgulayıcı yak- laşımlar bızı geçmışten alıp geleceğe taşıyacak- tır Kendımızv, çevremızı, dunyamızı ve ıçınde bulunduğumuz evTenı usumuzu kullanarak kav- ramamızdan sonra, yaşama ılışkm sorular ure- terek, o sorulann doğru yamtlannı arayıp bula- rak bılgıye, bılınce, ozgurluğe ve mutluluğa ka- vuşmarmz olasıdır Bu surecı yaşarken sanat ve felsefe alanmda- kı bınkımm yanı sıra ıletışım araçlan da ınsan- lığa yol gostencı ışlevlennı yenne getırebılır, ge- tırmelıdır Gunumuzde bu gorev ını yaşama ge- çırebılen, sorumluluk orneğı veren bır ıletışım aracından, Cumhuriyet gazetesınden soz etmek ıstıyorum Kendı adıma soyluyorum, ıçınden geçmekte olduğumuz kargaşada, bır yandan kureselleş- menın getırdığı "yükselen değerler"ın baş don- durucu hızma yetışemedığımden, ote yandan yukselebılmek(') uğruna her turlu pıslığe bula- nan, dolayısıyla yozlaşan tukenen ortamlara ve bu ortamlann "mensuplanna" duyduğum tık- sıntılı korkudan, çoğu kez çevremde hıç kımse- ye soru soramaz olmuştum Cumhunyet'ınkargaşa, yozlaşma ve ılkelleş- me karşısında aldığı net tav ırla yureklendım, yı- tırdığım coşkuyu ve sev ıncı yenıden yakalaya- bıldım Olumsuzluklara karşı başırruzı yekın- dırmek, ınsanı msan yapan gerçek değerlen anımsatmak ve bunlann yenıden yaşamdakı ye- nnı alabılmesını sağlamak, hem insan olmanın hem de ulkesını, toplumunu seven aydın olma- nın koşulu İşte, kureselleşmenın. ulus dev letı tum şer guçlenn bırleşmesıyle ve ıçınde yuzu- len kargaşanın yoğunlaştınlmasıyla yok etme- nm, msan olma bılıncını ortadan kaldırmanın. ınsanı insan yapan değerlenn topluca çope atıl- masının yoğunlaştığı, ınsana karşı her turlu sal- dınnın süreklılık kazandığı bugunlerde, bır ga- zete, gazetemizCumhuriyet bızı aydınlanmanın sureklı dev ınımıne çağınyor, bununla da yetın- mey ıp ulusal bılıncın tum toplum katlannda ye- nıden yaygınlaşmasına katkıda bulunuyor Salı ve cuma gunlen gazeteyle bırlıkte okura ulaştı- nlan kıtaplardan soz edıyorum elbette Bu kıtap- lar, Cumhunyet'ın cumhunyetımızı ve aydınlan- mayı sureklı kılmayı amaçlayan geleneksel tu- tumunun daha da somutlaşması anlammı taşı- yor 1960'lann ortalanndan ben okuru olduğum, kımı zaman da urunlenmle sayfalannda yer al- dığım Cumhunyet gazetesı, kendımle ve dun- yayla hesaplaşmam soz konusu olduğunda. ge- nye bakıp da gunır ve sev ınç duyduğum zengın- lıklenmden bın KemaUst toplumcu bakışımın gunluk yaşantımdakı karşılıklanndan bın de bu gazete olmuştur hep Ona ulaşamadığım pek en- der gunlerde eksıkhğını duyduğum bır arkadaş, bır dost, bır yoldaş 1971 'de ılk oykum Cum- hunyet'ın aylık sanat ekınde yayımlandığında duyduğum sev ınç. gurura v e onura da eşlık ede- rek hâlâ ıçımde durur, konu edıldığınde gozle- nmde guluşe, pınltıy a donuşur 1997 y ılında ba- na venlen Yunus Nadı Roman Odulu ıse, ovun- meyı. boburlenmeyı kuçuk duşurucu davranış- lardan sayan anlayışımın ıçınde ayncalıklı bır yer tutan ender ovunçlenmden bındır İşte tam da bu noktada. soylenememış bırkaç soz, bu yazı- nın gerekçesı olarak önumde durmakta Andı- ğım odule ılışkın törendekı konuşmam sırasın- da, sozu uzatmaktan çekınmıştım, bunlan anla- tacaktım, olmadı, şımdı sırası geldı, soyleyece- ğım 1980'den bu y ana. bırey sel yaşamımın onune geçen toplumsal/ulkesel kaygılanmın ıçınde bı- n var kı, tum kaygılanmın onde gelenlennden- dır "Cumhuriyet gazetesi, basının medyalaşması sürecinde sonuna kadar direnip onuruy la ayak- ta kalabilecek mi acaba?" Doğrusu bu soru bu- gune değın can sıkıcı bıçımde belleğımde yer al- dı ve kendını yıneleyıp durdu Cumhunyet ga- zetesı kapanırsa, laık demokratık cumhunyetı- mız de yıkılacakmış gıbı gelır bana hep Gerçek- ten de Cumhunyet gazetesıyle cumhunyetımız ozdeş, adaş ve yoldaş değıl mıdır 9 Bu saptama ve ozdeşleştırme tanhsel akış ıçensınde bırlık- te gerçekleştınlmış ulus olma aydınlanma/uygar- laşma yolculuğundan kaynaklandıgı denlı, Cum- hunyet gazetesınde cumhunyetımızı koruma, kollama, savunma ve aydınlanma savaşımını surdûrme çabalannın yogunluğundan da guç ve esın alıyor kuşkusuz Cumhunyet'le bırlıkte oku- ra venlen salı ve cuma kıtaplanyla bır yandan aydınlanma meşalesı yakılıp yenıden elden ele ulaştmlırken ote yandan da curnhunyetUTuzın de- lıkanlılık yıllannın ve Ulusal Kurruluş Savaşı- mızın gerçeklen, olgulan, kıtaplar ve ışığa do- nuşen belgeler halınde yaşamımızı yenıden ay - dınlatmaya. geleceğımızı hazırlamayabaşlamış- tır Artık ınanıyorum kı. ne Cumhunyet gazete- sı yıkılır, ne de olgunluk donemıne yurumekte olan demokratık laık cumhunyetımız Cum- hunyet gazetesını "kurumlastıran" Nadir !Na- di'nın yedıncı olum yıldonumunu yaşadığımız şu gunlerde, Ühan Selçuk'un 18 Ağustos 1998 gunlu Cumhunyet'tekı sozlen umut, ınanç v e guç venyor "Tek bağunsız gazete Cumhuriyet'tir bugün_ Bu sonuç, Nadir Nadi'nin Cumhuriyet'i nasıl kurumlaşürdtğını gosteren en çarpıcı kanıt_" Cumhun>et gazetesının laık cumhunyetımız- le, ulusal bağımsızlığımızla bırlıkte sonsuza ka- dar yaşaması dıleğı ve ınancıy la tum cumhun- yetçılere, tum aydınlanmacılara, ozgurluk ve de- mokrası savaşçılanna selam olsun PENCERE SIVAS3.ASLtYE HUKUK M\HKEMESİ'NDEN 1998 528 Davacı TDÇİ Genel Mudurluğu vekılı avukat Alı Çımen tarafindan da- valı \lı Kahya aleyhıne açılan cebn tescıl dav^- sında, Tüm aramalara ragmen adresı tesbıt edı- lemeyen Alı Kah>a'nın 3 11 1998 gunü saat 9 00'da mahkememızde bızzat hazır bulunması \ eya kendısını bır v ekılle temsıl etürmesı, aksı tak- dırde yokluğunda duruş- ma yapılıp karar venle- ceğı hususu ılan olunur Basın 40805 GSB. TStP ve TKP üyesı, tSTA Haber 4jansı muhabın, Polıtıka Gazetesı Yazı Işlen Mudüru, Savaş Yolu ve Gûneşlı Dünya yazan, Cumhunyet Gazetesı mensubu, ınsansever, çelebı, uıançlı sosyalıst AYDEVŞENESEN (1950-1998) aramızdan aynldı Başımız dık olsun ARKADAŞLARI SASONSULH HUKUK MAHKEMESİ'NDEN Da\acı Sadıve Su- nar ın davalılar Hazıne ve Karameşe Koyu Muh- tarlığı aleyhlenne mah- kememıze açtığı tescıl davasının vapılan açık yargılamasında venlen ara karan gereğınce, Da- \ a konusu yer Batman ılı Sason ılçesı Karameşe köyü Tıra mezrası Sıkre bolgesınde kaın doğusu AlıBa>ındırtarlası batı- sı Fahrettın Sunar tarlası. kuzevı Sason Çayı ve gü- neyı Mehmet Bayındır tarlası ıle çevnlı taşınma- zınMK 'nun 639 mad- desı gereğınce davacı adına tapuja tescıl edıle- ceğınden bu \erle ılgısı olanın kanunı 3 aylık su- re ıçınde mahkememıze ıtırazlan ılan olunur 1108 1998 Basın 41506 Sevgili Celal, Demek, Beyoğlu Tekstirde fareleri kovalayamayacağız... Rahat uyu canım arkadaşım. SEVİNÇ Sevgili arkadaşımız AYDEV ŞENESEN'i trafik kazası sonucu yitirdik. Ailesinin ve tüm sevenlerinin acısını paylaşıyoruz. Murat Fıral. Celal \ıldırım. Kazmır Pamır, Tatv os Bebek, Sınan Y üdu, tbrahım Kurt, Sedat \zak. Şukru Guner, \vnur Hayrullahoğhı, Yuksel Selek, Cunevt Başboğu. Nabı Yağeı. Çıçek \ ağcı, Şeref Y ıldız, Berdan Dere, Toygnn Eraslan. Mehmet Karaca, Feridun Gıırgoz, Mostafa Pacal, Omer Gu>en, Erdal Talu, Şeyda Talu, 4hmet Muhlar Sokücu, Ergın Cınmen. Bahn Belen, Ibrahim \k;in. >ermın 4kşın. Rasım Oz, Mustafa Gungor, Bulent Itko, 4kın Atalay. Adalet Dınamıl. 4dıl Demırcı, Cihan Şenoğnz, Zehra Şenoğuz. Ertan l >ar. Berrin l>ar, Tnrgut \asalar. Oğuz Tanındı. Mebuse Tekay İLAN T.C. BAHÇE SULH HUKUK MAHKEMESİ'NDEN EsasNo 1996 136 Davacılar Kemal Ateş \s tarafindan mahkememıze açılan veraset davasında olu olduğu belırtılen, ancak mırasçılan tesbıt edılemeyen Bahçe ılçesı Savranlı kö- yunden Mustafa Gul (Okkeş oğ ). Ökkeş Gül (Ökkeş oğ ) Elıf Gül (Ökkeş kızı), Gulıstan Savran (Osman kı- zı). Done Savran (Osman kızı), v e A> şe Savran (Osman kızı)'nın mırasçılannın \eya mırasçılan bılen kışılenn 3 ay ıçensınde mahkememıze muracaat etmelen, aksı takdırde mırasçısız vefat eden munslere ılışkın yasal hûkûmlenn uygulanacağı ılanen teblığ olunur Basın 41642 TEŞEKKUR Hastalığımla ılgılı tanı ve tedav ı konusunda yakın ılgılennı esırgemeyen, başta Sayın Dr. ZAFER KAYA v e Sayın Dr. NAHİT ÖZCAN oknak üzere Sonomed Göriıntuleme Merkezı yönetıcı ve tum çahşanlanna, aynca şefkatlı doktorum Sayın Dr. EKREM DUMAN'a teşekkurlenmı sunanm MEHMED KEMAL Nereden Nereye?.. Enver Bey 29 yaşında. Berlın'de asken ataşe. Imparator VVilhelm, genç kurmaya onem venyor, Turkıye'nın gelecektekı onderı sayıyor, bu hava saraya yayılıyor. Imparatorun genç yeğenlerınden bır Alman prensesı, Turk bınbaşısına ılgı duyuyor Ancak tum kadınca yaklaşma çabalanna karşı Enver'ın yaptğı tek şey, prensesın karşısında dıkılıp topuklannı bırbınne çarpmak, mahmuz şıkırtısıyia genç kadına yanıt vermek... Prensesın konağındakı bır "kabul gunu"ne Enver çağrılıdır. Prenses odasına çekılır, hafıf ve açık bır gıysıyle dıvana uzanır, havaya aşk kokusu sınmıştır; ama, Enver kapıdan gırıp durumu gorunceyine hazırola geçer, topuklannı bırbınne çarpıp ayakta dıkılır Prenses dıvandan fıriar, yuzu mosmor kesılır, ofkeyle atar kendısını dışan "- Fakat bu bır manken! " Şevket Süreyya bu olayı ıkı tanıktan dınledıkten sonra yazmış. Genç zabıtın utangaç davranışını dogal saymak gerekır. O yıllann Osmanlı delıkanlısını daha kuçuk yaştan etkıleyen toreler, davranışlan belırlıyordu. Enver Bey sonunda Ikinci Abdülhamrt'ın kardeşı Şehzade Süleyman Efendi'nın kızı Naciye Sultan'la evlendınlır • Naciye Sultan anılarında o gunlen anlatıyor: "Yazlan Nıspetıye Koşku'nde, kışları Fenye Sarayı'nda otururduk. Yan yana olan kardeş saraylannın arasında bile yuksek duvahar vardı Herçocuğa maaş bağlanırdı. Herçocuğun kalfası, arabası, lalası ve tablacısı vardı. Bır aıle sofrası gormemıştık Hepımız kendı başımıza yemek yerdık. 40-50 odalı saraylarda bile yemek odası dıye bır şey yoktu Herkesın yemek tablası kendı odasına gelırdı. Şehzadeler ve sultanlar ıçın mektep de yoktu Dışardakı mekteplere de tabıı gondenlemezlerdı. Biz gene saraya gelen ozel hocalardan bazı dersler alırdık. Hulasa serbest hayatın hasretını çekerdık Nıtekım bugun duşunuyorum da, herşey pahasına, tekrar o hayata donmek ıstemem." Naciye Sultan 30 yaşındakı Enver Bey'le nışanlandığı zaman 12 yaşındadır. 1911'de nıkâh kıytlır. Enver Bey Naciye Sultan'ı ancak 1914 yılında gorebılecek, duğun de o yıl yapılacaktır. • Son yıllarda 1923 Devrımı'ne karşı çeşıtlı kesımlerden saldırı başladı. Cumhuriyet ıle demokrasıyı bırbınnden ayırıp 1923 Devrımı'nın Turkıye'ye hıçbır şey getırmedığını soyleyecek kertede aklını yıtırmış olanlar ortaya çıktılar Oysa 1923 Devnmı'nden oncekı yaşam, ulkenın tepesındekı saraylarda bile ılkeldı Cumhunyet yenı bır insan yarattı. Yenı bır kadın Cumhunyet devnmını gerçekleştıren kuşaktan gençlenn evleneceklerı kızı ancak nıkâhtan sonra gorduklennı duşunmek, yaşananlann denniığını bıze anlatabılır Ama bu yeterlı mı'? • Turkıye bır yana, gunumuzde Turkıye'ye ders vermeye kalkışan sozde ılerı toplumlarda bile kadın ıle erkeğın eşıtlığı sağlanamadı Pekı, kadın-erkek eşıtlığının sağlanamadığı bır toplumda demokrası eksık değıl mıdır?.. 1923'te kurulan Cumhuriyet kadın hukukunda ınanılmaz bır demokratık devnmı gerçekleştırdı Yine de tum ınsanlıkla bırlıkte yuruyecegımız yol çok uzun... CENAN BIÇAKÇI 1933-1995 Işçı sınıfının, yoksul köylünün ve tüm ezılenlenn kurtuluşunu "Sosyalızm"de gördü. Bu amaç ıçın, öldüğü güne kadar ınançla, umutla, ınatla mücadele etti. O'nu, "Sosyalızm için Bağımsızlık ve Demokrası" mücadelesınde, bayrağı yuksek tutmak uğruna ömürlennı veren "devnmcı"lere duyduğum denn sevgı ve saygıyla anıyorum. GÜRER BIÇAKÇI VEFAT ve TEŞEKKUR Hermıne Altun ve Şake Mumcan'ın kardeşı, Prof Dr Ara Altun'un dayısı, Ferah ıle Feryal'ın Hırant Amcalan, DSt Barajlar ve HES Daıresı Emeklı Başkan Yardımcısı, fflRANT MUMCAN'm (Elektrık Muhendısı) kısa surelı hastalığı, vefatı ve cenazesınde yakın ılgılennı gorduğûmuz Cumhurbaşkanı Sayın SÜLEYMAN DEMtREL başta olmak üzere. Genel Sekreter NECDET SEÇKİNOZ'e, DSİ Genel Mudurlüğu'ne, Barajlar ve HES Daıresı Başkanlığı'na, Bolge ve Şube Mudurlüklen ıle DSİ mensuplanna, dost ve mesaı arkadaşlanna, ılan, telgraf, telefon ve çeşıtlı yollarla tazıyede bulunanlara, cenaze törenme katılanlara. çelenk gonderen ve bağışta bulunanlara ıçten ve açık teşekkurlenmızı sunanz AİLESİ
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog