Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

6 EYLUL 1998 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 15 Pendik Pendik Devlet Hastanesi'ndeki "kılık-kıyafet" konusunda yeni bilgiler geldi. Yönetmeliğe uymayan on iki kişiden savunma istenmiş. Bunlardan altısı türbanlıymış. Türbanlı personelden iki kişi başını açmış. Dört kişi, "başımızı açmayız" demiş; bir memure, bir hemşire, bir röntgen teknisyeni, bir laboratuvar teknisyeni uyarı cezası alıp mesaiye türbanla devam ediyormuş. Ataşehir Ataşehir llköğretim Okulu'nda Kadıköy Osmangazi Anadolu Lisesi'nin eğitim vermesine ilkokul velilerinin haklı tepkisini beş gün önce bu köşeden yansıtmıştık. Ancak veliler aynı tek tip fakslan çekmeye devam ediyor... Anlaşılan gazete okumuyorlar. Belli ki velilerin eline faks metinlerini tutuşturan "organizatör"ler de gazete okumuyor... Herkes bildiğini okuyor! Ö M Ü R İ L İ K Insana dayan ölmesin, darağacına dayan kurusun. ömür E. Kurum Bektronık posta: someposta.cumhuriyetcom.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97 - Seçimde plastik sandık kullanılacakmış... "Oy pusulalan da 'naylon' olmasın!" amuoyunda "Adnan Hocacılar" olarak bi- linen grubun kurduğu Bilim AraştırmaVak- fı üyelerinden Serkan Ciminli bir süre ön- ce öldürülüyor. Ciminli'nin ölümünün 40. gü- nünde vakıf, mevlit okutuyor. Bir televizyon kanalı da mevlidi izliyor. Genç muhabir, Bilim Araştırma Vakfı üyelerinden Bahadır Güven'in "Kanun, Ciminli'nin katillerine yeterli cezayı vermediği takdirde gerekeni kendile- rinin yapacağı" şeklindeki sözlerine tanık oluyor ve haberini buna göre hazırlıyor. Kamera karşısında söylenmeyen bu ifadenin ek- rana yansıması üzerine Bilim Araştırma Vakfı'nın avukatları, mahkemeye başvurarak tekzip istemin- de bulunuyor. Ancak, üç ayrı mahkemeye birden gidiliyor. Avukatlar Atilla Hazman ile Ali Tizik vakıf adına Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi'ne ve Adnan Tı- narlıoğlu adına Ankara 1. Sulh Ceza Mahkeme- Şehit si'ne: avykat Hazman bir kez de vakıf başkan yar- dımcısı Özgür Pulat adına Ankara 16. Sulh Ceza Mahkemesi'ne tekzip dilekçesini veriyor. Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi tekzip istemi- ni kabul ediyor. Ankara 16. Sulh Ceza Mahkemesi ortada verilmiş bir tekzip kararı bulunduğu gerek- çesiyle istemi reddediyor. Ankara 1. Sulh Ceza ise "tekzip metninin talep ko- nusu yayına cevap vermekten ve yasada tanınan ce- vap hakkını kullanmak amacından çok talepçi vak- fın televizyon kanalı yolu ile geniş kitlelere tanıtılma- sının amaçlandığı anlaşılmış, talebin reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır" di- yor. Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi'nden çıkan tek- zip kararı üzerine televizyon kanalı bir üst mahke- me olan Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi'ne iti- razda bulunuyor, fakat itirazı kabul edilmiyor. 1 dakika 02 saniyelik habere tekzip olarak mah- keme kararı ile gönderilen 3 dakika 30 saniyelik me- tin, televizyon kanalının üç ayrı haber bülteninde yayımlanıyor. Yayımlanan tekzip metni, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararındaki gibi vakfın propaganda- sını yapmakla kalmıyor, aynı zamanda "şehitlik" ko- nusunda da yeni bir çığır açıyor. Mahkeme kararı ile yayımlanan tekzip metninde öldürülen Serkan Ciminli için, "hain bir pusuda şe- hit edilen Bilim Araştırma Vakfı mensubu" ifadesi kul- lanılıyor. Böylece, kamuoyunda "Adnan Hocacılar" olarak bilinen grubun üyelerinin öldüklerinde "şehitlik" ka- tına ulaşacakları Ankara 11. Sulh Ceza ve 9. Asliye Ceza Mahkemelerinin karanyla tescil edilmiş oluyor. SESSÎZ SEDASIZ (!) NURİKURTCEBE BEN/M. . KAJZAKTEBJMPNZ &ÖZÜATÜN. 7£T Y/L&/JZ. Yüksek Yerilim Hattı Erdinç UTKU Egemenlik kayıtsız şartsız. kayıt ücretinindir. Bir posta memurundan ne istiyorlar! Tansu Çiller'in Başbakan, Meh- met Köstepen'in Ulaştırma Bakanı ol- duğu sırada ve DYP'den kart getire- nin Posta Işletmeleri'nde işe alındığı dönemde Izmir Başmüdürlügü'ne Kut- lu Uslu kardeşimiz de giriyor. Babası ve annesi de "postacı" olan Kutlu kardeşimiz, iki yıl önce Karşıya- ka Posta Merkezi'nde memur olarak çalışırken, yok telefon tahsilat gişesi- ne yatırılan fatura bedellerinin hesap- larda kaydı bulunmuyormuş, yok pul ve jeton paraları zimmetinde kalmış, yok iade edilen arızalı telefon kartla- rını tekrar vatandaşa satıyormuş gibi iftiralarla karşılaşıyor. Müfettişler iftiralan soruşturuyor, fa- kat ne acı ki Kutlu kardeşimiz hem gö- revden uzaklaştırılıyor hem de Karşı- yakaAğırCezaMahkemesi'ndehak- kında zimmet davası açılıyor. Devle- te hizmetinin karşılığını görememe- nin üzüntüsü içindeki kardeşimiz te- selliyi askere gidip vatani görevini yapmakta buluyor. Ve Kutlu kardeşimizin askerden dö- nüşü muhteşem oluyor. Yüksek Disip- lin Kurulu, mahkemesi devam ettiği için iftiralar kesinlik kazanmadığı gerekçe- siyle değerli kardeşimizin göreve baş- latılmasını uygun buluyor. Hak yerini buluyor. Kardeşimiz de Eşrefpaşa Posta Merkezi'nde geçen temmuz tekrar işe başlıyor. Geleceğin büyük müdürlerinden bi- ri olacağa benzeyen Kutlu'yu yeni görevinde biz de kutluyo-(fe \ ruz. ÇED KÖŞESÎ OKTAY EKİNCİ 'Mimar' belediye başkanları Kentlerimızin çarpıkveyağma- cı gelişmesine karşı çareler ara- yanlar. zaman zaman "Keşke be- lediye başkanımız mimar olsay- dı" dıye de düşünebiliyorlar. Hat- la bu düşünca geçen dönemlerde kımi meslek odası yöneticileTİnfde etkilemiş ve "Mimarlar beledi- yelere aday olsunlar" gibi kam- panyalar bıle açabılmişlerdi... Oysakıkentlerimizin "mimar- lıkla bağdaşmayan" bir mimari görüntüden \e "imarla bağdaş- mayan" bir yapılaşma sürecinden kurtarılabilmesi için yerel yöneti- cilenn mımar ya da şehirci olma- sı hem zorunlu degil. hem de as- hnda sorunu çözmez. Örnegin her görenin imrendigi şu mımarlık ve şehircilik anıtlan gibi duran A\ rupa kentlerinin hiç- birisi mimar belediye başkanıyla yönetilmiyor. Aynı şekilde. şöyle bir baktığınızda bile başınıza ağ- rılar giren kimi beton yığını ve çevre düşmanı kentlerimızde de bazı beledı>e başkanlarının kart- \ ızıtlerinde "mimar" oldukları yazabilıyor. Aslında bütün sorun. kent yöne- timınde ve imarpolitikasuıda "mi- mariığın topluma ve çevreye kar- şı sorumluluklarını" gtfzeten bir larının altında mimar Belediye Başkanı Engin Berberoğlu'nun imzası. hatta "özel çabaları" var. Bu başkan da kendisine karşı çı- kan MirnaHar Odası iemsilcisinin - kentfeki-mesleki yaşansına^^aiB*- bargo" koymuş. bürosunun suyu- nu kesip ruhsatını iptal etmişti... Bursa'nın büyükşehir sınırlan içindeki merkez ilçelerinden Os- mangazi Belediyesi'nın mimar başkanı Basri Sönmez ise daha önce kentteki koruma ve restoras- yon çabalanyla meslektaşlannın da sevgisini ve takdirini toplardı. Şimdi ise stadyumun karşısında- ki. mahkemece planı ve ruhsatı ip- ta) edilen ayncalıklı bir yüksek in- şaata. çevresı 5 katlı olduğu halde sürekli imar hakkı tanıyarak 15 kata ulaşan bu de\ kütleyi hem ko- ruyor. hem de yargının işlevsiz kalmasına neden oluyor. Antalya'da yine kent merke- zindeki ilçelerden Muratpaşa'run mimar Belediye Başkaru Mehmet Manavoğluna gelince... Bu mimar. 1994"te aday olma- dan önce Mimarlar Odası'na no- terden taahhütname vermiş ve "Odanın ilkelerini savunaca- ğım" demıştı. Bugünlerde ise ge- çen >ıl ona\Iadıâı \e tarım alan- Bir Kuşadası görünrüsü. Üstelik, "mimar" Belediye Başka- nı'mn imar izni ve onayıyla... (Fotoğraf: OKTAY EKtNCI) anlavışın egemen olmasını sagla- mak. Ya da başka bir deyişle o kentteki mimarlık hizmetlerinin yağmaya \ e ranta degil, kent ve ka- mu yaranna yapılabilmesi ortamı- nı sağlayacak bir imar düzeninin kurallarını koyabilmek, yaşatabil- mek... Türkiye'den örnekler... Belediye başkanı mimar olun- ca. eğer egemen imar politikası mimarlıktan yana değilse. kente ve topluma verilen zarar bazen çok daha fazla bile olabiliyor. Çünkü münar belediye başkanı, böyle bir politika içinde "mesleki beceri- sini" de rant ve yağmadan yana kullanınca, örneğin konunun ya- bancısı olan bir önceki belediye başkanını bile "aratacak" düzey- de tahribatlar yaratabiliyor. Bunun son yıllardaki en çarpı- cı örnekleri ise önce KuşadasTnda, derken Bursa'da, sonra Antal- ya'da \ e şimdi de İstanbul'da göz- leniyor... Kuşadası'nı "imarterorizmi- nin başkenti" yapan imar karar- lannı yapılaşmaya açan imar pla- nını yargı yoluyla durduran mes- lek odalanna ateş püskürüyor. Mi- marlar Odası yöneticilerini de rant beklentileri engellenen yağmacı- lara "Bunlar kent düşmanı" di- yerekşikâyet ediyor... İstanbul'da da Gülay Aslı- türk'ün kaçısından sonra Şişli Be- lediye Başkanlığı'nı de\Talan mi- mar Cüneyt Akgün, hakkındakı diğer tartışmalar bir yana, yıllar- dır Mimarlar Odası'nın karşı çık- üğı ve hatta oda yöneticilerine "Siz bana hakaret ettiniz'' diyerek milyarlık tazminat davaları açan Gökkafes'i açıkça "hima>esine" alıyor, se\ ip okşu> or. Hemen her- kesin Istanbul'akarşı işlenmişbir "mimarlık suçu" olduğu konu- sunda da hemfikir olduğu şımank ve hukukdışı bir binaya sahip çı- kıyor... Evet. Türkiye birçok doğruyu ne yazık ki hep "büyük yanlışlar yaparak" öğrenebiliyor. Bunlar- dan biri de kent yönetiminde ön- celikle mimann değil, mimarlığa da saygılı bir uygarlık anlayışmın bulunması gerektiği... HAYVANLAR ÎSMAÎL GÜLGEÇ KÎlWr kîME DUM DUMA BEHİÇAK behicakuı turk.net ÇİZGİLİK K.ÎMİL MASAKACI BULUT BEBEK M'RAYÇIFTÇI TARİHTE BUGÜN MVMTAZARIKAS 6 Eylül GULERIZ AGLANACAK HAUMIZE! 13S2'P£ euGÜKI, NADİR NADİ, CJJt*HUGlY£r GAZETB- Sİ'NOEKf B/)ÇYAZIStNDA,OZAN TEV&tC R/Kje£r't KONU ALMtŞTI. 13 AĞUSTOS7~A 3?- ÖLÜM YILOÖNU- MÜ NEDEAJt'YLE AN(LMAS( GERE'CEA/ O2AN/A/ UHUTULDUĞUNDAN SÖZ E&EN NAI>t? fiHOİ, YA2İ- S/M ŞÖYLS SÜKDÜHUEICTErOf "Ft/Z&Er"/ TÖ- REM.ERCE ANMAY/, S/JŞ ZAMAA/LA& FLO&MALI NÂ2/M ADET~ EDİNMİŞTİ. " ,. ."'FLO/Şl/V/ll.t ÖLDÜK- TSN SOtJRA f=/K/ZET rt>ıe£/VCEje/ CİPOT A D A M L A - RtN AKI.INA HlÇ GELA1EDİ. SİS ŞAİR.IHİN BAHTStZ KADERİNI ÖNÜMÜZE SEK.MESİ SAKtMtA/DAN, SU UAOl&EDE BİR TKAJE0İ l-MVASI SE2İNLİYENLER BEN, OAHA İİ PANO DENtZ KAVUKÇUOGLU 'lüiaka'ya Yolculuk' "Ben, bu tarihsiz kuzey kentinin, kadife koltuklaria dolu karanlık sinema salonunda, o ardında binbirçe- şit insan çığlığı saklayan, ama gururia örtünmüş ya- nmada karşısında, nerede olduğumu anlayarak sar- sıldım. Oraya, kolayca dönemediğim o kente aittim işte. Istanbul'a..." Demir Özlü'nün bu satırtan, onun, "bir gün bir filmde Istanbul Limanı 'na doğru yol alan birgeminin, Marmaragirişinde, güvertesinde çekilen" son sahnelerini izlerken duyduğu duygulannı yansı- tıyor. "Ithaka'ya Yolculuk"ta her gezgin kendisinden de bir şeyler bulabilir. Kolayca dönemediğim" yıllarda yaşadığım, do- laştığım yabancı kentlerin sokaklannda ben de hep Istanbul'u arardım. Bir liman meyhanesinden gelen kızamnış balık kokusu, bir evin penceresinde gördü- ğüm bir çiçek. yoldan geçen güzel bir kadın Istan- bul'u çağrıştırırdı bende. Ne var ki, yıllar üst üste bin- dikçe, belleğimdeki anılar yavaş yavaş silinmeye yüz tutuyordu. Görüntüler sisleniyor, resimler birbirine karışıyordu. Istanbul benden uzaklaşıyordu. "Ait olduğum kenti" yeniden bulmamda Demir Öz- lü'nün yardımlarını hiç unutamam. Onunla 1980'li yıl- ların başında, Almanya'nın, şimdi anımsayamadığım bir kentinde tanışmıştık. "Anılarolmasa, insan nean- latırki" demişti. Onu yüz olarak, yazar olarak çok ön- celerden tanıyordum. Lise yıllarımda, onun arkadaş- larıyla buluştuğu "Baylan Pastanesi"nde yan masa- lardan birine oturur, aralanndaki konuşmalara kulak verirdim. Felsefeden, edebiyattan, yaşamdan konu- şurlardı. Yaşça benden büyüktü nepsi. Kimi günler Baylan'dan çıkıp Istiklal Caddesi'nde dolanırlardı. Henri'nin "Efendi flar"ına, "Kulis"e giderlerdi. Be- nim, kendi yaşıtlanmlaÇiçek Pasajı'nda, "Sfop'un üst katında buluşup, bira içtigimiz, Gümüşsuyu'nda, "Pa- kiş Pastanesi"nde kız arkadaşlanmızı beklediğimiz yıllardı. Demir Özlü'nün hikâyelerini, romanlannı severdim. "Votka" adlı hikâyesini kim bilir kaç kez okumuştum. Çogu yazılarında Istanbul'dan söz ederdi. Yalnızca "levanten" Istanbul'u değil, "eskiyanmada"y\daso- kak sokak bilirdi. Onunla tanıştıktan sonra her karşı- laşmamızda Istanbul'dan mutiaka "ö/rşey/er"anlat- masını isterdim. Onunla konuştukça belleğim yeni- den canlanırdı. Hiçbir sorumu yanıtsız bırakrnazdı. Ki- mi zaman biriikte katıldığımız "önemli" toplantılarda küçük "kaçamaklar" yapar, bir köşeye çekilip, konu- şurduk. Bazen dilimize Dede Efendi'den, Yesari Asım'dan bir şarkı takılırdı. Almanya'nın Mari adlı kü- çük bir kentinde, yine böyle "önemli" bir toplantı son- rası, bir şarkıya başlamışken, yanımıza gelenlerin, "Neyapıyorsunuz" sorusuna, "Hiiç, şarkı söyiüyomz!" diye yanıt verdiğimizi anımsıyorum. Istanbul'a ait or- tak anılar paylaşıyor olmamızın keyifli bir ayncalığı var- dı. Demir Özlü, Avrupa'yı, orada kendisinden çok da- ha uzun yıllar yaşamış birçok insana kıyasla daha ya- kından tanıdı. Çok daha fazla dolaştı, gördü, yaşadı. Hiç vazgeçmediği yaşam "gusfo"sunun yanında, kendisini yakından tanımayanlan şaşırtacak kadar yürekli bir insandı. Örnek bir aydındı. Solun, solcu- luğun "enflasyon dönemi"nöe, sosyalizmin "s"sini bile ağzına almadan evrensel etik değerieri, "insan"\ savundu. Doğru bildiklerinden hiç şaşmadı. Öne çık- mak kaygısı taşımadan yazarak, konuşârâk, anlata- rak karariı bir demokrasi, özgürtük savaşımı verdi. Ama yüzünden gülümsemesi, ağzından gevrek kahkaha- sı hiç eksik olmadı. Bir keresinde Hamburg'daki evime iki günlüğüne konuk oldu. Biriikte sofralar hazıriadık. Başka konuk- lar ağırladık. "Edgar" Kemal hiç yaşanmamış anıla- nnı anlatmıştı. Tekin Sönmez "müthiş" bir "rock'n roH" yapmıştı. Hamburg'un sokaklannı, nadide eşyalar satan dükkânlarını gezmiştik. Neredeyse çeyrek yüzyıla varan bir ayrılıktan son- ra Istanbul'a döndüğümde Demir'le buluştum. Tak- sim'den başlayarak, beni, çocukluğumun, ilk genç- liğimin geçtiği Beyoğlu'nun, Tarlabaşı'nın, Galata'nın özlediğim, unutmaktan korktuğum ara sokaklannda dolaştırdı. Kiliseleri, pasajları, yapıları, her biri artık bi- rer anı olan kapanmış dükkânlan, lokantaları tek tek anlattı. Saatlerce gezmiştik. Yorulmamıştı. Sonra Tü- nel'e gelmiştik. Kapıdan girdik. Tünel hiç değişme- mişti. Belki de Istanbul'un hiç değişmeyen tek yeri orasıydı. Orada, girişin sol yanındaki gazete bayiinin önünde durduk. Kokusu bile değişmemişti tünelin. O kendine özgü, rutubet, makine yağı ve elektrik koku- sunu, -evet, elektriğin de kokusu vardır-, içimize çek- tik. Yanımızdan geçenler bize tuhaf tuhaf bakıyorlar- dı. Aldırmamıştık. Ben İstanbul'da kaldım. O Isveç'e döndü. Her yıl bir iki kez geliyor. Görüşüyoruz. Bu yaz, -benim suçum- olmadı. Oysa soracağım, anlataca- ğım ne kadar çok şey vardı... Şimdi Kasım'ı, Kitap Fu- an'nı iple çekiyorum. "Ithaka'ya Yolculuk"u severek okudum. "Ithaka'ya Yolculuk", uzun bir dönüş yolculuğunun kitabı. Ân- ladım ki, o dönüş hiç bitmeyecek!.. (Faks:0216-418 8410) B U L M A C A SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA: 1/ Argoda genç ve yakışıklı erke- ğe \erilen ad... Olümlü. 2/ 106 taşla oynanan bir oyun... tkı üç ya- ştndaki erkek ko- yun. 3/ Georges Bizefnin tanın- mış bir operası... Bir nota. 4/ '"Ci- hat ": Kale- cimız... Rütbe ya Q da kıdemce kü- " çük olan asker. 5/ Aşk il- ham eden büyülü içki. 6/ 1 O\ada ya da dere kıyısm- da çalı ve diken topiulu- 2 ğu... Belirti. II Konut... 3 Türk müziğinde bir ma- 4 kam. 8/ Küçük tekne kap- 5 tanı... Böcek ısırmasıyla g meydana gelen yumru. 9/ "- - -Pound": ABD'li şa- 7 ir... Içe dogmayla akla ge- 8 len yaratıcı duygu ya da 9 düşünce. YUKARlDAiN AŞAĞIYA: 1/ Bir tiyatroda ya da sinemada izleyiciler için aynlmış kü- çük bölmelerden her biri... Bir tür başlık. 2/ Kiraya verile- rek gelir getiren mülk... Muşmulaya benzer bir meyve. 3/ Kaplıca... iran'ın plaka işareti. 4/ Izcilikte küçük birlik... Ostün bir yetkinin gücünü simgeleyen değnek. 5/ Büyük çi- vi. 6/ Sıcak ve kuru bir rüzgâr... "Öldürme, yok etme" an- lamında eski sözcük. II Tuzağa düşürülen şey... Tuluat ti- yatrolannda Doğu giysileriyle yapılan dans. 8/ İçinde bir su canavarı yaşadığına ilişkin söylentilerle tanınmış, Iskoç- ya'daki göl... Istanbul'un bir semti. 9/ Alkolsüz içecek, meşrubat... lnleme, inılti. M O N 0 G R A F 1 A T A K | A R A S N U H | K 1 P | P 1 R 1 B A S •M I F A L • T 1 ç TR E K • TM P A L A S •E M | E T | L T 0 R L A K | 0 Y O R G A N 1 Z M A
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog