Bugünden 1930'a 5,499,529 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 6 EYLÖL 1998 PA2AR 12 KULTUR Habitat H'nin açılış töreninde gerçekleştirilen'Lirik Tarih Gösterisi' Expo 98'de sunuldu Türldye^nin tüm sesi Lizbon'da HANDANŞENKÖKEN LİZBON - Bahk kokusunun hiç eksik olmadiğı. çeşitli yerlerden fado'nun yük- seldiğı eskı kent Alfama'nın daracık so- kaklanndakı mozaik kaldınmlarda yürür- ken yanı başımızdan geçen tramvaylar... fstanbulun arka sokaklarıru andıran du- varçınilenyle bezenmiş eski evlerde ası- lı çamaşırlar, çiçekler... Kaleler, art nouve- au kafeler, ansızm önünüze çıkıveren il- gınç müzeler ve elbette Fernando Pes- soa'nın evı... Oysa Lızbon, havaalanına sadece beş dakika ıızaklıktaki Expo'98'de bambaşka bir kent göriinümü sergiliyor. Okyanusla- nn büyüsüne kapıldığımız, kirliliğin so- nuçlanyla irkildiğimiz, hemen hemen her pavyonda ayn bir denız serüveni, efsane- si ve düşü izlediğimiz Dünya Sergisi'nde, dört farklı okyanusun canlılannı banndı- ran. içmde 200 türe ait yaklaşık 15 bin can- lının buiundugu "Oceanarium' adlı Avru- panın en bü>ıik akvarvumu da yaşam kaynağımızın geleceğine yönelik ortak kavgt taşımamız gerektiğini vurguluyor. Portekizli denizci V'asco de Gama'nm Hindistan'a vanşmın 500. yıldönümü ne- deniyle 22 Mayıs'ta açılan ve 30 Eylül'e dek sürecek olan Expo '98 Dünya Sergi- srnın teması "geleceğin mirası okyanus- lar". Toplam 155 ülke. 34 uluslararası ku- ruluş v e çok sa> ıda sivil toplum örgütü- nün katıldığı bu görkemli sergi alanının yeraldığı Tejo N'ehn kıyısındakı 840 hek- tarlık alanm hazırlanması üç yıl sürmüş. A\Tupa Topluluğu'ndan büyük destek alan Portekız'ın 6.3 katrilyona gerçekleştirdi- ği bu sergi alanında Türkıye'nin pavyo- nu bın 300 metrekarede yer alıyor. Sultan Abdiilaziz'in 25 metre uzunlu- ğundakı 'muhteşem' saltanat kayığı, W. Sefim'in 14 metrelik ıpek donanma san- cağı, Piri Reis'ın dünya haritası, 7 müze- den 66 tarihi esenn sergılendiğı, multiviz- yon gösterilerinin sunulduğu Türk pavyo- nunun, serginin en iyi ulusal pavyonlann- dan biri olduğu söylense de, öteki ülke- lerin pavyonlarının hem tanıtımı daha kap- samlı gerçekleştırdiği hem de temayı da- ha iyı yansıttığı gözleniyordu. • 'Avrupa'nın okyanusa açılan kapısı' Lizbon'da yapılan Expo '98 Dünya Sergisi'nde 30 Ağustos'ta Türk Gecesi düzenlendi. • Istanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu, dansçıları, îstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu, Mehter Grubu ile Balık Ayhan ve arkadaşlan 'Lirik Tarih Gösterisi'ni sundu. Türkiye için bir tür 'katalog' Daha önce HABİTAT H'nın açılış tö- reninde 35O\ ı aşkın sanatçımn katılımıy- la izlediğimiz "Lirik Tarih Gösterisi'' bu kez daraltılmış. 2"?4 kişilik kadrosuyla 30 Ağustos'taki Türk Gecesi'nde Lizbon'da- ki E\po '98 Dünya Sergisı'nin en büyük açık sahnesinde Sony Plaza'da yer aldı. Bir gece önce David Byrne'nın konser verdi- gi de\ alanda. genel sanat yönetmenliği- nı Yekta Kara'nın üstlendıği. AJi Tay- gunun sahneye koyduğu şef Serdar Yalçın'ın yönettiği gösterıde, operadan mehter grubuna. sema gösterisinden ba- leye, folklordan tangoya, Idasik müzikten tasavvufmüzığıne, roman havalannadek Türkiye'nin tüm seslen renkli. coşkulu bir yelpazede sunuldu. Bu gösten Sony Pla- za'daki en büvük sanatçı topluluğunun yeraldığı etkinlıkti. 90 dakika kesıntısız süren, müzikle ge- çişlerin sağlandığı program akışı içinde sah- neyı dolduran sanatçılar, çeşıtlı sanat dal- lannın uyumlu bir bütün çerçe\esindeki birlıkteligıni bir kez daha sergıledıler. Tür- kiye'dekı zengın sanat mozaigi ıle ilk kez karşılaşan izley ıcıler ıçın bir tür 'katalog' olması amaçlanan Lırık Tarih Göstensi, katalogdan öte. müzıkJi bir Tûrttıye ansik- lopedisi gibı ızlendi. HABITAT'ta herkesın lam bir 'millita- kun' ruhuyla canla başla çalışarak, ken- di üzerine düşenı >oğun bıçımde yaptıgı, belki de bır oratorvo, bir sentonık vapıt olarak adlaııdınlabılecek 'Lirik Iarih Gös- terisi'. Lizbon'da Portekızlılerinprovaola- nagı saglamama, aletlenn. gıvsılerin ta- şınmasında sorun yaratma gibı çıkardıgı türlü güçlüklere karşın a>TU heyecan ve coş- kuyla uyumlu biçimde sunuldu. Gösten- nin bitimınde AhmetÖzhan'ın da değin- digi gibı "dümayı gezebilecek bir projey- di"bu. İstanbul Devlet Opera ve Balesi Or- kestra ve K.orosundan, Av rupa'da ortaça- ğın sonralanndan "Carmina Burana" ile başlayan gösterıde, kıtanın güneydoğu- sundan, en son ucundan Mehter Grubu gir- dı sahneye "Fetih Marşryla. Koreogra- fisinı Nil Berkan'ın yaptıgı "00$^"!, îs- tanbul Tarihi Türk Müzigı Topluluğu'nun "Güzel AşuVı ızledı. Sırayı Ahmet Özhan ve İstanbul Tanhı Türk Müziği Toplulu- gu ıle İstanbul Devlet Operası Orkestra ve Korosu aldı, düzcnlemesını Serdar Yal- çm'ınyapüğı Itri'mn "Salat-Ümmiye''siy- le. Gazelhan Yahya Soyyiğit'in "Kasi- de"sinden İDOB'un orkestra ve korosu- nun seslendırdığı VerdTmn 4 *ReqiHem"ine geçildi. Requiem. koreografısi ErdalUğıır- lu'ya ait "Tachycardia" adlı gösteriye bı- raktı yerinı. UKiCemal Erkin'ın "Köçek- çe"si, Balık Ayhan ve grubununromanha- valannakanştı. Mehteran.davulunugüm- bür gümbür çalmaya başladığında dans- çılar "Pehiivanlar T ' gostensıne koyulmuş- lardı. Grup Pulathane'nın Adıyaman Halİc Dansı'ndan sonra Hammanıizade lsmail Dede Efendinın Gülnıhal'ıni Ahmet Öz- han ve İstanbul Xarihı Türk Müziği Top- luluğu ıle IDOB orkestra ve korusu etki- leyici bir yorumla sundu. Balık Ayhan ve grubu. gımaia ve darbukanın kıvrak me- lodılenyle Ntl Berkan'ın koreografisiyle, geleneklerin günün modasına uyarlanma- sının sergilendiği "BayramSabahrnaeş- lik etti. İDOB orkestra ve korosu, Ahmet Adnan Sajgun'un "Yunus Emre Orator- yosu"yla Aııadolu insanının kardeşlik ve sevgiye inancını dile getirirken, Bülent Ozbekney solosuna başlıyordu. İstanbul Tarihi Türk Müziği Toplulugu ve sema- zenlerin sema gösterisini, orkestra ve ko- ronun seslendirdiği \erdi'nin "DTrova- tore"sı izledi. Nil Berkan ve Okiay Ke- resteci, "Sevdim Bir Genç Kadını" adlı tangoyla dans ederken, yıne Carmina Bu- rana'ya geçildi. Grup Pulathane kemen- çeyle horon teptikten sonra İstanbul Ta- rihi Türk Müziği Toplulugu Mehteri Mo- zart'm "Tûrk Marşın nı sundu coşkuy la. Gösterinin fınalinde İstanbul Devlet Ope- rası Orkestra ve Korosu tüm sanatçılarm katılımıyla Beethoven'ın "9. Senfoni"si- nin koral bölümünü seslendirdı. Çeşitli alanlarda gösterüer Bu görkemli gösterinin sonunda izJe- yicilerin yoğun alkışlan üzerine topluluk üç kez bis yaptı; Türk Marşı'm, Carmina Burana'yı ve Gülnihal'i bir kez daha ses- lendirdi. 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Türk pavyonundan başlayan Türk Yürü- yüşü, resmı heyetin ellennde kâğıt Türk bayraklanyla gösteriden önce Sony Pla- za alamna gelmesiyle sona enruşti. 'Lirik Tarih Gösterisi'ni ayakta alkışlayan ızle- yıcıler, heyetten aldüdan bayraİdan sal- layarak coşkuiannı yansıtıyorda Portekiz televızyonunda da yayunlanan gösteriyle bir izleyici "Türkfye'nin, üçüncü dünya ulkesi oJmadıguu" kanıtladığını vurgulu- yordu televizyon kamerasına. Ötekisi de ne denli etkilendiğini. Türk sanatçılannın gösterisi sadece bu geceyle sınırlı kalmadı. Hergün sabahtan başlayıp gece yanlanna dek süren müzik, dans, tiyatro, multivizyon gösterisi, so- kak gösterileri, şiir matineleri gibi etkın- liklerde; İstanbul Tarihi Türk Müziği Top- lulugu Mehteri, İstanbul Tarihi Türk Mü- ziği Toplulugu ve semazenler, Balık Ay- han ve arkadaşlan ile İstanbul Devlet Ope- ra ve Balesı'nin gösterilen Expo '98'in icin- deki çeşitli açık alanlarda sürdü. 1994'te Avrupa Kültür Kenti olan Liz- bon, yüzyılın son büyük sergisini gerçek- leştiriyor. Expo '98 alanı ve apart otel bi- çiminde yaptıklan köy, metro, tren, oto- büs iletişim ağı, sergi alanının sınınnda yer alan 17 kilometre uzunluğundaki Vasco de Gama Köprüsü... Eskiyi korumasını bı- len ve çağdaş teknolojiyle de donanan Lizbonlular gururlu. Bizse bunca tantanalı ve masraflı 'Türk seferi'nde olduğu gibi, her şeyi 'son da- Idka'da mucizevi bir biçimde kotarmak- tan ne zaman kurtulacağız acaba? Kızü Giselle'in ctynasında bir siyasetsorgulaması AYDIN ENGLN Istanbul'dan bir "Kızıl Giselle" fırtınası geçti. Dört gün boyunca Açıkhava Tiyatrosu 'nun son is- kenılesini. yetmeyınce sıra aralanndaki tüm boş- luklan dolduran (şanslı) Istanbullular, başannın doruğundan deliliğin dehlizlerine yuvarlanan bir balerinın dans, müzik ve sessizliklerden örülmüş öyküsünü izlediler. (Yeri gelmişken bir dilek: Pamukbank yöneti- mı. bu gösterıyi düşünen, kotaran, gerçekleşti- ren. banka kültürel etkinlikler bölümü çalışanla- nnı terfi ettırsin, maaşlanna yüksek zamlaryap- sın. sözleşmelerini ömür boyu uzatsın, marifetin ıltifata tabi olduğunu unutmasın). Bale denen, zarafetin müzikle buluştuğu. mü- zıgın insan bedeniy le sarmaştıgı bir sanatın seyir- ci olarak -yabancısı değilse bile- acemisi bir ga- zeteci Kızıl GiscUe üstüne ne yazar, neden yazar? Önce gösteri boyunca kimselere çaktırmadan iç çektiği içın yazar. Alın Leningrad Bale Tiyat- rosu'nun (program broşürüne yanlışlıkla St Pe- tersburg Bale Tiyatrosu yazmışlar) dansçılanndan biruu, ömeğın başbalerinlerden Vera Arbouajva'nın biyografisıni: "...1974 Krasnoiarsk (Sibirya) doğumlu olan sanatçı, KrasnoiarskKoreograflEnstitüsü'nü 1992 yılında bitirmiş ve._" Sibırya'nın derinliklerinde bir küçük kasaba: Krasnoiarsk. Bir Sibirya kasabasında bir egitim kurumu: Krasnoiarsk Koreografl Enstitüsü. Kras- noiarsk Koreografi Enstitüsü'nü bitirmiş, dal gi- bi bir genç kız. Leningrad Bale Tiyatrosu'nda başbalenn... Gel de çekme içini. Bir gün, belki de hiçbir gün, "._1974 Şırnak doğumlu olan sanatçı, Şırnak Koreografi Enstitüsü'nü 1992 yılında bitirmiş ve_" diye yazamayacağını düşünüp de çekme içini... Bu. 1917 Devrimi'nin kazanımıydı. Kendi akı- şına kalsa. uzak bir Sibirya kasabasında süt sağa- cak \e olsa olsa okuma-yazma ögrendiğıyle övü- nebılecek gencecik bir kadını Kızıl Giselle'e ulaş- tıran süreç elbette devrimin kazanımıydı. St Petersburg Bale Tîyatrosu, 'Red Giselle'i beş gün İstanbul Açıkhava Tiyatrosu'nda sahneledi. Amaaynıgösteride, 1917EkimDevrimrninye- kadar uzanan. sözünı ona devnmcı politıkalann nilgiyle sonuçlanmasınm ipuçlan da vardı. Yaşa- belki de bilmeden- sorgulanışn dı yan en büyük bale yönetmenlerinden Boris Eif- Boris Eırman bir antıkomünıst mı bilemem. man'ın yapıtı. 1917'den başlayan, kültür alamna Ama Kızıl Gıselle'de altını bazen çok kaba çize- rek soruyordu: -Yoldâşlar, si\asi komiserleriniz parti adına ba- ğtşlanmaz yanhslar \apıyoriar. Bale sanannın da- ha da yüceîmesine yol açacak koşullan haariay a- caklanna, sanaün ne ounası, nasıl olması, nasıl >apılması. ne anlatması, neye yaraması üstüne ya- lınkat yargüanm dayatryoıiar. Sanab metalaşöran kapttahzıni aşmak için yola çıkanlar, sanab günü- biıîik siyasetin zavalh bir aygıöna indirgeyerek devrimin içini boşalayor, altını oyuyoriar.. 1917'yi izleyen günlerde izlenen, adına "Pro- letkult" denen kültür politikalan, devrimin 70 yıl sonraki yenilgisinin tohumlannı serpmiyormuy- du? Kapitalizmin tarihsel yanlışhğını ve haksızlı- ğıru sorgulayarak tarih sahnesine çıkan sosya- lizm, 1917 sonrasında kendini sorgulamakta gü- dük kalarak, yanlışlan aşmak yerine örterek, sor- gulayanlan yüceltmek yerine kahrederek kendi ye- nilgisini hazırlamadı mı? Boris Eifinan, Kızıl Giselle'i 1989'dan önce, dev- rimin Rıısyası'nda sergileyebilir miydi? Ruslar Kı- zıl Giselle'i Rusya Federasyonu'nun uyruklan olarak değil, Sovyetler Birliği'nin yurttaşlan ola- rak izleselerdi; izledikten sonra bilinçlerinde Sov- yet ülkesındeki kültür politikalan üstüne yakıcı sorular belireydi; bu sorulann yanıtlannı arasa- lardı; sorgularnalannı sosyalist demokrasinin - kısıtsız olması gereken- olanaklanyla ete kemi- ğe büründüreydıler devrim bu kadar kolay yenil- mezdi, öyle göz açıp kapamacasına, "Akşam yat- üm var, sabah kalkiım yok" olmazdı. Sovyet (hattaDünya) insanının mutluluğu, esen- liği için yaratılmış bir aygıt olan partiyi, kendi ba- şına bira amaç''a dönüştürenler 1989 yenilgisi- nin istemeden mimarlan oldular. Oysa tarihin on- lardan böyle söz etmesini hiç de hak etmemişler- di. Kızıl Giselle'in, devrimin başbalerinligınden ka- pitalist metropollerin öğüttüğu bir delilik burga- cına düşmesi de aynı "büyük" yanhşın "küçük" bir yansısı. içinde yitip girtigi aynasında bir ye- nilginin yakıcı ipuçlan yansıyor... Kültür Servisi -"1993 yıhnda benim için çokönemli olan kariyer ödüiünedeğer bu- lunduğum Venedik Film Festivaü'nin, 'Er Ryan'ı Kurtarmak'laaçıuşyapmasıonur verici. Bu film, toplunısal vicdanımı bir öykü içinde irdeiemeye duyduğum kişi- sel gereksinimin sunucudur. Filmde çok sevdiğim bir sahne var._ Asker, çıkanna yapılan sahilde yerden kum topluyor ve küçük bir şişeyedoldunıyor. Askerin sırt çantasında. savaşnğı çeşitli yerlerin top- rağını sakladığı başka şişeler de var... Ve belki bir gün oleceği yerin toprağı da..." sözleriyle dile getıriyor Steven Spielberg, festıvali bu filmle açmış olmaktan duy- duğu mutluluğu. "Festivallere inanıyorum" diyor Spiel- berg: "Ök kez bir festi>alde filminı gös- teriktiginde 23 yaşınday dım ve bu da bir İtalyan festivaliydi, Taormina...". Yaşamda kalma savaşı üzerine... Spielberg, Er Ryan'ı Kurtarmak'ta ın- sana karşı savaşırken ölen ınsanın öykü- sünü anlattığmı belirterek •*Ama tüm di- ğer çahşmalanm gibi bu filmim de temel- de "hayatta kakna mücadelesi" üzerineku- ruhı. Aynca Normandiya çıkarmasmın. en azmdan birçok Amerikan kuşağını Avrupa'yla tanışnrdığuu düşünmek ho- şuma gidiyor" dıyor. "Er Ryan'ı Kurtarmak". 6 Haziran 1944 çıkarmasında kaybolan bir Ameri- kan askerinı bulmakla görevli bir grup as- kerin öyküsünü anlatıyor. Daha gerçek- çi ve somutbirdeyişle. Ryan'ı kurtarmak biremir. Spielberg, filminin DeSica,Ros- sellini, Antonioni, Germi gibi ustalan ye- tiştirmiş bır ülkeden ve \enedik gibı bır festiv alden başlav arak Av rupa sıneması - na merhaba demesinden büyük mutluluk duv duğunu belirtiyor. "Böyle bir festiva- li. savaşın ürkütücülüğü, umut ve cesaret üzerine bir fibnle açmak, insanlara aslın- da'kim' olduklannıhatırlarmanıneniyi yolu. FUmler, insanlara bu karşılaştırma ve yüzleşme şansuu \ermeB" dıyor yönet- men: "Ben her zaman kendi ülkesinin kültürel kinıligint' sahip çtkan çalışmalar- dan vanayım. Öncekifilmlerimtamamen düş gücümün birer iiriinüv düler. O> sa da- ha sonraian tarihsel köklerime eğilme gereksüıimi duymaya başladun.* 1 . Spielberg sinemasının ilk döneminde, bır öykü anlatıcısı ularak karşımıza çık- tığı "ET, Indiana Jones, Jurassk Park" gibı filnıler v ar. 1986 yılında 'TheColor Purple" v e ardmdan gelen 'Güneş İmpa- ratorluğu" ıle başlayan dönemde ise yö- netmenın ticarı kavgılardan uzak, riskli çalışmalara yöneldiğı görülüyor. Güneş lmparatorluğu ve 'Schindler'in Listesi' gibı fılmlennde de tarihi konu- lara değınen Spielberg. 81 vaşındaki ba- basından dınledığı öv küler iayesinde ta- rıhe ılgı du>ma>a başladığını söylüyor: "Babam gençliğinde Japonlara karşı sa- vaşmış. Ben de onun, büyük savaş film- lerini andıran öyküleriyle beslenerek bü- yüdüm.". Spielberg, Er Ryan'ı Kurtarmak'tan söz ederken babasmdan duyduğu o dö- neme ilişkin sözleri tekrarhyor: "D. Dün- ya Savaşı, sadece masunıiyetin vitirilişi anlamına gelmiyor. Bu savaş, özgüriüğü korumakla tamamen kaybermek arasnı- daki sının çizdi. Filmde özellikle Tom Hanks'in canlandırdığı asker rolünedik- kat etmenizi isrivorum. Banşın eski ve yeni sınıriannın kalbi, bu adamın ellerin- de.". Spielberg, sinema hazinesinin peşin- deki serüvenini sürdürüyor. Bir yandan da Bach ve Mozart dinlemeye. Frank Capra v e John Ford fihnlerini tekrar tek- rar izlemeye devam ediyor; 20. yüzyılın ilk dönem Amerikan resmi üzerine ça- hşmalar yapıyor ve en çok keyif aldığı şeyin, uzun sohbetlerin yapıldığı akşam yemekleri olduğunu söylüyor. KÖŞEBENT ENİS BATUR Epgin Telci Selçuk Erez'in 'Se/an//cs/z'yazısınabayıldım. Bu- güne dek tanımış olduğum Selaniklileri, ortak yön- lerini gözümün önüne getirdim, bir de Ergin'i dü- şündüm: Her ne demekse bu, ki bilen bilir, tipik bir Selanikliydi Ergin. Onunla, aynı işyerinde, ikı1 yıl bır odayı, yaklaşık dört yıl ortak bir mesaiyi paylaşmıştık. 1988'de tanıştıy- dık. Önce yoklama yaptı: Kimlerdendim, nereden geliyordum, çevremde kimler vardı? Ite kaka ortak tanışlar aradı, kurcaladı, geçmişimiz bir türlü kesiş- medi. Sonra huyumu suyumu tartmaya başladı. Pek az benzeyen yanımız vardı, gene de beni sevdi. Ben de onu sevdim. Tutunamamış çocuk yanı ağır basıyordu; hali vakti yerinde birailenin iyi eğitim gör- müş oğlu hem çalışma hayatında hem de özel ha- yatında müflisliği benimsemişti. Çocuklara ve çocu- ğuna bağlıydı, bir de güzel içkilere. Gövdesiyle ters orantılı bir içme kapasitesine sahipti, sanki sabah- lan büyük bir susuzluğun ortasına uyanırdı. Işin il- ginci pek sarhoş olmazdı: Gündüz seansını siestay- la savuşturur, akşamüstü gelince ellerini ovuşturur- du sevinçle: Gecenin başiıyor olmasj sevindirird? onu. Son derece zeki biriydi Ergin, huysuzluğunu den- geleyen bir neşesi ve espri gücü olduğu hemen fark edilirdi. Hafifçene kekelerdi konuşurken, bu aksak- lığından özel bir üslup doğurmayı becerecek ölçü- de yetenekliydi. Onu kışkırtmayı severdik Turhan II- gaz'la, iş hayatımızı yarattığı kahkahalarla beslerdi. Yokluğunu hemen hissettiren sıradışı insanJardan biriydi, bir gün gelmese gözlerimiz onu arardı. Doğan Kardeş dergisi ikinci kez yayın yaşamına girdiğinde ciddi katkılan oldu. Çocuk dünyasını ger- çekten de içinden tanıyan, onlaria doğrudan diya- log kurma yolları üzerinde kafa patlatmış biriydi. Oyunla egitimi buluşturan çözümler, projeler üretmek- te düpedüz ustaydı. Alkol tutkusu (bir asktı bu), Ergin'i çalışma disip- lininden kopamnazdı. Işe erken gelir, konusu üzerin- de yoğunlaşır, dergiye coşkuyla sanlırdı. Muhasebe- ciler dışında herkesle iyi anlaşır, kolektrf düzene yat- kınlığını gösterirdi. O dönemde Turhan, o ve ben, he- men her öğlen Yakup'a gider, yemek saatlerine bile iş sorunlannı taşırdık. Birkaç fıkir doğardı oracıkta. Arada Ergin'i hanım konusunda konuşturmaya ça- lışırdık, hemen eliyle bir giyotin işareti yapar, kadtn-. lardan yorgun düştüğünü, o tarakta artık bezi olma- dığını ima ederdi. Oysa, alımlı bir kadınla karşjlaştı- • ğı an bütün tavırian değişir, içinde kadim bir ayarh- cı kıpırdardı. Zarifti Ergin, nerede kime nasıl davra- nılacağını bilen bir beyefendiydi. Sanınm, onu gö-, rünce irkilenler, iş hayatına birlikte atıldığı yaşıtlany-; dı daha çok: O kesitte başansız olmuş olması ken- j disini aslında üzmezdi, karşı taraf onun hâlâ 'eşitko-' şu//arda'ymışlarcasınadavranmayı sürdürmesinden î tedirgin olurdu ya, bu biraz kırardı Ergin'i. ; Akşamlan ikinci hayatı başlardı. Büyük bir barku- J şuydu Ergin, hergecesini öyle geçiımeyi severdi: Bü- » tün som yainızlar, benzerleriyle karşılaştıkları baria- j ra tutkun değil midirler? Hayatını sarsan bir harca-: ma alanıydı o, Borçlar Kanunu'nun müebbet mad-« desi gibi yaşardı orada. " Geldi geçti Ergin. Cenazelerden hiç hoşlanmadı-, ğım için ben uzaktayken ölmeyi akıl edecek kadar* inceydi, diye avutuyorum kendimi. Kırgınlıklar, kimf * bozgunlar yer aldı hayatında, hiçbiri onu mutsuz; edecek ölçüde içinde yer etmedi, edemedi. Bir iz b(- * rakayım tasası yoktu onda, gene de çocuklannm. övünebileceği renkli, canlı, sıcak, anlamlı birinsantn. anısı kaldı geride. Kim azımsayabilir? Ayvalık'ta klasik müzik konseri • Kültür Servisi - Ayvalık Yaylı Çalgılar ve Oda Müziği Uzmanhk Kursu'na kaülan 25 öğrenci, 9 Eylül Çarşamba akşamı bir konser verecek. 1 Eylül'de Ayvalık'ta kültürel ve sanatsal zenginliği canlandırmak amacıyla klasik müzik öğrencilerine yönelik olarak düzenlenen uzmanlık kursu, Ayvalık'ı seven aydınlann ortak çalışması sonucunda gerçekleştiriliyor. Prof. Filiz Ali'nin koordinatörlüğünde ünlü keman sanatçılan Ayla Erduran, Mikhail Khomitzer, Valeri Oistrakh ve Viktor Pikayzen'in öğretmen olarak katıldığı ve 25 öğrencinin öğrenim gördüğü kurs 10 Eylül'de sona erecek. Kursa katılan öğretmenlerin, gençlerle birlikte 9 Eylül Çarşamba akşamı saat 20.00'de, Ayvalık Huzurevi'nde vereceği konserin biletleri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ayvalık Şubesi'nden temin edilebilecek. Kursun önümüzdeki yıllarda daha kapsamlı hale getirilerek yaz okuluna dönüştürülmesinin öngörülmesinin yam sıra Ayvalık Festivali gibi bir organizasyon düzenlenerek bölgeye gelen turist profılinin değiştirilmesi ve turizme canhlık kazandınlması da düşünülüyor. Kilisede org ve trompet konseri • Kültür Servisi - Italyan Kültür Merkezi'nin katkılanyla Yapı Kredi Sanat Festivali '98 kapsamında trompet sanatçısı Tranquillo Forza ve org sanatçısı Fabio Framba bugün saat 16.00'da St. Antoine kilisesinde bir konser verecekler. Forza ve Framba, konserde Stanley, Galuppi, Bach, Lucchesi, Albinoni, Da Bergamo ve Hendel'in yapıtlannı yorumlayacaklar. Vicenza'da bulunan A Pedrollo Konservatuvan'nın kompozisyon bölümünü tamamlayan Forza, 1997 yılında Basel'de bulunan Schola Cantorum'da Barok Trompeti diplomasını aldı. Koro kompozisyonu ve yönetim konusunda uzmanlaşan Framba ise Padova'daki St. Antonio d'Arcella Kilisesi'nin resmi orgcusu ve 1990 yılından bu yana önemli festivallere konuk oluyor. Sabancı'mn koleksiyonu Internerte • Kültür Senisi - înternet'teki Sabancı Holding (Tıttp:, www.sabanci.com.tr) sayfasına giren sanatseverler Sabancı Koleksiyon başlığı altında New York Metropolitan Müzesi'nde sergilenecek hat, Kuran ve fermanlan inceleyebilecek. 'Sakıp Sabancı Hat Koleksiyonu'nun 10 Eylül günü açılışının yapılacağı Metropolitan Müzesi, Los Angeles Müzeleri ile kurulan link bağlantısı sayesinde müzeler hakkında bilgi alabilecekler. Cumhuriyerin 75. yılında tarih ve kültür birikimimizi dünyaya tanıtmak amacıyla düzenlenen "Altın Harfler: Sakıp Sabancı Koleksiyonu'ndan Osmanlı Hat Sanatı, İstanbul' sergisi Internet aracılığıyla tüm dünyaya ulaşacak. Müzeler hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler için müzelerin Internet adresleri: The Metropolitan Museum of Art (http://www.metmuseum of Artj, Los Angeles County Museumof Art • . • (http://www.lacma.org)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog