Bugünden 1930'a 5,500,162 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 5 EYLÜL 1998 CUMARTESİ 10 DIŞ HABERLER IMFkapatılsın, borçlar tasfiye edilsERGİNYILDIZOĞLU LONDRA-IMF'nin 50. doğum gününün Asya kri- zının başjadığı döneme denk gelmesı tarihin bır iro- nisı olsa gerek. Bu kriz, dünya ekonomısının düzen- leyıci kurumlannm başmda gelen ve kriz içindeki ül- kelerin düze çıkması ıçin gerekli "reçetetere" sahip ol- duğunu ıleri süren IMF"nin de gerçek yüzünün orta- ya çıkmasına çok büyük bır katkıda bulundu. "Teori- nin tüıtı mistifİkasyonunun kaybolduğu yer pratiktir" ve pratik. IMF politikalannın çözüm getırmekten da- ha çok sorunlan derinleştirdığini ortaya koydu. Aslın- da daha yakm bır bakış dûnya ekonomisınde bugün yaşanan krizin derinleşmesınde IMF'nin özel bir ro- lü olduğunu da gösteriyor. Başta ABD olmak üzere G7 grubunun denetiminde ve uluslararası malı sermaye- ye yenı pazarlar açmak ve borçlannı tahsil etme yo- lunda işleyen IMF'nin artık kapatılmasının ve IMF ka- nalıyla yaratılan borç tuzağında oluşan az gelişmiş ül- ke borçlaruıın tasviyesinin zamaru geldi de geçiyor. IMFnin yûkselişi IMF. ikız kardeşı Dünya Bankası'yla birlikte 1944'te Bretton \Voods Konferansı'nda doğdu. Bu ıkı kurum, 1930 knzinden çıkanlan deneylerin ışığında \ e gûnün ekonomık politik dengeleri altında kuruldular. Her iki- sine göre dün>a ekonomısının tekrar birbınne kapalı pazarlardan oluşan parçalanmış haline gen dönmesi- nin engellenmesiydi. Bu ıse pratikte. bu ikı kurumun • Önce Latin Amerika'da, ardından Asya'da ve sonunda Rusya'da patlak veren kriz, mali küreselleşmenin sınırlanyla birlikte tehlikelerini de gözler önüne serdi. Bu krizler, ülkelerin ekonomilerini düze çıkarmak için gerekli "reçetelere" sahip olduğunu ileri süren IMF'nin gerçek yüzünü de ortaya çıkardı. Dünya ekonomisinde bugün yaşanan krizin derinleşmesinde IMF'nin özel bir rolü olduğu artık birçok kesim tarafindan kabul edilmiş durumda. IMF hakkında daha radikal kararlann alınması gerekiyor. görevinin dünya ekonomisini en güçlü ekonomilere aç- mak anlamına geliyordu. Böylece dönemin "mukaye- seli üstünlükler" teorisine de uygulanarak dünyanın geri kalan ülkeleri en gelişmişlerin mal ve sermaye ih- raç pazan olacaktı. IMF başanlı olduğu takdirde, ge- lecekte bir kriz sırasında, gelişmiş ülkeler. dünya eko- nomisinin kendilerine kapanmasını da önlemiş ola- caklardı. Bu görevine uygun olarak da IMF'nin önemi ve et- kinliği, gelişmiş ülkelerin yılda ortalama yüzde 5 bü- yüdüğü 1950-70 arasında değil, ekonomık büyüme- nin yüzde 2.5 düzeyine indiği resesyonlann geri gel- diği dönem olan 1970 sonrası dönemde artmaya baş- ladı. Ancak IMF bugünkü önemli ve güçlü konumu- na, 1980'lerde merkez ülkelerin krizini az gelişmiş ül- kelere yönelik olarak dışlaştıran bu sürecin 1980'le- rin başında yaşanan bir borç kriziyle ükanmasından son- ra ulaştı. Büyük mali kuruluşlann verdikleri kredilerin ser- vısini ve geri ödenmesıni tehlikeye sokan borç krizi, merkez ülkeler kapitalizmi açısından bir seri yeni so- run yarattı. Birincisı, gelişmekte olan ülkelere yöne- lik borç piyasası kuruyunca dolaşımda sıkışmaya baş- layan sermayenin yatınm alanı hızla daraldı. îkincisi, borçlu ülkelere yatınm yapmış olan ÇUS yerel pazar- lannın daralmaya başladığını gördüler; üçüncüsü, borç- lu ilkelerin ithalat fınansmanlannın zorlasması, bu ül- kelerin merkez ülkelerin mallanna olan talebini düşür- dü. Diğertaraftan 1980'ler, ABD ve lngiltere başta ol- mak üzere gelişmiş ülkelerin, emek pazannı yenıden yapılanmaya zorladığı dönemdir. Bu yenıden yapılan- manın bir parçası da üretim birimlerinin azgelişmiş ül- kelere taşınmasıdır. Bu koşullarda, azgelişmiş ülkeler- de istikrarlı yatınm ortamı, giriş çıkış kolaylığı ve ucuz iş gücü çokuluslu şirketler açısından daha bir önem ka- zanır. Bu sorunlan çözmek ve ortaya çıkan gereksinimle- recevapvermek IMF'nin yeni göreviydi. Bugörev ya- pısal uyum porgramlannın da içeriğini belirledi. Bu yeni ekonomik politika yönelimi, merkez ülkelerde emek piyasalannın esnekleştirilmesi, devlet işletme- lerinin tasfıyesi, borsalarda denetimlenn kalkması, iş- lemlerin elektronikleştirilmesi olarak yaşandı. Azge- lişmiş ülkelerse; ülke ekonomileri, özelleştirme, ser- bestleştirme, denetimlenn kaldınlmasıyla dışa açılıyor, ülkelerin tüm kaynaklan borç ödemeye, yanı ulusla- rarası mali sermayeyi kurtarmaya aynlıyordu. Bu sü- recin ideolojık açıklaması, Keynesgil paradıgmanın ye- Endonezya da IMF kurbanı Endonezya'da IMF'nin Ekim 1997'de uygulamaya soktuğu katı program. bir anda ülkede şok ctkisi yarattı. Para birimi rupi, dolar karşısında yüzde 80 oranında değer kaybetti. Fiyatlar hızla arttı. Buna temel gıda olan pirinç de dahil olunca ülkede ayaklanmalar başgöstermeye başladı. Oxfam International'ın verilerine göre son 6 ay içinde yoksulluk sınırının altında yaşayan Endonezyalı sayısı 4 misli artmış bulunuyor. Işsizlik oranı ise yüzde 25'in üzerinde. USNIIN IMF'NİN BAŞARISIZ POLİTÎKALARI VE SOSYAL tSTİKRARSIZLIĞI KÖRÜKLEMESt BATrYA KARŞI GÜVENt SARSIYOR EMF'ye tepldler gün geçtîkçe arhyor OZLEM YUZAK Rusya'da baş gösteren kriz ve dünya borsalannın peş peşe Büyük çöküşler ya- şaması üzerine gözler IMF'>e ve bozuk eko- nomileri düze çıkarmak içın dırettığı reform paketlerine çevnlirken IMF karşıtı sesler de giderek yükseliyor. Ancak belki de en önemli konu IMF'den yardım alan ve eko- nomık \e sosyal çöküntünün giderek art- tığı ülkelerde Batı'ya karşı olan güvenın giderek azalıyor olması. Bu ülkeler, özel- lıkle de Asya ülkeleri Batı'yı. IMF'yi ken- di çıkarlan doğrultusunda kullanmakla suçluyorlar. Bir uluslararası yardım örgütü olan ve ciddi araştırmalan ıle tanınan Oxfam In- tematıonal. IMFprogramlannın uygulan- dığı ülkelerde zengın ve yoksul arasında- ki uçurumun daha da açıldığını ve yoksul- luğun arttığrnı kesin bir dille söylüyor. Ku- ruîuşa göre IMF'nin ekonomik paketle- rinde yer alan kamu harcamalanndaki kı- sıtlamalar ve ulusal paranın değer kaybı- na yönelik uygulamalar bu ülkelerde zen- gin ve yoksul arasındaki gelir dağılımını daha da arttıracak ve sosyal istikrar gide- rek daha vahim boyutlara ulaşacak. Oxfam'tn verilerine göre, Endonezya'da yoksulluk sınınnın altında yaşayan kışi sa- yısı son 6 ay içinde 23 mılyondan 100 mil- yona çıkmış bulunuyor. Knz başladığından ben Güney Asya'ya 100 milyar dolarrn üzennde bir kaynak aktanldığını söyleyen Oxfam, sorunun IMF kaynaklannın ye- terli olup olmamasında değil yardım ya- pılan ülkelerin kendine özgü koşullannın dıkkate alınmayışında olduğunu belirti- yor. Oxfam International'a göre, IMF'nin ve uluslararası toplululuğun görevi, sosyal, siyasi ve ekonomik kalkınma için gerekli olan reformlan desteklerken bu ülkelerde- ki sosyal kazanımlann konınması. Rusya'daki ekonomik kriz vebunun tüm borsalan alaşağı etmesi üzerine, Batı'da da IMF'nin sorgulanması hız kazanmaya başladı. lngiltere'de yayımlanan Internati- onal Herald Tribune gazetesi ekonomisti Stephen Roach "Faizoranlannı düşürme- nin ve IMF politikalannı \tniden yapüan- dırmanın zamaru artık gelmedi mi?" dıye soruyor. Roach. IMF'nın "kurtarma tak- tiklerini" gözden geçırmesım. kamu har- camalannın kısıtlanması gibi sert fmansal koşullan daha yumuşatması gerektiğini belirtiyor. Fransa'da yayımlanan Le Monde ıse ola- ya daha eleştirel gözle bakıyor. Gazetenin 29 Ağustos tarihli başyazısında "Rusya'da asunda hata bizün" deniyor ve şu görüş- ler ılen sürülüyor: ABD'nin ve AvTupa li- derlerinin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeh- sin'e söyledikleri hep aynı oldu: "Rus- ya'nın finansal veekonomiksistenıinde ra- dikal refonnlar uygulamaya sokulmadık- ça,Ban'danroaUyardım yok." Aslında Ba- tı'nın gerçek endişesı Rusya'daki ekono- mik istikrardan çok siyasi istikrar oldu. Zira, Rusya nükleer bir güç. Tüm Avru- pa'nın silahlı kuvvetlerinden daha büyük bır orduya sahip ve BM Güvenlık Konse- yi'nde VETO hakkı bulunuyor. Bu yüz- den Yeltsın Rusya'nın demokratikleşme sürecinin kilit ismı olarak kabul edildi ve IMF kaynaklan bu görüş doğrultusunda Rusya'ya akıtıldı. Ancak gözler de Rus- ya'da yaşanan gerçeklere kapatıldı. Yelt- sın'in çevresindeki çıkarcı işadamlannın parsayı toplamasma göz yumuldu. Gûney Kore ömeği IMF polıtikalannın kurbanı bırdığer ül- ke de Güney Kore. 1997 yılında IMF'den yardım almak zorunda kalan Güney Kore hükümeti kendisine diretilen koşulu ka- bul ederek yabancı yatınmcıya sınırlama getıren yasayı iptal etti. Yine IMF planı doğ- rultusunda hükümet desteklı bankalann otomotıv ve yan iletken sanayiindeki Ko- re firmalanna düşük faizli kredı vermele- ri önlendi. Güney Koreli yetkililer, IMF'nin bu koşullan ABD, Japonya ve Avrupa ül- kelerinin dayatması sonucu ileri sürdüğu- nü \ e asıl amacın Asya'daki ekonomik kal- kınmayı dizgınlemek olduğunu belirtiyor. rine, ilkkez Şili de "başamiauygulamayakonan" neo- liberal bir paradigmanın geçmesiyle gerçekleştirildi. Artık devlet ekonomiden çıkacak, tüm sorunlann çö- zümü serbestçe işleyen piyasanın "gjzli eüne"bırakı- lacaktı. IMF, İ980'lerde, işte bu sürecı küresel olarak düzenleme işlevini üstlenerek bugünkü uluslararası gücüne ulaştı. Ve işlevsizieşmesi IMF'nin yapısal uyum programlannın gerçekte ba- şansız olduğu sık sık dile getirildi. Daha önce de bun- lan örnekledik. Eleştiriler salt solcularla da sınırlı de- ğil. Neo-liberal, muhafazakâr görüşleriyle bilinen He- ritageFoundation'ın bir araştırmasına göre 1995'eka- dar IMF'den uyum politikalan için kredi alan J37 ül- keden 81 'inin IMF'ye bağımlılığı azalmamış, artmış. 89 azgelişmiş ülkeden 48'inin durumu iyileşmemiş, 32 ise daha dayoksullaşmı. (LosAgnetesTimes4.1.98). Gelişmekte olan ülkelerin dış borçlan kriz sırasında 658 milyar dolardan, yapısal uyum programlannın devreye girmesiyle, 1993'e kadar geçen zaman için- de 1.800 milyar dolara yükseldi. Bu arada IMF, azge- lişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere net 717 milyar do- lar transfer edilmesini sağladı. Diğer taraftan bizzat IMF'nin tespitine göre bu yapısal uyum programlan- nı uygulayan ülkelerde, ekonomik kalkınma, büyüme uygulamayanlara göre daha düşük olmuştur (IMF Db- cussion Paper, Temmuz 1992). Tüm bunlar olurken IMF. yapısal uyum programlanyla dünya ekonomisi- ne açılan. kontrolleri kaldıran, ekonomik yapılannı ve kaynaklannı borç ödemeye göre yeniden düzenleyen ülkeler, hükümetlerinin bu işgüzarlıklanna karşılık çok büyük bir fatura ödemek zorunda kaldılar. Birincisi yukanda değindiğim gibi bu ülkelerin hal- kı, gittikçe artan borç bağımlılığı altında, kendi eko- nomileri üzerindeki kontrollerini kaybettiler. Ekono- mik daralmanın yükü esas olarak emekçi sınıflann üzerine yıkılırken. büyüme, dışandan alınan borçla ucuza çalıştınlan işçilerin ve köylülerin sırtından fı- nanse edildi. Bu arada yabancı bankalar, IMF yardım paketlerinin de yardımıyla, kendi borçlannı tahsil et- meyi sürdürdüler. Bu durum skandal düzeyine çıktığı için artık aşın sağcı, neo-liberal yanlılarda, ömeğin Wall Street'te bile eleştiri konusu oldu: "1994 devalüasyo- nu Meksika için tam bir felaket oldu. İşcüer dünya abş gücü içindekendi paylaruu hâlâgeri alamadtlar." (W SJ 2.9.98). Ağırlıklı olarak tanma dayalı ülkelerde ıse IMF uyum politikalannın sonuçlan tam bir felaket oldu. Bir- çok araşnrmacı; 1980-1990'larda kronik hale gelen aç- lık sorununa, doğal nedenlerden daha çok, IMF poli- tikalannın ülke tanmını ve hayvancılığını çokuluslu şir- ketlere açarak, tanmda yeni bir uluslararası iş bölümü- nü zorlayan tahrip oluşun yattığını gösterdiler. (Örne- ğin MkhdCusso(kMski( 1995) StrueturdalAdjustment and Famine; Butter v« Carro Fıguera (1993) New ln- ternationalisation of Agrkulture) IMF politikalan kapitalizmin krizini de çözmeye yardımcı olmadı. Serbestleştirme, dışa açma politika- lannın teşvikiyle ve artan borçlara paralel olarak ser- maye, üretimden giderek daha çok uzaklaşmaya, spe- külasyona sıkışmaya devam etti. Bazı hesaplara göre dünya ekonomisinde gerçek ekonominin, yatınm-üre- tim gereksinimlerini karşılamak için gerekli yılhk kre- disi 300 milyar dolar dolayında. 1980'lerde IMF id*-'1 resi altında yaşanan küreselleşmenin bugün geldiği noktada sadece döviz piyasalannda bir günde dönen paranrn hacmi 1.2 trilyon dolar. Prof. DomkjuePBbon'a göre bu 1.2 trilyonun yüzde 70'i ise spekülasyonda ka- lıyor. (Liberation) Asya krizi mali küreselleşmenin sınırlanyla tehli- kelerini gözler önüne serdi. Rusya krizi neo-liberaliz- min nasıl felaketlere yol açtığını bir kere daha göster- di. Küreselleşme sürecinin düzenleme politikası ola- rak, IMF'nin 1980'lerden bu yana benimsediği eko- nomik paradigmayla politikalann eskidiği. artık işlev- sizleştiği ortaya çıktı. IMF politikalannın doğrudan bir sonucu olarak gittikçe artan borçlar ise gelişmekte olan ülkelerin geleceğine tam bir ipotek koydu; birçok ülkede gelişmenın önünü tümüyle tıkadı. Bu sene ma- yıs ayında, bu borçlann iptal edilmesiyle ilgili ulusla- rarası bir kampanyanın başlamasına yol açtı. Küreselleşmenin yıkıcı etkileri ve IMF'nin özellik- le Asya krizinden sonra ortaya çıkan başansızlığı, bu- nun arkasındaki perspektifsızlik. benzereleştirilerin ar- tık muhafazakâr çevrelerden de yükselmeye başlama- sına yol açıyor. Ekonomi Profesörü DommkjuePfihon'a göre bu alanda birreformartık kesinlıkle gerekli; çün- kü "Bugün IMF spekülatörlere hizmet eder bir duru- mageinnştr (Liberation, 17.4.98). gerçekte ıse IMF'nin reformu kolay kolay mümkün değil. Bu yüzden solda IMF'nin kapanlması, sağda ise ABD ve G7'nin IMF'nin yönetimini doğrudan devralarak, bir ekonomik NATO gibi kullanmaya başlaması talebi yükseliyor. 1980 sonrası IMF politikalan ve sonuçlan IMF-Türkiye ilişkileri devalüasyonlarla anılacak 51. yılını doldurdu IMF lİDEOLOJİSİ Ekonominin tamamen pıyasa güçlerının gereklenne gore ayarlanması: Yenı sağ- Ekonomık akıl ÖNERİLERİ < Yapısal uyum programlan (Ekonomık istikrar ve dışa açılma SONUÇ Insanın herhangı bir üretim faktöru olarak kabul edılmesı YARDIM (Kredı) Önenlennın yenne getırilmesine bağlı KOŞULLAR - Reel ücretlerin düşürülmesı - Sosyal harcamalann kısılması - özelleştirme - Katı Bütçe - Gumruklenn ındınlmesı T"Elıtıst, liberal bir kuşak guçlenıyor (Turkıye'de fkincı Cumhunyetçıler) •Grevler, başkaldınlar, toplumsalhuzursuzluklar artıyor. SONUÇ - Polısıye önlemler - Sivıl sıkıyönetimler - Askeri yönetimler SONUÇ - Sermayenin belirli kesımlerde yoğunlaşması - Gelir dağılımında bozulma ve luks tuketımde patlama - Ülkelerin malı ve parasal polıtıkalar üzerindeki egemenlıklerını kaybetmelen - Merkez bankalarının ve malıye bakanlıklannın yenıden örgutlenmesı Ocuz emek Me rekabet gücu kazanirna&, ihrKahn arbnimast SONUÇ Bütün Üçüncü Dünya ülkelen zengın Batı pazanna yönelıyor SONUÇ Rekabet şıddetlenıyor fZengın Batı ülkeleri malıyetlennı düşürmek içın sanayılennı emeğin ucuz olduğu Üçüncü Dünya'ya kaydınyorlar. Üçüncü Dünya fiyat kınyor, gelir düşüyor SİYASİ VE EKONOMİK TAM BAĞIMUUK, KAPtTAÜSTSlSTEMlN HtYERARŞJSİNE f, KUSURSUZCA EKLEMLENME Üçüncü Dünya yoksullaşıyor \ 1 1 BATI'DAlŞStZUK, '. nHESYON,GEÜR MĞHJMI Kaynak: Iktısat Dergtsı Batı'dan ithalat düşüyor, Batı'nın gelırten azalıyor, dünya tıcaret hacrm daraliyor. IMFYEBAŞVURU j GERİDÖN) Boşa kürek çekme sanatıTARIKYILMAZ Adı devalüasyonla birlikte anıhr olmuştu bir zamanlar. Anlaşmamn kokusunun alınmasıyla birlikte tüc- car-sanayici kesimi elini ovuştur- maya, işçi-memur kesimiyse cebi- ni korumaya çalıştı. Sadece Türki- ye için değil tüm azgelişmiş ülke- lerle yaptığı anlaşmada hep aynı so- nuç alındı. Siyasi kaos ve darbe... Ve onu en iyi anlatan kelimeler yıl- larca dillerde dolaştı: Kemer sıkrna ve acı reçete. Türkiye'nin Uluslararası Para Fo- nu ile ilişkileri bundan yaklaşık 51 yıl öncesine dayanıyor. 11 Mart 1947'de fona üye olan Türkiye ken- dini kabul ettirmek için daha üye olmadan devalüasyon yaptı. (1 do- lar 1.30 TL'den 2.80 TL'ye çıkanl- dı) Ardından Menderes Hükümeti geldı ve 4 Ağustos 1958 tarihinde dolar 9 liraya vükseltildi. Dış borç- lannı ertelme imkânı bulan dönemin hükümeti Demokrat Parti'nin de- valüasyonun aldıgı acı reçete bizi 27 Mayıs 1960'a götürdü. Tarihler 1961 yılının ilk gününü gösterdiğinde ilk stand-by anlaşma- sı ve nakdi yardımı gelmişti. Tari- hinin ilk stand-by anlaşmasını diğer- leri hızlı bir şekilde izledi. 196O'lı yıllarda 8 tane anlaşma imzalandı. Bu dönemde Türkiye ithal ettiği mallan, Türkiye'de üretme politi- kası izliyordu. Iktisatçılar buna it- hal ikameci sanayileşme politikası diyorlar. Yapılan devalüasyonlar ithal edi- len mallarm pahahlaşmasına, ihraca- tın da ucuzlamasına neden oldu. Bu da ithal ikameci politikalann başlan- gıç dönemi sayılabilecek 50 sonrası dönemde Türkiye'nin dış açıklan- nın temel sebeplerinden biri oldu. 1960Tı yıllann sonuna doğru döne- min Başbakanı Süleyman Demirel seçimi düşünerek IMF'nin devalüas- yon baskısına karşı çıktı. Ancak faz- la direnemedi. Ağustos 1970'te ya- pılan yüzde 66'lık devalüasyon ile dolar 15 liraya yükselirken acı reçe- yon için beklemek zorunda kalmış- tı. 1970'lerin son anlaşması Haziran 1979 tarihinde dönemin Başbakanı Büknt Ece>it ile yapıldı. Ancak CFfP senato seçünlerinde başansız olunca iş Demirel'e kaldı. Ardından 24 Ocak 1980 kararlan alındı. Kararlann miman TurgırtOzaL devalüasyonu IMF'nin istediği raka- mm da üzerinde belirledi. Bu dö- nemde ithal ikameci politikalar terk edildi ve ihracata dayalı sanayileşme politikası uygulanmaya başlandı. Başan mı, başansızhk mı? 1983'te ANAP hükümet oldu ve ne • Çalışanlar için kemer sıkma ve acı reçete, tûccar ve sanayici için el ovuşturma demekti IMF anlaşmalan. Kamu harcamalan kısılsın, ücretler dondurulsun, kamu mallanna zam, hep istek listesinin ilk sırasında oldu. Zaten hükümetlerin en çok uyduğu kararlar bunlardı. te yine askeri müdahaleyi de berabe- rinde getiriyordu. Petrol krizi yakınlaştırdı 1970'li yıllann ortasma kadar dur- gunluk dönemine giren IMF ile iliş- kiler 1974 petrol kriziyle birlikte ye- niden alevlendi. Petrol faturasını dış borçla kapatmaya çalışan 2. Milli- yetçi Cephe Hükümeti kısa vadeli borçlara başvurdu. Ancak sonuç yi- ne IMF ile masadaçözüldü. IMF'nin istediği devalüasyonu bu defa hükü- met yapmamış, bir sonraki devalüas- olursa olsun döviz kazanma mantı- ğıyerleşti. 1980'li yıllann başında ih- racatın artışına bağlı olarak dış tica- ret açığında azalma eğilimi eörülse de asıl başan başta Irak ve lran ol- mak üzere Ortadoğu ülkeleriyle ya- pılan ihracatın artışından kaynaklan- dı. Ortadoğu ülkeleriyle ihracatın toplam ihracat içindeki payı 1980- 1984 arasında yüzde 26'lardan yüz- de 48'lere kadar yükseldi. Ihraç edi- len mallann niteliğinde ise hiçbir de- ğişiklik olmadı. Ilerleyen dönemde lran ve Irak'a konan ambargolar Tür- kiye'nin dış ödemeler dengesinde önemli delikler açılmasına neden ol- du. 1994 başında enflasyon yüzde 100'ü aşmış. düşük tutulan faiz iç borçlanmayı engellemiş, dövize ta- lep artmıştı. Dış borç olanağı da ka- panan hükümet dövize talebi engel- lemek için faiz silahını kullanınca gecelik faiz yüzde 1000'lere tırman- mıştı. Sorunlann büyümesi üzerine başvurulan kaynak yine IMF oldu. Ya- pısal önlemler alınacak denmesine karşın en önemli politika her anlaş- mada olduğu gibi çahşanlarm abm gü- cünün düşürülmesi oldu. IMF ile yapılan tüm anlaşmalar- da hükümetlerin önüne konan acı re- çete değişmedi: % Kamu harcamalannı azaltın. 9 Ücret artışlannı dondurun. # Tanm ve sanayide destekleme alımlannı kaldırarak iç pazan dış re- kabete açın. 9 Yabancı yatınmlan ve serma- ye hareketlerini teşvik edecek yapı- sal ve kurumsal düzenlemeleri yapın. 9 thracatta rekabet gücü sağla- mak için döviz kurunu sürekli olarak ayarlayın. 9 mracatı destekleyici önlemler alın. Son yıllarda bunlara bir de özel- leştirme eklendi. Ne olursa olsun "sat, kurtul ve kamu açıgını azah" de- nilerek özelleştirme politikalan des- teklendi. Ancak her nedense hep kâr- lı işletmeler özelleştirildi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog