Bugünden 1930'a 5,498,767 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 29EYLUL1998SALI 12 KULTUR PORTAL DİKMEN GÜRÜN 'Danton'ım Ölüımi' üzerineBerliner Ensemble \e Salzburg Festivali'nın birlikie gerçekleştirdıkleri bır yapım "Danton'un Ölumü". Kımler yok kı bu ekıpte? Martin YVuttke. Wblfgang Maria Bauer, Anette Paulman, Edith Clever, Syfvester Groth... VVuttke, Dantoa rolünde yine fırtma gibi esiyor sahnede. Konuşmasıyla. gülmesiyle, ağlamasıyla, öfkesıyle, suskunluğuyla. çe\Tesine elektrık saçan bir Danton... Ölüme giderken bile yaşamla hesaplaşan bır Danton. Robespierre ıse alabildiğine zarif ve soğuk... Karşıtlıklanna rağmen sıkışmışlıklanyla benzeşen iki insan. Onlann çevrelerinde toplanan kişilerde de aynı aynşımlar ve benzerlikler gözlemlenir. Oyun başlar. Arkasmdan vuran kırık beyaz ışıgın gölgelediği zarif erkek. sahne karanrken sırtında siyah uzun mantosu, geriye doğru sımsıkı taranarak ensesinde bağlanmış saçlanyla ağır ağır ilerler. Göz alıcı bir resimdir bu. Göz alıcı. ama donuk, ürkütücii. güçlü bir resim. Sahnenin ortasına geldiğinde eldivenli elini zarif bir hareketle kaldınr. sahnenin ortasında \anmakta olan mumu söndürür ve altındaki platfonn yavaş yavaş yükselirken, Robespierre etkileyici ses tonuyla konuşmaya başlar: "Cumhuriyetin silahı dehşet, gücii isc erdemdir." Sahneden salona, salondan sahneye yayılan töresel miizik bir kuyuya atılan iri taşlann çıkardığı sesler gibi umutsuzluğu çağnştınr. Bu sahneyi çeşıtli düzlemlerde beliren canlı tablolar ızler. Danton, Camille \ e Lacroix. Robespierre \e St. Just... Danton ve Robespierre... Ateş... Lucile, Julie. Marion ve Danton... R^obert Wilson, sahne üstünde yarattığı etkileyici görüntülerle bütünleşen bir yönetmen. Kendine özgü güçlü bir dili olduğu yadsınamaz. Görsel ve matematiksel bir yapı olarak değerlendirdiği şiirsel bir dil bu. Büchner'in dünyasına girerken de aynı görsel ve matematiksel şiiri taşımış sahne üstüne. Büchner'in metnini daha vurucu kılmış. Robert VVTlson'ın yönettiği "Danton'un Ölümü"nde Martin VVuttke ve Sylvester Groth. Büyüleyici görüntüler. Bu görüntûleri izleyen büyüleyici bir oyunculuk... Oyunun anlatım biçiminde sahneler yer değiştirmiştir. Bu değişimde üzerinde durulan noktalardan biri düşünce yapısı, yaklaşımlar ve mekânlar arasındaki ilişkidir. " Danton'un Ölümü"nü unutulmaz kılanlann başında Robert VVUson gibi bir ustanın imzası var. VVilson. sahne üstünde yarattığı etkileyici görüntülerle bütünleşen bir yönetmen. Kendine özgü güçlü bir dili olduğu yadsınamaz. Görsel ve matematiksel bir yapı olarak değerlendirdiği şiirsel bir dil bu. Büchner'in dünyasına girerken de aynı görsel ve matematiksel şiiri taşımış sahne üstüne. Büchner'in metnini daha vurucu kılmış. Yer yer "Doktor Faustus Işıklan Yakar"ı, yer yer "Orlando"yu anımsatan sahne bölümlenmeleriyle, hareketli panolarla. kararan-donuklaşan- parlayan anlam yüklü ışık değışimleriyle (ağırlık Fransız devrimini anımsatan beyaz- kırmızı-mavi renklere verilmiş) oyun süresince varlığını hissettiriyor Wilson. Büchner'in coşkulu diliyle çelişen bir uzaklık söz konusu sanatçının yaklaşımında. Metnin altını böylesine güçlü bir biçimde çizen de bu uzaklık, mesafeli bakış, yabancılaşma. Oyunun bütününde düz ve kesişen çizgilerden söz etmek mümkün. Epizodlann yapısında yakalanan keskin uçlann akıllıca işlenişi. Minımalıst oyunculuk, ışık ve sahne tasarunı sanatçının diğer çalışmalannda olduğu gibi burada da birbiri içinden geçerek etkileyici bir bütün oluşturuyor. Bu bütüne arka çıkan oyuncularsa ustalıklannı sergılerken izleyenleri bambaşka bir dünyaya taşıyorlar sanki. Oyundaki idealist-epiküryen tartışmasının en güzel öraeklerinden biridir Marion'un doğaya dönen yüzü (Edith Clever). Bu anlamda akla ilk gelen yorumlardan biri. St. Just'ün buzdan bir heykeli anımsatan kişiliği. ya da oyunun sonunda Lucile'in sessız çığlığı... Mahkeme sahnesi... Giyotine gidiş (beyaz bir ışık altında beyazlar içindeki mahkumlann tek tek aşaği düşüşleri)... "Devrim Satüm gibi kendi çocuklannı yiyor" (St. Just) "Danton'un Olümü" devrimi. devrimin sonuçlannı sorgulayan bir oyun. Oyunun dramaturgu Ivan Nagel "Tarih ve Bugün" başlıklı yazısında oyunla ilgili olarak şunlan söylüyor: "Oyunun esas Ugi alanı; bir zamaniar o kadar umut vaat eden bir hareket nasıl oldu da umutsuz bir durgunluğa dönüştü? Düşünülen ütopya var olan her şeyin üzerine çıkarak, onu yok sayarak aslında her şeyi tahrip etmekte. Bu düşüşün sonunda oluşan bir başka gerçek ise parçalann bir araya gelerek burju\aanin sarsılmaz gerçeğini ortaya k<>\ masıdır... De>rim artık kimsenin umrunda değüdir-. Yeni toplum bilincinin felsefesi apolitik, bireyseL özneldir." 1834'te yazılan "Danton'un Ölümü" başanyı yakalamak için 1902'yedekbekledive prömiyerini o yıl yaptı. Bu konuda Ivan Nagel'in söyledikleri ilginç saptamalar: "Danton'un ölümünün üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmişti. Rosa Luxemburg'un ölümünden ise 17 yıl önceydi. Tarihi şifreleyen böylesi rakamlar kuşkusuz Büchner'i ügüendirirdi." 60 yaşındaki Diana Rigg, tiyatrodaki başansından sonra televizyona dönmeye hazırlanıyor Oyııncııluğıın tadun çıkamyor 'Her Yönüyle Ahmet Oktay' Kültür Servisi - Bursa Valiliği, cumhu- riyetin 75. >ılını kutlama etkinlıklen kap- saırunda 2-3 ekim tarihlerinde 'Her Yönüy- leAhmetOktay'başlıklı biretkinlikdüzen- liyor. Bursa Tayyare Kültür Merkezi Kü- çük Salon'da gerçekleşecek etkinlikler, 2 Ekim Cuma günü saat 09.30'da başlayacak. 09. 30-10.30 arasmdakı binnci otunımda Aft Yaşar Sanbay 'Edebiyat ve Sosyal Bi- limler". Enis Barur 'Dr. Kaligari'de Çok Katmanhhk'. Ramis Dara '\hmet Oktay'uı Anı \e Günlük Türlerine Olumsuz Yakla- şunı" konulannı ışleyecek. 11.00-12.00 arasında gerçekleşecek ikincı oturumda Hulki Aktunç 'Ahmet Oktay ve Günlük Yaşam'. Melih Elal 'Köşe Yazan Ahmet Oktay', Melih Ergüven 'Ahmet Oktay ve Resim'. HaydarErgükn 'AhmetOktay Gi- bi Yaşamadım' başlıklı konuşmalarla an- latacaklar Oktay'ı. 14.30-15.30 arasında- ki 3. oturumun konuklan vekonulanndan bazıları ıse şö>le: tlknur Engel 'Türki- ye'de Popüler Kültür ve Ahmet Oktay', F. Köksal 'AhmetOktay Şürinde Kent Prole- taryası'. 16.15-17.00 arasında gerçekleşe- cek dördüncü oturumda tsmail Demirdö- ven 'Eleştiri ve Ahmet Oktay' tbrahim Ohıklu 'Ahmet Oktay'da EleştireUik, Tur- gay Gönenç 'Ahmet Oktay "ın Yürdu' baş- lıklı konuşmalan yapacaklar. Etkinlığin ıkınc'i gününde 10.00-10.45 arasındaki ılk oturum kapsamında Cemil Köksal'ın 'Aydınlanma\eİşlevsellik' Ün- sal Oskay'ın 'Türk Sanaünda Modemleş- me ve Buna Sanaün Yanıtı Açısından Ah- met Oktay". Doğan Hızlan'ın 'Ahmet Ok- tay Şüri', Gültekin Emre'nin 'Ahmet Ok- tay Şürinde Sürgün ve Sürgünlük' başhk- lı konuşmalan izlenebilir. 11.15-12.15 ara- sında İhsan Deniz 'Yol Üstündeki Seman- der'de Metafîzik Gerilimi Yoklama Ham- leleri', Serdar Aydın 'Yol Üstündeki Yan- cı ya da İntihann Poetik Açılımlan', Ferit Edgü 'Ahmet Oktay Şürinde Ölüm', Yü- cel Kayıran '\bksulluk ve Şiddef temala- nnı işleyecekler. 14.30-15.15 saatleri ara- sında gerçekleşecek üçüncü oturumun ko- nuk ve konulanmn bazıları şöyle: Güven Turan 'AhmetOktay ŞürindeAnlan veÖy- küleme', MehmetYalçın 'AhmetOktay 'da ŞurseUikileDüşünselliğinSınnian.' 16.00- 17.00 arasındaki son oturumda Hilmi Ha- şal'.Ahmet Oktay'ın Şürinde Bireyyada Ben Portresi'. Ece Korkut 'Ahmet Oktay Şürin- de Karsıtiıklaruı Biriikteliği', Mustafa Du- rak 'Ahmet Oktay Şürinde Ben ve Başka- a' başlıklan altında değerlendirecek Ah- met Oktay'ı. • Ted Hughes'un Racine'den uyarladığı 'Phedre' oyunundaki rolüyle büyük beğeni toplayan Diana Rigg, BBC yapımı 'The Mrs Bradley Mysteries' adlı diziyle de televizyon ekranlanna dönmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki günlerde de bir müzikalde rol almayı tasarlıyor. Kültür Servisi - 60 yaşında bir ka- dın şövalye, Diana Rigg... 1960'lann kült dizisi 'Tath Sert'te canlandırdığı 'Em- ma Peel' karakteriyle topladığı hayran kitlesi, şimdi de onu Ted Hughes'un Racine'den uyarladığı 'Phedre' oyu- nundaki rolüyle tiyatro sahnesinde al- kışlıyor. Rigg, BBC yapımı 'The Mrs Bradley Mysteries' adlı diziyle de te- levizyon ekranlanna dönmeye hazırla- nıyor. Kısacası, çocukluğunun ilk yıl- lannı Raj 'ın son günlerine tanıklık ede- rek geçiren bir kadın için gerçek bir Hint yazı yaşanıyor. 1994 yılında şövalye unvanuıı ahr- ken Kraliçe o sıralar çalışıp çalışmadı- ğını sormuştu Rigg'e. Hayırçalışmıyor- du, çünkü kızını büyütmek için mesle- ğine bir süre ara vermişti. 1990'lann ilk yansında hep işsizdi. Kendı kuşağmın en yetenekli oyun- culanndan biri olan Rigg, özel yaşamı konusunda her zaman sessiz kalmayı yeğledi: "Ölene dek olabildiğinee özel kalacağım, yani asla bir otobiyografi yayımlamayacağun." 'Işılnlı biçimde yetenekli ve zevk veren bir oyuncu- Rigg, Güney Yorkshire'da, Doncas- ter'da doğdu. Babası mühendisti ve The Times'da gördüğü bir iş ilanı üzerine ai- lesini Hindistan'a taşıdı. Rigg henüz iki aylık bir bebekti ve bakımı, Hintli bir dadı tarafından üstlenildi. Dadısından Hintçe öğrenerek ve babasından The Hobbit'i dinleyerek büyüdü. Annesine ait kırmızı şifon elbiseyi de- nediği bir gün, ilk kez bir oyuncu ol- mak istediğini hissetti. Yorkshire'a dön- düklerinde Rigg 8 yaşındaydı. Anne ve babası tiyatroyla yakından ilgilenen kimseler değillerdi. Rigg cumartesi akşamlan radyo oyun- lan dinlerken onlar briç oynarlardı. Ai- lesiyle birlikte VHI. Henry'i izlemeye gittiğinde ise Rigg'in ilk tepkisi. oyu- na bir kez daha gelmek istediğini söy- lemek oldu. En büyük şansı, tiyatro tutkusunu paylaşan ve bir okul temsilindeki ba- şansının ardından anne ve babasını. Rigg'in Kraliyet Drama Sanatı Aka- demisi'nde eğitim görmesi için ikna eden öğretmeni oldu. Ne var ki büyük kent yaşamı Rigg'e pek de iyi gelmemişti. Royal Shakes- Kuşağmın en yetenekli munculanndan biri olan Rigg, özel yaşanu konusunda hep suskun. Şimdi tiyatrodaki başansından sonra yeniden gündemde. peare Company'ye yaphğı başvurular kabul edilmedi. Chesterfield'da oyun- cu değil. bir oyunda sahne amiri ola- rak iş bulabildi. Sonunda 1959 yılında RSC'ye kabul edildi ve oyunculuk kariyeri, 'A Mid- summer Night's Dream' oyunundaki rolüyle başladı. Stratford'dabulunmak içinolağanüstübırzamandı. PeterHall sanatdirektörlüğune getirilmişti ve La- urence Olivier, Paul Robeson, Edith Evans gibi egolan hızla hrmanmakta olan oyuncular karşısında Albert Fin- ney, Vanessa Redgrave ve Rigg sade- ce küçük rollerle yetinmek zorunday- dılar. Kısa bir süre sonra Rigg, Lady Muc- dufTun 'The Comedy of Errors'daki 'Adriana' ve Paul ScofieM' ın 'Kral Le- ar' uyarlamasındaki 'CordeKa' rolleny- le hızlı bir gelışme gösterdı. Olivier, "Işırnh biçimde yetenekli ve zevk veren bir oyuncu" olarak söz ediyordu Rigg'den. Büyük yönetmen Peter Bro- ok ise şunlan söylüyordu Rigg için: "Kendini aptal fılmlerle harcamazsa iyi bir ovııncH olacak." Brook, 'aptal filmler' derken Rigg'in 1964-1968 yıllan arasında rol aldığı Tath Sert dizisini kastediyordu. Pat- rick Macnee'nin çömezi Emma Peel rolü, Rigg'e hızlı ancak herkes tarafın- dan onaylanmayan bir şöhret getirdi. 1970'lerde Tom Stoppard'ın 'Jum- persandNightandDay" veRonaldMil- lar' ın 'Abelard ve Heloise' oyunlanyla sahnede yeni başanlara imza atsa da, Maggk Smith, Judi Dench ve Vanes- sa Redgrave, Rigg'i çok gerilerde bı- raktılar. Rigg 1970'li yıllarda, bellek- lerde hiçbir iz bırakmayan bazı önem- siz fılmler de çevirdi. 1973'te Israilli ressam Menachem Gueffen ile evlendi ve bu evlilik bir yıl- dan az sürdü. Gueffen'den aynldıktan sonra Iskoç işadamı ve toprak sahibi Archie Stirling ile tanışrı. 1982 yılın- da evlendiler ve Rachel adında bir kız- lan oldu. Rigg, tiyatro kariyerini bir kenara bırakıp bir süre için aile yaşa- mını önplanaaldı: "Eğer bana bir eş ve anne olarak gö- revlerüni yerine getiremediğim söyle- nirse buna kınhnm. Ama bana bir oyun- cu olarak sahip olduğum tüm potansi- yeli kullanmadığun söytenirse bunu an- lay ışla karşüanm ve nedenlerini açık- layabüirim."' 1987 yılında Sondheim'in 'FoDies' müzikalinde başrolü üstlendi. İkinci evliliği de kısa bir süre sonra sona er- di. Stirling, Rigg'i Redgrave'in kızı için terk etmişti. Islington'daki Almedia Tiyatrosu'nda Dryden'in 'AH for Love' adlı oyunun- da rol aldı. Bu oyundan sonra ise Rigg'in en başanh sahne performanslanndan bi- rini gerçekleştirdiği Euripides'in 'Me- dea'sı geldi. Kocasından intikam al- mak için çocuğunu öldüren Medea ro- lündeki başansı, Rigg'in, kendi yaşa- dıklanndan ne denli etkilendiğini gös- teriyordu adeta. Rigg, Medea'nın ardrn- dan Brecht'in 'Cesaret Ana' ve Al- bee'nin 'Kim Korkar Vırginia Wo- otftan?' adlı oyunlannda da başanh bir performans sergiledi. Rigg'in güçlü kişiliğinin oluşumu iki etkene dayanıyor. Biri, Yorkshire'lı olması, diğeri ise dini inançlan. "Hı- ristiyan etiğuıi tüm buyruklanyla, yüz- de yüz kabul etmiyorum" diyor. "Ama benim yaşamımda inanççok büyük bir önem taşıyor." Tiyatroya gelince, Rigg için işler 1990'lann ilk yansında olduğundan daha iyi gidiyor. Şu an Phedre'de ba- şanlı bir performans sergilemekte olan Rigg, önümüzdeki günlerde de bir mü- zikalde rol almay ı tasarlıyor Olivier, "Yüdızolmayaçahşanoyuıt- culara ahşûk" diyordu. Biz de oyun- cu olmaya çalışan yıldızlara alıştık. Rigg ise, bu iki söylemin de en canlı kanıtı... YAZI ODASI SELİM İLERİ Sait Faik, Dil, Okumak Genç kız, Sait Faik'i 'okuyamadığını' söylü- yordu. Dili 'a^r'geliyormuşSaitFaik'in. (Oysaöy- küler yazmak istiyor genç kız.) Sait Faik'in hikâyelen'ni, -bir kitabına ad da olan- "Mahalle Kahvesi"ri\ lise ikinci sınıfta öğretmenim Bakiye Ramazanoğlu'yla tartışmalarımız geliyor aklıma. O sınıftan şimdi kaç öğrenci, bugünün or- tayaşlısı anımsar, kestiremiyorum. Amaoğretme- nimizin sözleri bellegimde dün söylenmiş gibi: "Mahalle Kahvesi'nin sonunda yazar yaşan- mış kötülüğü bilerek değiştirir. Sait Faik hayatı- mızın çirkin değeryargılanna herzaman karşı çı- kan bir hikâye ustasıydı." Sait Faik'i yeni yeni okuyordum. "Mahalle Kah- ves/"nde yoldan çıkartılmış genç kızı, sessiz ve uzak duran kahvecinin kurtardığı düşlenirdi. "Son Kuşlar"da doğayı yok edenler ilençle di- le getiriliyor; "Haritada Bir Nokta"da yazmak bir ihtiras edimi sayılıyor ve hayatın çirkinlikleri, hak- sızlıkları karşısında yeniden kaleme sarılınıyor-' du... Bu öyküler, o güne kadar okuduğum öteki öy- külere benzemiyordu. Dümdüz, hatta konusuz, bu- nunla birlikte nasıl karmaşık, nasıl yoğun! Katman katman açılan bir derinlik sezilir. O dönemler, yaklaşık otuz yıl önce, Sait Faik'i sevenler, okuyanlar, dilini ağırbulmayanlarçoğun- luktaydı. Sait Faik'i özden duyumsuyorlar mıydı? Bir 'sevgi ustası' olduğu söylenegelirdi. Sait Faik yalnızca sevgi ustası değildir. Sevgi gereksinmesi onda inanılmaz boyutlara erişmiş- tir. Bir aşkınlık, özgürlük sorunu yerine geçmiştir sevgi gereksinmesi! (Oyküler yazmak isteyen genç kıza Leylâ Er- bil'in Zihin Kuşları kıtabını salık verdim. Bu özlü eserde Sait Faik'e ayrılmış sayfalar gerçekten has bir yorumu bize sunuyor.) Insanların birbirine kurallarla, sınırlarla yasak oluşu Sait Faik'te trajik bir süreçtir. İlk öykülerin- den Alemdağ'da Var bir Yılan'a, o, artık yazınsal bir sayıklanmayı çağrıştıran metinlere bu trajik süreç irkiltici yorumlamalan da yedeğinde taşır. Leylâ Erbil, demin andığım "Sait Faik'te Göz" adlı yazısında, hikâyecinin karmaşık hikâye dün- yasını, edebiyat öğretmenimden öteye çekiyor ve Sait Faik'te ayrıkhğın, giderek kötülük bile de- nebilecek kimi duygulanımlann önünde sonun- da "birinsanlık mitosu"na ulaşmasını gözler önü- ne seriyor. Şimdi düşünüyorum: Sözcükleri mi ağır geliyor, Sait Faik okuyamayan genç kıza, hikâyecinin söz- cükleri? Sanmam. Sait Faik'in asıl değeri biryandan da anlatımında aranmalıdır. Dünyaya bakışını yansı- tırken kişisel bir anlatım geliştirmiştir. Öykü dilini, tıpkı yaşamdan beklediği gibi, kurallann, sınırla- nn dışına taşırarak, estetik bir düzeye yükseltir. İlk okuyuşta bozuk, çapaklı bir söz dizimi. C7- sa kentten doğaya, doğadan kalabalıklara, ada- nın ıssızlığından büyukjsgntlerin T ğ y ğ û t pıpdurmuşbunikâyecilikteTürkçebüyüselkim- lik edinir. Sait Faik'in söz diziminde kurgusallığın belirtilerine kolay kolay rastlayamayız. Leylâ Erbil diyor ki: "Sait Faik'in (yazı) masası cebindeydi. Zihin kuşlarını uçuşturan her şeyi, cebinde taşıdığı 'bakkal defteri' dediği san yapraklı defterine es- ki Türkçe olarak geçirirdi. Birpark kanepesinde, bir meyhane masasında ya da dizlerinin üzerin- de yazabilirdi!" Bir 'flaneur'ün bütün coşkusu. Öyle sanıyorum ki bu coşku, sahıcilik, bu içten- lik, bu, bütün konformist değerleri reddediş, Ley- lâ Erbil'in sıfatlandırışıyla bu çok anlamlı "ber- duşluk" bir ahlak olarak, bir dünya görüşü, yaşa- mabiçimi olarak günümüzün 'darbeyiyap-köşe- yi dön' eğitimince eğitilmiş gençlerine yakın ge- lemiyor. 12 Eylül'den günümüze her şeyin, ama her şe- yin bunca kararmasına, böylesine bayağılaşma- sına tanıklık ederken, Sait Faik'in neden 'okuna- madığını' kavramak pek zor gelmiyor bana. Hikâyelerinin dilinde elli altmış sözcük kulla- nım dışı kalmış olabilir; bunlan öğrenmek kolay. Gelgelelim yürek çarpıntısına giden çetin yol bü- yük emekler gereksiniyor. "Yazmayacaksın biliyorum, ama yazacak gibi olduğun zamanlann olacak. O günlerinde aklın- dan bana mektup yaz. Bana öyle mektuplar bir iki defa gelmiştir. Onun için sen aklından kâğıt- sız, kalemsizmektuplannı isterbanayaz, isterza- vallı annene." Sait Faik Abasıyanık, Bitmemiş Senfoni, Bilgi Yayınevi, 1989. İhap Hulusi anıldı • Kultür Servisi -Mimar Sinan Üniversitesi, Reklamcılar Derneği ve Grafıkerler Meslek Kuruluşu ile Tür Tanıtım Reklam Hizmetleri A.Ş.'nin desteğinde oluştumlan Çalışma Grubu'nun yürüttüğü 'Müsellestpn Üçgene... îhap Hulusi Görey 100 yaşında' etkinleklerine bir yenisi daha eklendi. Bedri Baykam'ın foto-pentürlerinden oluşan bir sergi ve Tür Tanıtım Reklam Hizmetleri tarafından oluşturulan 'Ihap Hulusi Köşesi' açıldı. Sanatçının biyografisi ve çeşitli dönemlerini yansıtan çalışmalannın ilk kez bir arada sunulacağı kitap da önümüzdeki aylarda yayımlanacak. 1898'de Kahire'de doğan Görey, 'Akbaba'da Münif Efendi ve Ramiz'le çalıştı. Sanatçı, daha sonra Atatürk'ün siparişi üzerine ilk Türk alfabesinin kapağından Kulüp Rakısı'nın etiketine, Birinci sigarasının ambalajından Ziraat Bankası'nın köylü afişine kadar yüzlerce reklamverenle çalıştı. 35 yıl süreyle Milli Piyango biletlerinin resimlerini yapan Görey. son yıllannda hat sanatının en güzel örneklerini verdi. Beytem Sanat Galerisi açılıyor • Kültür Servisi - Beytem Koleksiyonu başlığı alhnda, Şişli Beytem Plaza'da 'Beytem Sanat Galerisi' 1 Ekim'de açılıyor Cumhuriyetin 75. yıldönümünde, Ahmet Umur Deniz, Ali Rıza Beyazıt, Aydın Ayan, Ayetullah Sümer, Celal Tuant, Celile Hikmet, Devrim Erbil, Fernıh Başağa, Hüseyin Bilişik, Hamit Görele, tbrahim Örs, llhami Demirci, Jale Yılmabaşar, Kadri Aytalon, Kasım Koçak, Mustafa Horasan, Neşe Erdok. Nuri lyem, Ömer Uluç, Özer Kabaş, Pertev Boyar, Selim Turan, Sezai Özdemir, Şeref Akdik, Yalçın Karayagız, Yavuz Tanyeli, Zeki Faik Izer gibi geçmişten günümüze sanatçılann yer aldığı geniş yelpazeyi sanatseverlerle buluşturuyor. Galeri yıl içinde düzenleyeceği karma sergilerine katılımı bütün sanatçılara açık tutacak.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog