Bugünden 1930'a 5,498,322 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 26 EYLUL 1998 CUMARTESİ 4 HABERLER Uzmanlar, Çok Taraflı Yatınm Anlaşması'yla ülke kavramının yerini sermayenin alacağmı savunuyor 'MAL, sanal de\ietin anayasası'İstanbuJ Haber Servısi - Türkiye'nin 30 çekincey- le kısmen ımzaladığı "Çok Taraflı Yaünm Anlaşma- sı*nın (MAI) tamamının ımzalanması durumunda. uygulandığı ülkenın yargı >etkisinı ortadan kaldıraca- ğı \ urgulanarak "MAI, sermayenin vayılmacı politika- Iannın zeminini hazıriayan bir anjaşmadır" denildi. htanbul Barosu Çevre \e Kentleşme Komısyo- nu'ncadüzenlenen "MAI-Çok Taraflı Vannın Anlaş- nıasıve Türkiye'>e EtkilerT konulu panel, Yıldız Tek- nik Ünı\ersitesi"nde yapıldı. İstanbul Barosu Başka- ru Vücel Sa> man bır ülkede yatırım >apacak serma- ye için ıhtılaf durumunda hangi ülkenın mahkemele- rinin \etkılı olacağı ve >argılamayı yapan otoritentn hangi >asalara göre yargılama yapacağının çok önem- li iki sorun olduğunu belırtti. Çokuluslu şirketlenn kendi çıkarlarına u>gun olan kurallartn uygulanma- sıni istediklerini ifade eden Sayman. yanlış olanm MAI'nin öngördügu yargıiama biçiminin usulü oldu- ğunu vurguladı. İstanbul Üniversitesi ögretim üyesi ve gazetemız yazan Prof. Dr. Türkel Minibaş da MAI"nin geçmi- şinin aslında 1945 1ı vıllara dayandığını \e sermaye- nin amacının maksımum kâr elde etmek olduğunu • söyledi. Dünya Ticaret Örgütü'nün MAI sürecini baş- lattıgım veaityapısıni hazırladığını belirten Minibaş. serbest piyasa ekonomisinin egemen olduğu bir dü- zende hûkümetlenn kimseyi korumakla yükümlü ol- madıklannı kaydetti. Minibaş "MAJ.uhısIararası ser- mayenin bir ülkeye istedigi gibi girmesini ve özgûrce \annm vapmasını güvenceye ahyor. Bu çerçevede de devlet küçültülüyor, sendikalar işle%sizkştiriliyor, sos- yal devlet çökertilrvor. Bu gidiş bizde başkanfık siste- minin de önünü açmaktadır" diye konuştu. İL öğretim üyesı ve gazetemız yazarlanndan Prof. Dr. İzzettin Önder de "yeni dürrya dûzeni"nin kafa- lan karıştırdığını ve da>atmalar yaptığını vurgulaya- rak "MAI'den sözedifiyorsa, burada sanal bir devlet vardır. Çünkü anayasa devlete has bir şejdir" dedi. MAI sayesinde ülke kavTamının sanal bir içerik ka- zandığını ve toprağın yerini sermayenin aldıgını ifa- de eden Önder şöyle konuştu: "MAI oluşmakta olan sanal devletin anayasasıdır. Bu sanal devlet kendi haklaruu dayatmaktadır. MATde sermaye coğrafi olarak çok genişlemiş gibi görünse de aslında merkezi ülkelerde yoğunlaşıyor. İnsanlığı ezen MATye giren bir ülke, teorik olarak çı- kabilse bile fîilen çıkamryor" İTÜ öğretim ü>esi Prof. Dr. Ühan Taünlı ıse çevre kaynaklannı kullanarak zengin olan uluslann. güçle- rini geri kalmış uluslar üzerinde kullandıklarnı belır- terek MAl'nin güçlü uluslann kendi politikalannı uy- gulama anayasası olduğunu kaydetti.Talınlı. "Birçev- re bakanı "Zengin kaynaklanmızın yoksul bekçisi olamayız' diyorsa, biz onunla aynı ülkede yaşayan in- sanlar olamayız" dedi. Bergama köylülerirun dıreniş- lerinin dünyarun en büyük 3. sivil direniş hareketi ol- duğunu belirten Talınlı şöyle devam etti: "MAI, sermayenin yeryüzündeki politik haklar ta- lebidir. Fransızcumhurbaşkanı hukukumuzu gözden geçirmemizi ve Danıştav'ı kapatmamızı istejebiliyor- sa, bu bizim bağunsızfak anla>ışımızla bağdaşmaz. Türkiye MATye imza kmmamalıdır.'* MAI Karşıtı Çalışma Grubu'nca yapılah açıkla- mada da "MAI, sermayenin kendi istek ve çıkarlan doğrultusunda hareket alanı ve hareket kabiüyetini maksimize, risklerini ise minimize etmeye yöneliktir. Bu anlaşma imzalanırsa, insanlık tarihi boyiınca gö- rübnemiş bir vahşet ortaya çıkacakur"' denildi. Felsefeyle banşık yaşamak...METtN HAKYERİ Düşünce ve felsefe yaşamımızın yüz akı Prof. Dr. loanna Kuçuradi hem yur- tiçinde hem de yurtdı^ında çok önemli kurumlann başında. L'zunca bir süredir genei sekreterliğini yaptığı Uluslarara- sı Felsefe Kurumları Federasyonu'nun , (FlSP)GenelBaşkanlıgrnagetınldikı- sa bir süre önce. Hacettepe Universite- J si Felsefe Bölümü Anabilim Dalı Baş- kanı Kuçuradi aynı zamanda Türkiye Felsefe Kurumu'nun da başında... Fel- „ 'sefecimiz son uîarak. insan Haklan Eği- "'timi Ulıısal Komitesi Başkanhğı göre- r vinedeseçildi. Boston'dakıFISPkong- '""resine insan haklan ve felsefe konusun- da bir bildiri sunan Prof. Dr. loanna Ku- çuradi. Cumhuriyet'in sonılannı yarnt- ladı - FISP hakkında bilgi verir misiniz, başkanlığa getirilmenize ilişkin olarak '' neler sö> lemek istersiniz? Kuçuradi: FISP (Federatıon Interna- " y 'tıonale des Societes de Phılosophie). a felsefeyle ilgılı en üst dünya kuruluşu- °"dur. 1948'dekuruldu. Ana amaçlan, bü- l 'iün üikelerdekı felsefeciler arasında ''mesleki ilişkilenn serbestçe gehştiril- mesine doğrudan doğruya katkıda bu- 6 ' lunmak, dünyadaki felsefe kuruluşlan "arasında ışbirliği zeminı hazırlamak, il- ki 1900"de vapılan Dünva Felsefe "'" Kongreleri'ni beş yılda bir düzenlemek, ' ''dünyanın her yerinde düşünen insanla- nn ilgilerine seslenen yayınlar yapmak c ' ve felsefi bilgınin dünya problemlerini etkilemesini sağlamak için çalışmalar -yapmaktır. FISP. UNESCO'ya bağlı olan Uluslararası Felsefe ve İnsan Bi- limleri Konsevi'ni oluşturan on üç fe- derasyondan biridir. FlSP'in üyeleri ki- şiler değil. ulusal, bölgesel ve uluslara- " rası felsefe kuruluşlandır. Dört daimi danışma komitesi -politika, malı işler. kongreler ve kültürler arası çalışmalar komiteleri- ve belirli bazı çalışmalar yapmak üzere kurulmuş (ad hoc) üç ko- mitesi -felsefe öğretımi. bıoetık ve in- san hakları eğitimınin on yılı komitele- ri- var. Geçen on yılda görev yapmış olan kültürel gelişmenin on yılı komi- tesi de bu tür komiteydi. Bu komite önemli çalışmalar yapmıştır. Çoğunu Türkiye'de düzenlediğimiz, dünya problemlerinin temelındeki fi- kirler. sempozyumlar dizisini gerçek- leştırmış ve bu sempozyumları >ayım- lamıştır. Bu on yılın bihnesiyle bu ko- mitenin görevi de bitmiştir.Federasyo- numuz yılda iki kez çıkan bir bülten ya- yımhyor. Bu bülten dünyada yapılan felsefe çahşmalannı tanıtıyor ve felse- feyle ilgili kurulabilecek dünya düze- yindeki oluşumlan okurlannın bilgisi- ne sunuyor. Başkanlığa getirilmeme ilişkin olarak neler söylemek istediği- mi soruyorsunuz. Söyleyeceğim fazla bir şey yok. -Cağım. -ceğim şeklinde konuşmayı sevTniyorum. Fazla konuş- madan^üstlendiğim görevieri kendi an- layışıma göre gerektirdıklerini -ana amaçlannı- mevcut koşullar içinde ger- çekleştirecek çalışmalar yapmayı ter- cih ediyorum. >alnızca şu kadannı söy- leyeyirn: FlSP'e üye kuruluşlann on yıllık genel sekreterhğım sırasında v ap- tıklanmı takdir ettiklerı için. böylece de felsefenin dünya düzeyinde daha çok gelişmesine ve işlevini daha çok yerine getimıesine katkıda bulunma -özellik- le de seslerini uluslararası düzeyde faz- la duyuramayan ülkelerin felsefecileri- ne seslenni daha çok duyurma- olana- ğını bana \erdiklen için memnunum. .- Türkiye'de felsefeye sizce gereken önem veriliyor mu? Toplumun felsefey- le ilgili ve banşık yaşaması için alınma- sı gereken önlerrüer \ar mı ? Felsefe aka- denük bir olgu olarak kaJmak zorunda mı? - Türkiye'de felsefeye duyulan ilgi ve felsefeye verilen önem gitgide artıyor. 25 yıl öncesini düşünüyorum; çok bü- yük bir gelişme var bu ilgide. 1974'te Türkiye Felsefe Kurumu'nu kurarken. ülkemizde "felsefeyi yaşanun içine sok- ma"yı çahşmalanmızın ana amaçların- dan biri olarak belirlemiştik. Bu süre içinde önemli bazı adımların atıldığını görüyoruz. Ancak bu ilgiyle ilgili olarak bir-iki şey söylemek istiyorum: Bu ilgi şu an- da oldukça "pasir 1 diyebıleceğimiz bir ilgidir. Felsefeye ilgi duyan insanianmı- tiyaçlan karşılayacak şekilde yürütmek gerekiyor bu çalışmaları. Ne var ki, geniş çapta, uzun nefesli çalışmalar para gerektiriyor. Felsefeye \erilen önemin bu konuda da somutlaş- ması gerek. Felsefe çalışmalanna mali destek veren özel kuruluşlar hâlâ çok az. Sizin deyişinızle "felsefeyie banşık" 'yaşamak için. felsefe bilgisinin kişinin yaşamına ve kamu yaşamına neleri sağ- .layabileceğinin farkında olmak gerek. Kişiler ancak kendi yaşamlanyla ilgili kurabildikleri şeylerin önemini görebi- lirler. Bu konuda kıtle iletişim araçlan çok şey yapabilirler dikkatle hazırlanan düzenli programlarla. - Türİdye diinvavla kıvaslandığında felsefe açısından nerede dunıyor? - Sözünü ettiğiniz karşılaştırmayı fel- sefe çalışmalannın niceliği açısından ğeriendirir misiniz? Bir felsefeci olarak özellikle düşünce suçunun sürdürülme- sini nasıl yorumluyorsunuz? - Boston'da XX. Dünya Felsefe Kongresi' nde "İnsan Haklannın Bilge- ce Uygulanabilirüğinin Öznel Koşulu Olarak Paideia" başlıklı bildiriyi sun- dum. Bu koruişmayı yaptıfım oturu- mun başlığı da "Paideia, Sosyal Adalet ve İnsan Haklan'" idi. Felsefenin bu sö- zünü ettığınız türden sorunlarla birkaç bakımdan ilgısi var, bu sorunlann doğ- ru teşhisinde önemli bir rolü var felse- fenin. Açıklığa kavuşturulmuş, bilgiy- le içeriklendirilmiş kavramlarla olan bi- tene baktığımızda. bunlarda normal olarak gözden kaçan öğelerini ve arala- nndaki bazı bağlantılan görebiliyoruz. Bazı türden kavramlann açık olması çok önemlidir. çünkü belirli durumlan değerlendirmede kriter işlevmi görü- zın çoğunlugu, dinlediklerinde-oku- duklannda kalite farkı henüz yapamı- yor; ona sunulan her şeyi aynı ilgiyle dinliyor. Felsefeye verilen önemin bir göstergesi de. Milli Eğitim Bakanlı- ğı'nın, bu yıldan itibaren her türden or- taögTetim okullannın programlanna felsefe dersini zorunlu ders olarak koy- masıdır. Bu, çok önemli bir gelişme; a- ma bu dersin bütün okullarda okutul- ması kadar. bu derste nelerin nasıl oku- tulacafı da önemlidir. Bazı eski alış- kanlıklanmızdan kurtulmak gerekiyor. Türkiye'de felsefeye duyulan ilginin gösterdiği artışın başka göstergeleri de var: Türkiye Felsefe Kurumu Çocuklar İçin Felsefe Birimi "nce düzenlenen fel- sefe olimpiyatlanna katılanJann sayısı her geçen yıl artış gösteriyor; bazı bü- yük kentlerimizin liselerinde gitgide sa- yısı artan "felsefe kulüpleri" kuruluyor. Ancak bu çalışmalan, modaya kapıl- madan. çok dikkatli yapmak gerekiyor; gerçek ihtiyaçlan teşhis ederek, bu ih- yaparsak; birçok ülkeye göre bizde da- ha fazla felsefe yayını yapılıyor, bazı, ülkelere göre de daha az; özellikle çok çeviri yapılıyor, ama ne yazık ki bu çe- virilerin çoğu çalakalem yapılıyor. Kar- şılaştırmayı nitelik bakımından yapar- salc; belirli birdüzeyın üstündeolan biz- deki yayınlan, ileri sayılan ülkelerdeki yayınlarla, profesyone 1lerin sayısını da hesaba katarakkarşılaştınrsak. Türkiye fena bir yerde değil. Ama bu düzeyin al- tında olan yayınlan karşılaştınrsak, şu önemli fark var: İleri sayılan ülkelerde yapılan bu tür yayuılarda "fahiş" yan- lışlara pek az rastlanıyor, dipnotlan da yerli yerinde; bizdeki yayınevlerinin ço- ğu ise onlara bir metin nasıl verilmişse, öyle basıyorlar. - FISP kongresinde "İnsan haklan ve Felsefe" başlıklı bir bildiri sundunuz. Toplumsal sorunlarla felsefe arasında ne türden ilişkiler var? İşkence, düşün- ce suçu, sömürü, yoksulluk. cinsel ay- nmcılık gibi sonuilar çerçevesinde de- rof. Dr. Kuçuradi: Sömürü yalnızca insanlann ve ülkelerin ekonomik ilişkilerinde karşımıza çıkmıyor, insanlar arası ilişkilerin her alanında karşımıza çıkıyor, ama çeşitli şekillerde meşrulaştınldı ğı için ekonomik sömürü dışındaki sömürüler, dikkati çekmiyor. yorlar. Aynca felsefi değer bilgisi, olan bitenlerdeki etik boyutu gözden kaçır- mamaya da yardımcı oluyor. "tşkence, düşüncesuçu,sömürü,yoksulluk. cinsel aynmcıhksorunlarrnın her biri için ay- n ayn konuşmak gerek. Bir nefeste nasıl yanıtlayabilirim bu sorunuzu! Ancak şu kadannı söyleye- yim; işkence, insanlann başka insanla- ra yapmaması gereken bır muameledir; işkence görenlere çok acı verir. onlar- da çok zor silinen izler bırakır, ama on- lann insan onuruna dokunmaz; işken- ce yapanlann insan onurunu yerle bir eder. "Düşünce suçu" denen şey "bo- zuk" bir kavramdır.M Suç" kavramı bü- tün yasaklanrruş davranışlan kapsar. Bu yasaklan hukuk da getiriyor. ahlaklar da getiriyor. "Suç"tan böyle yasaklanmış davTanışlan anlarsak, düşünce üretmek nasıl suç olabilir? Ne var ki, getirilen düşünceler arasında değer farkı vardır. InsanJar, kendilerine de başka insanla- ra da zarar veren düşünceler/normlar da getirebiliyor, örneğin ırkçılık, ya da kuyrukluyıldıza binerek cennete git- mek gibi (Bir-iki yıl önce Amerika'da- ki toplu intihar olayını hatırlıyorsunuz herhalde). Bu tür düşüncelerin propa- gandası yasaklanabilir, insan haklanna ters düşen düşünenlerin propagandası yasaklanabilir. Ama "düşünce" ve "suç" birbirine bağlanamayacak iki kavramdır. Cinsiyet aynmcılığı, geçmişin birmi- rasıdır; bu konuda çok şey söy lenebilir. • Bu aynmcıhk da bir çeşit sömürüdür. Kişiyle ilgili olarak 'sömünı'den bir ki- şinin, başka bir kişiye kendi olanakla- nnı geliştirip onlardan kendisinin ya- rarlanmasına izin vermemesini, onun bu olanaklannı kendi çıkarlan yönün- de tüketmesini anlıyorum. Sömürü yal- nızca insanlan ve ülkelerin ekonomik ilişkilerinde karşımıza çıkmıyor; insan- lar arası ilişkilerin her alanında karşımı- za çıkıyor, ama çeşitli şekillerde meş- rulaştınldığı için ekonomik sömürü dı- şındaki sömürüler. dikkati pek çekmi- yor. - Dünya felsefecilerinin gündemivle Türkiyeu" felsefecilerin gündemi nedir? Celecek, felsefe açısından kimi ipuçlan- nı şimdiden veriyor mu? - Çeşitli bölgelerin, hatta çeşitli ülke- lerin -felsefenin gelişmiş sayıldığı ülke- lerin- gündemlerinde ortak maddeler ve farklı maddeler vardır. Ama, sanınm, bu gündemlerinin çoğunun ortak ana rnaddesi: etık. Gerçi 'etik'ten farklı şey- ler anlaşılıyor. Ama ne anlaşılırsa anla- şılsın, etik şu anda her yerde moda. "l'vgulamalı etik" denilen alanın so- runlanyla ilgilenenlerin sayısı gitgide artıyor. "Kültürler arası Febefe" deni- len de şu anda moda. Gelecekle ilgili olarak. bu konuda bir öndeyişte bulun- mak istemiyorum. - 2003 yılında dünya felsefecileri Tür- kiye'de toplanacak. Yüzyıun bu ilk bü- yük kongresinin Türkiye için önemi ne- dir? - 20. yüzyılın ilk kongresi ve Dünya Felsefe Kongreleri'nin ilki 1900'de Pa- ris'te olmuştu. Bugüne kadar olan 20 kongreden ancak 4'ü Avrupa dışında oldu. İkisi Boston'da (1926'da ve 1998'de). biri Meksika'da (1963"te), bi- ri de Montreal'de (1983'te). Diğer 16 kongrehepAvrupa'daoldu. Avnıpa'nın en doğusunda olan kongre Varna'da (1973'te) oldu. Yeni yüzyılın ilk kong- resi İstanbul'da, yani ilk defa Asya ile Avrupa veya Doğu ile Batı'nın köprü- sünde olacak. Yıllardan beri Türkiye Felsefe Kurumu olarak yaptıgımız ulus- lararası çalışmalar, Türkiye'yi öyle bir şekilde tamtmıştır ki, FlSP'e üye kuru- luşlann temsilcılerinin büyük çoğunlu- ğu XXI. Dünya Felsefe Kongresi için Türkiye'yi tercih etti.Bu kongreyi Tür- kiye için iki yönden önemli görüyorum. Bu çaptaki bir kongrenin Türkiye'de düzenlenmesi, Türkiye'nin uluslarara- sı düzeyde kültürel bakımdan önemli kazançlan olacak - başka alanlardaki durumlannı da etkileyebilecek kazanç- lan. Böyle bir kongreyi düzenleyen, "çağdas. uygarüğa" bir katkı yapıyor. Türkiye'deki birçok felsefeci için de ev sahipleri olarak bu beş yılda yapacak- lan çalışmalar ve hazırhklarla, kendile- rini kişiler olarak uluslararası arenada başarılı bir şekilde tanıtmalan için bir vesile olacak. Organizasyon bakımın- dan da son on yıllarda yapılan kongre- lerden daha başanlı bir kongre yapa- cağız. CIMARTESÎ YAZILARI ATAOL BEHRAMOĞLL" Zorbalık Çağdaş Macar şairi Gyula illyes'in "Zorbalık Üstüne" adlı uzun bir şiirinden bazı bölümleri siz- lerle paylaşmak istedim. (A. Kadir ve E. Can- berk'in dilimize birlikte çevırdikleri şiirin bütünü için Sosyal Yayınlar'ın "Dünya Şiiri Antolojisi"ne bakılabilir.): Yalnız orda yok zorbalık, I zorbalığın olduğu yer- de./Yalnıztüfekterinağzında/yalnızhapishanede./ Yalnız sorgu odalarında/yok zorbalık,/ ve gecenin içinde bağıran/nöbetçinin sesinde./ Yalnızkaran- lık ve dumanlı/ Iddianamede yok ol yalnız tutuk- lununl Itirazlannda yok/..../ "Ateş!"komutu veren katılıkta/ trampetlerin çalışında yok yalnız,/ yalnız bir cesedin mezara/ atılış biçiminde yok/..../ Zor- balık çocuk yuvalarında/zorbalık babanın öğütle- rindel gülümsemelerinde ananın,/ verdiğikarşılık- larda çocuğun yabancı b'ırinel..../ Veda öpücü- ğünde bile/ var o aslında,/ sesinde var kocasına soran kadının:/ Ne zaman geleceksin sevgilim?/ Sokaklarda makine gibi tekrarlanan/ "Nasıl- sın?"larda var ol birden daha da rezilleşen/ el sı- kışmalarda.../ • • • Gyula İllyes'in böylece uzayıp giden şiirinin ilk di- zelerini yazmıştım ki telefon çaldı. Doğan Hızlan sanat ve bilim dünyasından tanınmış kişilerin "Hür- riyet"Xe yayımlanan "Clinton'a Destek Bildihsi"n\ görüp görmediğimi, bu konuda benim de düşün- cemi öğrenmek istiyor. Bildiriyi görmeden, sade- ce Clinton'ı değıl Bayan Clinton'ı ve Monica Le- winsky yı de desteklediğimi söyledim... Az önce "Hürriyet"te söz konusu bifdiriyi okudum. Bıldik- lerirhizden farklı bir şey yok: "özelSavcı Kenneth Starr'/n kullandığı metotların demokrasiye yöne- likbirtehlike olduğunun aliını çizen ünlüler, bağım- sız savcıya karşı sağlanacak 'bir zaier'in, 'özgür- lük prensipleri adına kazanılmış bir zafer' olacağı- nı vurguladılar. Starr'ın başvurduğu metotlarla Başkan 'ın yasal vazifelehne zarar verdiği belirtilen bildiride, 'Tiran, herhangibirgü'cün, bir bireyin özel yaşamına ya da kişisel ilişkilerine herhangi bir şe- kilde müdahale etmesiyle başlar. Bir devlet ada- mı, sadece kamuyla ilgili eylemlerinden dolayı, ka- muoyuna ya da adalete hesap verebilir' dendi..." En üst düzeylerdeki kamu görevlileri de "adi" suç işleyebilir ve bu nedenle kamuya ve adalete hesap vermek zorunda kalabilirler. Clinton'ın durumunda böyle bir şey olmadığı açık. Bu nedenle "destek bildirisi"ni elbette desteklerim. Fakat bu ola'yda benim gönlüm herkesten çok yine de Bayan Clin- ton'dan yana... Onu çok güzel, yarı yaşındaki Le- vvinsky'den bin kat daha anlamlı, sevgiye ve say- gıya layık buluyorum... Bu olayda kalbim herkes- ten çok Hillary Clinton için çarpıyor... • • • Kimileri şöyfe düşünecektir: Hillary'yi elbette gü-1 ze) bulur, desteklersin. Çünkü kendisinı şu ya da bu biçimde aldatan kocasının afeyhınde tek söz et- medi. Feodal kafalı bir maço olarak senin Hillary'yi güzel bulup desteklemen normal... Yine kimileri şöyle diyebilecektir: Clinton'ın Mo- nica'yla ilişkisini eleştirmediğine göre benzer bir özgürlüğü Bayan Clinton'a da tanıyor musun? Bu ve benzer değerlendirme ve yorumlardaki sığlık beni şaşırtıyor. Feodal kafalı bir maço oldu- ğumdan ya da Clinton'ın seks ilişkisini destekle- diğimden değil. Sadece, kadın-erkek ilişkisinin, aşk ya da evlilik ilişkilerinin birkaç cümleyle, üç beş "özgürlükçü" sloganla özetlenemeyecek şey- ler olduğunu ve üstelik her ilişkide son derece ken- dine özgü, son derece kişisel yönler bulunduğu- nu bildiğimden... Bu olayda gönlüm en çok Bayan Hillary'den ya- na... Onun davranışını soylu ve seçkin buluyorum. Toplumsal isteriye kapılmadığı, böyle bir şeye ça- nak tutmadığı, her şeyden önce gerçek bir "arka- daşlık" örneği verdiği için onu alkışlıyorum... Kadın-erkek ilişkisini belki farkında bile olmak- sızın sadece "cinsel ilişki" ya da karşılıklı çıkarla- ra dayanan bir şirket olarak görenlerin, "kısasa kı- sas"çıların, sözüm ona "özgürlükçü"\er\n, davra- nışından ötürü Bayan Clinton'a acıyan ya da kızan- lann, bu davranıştaki soyluluk, incelik ve olgunlu- ğu anlamalan olanaksızdır... • • • G. İllyes'in şiirinin son dörtlükleri, ne aşkı, ne seksi hakkıyla yaşayabilmiş; yaşam, aşk, evlilik, özgürlük gibi konularda birkaç sloganı tekrarla- maktan öteye gidemeyen; kişiliklerinde duygusal bir derinliğin kırıntısı bulunmayan; "özgürlükçü" görünüş arkasında tutucu, dar, duygudan yoksun bir dünya görüşüne sahip (kadın ya da erkek) bu gibi kişilere ithaf edilebilır: Konuşuri<en sen kendi kendinle/ odur, zorbalık- tır sorguya çeken senij özgür değilsin artıkJ dü- ' şünürken bile./..../ İşler ta iliklerine dekl daha da derinlere hatta/ düşünmek istersin bir şeyler/ o- nun sözleri geiir aklma/..../ Artık bilmezsin yaşa- mak ne,/ et ne, ekmek ne/ istemek ne bir şeyi/is- temek ölesiye./..../ Zorbalığın olduğu yerde/ her şeyzincirin bir halkası/Veba gibidörtyandansarar senil olursun sen de zorbalığın ta kendisi. SIFIR NOKTASII ORAL. ÇALIŞLAR calislar@ cumhuriyet.com.tr Çakıcı'nın bantları, Aşık'ın ıstifası, Tayyip Erdoğan'ın kesınleşen mah- kûmiyetı, medya kurumlannın birer bi- rer el değiştirmesi, ortalığı toza duma- na buladı. Bu kargaşa içinde, birazdu- rup düşünmek ve durum tahlıli yap- mak gerekir. G.azeteci arkadaşların "acar gazetecilik" yapmak adına, elle- rine tutuşturulan befgeleri yayımlarken "Bunun arkasında ne var acaba" so- rusunu sormalan da gerekmıyormu?.. Siyasetin ve devlete yön verenlerin pisliğe battığı, siyasetin çürüdüğü ko- nusunda artık bir şüphe kalmadı. Bu pislik yığını içinde, tyıce batağa batmış olanların, herseferindeyeniden kendi- lerine yer açmak amacıyla ortalığa dö- küldüklen de bır gerçek. Son günlerde neler oldu? Bır dökü- münü yapmaya çalışalınn: Ünıversıte- lere kayrtların başlamasıyla birlikte, tür- ban yasağı şıkı bir şekilde uygulama- ya konuldu. Önümüzdekı günlerde üni- versiteler açılacak ve munter-eien bu Toz Duman îçinde... konu sertleşmelere neden olacak. Işte bu ortam içinde Başbakan Me- sut Yılmaz, türban yasağının "esnek" şekilde uygulanmasından yana oldu- ğunu belirten bir açıklama yaptı. Bu açıklamayı takip eden günlerde, Fazilet Partisi yöneticileriyle ANAP yö- neticiterinin türbanı da içeren bir Mec- lis dayanışması hazırlığı içinde olduk- ları kamuoyuna yansıdı. Böyle bir rttî— fakın nasıl sonuçlaryaratacağını, sanı- rım türban konusunda "kararlı" olan güçler hesap ettiler. Örneğin önümüz- deki günlerde toplanacak olan Milli Gü- venlik Kurulu'nda "türban"m günde- me geleceğı açıklandı. Çakjcı'nın yakalanması, bazı çete üyelerıne geçmişte sağlanan "devlet şemsiyesi"ri\n bir ölçüde kaldınlması, bu alanda yeni hesaplaşmalan kaçınıl- maz olarak gündeme getirecekti. Ça- kıcı, elindeki kozları birer birer ortaya sürüyor. DYP'nin çeteyle ilişkisi oldu- ğu söylenen bazı yöneticileri de yeni- den ortaya çıktılar. Bantlar, kasetler, belgeler yeniden ortalığa dökülmeye başladı. Çatışmanın birinci raundun- da, ANAP'ın "çetelerle ilişki" kurma görevlisi Eyüp Aşık bertaraf edildi. Bu- nu yeni adımlann ve yeni isimlerin izle- mesi de sürpriz olmayacak. Soruna ANAP açısından bakarsak, Yılmaz "türban"ve "çeteler"konusun- da attığı adımların hemen ardından ciddi sorunlarla yüz yüze geldi. Biz yurttaşlann bilmediği, ama "devletin yüce katlannda" herkeslerin bildiği bil- gilerin neden anıden ortalığa dökülü- verdiğıni ciddi ciddi düşünmek gerekir. Mesut Yılmaz'ın işlerinin önümüzdeki dönemde daha da zorlaşacağı görülü- yor. Aslında Mesut Yılmaz ve Bûlent Ecevit, ciddi bir kutuptaşma gerilimi- nin ortasında, ayakta kalmaya çalışı- yorlar. Bu hükümet, REFAHYOL'un karşısında tek seçenek olarak kurul- du. Ancak REFAHYOL'un devrilmesin- de tayin edici rol oynayan güçler, Yıl- maz hükümetiyle, uygulamalar konu- sunda tam bir ortaklık sağlayamadılar. "Şeriaf'a karşı mücadele konusunda, hükümetle ordu ve bürokrasi arasında, kamuoyunun önünde sert tartışmalar yaşandı. Yılmaz ve Ecevit "siyasi Islamlamü- cadele konusunda daha farklı ve ılımlı bir çızgiyi tercih ediyorlar. Bu tercihte oy kaygısı, iç gerilimîn sertleşmesinin yaratacağı bunalımlardan kaçınma he- saplannın olduğu söylenebilir. Ordu, bürokrasi ve bir kısım çevreler ise "Devlet elden gidiyor" kaygısıyla bu ılımlı tavırdan hoşlanmadıklarını ifade ediyorlar. Çetelerle mücadele konu- sunda da askerin daha ketum bir tu- tum aldığı ve bu yüzden soruşturma- ların kilrtlendiği düşünceleri de ilişkile- ri geren bir başka etken. Bu hükümet, iyice köşeye sıkıştinla- rakdüşürülürmü?Busürecin arkasın- da böyle bir hesap mı var? "Aklını ba- şına al, yoksa daha çok çorap örülür" tehdidi mi? Önümüzdeki dönemde çatışmanın hızlanarak süreceği anlaşılıyor. Hükü- met bu çatışmanın orta yerinde duoı- yor, bazen birtarafa, bazen diğertara- fa ödün vererek ayakta kalmaya çalı- şan bu hükümet giderse yerine ne ko- nur, sorusunun cevabı da henüz bulu- nabilmiş değil. Baykal önderiiğindeki CHP ne yapı- yor? Bunu anlayabilmiş değilim. ORALÇALIŞLAR 4. Baskı ÇIKTI! Arafık yayınlan Kufûlc Parmakkjpı Sok. Hol2 Taktlm Tel: 244 02 35 Fax2924325
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog