Bugünden 1930'a 5,499,529 adet makale



Katalog


«
»

24- EYLÜL 1998 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 13 Ağustos ve Eylül aylannı kapsayan 5. Bilkent Uluslararası Anadolu Müzik Festivali sona erdi 6 Bari bebeler anlasuı...9 ESRA ALİÇAVXŞOĞLL 5. Bılkent Uluslararası Anado- lu Müzık Festivali. cumartesi ge- cesi Sinop'ta gerçekleştirilen konserle sona erdi. Festivale Gü- rer A\ kal. Rudolfo Bonucci. Alf- red Michourine şef, Hakan Ay- sev (tenor). Mesutİktu(bariton) ve Pekin Kırgız (tenor) solist olarak katıldı. Anadolu Müzik Festivalı, bu yıl Ankara, Siirt, Batman, Mardin, Şırnak, Şanlı- urfa, Adıyaman, Kahramanma- raş, Gaziantep, Hatay- Iskende- run, Nevşehir- Kapadokya, Kay- seri, Dıvarbakır. Konya, Anado- lu Ereğlisi'nde müzikseverlerle buluşru. Deprem nedeniyle festival sı- rasında yapılamayan Adana kon- serinin bu yıl içınde gerçekkş- tırilmesi düşünülüyor. Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sa- natlan Dekanı Ersin Onay kon- serleri değerlendirerek festivale yöneltilen eleştirileri vanıtladı - Bilkent 5. Uluslararası .Ana- dolu Festivali nekri amaçlıjordu, bunlan gerçekkştirebildiıüz mi? ERSİN ONAV Festival, bu yıl ağırlıklı olarak Doğu ve Güney- doğu Anadolu illerini gezdi. Fes- tival, Anadolu'yu adım adım ge- zerek 'Özünü halktan alan çok- sesli müziğimiz' ve dığer evren- sel müzikleri yurt yüzeyine bir seçenek olarak taşımak. Mnsani gelişme' felsefesinde sanatın et- kılerinden yararlandırmada, Ana- dolu "nun gerçek dinamizmini, gerçek sesıni duyurmada kendi- ne diisen ne ise yapmak üzere ta- sarlanmıştı. Müziğin birleştirici- bütünleştirici özelliği festivalin tasanmında ön planda tutulmuş, bu nedenle festivalin ana tema- M müzik dilinde dostluk ve ba- nş çağnsı olarak belirlenmişti. Ekonomık ve toplumsal kal- kınma hamlelennde 'toplumun havat damarlanndan biri' olan sanatı, özellikle bu bölgemiz için su kadar yaşamsal buluyorduk. Bu bölgelenn yaşadığı özel so- runlar vardı. Olumluya değişen koşullara karşın valnızlıktan bir türlü kurtulamıyordu. Yatınm beklentıleri yalnızca ekonomık alanda gösteriliyordu. Oy.sa kal- kınmantn en önemli öğesi insan- dı. Bireyin iç gelişmesi sağlan- madan yaşam kalitesinin iyileş- mesi beklenemezdi. Bu zengin- leşme doğrudan kültürel koşul- lann iyileştirilmesine bağlıydı. Konukseverlik gösterdiler Birevin kültürel koşullann iyi- leşmesi. ıç dünyasında zenginleş- mesi kuşkusuz ki toplum niteli- ğine artı değerler katacak. bu po- tansıyel de kendi yönünde eko- nomik kalkınma istek ve gayret- lenni körükleyip destekleyecek- ti Ekonomik güçlük ve beklen- tiler ne olursa olsun bireyin sa- natla ılişkilenmede içten gelen bir arzusu. gereksinimi vardı. Orta- çağın karanlık ortamı içinde bi- le gezgın şarkıcılar vardı. Ne sa- vaşlar ne de insanı hiçe sayan en katı yönetim bıçimleri koparabil- mişti bu ilişkiyi. Bu gereksınim zor ekonomik koşullar içinde doğu ınsanımız için de avTiı olmalıydı. Bu ola- nak hiç olmazsa sunulmalı, tak- dır ve kabulü kendisine bırakıl- malıydı. Doğu insanı en azın- dan. Batı dıye bir başka ülke gi- bi söz ettiğine tanık olduğumuz görece kalkınmışlık içindeki bü- >ük kentlerimizden bir selam, birsaygı sunumu beklemek hak- kına sahipti, özellikle bu zordu- rumda. Anadolu Müzik Festivali, bu düşüncelerle çıktı yola. Başta sevgi ve saygısı olmak üzere ve- rebileceğini sunmak, elindeki- ni, değer bildiğini paylaşmak için... Vegittiğiherilde müziğin birleştiricı-bütünleştirici etkile- rini yaşadı. yaşattı. -Festival süresince Anadolu in- sanının tepkisi nasıloldu konser- lere? Siirt'ten başlayarak her gün bir ıle gitti Anadolu Festivali. Başta Anadolu insanının örnek konukseverliğiyle karşılandı. Ve aynen bekkntilerimizde olduğu gibi. Anadolu insanı müzik sa- Ersin Onay, her ilde müziğin birleştirid-bütünleştirici etkilcrini yaşadıklannı belirterek, "aradığımızdan çuk daha fazlasıra bukhık doğu vt- güneydoğuda" diyor. • Anadolu insanından yıllar boyunca 'sana zulümdür' diye esirgedikleri dünya işi nitelikli müzikler için gösterdiği ilgi ve katılımdan sonra şimdi de 'sana lükstür' demeye başladılar. Ama o, en ileri sanat eserlerini anladı, kavradı belki de kendisiyle alay edenlerin anlayamayacağı kadar. Her konserde binlerce dinleyiciye, toplam 50 bin kişiye ulaştı Anadolu Festivali. natına ilgi ve duyarlığı, gelişmiş estetik sezileriyle büyüledi mü- zik kervanını. lyı. güzel ve ge- lişmişten yana esirgemedi ilgisi- ni. Bifmediğinden çekinmedi. Ben anlamasam da çocuklanm anlasın dedi. geldi konserlere. Cümlenin 'benim kafam bas- maz' bölümü ile tanıtıldı mil- yonlara kimi televızyon ekranla- nndan. Habercinin nedense pek keyifli. alaylı montajında. Mah- cup edildi ülkesine. Oysa önü- müzde gerçekleşen sövleşide bi- raz azartonu taşıyan soruya ver- diği yanıt şöyleydi: "Benim ka- fam basmaz. Ama ilerde bunla- nnki bassın diye getirdim bebe- leri" Kendileri hakkında peşin yargılardan habersiz, beş yaşm al- tındaki üç yavrusunu göstererek. "Şimdiye dek neredeydiniz?' Anadolu insanından yıllar bo- yunca 'sana zulümdür' diye esir- gedikleri dünya işi nitelikli mü- zikler için gösterdiği ilgi ve ka- tılımdan sonra şimdi de 'sana lükstür' demeye başladılar. Hiç bir yüksek sanatın kendisi olma- dan, tüm yalınlığı içinde erişti- ği yüksek anlaömlı halk sanatı ol- madan var olmayacağını söyle- yemedi böyle düşünenlere. Şimdi biz onun yerine de söy- leyelim. Ama o en ileri sanat eserlerini anladı. kavradı belki de kendisiyle alay edenlerin an- layamayacağı kadar Her kon- serde binlerce dinleyiciye, top- lam 50 bin kişiye ulaştı Anado- lu Festivali. Bu sayı, bir büyük ildeki yıl- lık toplam dinleyici potansiyeli- ni çoktan aşıyor. Bu yoğun katı- lım bize ister istemez. sadece bir- kaç ilimizde bulunan ve kapasi- teleri biri hariç bin dolayında olan ve çogu kez boş kalan kon- ser salonlanmızı düşündürdü. Böylece aradığımızdan çok da- ha fazlasını bulduk Doğu, Güney- doğu ve diğer illerimizde. Festi- val gerçek bir halk şölenine dö- nüştü. Evet. Anadolumuzun bu uzak yörelerinde yaşayan insanlan- mız belki Çaykovski'nin ttalyan Kapriçyosu'nu, Adnan Say- gun'un çoksesli eserlerini ve di- ğerlerini ilk kez dınliyordu. Ama iyiye. güzele. gelışmeye. çocuk- lan için çağcıl bir geleceğe duy- duğu istek. tutku ve inançla; bü- yük şehirlerden ahkâm kesen, 'Anadolu bundan ne anlar' diyen; ruhu zengin Anadolu halkına bir senfoni orkestrasını hak görme- yen kimi çağdışı görüşlere, bu- na karşılık kendisinı yoz piyasa müziklerine layık görenlere, bu katılımı nedense bir türlü içine sındiremeyenlere dikkate değer bir mesaj veriyordu: 'Beni hor görmekten vazgeç...' Ve bızler de onlarla bu alanda ilk kez birlikte olanlar olarak. hemen her ilde sözbirliği etmış- çesine yönelrtikleri şu soruya ya- nıt verememenin burukluğuyla aynlıyordukonlardan: "Şimdiye kadar neredeydiniz?"... Terör bölgesinde konser - Bir söyleşinizde bazı kişilerin sizi cavdırmak için guişimlerde bulunduğunu so>lüvorsunuz_. Anadolu Müzik Festivali'nin özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne taşınması fikrimizi açıkladığımızda, oradaki terör olgusu hatırlatılıyor, bubölgeye senfonik konser vermek bir ya- na, gitmenin bile sakıncalı ola- cağı söyleniyordu. Kötülenme- dik ne suyu kaldı. ne yolu. Kavurucu sıcaklar başlıbaşı- na tehlikeydi. Hiç olmazsa Bat- man "daki akreplerden korkma- lıydık Üstelık sonuçsuz. karşı- lıksız bir gırişımdi. Doğu Ana- dolu artık müzik zulmüne karşı hazırlıklıydı. Bu gibı sanat olay- lannı dikkate değer bulacak kü- çük bir kesım ise zaten yaz tati- lındeydı. Kocaşehirstadyumun- da ellı, bilemedik yüz kışi bula- cak. rezıl olacaktık. Bunlara inan- sak 'gidip de dönmemek' ya da 'hiç gitmemek' vardı. Enstrümanlara dokundular Oysa biz bu festivali sanatsal boyuttan başka insani boyutlan temel alarak gerçekleştiriyorduk. Bu illenmizle iletişimı engelle- yen, muhtemelen yaünmlan cay- dıran, görevlendirilmelerde is- teksizlik yaratan 'gidibnez, kahn- maz, yaşanmaz' görüşlerinden bu nedenle etkilenmedik. -Doğu ve Günev doğu Anadolu illerini kapsayan festival bazı çev- relerce; 'aç ınsana müzik ne ge- rek' şekünde eleştiriklL Sizin bu konudaki izlenimleriniz neler? Anadolu Festivali, bugüne. al- dığı yoğun destekle ulaştı. Bu yıl da sanatsever kişi, kurum ve kuruluşlann yoğun desteğini gör- dü. Sözlü ve yazılı basınımızın >üreklendiricı övgülerini. deste- ğini aldı. Her şeyden önce buna şükranlanmızı sunmak isterim. Farklı görüşlerin olması ise do- ğaldı.'Aşa.işeihtivacıolanaçin- sanlara neden müzik götürdu- nüz'denıldi. 'Sefaletin karşısına geçip, obua çalmanın.trombon üfiemenin komik olduğu' söy- lendı Kımıleri'müzikruhungj- dasL sancı ise bağırsak sedası' gi- bı başlıklarla düzeyi ıyice duşür- düler. 'O yöreterdeld insanlar o Lnadolu insanı müzik sanatına ilgi ve duyarlığı, gelişmiş estetik sezileriyle büyüledi müzik kervanını. lyi, güzel ve gelişmişten yana esirgemedi ilgisini. Bilmediğinden çekinmedi. Ben anlamasam da çocuklanm anlasın dedi geldi konserlere.' illur zekâsıyla bizden ne iş istedi ne aş. Bizim verebileceğimizin ne olduğunun, nelerden ibaret olabileceğinin hiç güçlük çekmeden ayırdına vardı. Sunduğumuzu sevgiyle kabul etti.' Tîyatro Tempo, Pakistan'a gidiyor .\NKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Tiyatro Tempo, Pakistan'ın Lahor kentinde 17-27 Ekim tarihleri arasında yapılacak "Uluslararası Kukla Festrvali"nde Türkiye'yi "Cazular" adlı oyun ile temsil edecek. Kültür Bakanlığı ile Milletlerarası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği'nce (UNIMA) karagöz ve kukla sanatlarının tanıtılması amacıyla yurtiçi ve dışında çok sayıda etkinlik düzenlenecek. Cumhuriyetin 75. kuruluş yıldönümü kutlamalan çerçevesinde 25 Ekım-15 Kasım tarihlen arasında Afyon, Bilecik, Çanakkale, Diyarbakır, Erzincan. Gaziantep, Giresun, Hatay. tçel, Kastamonu, Ordu, Samsun ve Şanlıurfa'da ücretsiz karagöz kukla gösterileri yapılacak. Özellikle anaokulu ve ilköğretim okulu öğrencilerine seslenecek olan etkinlikler süresince, 13 karagöz ve kukla grubu tarafından 36 gösteri gerçekleştirilecek. Yurtdışı tanıtım doğrultusunda Tiyatro Tempo gnıbu 17-27 Ekim tarihleri arasında Asya'nın en büyük kukla festivallerinden biri olan "Pakistan Uluslararası Kukla Festivali"ne katılacak. Tiyatro Tempo. festivalde "Cazular" adlı oyunu sergileyecek. Bolu'da 26 Kasım'da düzenlenecek olan "Geleneksel Tiyatronun Sorunları ve Çözüm YoUârı'' başhklı sempozyum da 2 gün sürecek. Geleneksel tiyatronun bugünkü durumu, problemlen ve çözüm yollannın tartışılacağı sempozyuma çok sayıda bilim adamı, uzman ve sanatçı katılacak. müzikten ne anlar' dendi. Anadolu insanı ise billur zekâ- sı> la bizden ne iş istedi ne aş. Bi- zim verebileceğimizin ne oldu- ğunun, nelerden ibaret olabilece- ğinin hiç güçlük çekmeden ayır- dına vardı. Böylesi kavTam ka- nşıklığına hiç mi hiç düşmedi. Bizı ne devlet sandı ne de devlet yerine koydu. Sunduğumu- zu sevgiyle kabul etti. Belki de ilk kez acılannı. sıkıntılannı unut- tu. Her şeyden önce kendisine gösterdiğimiz saygıdan mutlan- dı. Aranmaktan, erişilmekten hoşnut oldu. Bunun için katlan- dığımız güçlükler için de şük- ran duygulannı dile getirdi. Bin- lerce insan izledi etkinlikkri. Be- ğenilerini ayakta alkışlanyla gös- Terdiler. 'Yinegelin'dediler. Yüz- lercesı uğurladı dostluk ve banş kervanını. Müzikten anlamadıklan ko- nusuna gelince: Müzik insanın doğasında olan bir şeydır. Bu ne- denle müziği algılamada bölge- sel, hatta eğitimsel farklann ol- mayacağını düşünüyorduk. Nitekim böyle oldu; dinledik- leri müzikleri sevdiler. Kasetle- rini istediler. Konserin şef ve so- listlerine saatlerce konser bro- şürlerini imzalatrılar. Enstrüman- lar hakkında bilgi aldılar. Onla- ra dokunmak istediler. Müzikle, eğitimiyle düzeyli sorular yö- nelttiler. Öğrenim koşullannı sor- du gençler. Mutlu aynldılar kon- ser mekânlanndan. Saz şairieriyle bir arada - Festival \erel müziklerin der- lenmesi ve işlenmesi misyonunu da yüideniyordu» Çoksesli müziğe açılımla mey- dana gelen çağdaş Türk müziği, kendisine özsuyunu veren halk müziklerimize karşı gösterildi, bu alandaki sentezlere karşı kim- selerce. Bu haksız tutum bu alan-' da yeni sentezlere varma yolun- da önemli bir tıkanıklığa yol aç- tı. Anadolu Festivali çerçevesin- de, bu gereksiz karşıthğın gide- rilmesi amacıyla yerel saz şair- ieriyle, uluslararası düzeyde ün- lü sanatçılanmız ilk kez bir ara- ya getirildiler. 'Müağiınizin öz ve gelişmiş biçimleri' olarak tanım- layabileceğimız halk müziği ve yansıdığı büyük formlu eserlerin düzeyli sunurnlarda bir arada ola- bileceğini örneklemek, ihtiyaç- lı olduğumuz yeni sentezler için yerelden-evrensele özgür bir et- kileşim ortamı oluşturmak, fes- tivalin hedefleri arasına alınmış, Anadolu Festivali'nin yöresel müzik ve danslarla buluşturulma- sı tasarlanmıştı. Bu buluşma ve uzmanlaşmanın gelecekte yara- tı ve icra alanlannda olumlu so- nuçlar vermesıni beklıyoruz. - Peki 'müziğe üstün yetenek- li" çocuklara yönelik tarama ça- lışmalan sonuç verdi mi? Müzik eğitim kurumlannın birkaç büyük kentte bulunması, müzikte yetenekli çocuk ve genç- lerin bu alanda fırsat eşitliğiyle eğitim görmelerinde önemli bir engel oluşturmakta. Bu engel özellikle bu ıllerden uzak ve dar gelirli ailelerin çocuklan için da- ha da aşılmaz bo>Titlarda. Anadolu Festivali'nin ^lda 17 ile ulaşan etkinlikleri çerçeve- sinde, bu sorun dikkate alınarak gerçekleştirdiğimiz yetenek tara- ması büyük ilgi gördü. Bu yıl Güneydoğu Anadolu illerinde açılan smavlarda üstün yetenek- li on çocuk belirlemiş bulunu- yoruz. Çeşitli enstrüman dalla- nnda temel eğitim alacak bu ço- cuklann yaratıcılık alanında be- lirlenen yetenekleri de değerlen- dirilecek, kendilerine lise düze- yinden itibaren aynı zamanda kompozisyon eğitimi de verile- cek. Bu çocuklar ilk, orta, lisans ve mezuniyet sonrası eğitimleri- ni Bilkent Üniversitesi bursu ile tamamen parasız-yatılı statüde gerçekleştirecekler. Yetenek ta- raması gelecek yıllarda da sür- dürülecek. ODAK NOKTASI AHMETCEMAL 'Rönesans jnsanı' Ne Zaman Öldii? Ünlü tiyatro incelemecisi Martin Esslin, çağı- mızın bir başka çok ünlü tiyatro ve sanat eleştir- meni olan Polonyalı Jan Kott'un "Bedenin Belle- ği" başlıklı deneme kitabı için kaleme aldığı önsö- zün bir yerinde şöyle diyor: "Kott, yalnızca olağa- nüstü bir tiyatro eleştirmeni ve önemli bir tiyatro- bilimci olmanın ötesindedir... O, aynı zamanda Avrupa'nın edebiyat tarihinde önemli bir rol oy- namış, şimdi ise ne yazık ki can çekişmekte olan bir geleneğin, edebi deneme geleğinin de tem- silcilerindendir..." Esslin, bu sözlerin ardından Montaigne ve Fran- cis Bacon'ın kurucusu oldukları bu geleneğin temsilcilerinin işlevleri üzerinde de duruyor: "Bu tür deneme yazarlan, çok önemli bir görevi yerine getirirler. Zamanın nıhunu bir noktada yoğunlaş- tınp, ardından onuyine uzmanlaşmanın katı sınır- lannı aşacak biçimde etrafa yansıtırlar; zamanla- nnın başı çeken düşünceleri arasında diyalektik bir süreci başlatırtar; gerek çelişkiyi, gerekse uzlaş- mayı kıştırtıhar ve yine onlar çoğu kez, katkılan çe- şitli alanlardaki uzmanlan yeni tahminlere ve araş- tırmalara yönelten, gerçek anlamda yaratıcı dü- şünüherdir. Lessing, büyük Alman klasik drama- sının canlanmasını böyle sağlamıştı. Brandes, Ib- sen 'e esin kaynağı oldu: Kott da Peter Brook 'u ve başka çağdaş yönetmenleri etkiledi. Böyle yazar- lar, bu tür bir etkiyi yalnızca düşüncelerinın derin- liği ve görüşlerinin özgünlüğüyle değıl, fakat bu dü- şünce ve görüşleri genel ve anlaşılabilir bir biçim- de iletmeleriyle de yaratırlar." Esslin, bu noktada sözünü ettiğı türden dene- menin zamanımızda neden can çekiştiğini açıklı- yor ve bu durumun meydana geliş nedenleri ara- sında "Rönesans lnsanı"n\n artık tehlikede olma- sını da göstenyor: "Zamanımızın eğitim sistemin- de var olan ve korkutucu biçimde artan parça- lanma, edebi deneme türünü ölümle tehdit edi- yor. Doğa bilimleri ile sosyal bilimler alanlannda klasik ve edebi öğretim malzemesinden oluşma sağlam bir çekirdek, hepsi için aynı bir temel bil- gi zemini eğitimin de temeli olarak kaldığı sürece, bir Rönesans Insanı'nı, başka deyişle düşünebi- lecek en geniş ilgiyelpazesine sahipve sığlığa kay- maksızın kapsamlı bir eğitim almış bireyi yetiştir- mek de mümkündü. Böyle bir birey için her bilim dalının aynntılannı bilmek gerekli değildi; kabarık sayıda uzmanlık alanına aityöntemlehn ve kavram- lann bilincinde olmak ve belki de daha önemli ve daha güç olanı yöntemlerin geçirdiği önemli de- ğişikliklere ayak uydurabilmek, onun için yeterliy- di. Ebedi deneme türünün son temsilcilerinden bır- kaçının, eğitim sisteminin uzmanlaşmanın baskısına Ba- tı A vrupa 'ya ya da Kuzey Amerika 'ya oranla daha uzun karşı koyabildiği Orta Avrupa'dan gelmele- ri, yalnızca rastlantı değildir." Esslin'in sözünü ettiği "Rönesans İnsanı", Rö- nesans'ın son buluşuyla birlikte tükenmiş bir tür değildi. Rönesans'ın her alana getirdiği akılcılıkla ve yine Rönesans döneminde, Erasmus'un ön- derliğinde ortaya çıkan Batı hümanizminin bilim- lere ve sanatlara düşkünlüğüyle beslenen "Röne- sans İnsanı", bir başka deyişle ortaçağın dogma- lar dünyasının ardından "yeniden doğan" insan, bilgiye rastladığı yerdeonu "alanıma girermi?"ya da "pratik yaşamda işime yarar mı?" sorulannı sormaksızın alan, kendini bilmek zorunda sayan insandı. Özellikle yüzyılımızda görünüşte "gıttikçe artan" bireysel özgürtüklere, bu arada gerçekten artan bil- giye ve ona erişme yollarına karşın "uzmanlaşma " eğiliminin bireyleri bir anlamda sığlığa sürukleme- si, birey-toplum ilişkisine bakış açılarından da kay- naklanmaktadır. "Kürese/teşme'yolundaki birdün- yada, başta ekonomik modeller olmak üzere, top- lumlarda geçerli kılınmak istenen modeller bağla- mında aslında en sak/ncalı bulunan şey "Rönesans Insanrrun anlayışını ve donanımmı taşıyan birey- lerin bu modelleri sorgulamalandır. "Globalleşme- si" istenen birdünyada "global" sorgulamalann önü- ne geçmenin en iyi yollanndan biri de "uzmanlaş- ma"y\ istisnası olamayacak bir ilke diye dayat- maktır. Çünkü bu anlamda bir küreselleşmenin gerekliliğine, başta eğitim sistemleri olmak üzere,. türlü araçların yardımıyla inandırılan bırey, artık "alanı dışında" bilgi edinmeyi, dolayısıyla da dü- şünmeyi gereksiz sayacaktır. Modelin bütününü sor- gulaması ise hiç söz konusu olmayacaktır. Kendini sınırsız özgür sayarken gerçekte "bil- mekzorunda olmak"tan bilincine varmaksızın vaz- geçmiş bireylerden oluşma birdünyanın. ne ölçü- de "insana", Goethe'nin deyişiyle "isterse, geliş- mesi hiç son bulmayacak olan" o varlığa yakışa- cağı, günümüzde hâlâ düşünmekte dırenenler ıçın yaşamsal bir sorudur! email:ahmetcemal(a superonline.com BUGUN • AKSANATta saat 12.30 ve 17.00'de vıdeodan Archie Sbepp caz konseri. saat 19.00"da Fuat Erman'm katılacağı "Yarun kalıp, diğer besteciler taranndan tamamlanan eserleri bcnimsemeli mi> iz" başlıklı söyleşi izlenebilir. • BORUSAN KLTTÜR VE SANAT MERKEZİ nde 18.30-20.00 arası Edip Günavın katılacağı u Müzik Terapi" başlıklı söyleşi yer alıyor. • AKBANK AYA tRİNİ BACH GLNXERİ kapsamında saat 19.30'da İdil Biret, piyano resitali verecek. • tFSAK'ta saat 19.30 ve 20.15'te Boğaziçı Üniversitesi Fotoğraf Kulübü Karma Gösterisi yer alıyor. • BELGESELStNEMACILARBtRLİĞİ nde 15.00-16.00-17.00 ve 18.00 saatlerinde Halit Refiğ'in yönettiği 'Atatürk ve Sanat" adlı belgesel film gösteriliyor. ÜÇ KUŞAK CUMHURİYET SERGİSİ ETKÜLİKLfiU BUGUN • Tarih Vakfı'nın Tarihi Darphane Binalan'nda düzenlediği "Üç Kusak Cumburiyet Sergisi 1 " etkinlikleri kapsamında saat 11.00'de Türk müziği sazlannı, saat 15.00'te ise yaylı sazlan tanıtmak amacıyla düzenlenen açıklamalı dinletiler. saat 11.00- 13.00 arası belgesel film gösterimi. saat 15.00'te sergi yapımcılan eşliğinde rehberli sergi gezisi, 18.00-19.30 arası sinema gösterimi yer alıyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog