Bugünden 1930'a 5,498,464 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 24 EYLÜL 1998 PERŞEMBt 12 KULTUR Ender Güzey, gerçekleştireceği anıt projesiyle geçmişi, bugünü ve geleceği buluşturacak Bu kez îstanbuFa 'dokunacak'GÜLERÇETİN Yaşamını uzun yıllardır Münih'te sürdüren ressam Ender Güzey, 1993 yılında 'boğaza dokunduğu' ve yurtiçınde \e yurtdışında büyük ilgi uyandıran Nuh'un 1993 Gemisi projesinin ardından bu kez ka- lıcı projeyle Istanbul'a 'dokunacak'. Amt projesi- nin adı Konstantinopl'dan İstanbıü'a. Güzey, 1200 metreyi kapsayan biryol iizenndeyerle$tirilecek26 bronz heykelle Fatih Sultan Mehmet'in 1453 yılın- da tstanbuFun fethı sırasmda Osmanlı savaş gemi- lerini karadan çektiği tarihsel yolu vurgulayacak. Sanatçı tarihe görsellik kazandırdığı bu projede ay- nı zamanda geçmişle bugünü de buluşturmayı amaç- lıyor. Sanatçıyla 1999 yılında gerçekleştireceği pro- je üzerine söyleştik. Şehrime dokunma ihtiyacı duyuyorum - İstanbulda bir amt projesi oluşturma diişünce- sinin çıkış noktası nedir? Ben îstanbulluyum. Kendi şehrime bir şekilde dokunma. ona bir biçim verme ihtiyacı duyuyorum. Kalıcı bir şeyler bırakmak ıstiyorum kente. Bu pro- jenin oluşumunda lstanbuTun kendi özellikleri de çok belirleyicı oldu. Dolu dolu kültür taşıyan, tarih taşıyan. dünya ıçin bile çok önemli olan bir nokta lstanbul. Ancak çok olumsuz bir yönde değışiyor. Benim çocukluğumda İstanbul bir kent kültürüne sa- hipti, bu anlayış hızla yok oldu. Batı'da çok yakın tarihlerde büyük savaşlar geçirmiş şehirler bile do- kulannı tstanbul'dan daha iyi koruyabilmişler. Bu projenin amacı da tanhı kitaptan çıkanp yaşanır ha- le sokmak. Aynca Istanbul'un fethi gibi tarihi birola- yı vurgulamak. bu metropole çağdaş formasyonda heykel vermek bir ihriyaçtır. - Anıt projesinin yapısını anlaor mısııuz bize? Toplam 26 bronz heykelden oluşacak proje. Bu heykeller Fatih Sultan Mehmet'in Konstantinopl'u fethi sırasında Osmanlı savaş gemilerini karadan çektiği tarihsel yolu görsel bir şekilde vurgulayacak- lar. Üç ana heykel var projede. llk iki parça bir ka- dırganın baş ve kıç kısımlan. Kadırganın kıç kısmı gemilerin karaya çıkanldığı nokta olan Tophane'ye yerleştin'lecek. Denize iniş yeri olan Kasımpaşa'ya da baş kısmı oriırtacağız. Öna noktada da 16 met- relik bir bronz heykel yere gömülecek. Bu heykelin üzerinde güzergâhın topoğrafyası yer alacak. Izle- yiciler bu güzergâhı yüriirken o plakanın üzerinde izlerini bırakacaklar. Geçmiş, bugün ve geleceği bu- a luşturacak bu proje. Bu üç ana parçanın bağlantısı 23 tane kütük biçimınde heykelle sağlanacak. Bun- lar ise teknelerin aktanmında kullanılan kızaklan sem- bolize edecek. - İstanbul'a bir anıt bırakmak isterken neden özek likle İstanbul'un fethini vurgulamak istediniz? Öncelikle tarihe önyargısız bakmamız gerek di- ye düşünüyorum. Her çağın kendine göre dogrula- rı. yanlışlan var. Istanbul'un fethi konusunda en önemli nokta yenı bir çağın başlamtş olması. Fatih bu dönemde askerliğinı. yönetıciliğinı bilim adam- lığmı. kâşifliğini birleştirerek şaşırtıcı biryöntem de- niyor ve başanlı oluyor. Yurtdışında da büyük tak- dir topluyor bu olay. Projemı ögrenen Batılı basın mensuplan gelip mekânı görmek ıstıyorlar. Bu ne- 'üzey, 1200 metrelik yol üzerine yerleştirilecek 26 bronz heykelle Fatih Sultan Mehmet'in 1453 yılında Istanbul'un fethi sırasında Osmanlı savaş gemilerini karadan çektiği tarihsel yolu vurgulayacak. Sanatçı, 1999'da gerçekleştireceği anıt projeyle yeni çağın başlangıcı olan bu dönemin önemini vurgulamak istediğini belirtiyor. denle bu önemli dönemi vurgulamak ıstedim. - Çakşntalannız ne zaman başlayacak ve projeyi ne zaman tamamlayacaksııuz? Maddi olanaklar saglandıgı takdirde 1999 başın- da başlayıp yıl sonuna kadar tamamlanacak proje. Üç ana heykel aşağı yukan üç dört aylık bir zaman diliminde oluşacak. Öteki heykellerin oluşumu se- ne sonuna kadar zaman alır sanıyorum. Ancak üç ana heykelden biri tamamlanıp yerine konduğunda bir açılış yapılacak. Bu ilk açılış sırasında bir per- formans gösterisi de gerçekleştireceğim. - Projenin maliyeti ne kadar tutacak ve bu maii- yeti nasıl karşılayacaksınız? Elbette çok yüklü bir malıyet, ancak tam rakam veremiyorıjm. Bana sağlanacak olanaklar doğrultu- sunda projenin masraflan da değişecek çünkü. Ör- negin gerekli olanaklara kavuşamazsak ara heykel- lerin sayısı değişebilır. Şu ana kadar pek çok kurum ve kuruluşla görüştüm. Manevı açıdan büyük des- tek görüyor proje. Maddi destek görüşmeleri de sü- rüyor. Bir sanatçı olarak görüşeceğim ilk yerin Kül- tür Bakanlığı olduğunu düşündüğümden ilk olarak bakanJıktan gerekli ızınleri ve maddi destek sözü- nü aldım. Aynca projeye bir heykelcik edisyonuyla başlamak istiyorum. Bronz kütüklerin bir tanesini model edisyon haiine getirerek 29 Ekim'de Bilim Ga- lerisi'nde açılacak olan karma sergide gösterece- ğim. Projenin ilk adımlan bile maddi olanaklar ge- rektiriyor. Bu heykelin satışı da projenin başlangıç aşamasını destekleyecek. YolcuJuklar ufkumu çok genişletiyor - Son dönemlerde renkü ve büyük projelere yöne- liyorsunuz „. Çerçeveler yetmiyor bana. SürekJi fantezilerimi daha yaşanır birbiçime sokma çabasındayım. Bu ne- denle öteki sanat dallannda üriin veren sanatçılarla çalışmayı da çok sevivorum. Sarunm bütün bunlar- da doğu, batı, güney arasında sürüklenen bir gez- gin olmamın da bir etkisi var. Özellikle çıktığım tekne yolculuklan ufkumu çok genişletiyor. Bu da yaptığım işlerde yansımasını buluyor doğal olarak. - Çeşitli dönemlerde farkh kurumlarda egitmen- lik yapünız. Türkiye'de sanat eğitimini değerlen- dirir misinjz? Amatörce işlereyaklaşamıyorum ben. Türkiye'deki şartlar ne yazık ki benım profesyonel düşünceme uy- gun değil. Sanat, bilim kadar ciddi bir olay. Bir donanım, bir ekipman gerektiyor. Para \arken bile Tür- kiye'de bu paranın öğrenciler için kullanılması düşünül- müyor. Hocalara baktığımız zaman idealist bir ülke Türkiye. Ancak insan gerçekten maksimumu düş- lemeli ve onu yapmaya çalışmalı. Bu projeye bakacak olursak ben de sıfirdan başhyorum. Bronza param yet- mez alçıdan yapayım ya da bronz görünümü veren daha ucuz malzemeler bulayım demıyorum. Bronz olacak diyorum. Türkiye'de işe başlanırken idealist oluyor herkes ama çok çabuk tav ız veriliyor. Hocalar bildiklerini paylaşmaktan çekinmiyorlar ama yeter- siz kaldıklan noktada daha fazlasını araştırmıyorlar. O noktada birlikte çahşma, paylaşma, araştırma ve asıl eğitim başlamah aslında. Biz ise öğrencileri yeni değerler ofarak görüp onlan değerlendirmeyi t»il- mıyoruz. Böyle bir anlayış farkı var. Jacqueline du Pre, hakkında yazılan kitaplann yanı sıra yaşamını konu alanfilmle de gündemde 'O hâlâ müziğinde yaşıyor...' KültürServisi- Büyük Jacqu- elinedu Pre'yi nasıl hatırlamalı- yız? Sanatçırun dul eşi, müzisyen, tanınrruş figürlerin şüphesiz en suskun olanı Daniel Barenboim. bu konuda çok kesin konuşuyor: "Bir özel havat. özeldir. Duygu- lanm. ancak mü/ik yoluyla hal- ka Uetilebilir, hakkınıda öyküler anlatarak degiL BizJer, Jaccjueli- ne'in miiziğiyle ilgili birçok bel- geyıesahipoldugumuziçin gerçek- ten şanslıyız. O, müziğinde y aşa- mayı sürdürüyor ve kendisini biz- lere bıraktığı haliyle yaşatılmayı hak edivor, başka biri y a da ken- di versiyonlan araeılığryladeğiL" Son dönemlerde du Pre'nin birçok versiyonu çıktı ortaya. Ai- lesi ve arkadaşlan, sanatçının ışıltıh ve kederli yaşamı üzerine yazılanlan okumak için sıraya girdiler. Bu versiyonlann sonun- cusu ise du Pre ile kızkardeşi ara- sındaki ilişkıyi anlatan 'Hiiary ve Jackie' isimli filmle gündeme geldi. Geçen günlerde Venedik Film Festıvali'nde gösterilen film, The Guardian gazetesi yazarla- nndan DerekMakolm tarafindan hem 'etkili', hemde oyunculann performansı açısından 'dikkat çekici' olarak nitelendirildi. Ba- zılan ise du Pre'nin kız kardeşı ile erkek kardeşi tarafindan ya- zılan ve filme esin kaynağı olan kitabı eleştirdikJeri gibi. saygın biryaşarru yağmaladığı gerekçe- siyle film üzerine de ağır eleşti- rilerde bulundular. Söylentılere göre Barenboim. filmın Fran- sa'da gösterilmesini engellemek için çalışmalara başladı. Kendi- si ise "Bunu yapüğıını da söyle- miyorum,yapmadığunıda_" söz- leriyle, konuya ilişkin bir yorum getirmemeyi yeğliyor. 28 yaşında hastalandı Barenboim. genç yaşta yitirdi- ği eşi hakkında konuşmamakta direniyor. Bozulmaz suskunlu- ğuyla o. müzik dünyasının Ted Hughes'u. Ve mezanndayken bi- le belleklerden silinmeyen du Pre, adeta SyhiaPlath'ın Ingiliz versiyonu. Du Pre, tombul dizleriyle biz- lere Elgar'ı sevmeyi öğreten ve çelloyu bir tutku objesine dönüş- türen mucizevi çocuktu. Göz ka- maştıncı Barenboim ile 1967 yı- lında ev lenerek altın bir çift oluş- turdular. Bizleri, müzik yapma- nın içgüdüsel ve denetimi olma- yan bir şey olduğunu düşünme- ye teşvik etti. Barenboim, 'A Li- fe in Music1 isimli kitabında eşi- ni şöyle anlatıyordu: "Ona bah- şedilen şeyler sayesinde, çaldığı miiziği aym anda kendisi beste- Hyormuş hissini veriyordu insa- nâ." Du Pre, çellosu olmadan kaba ve çelimsiz, çellosuna sanldığın- da ise vahşi ve kendınden emın bir hal alır, müzik. vücudundan geçerek yayılırdı çevTeye. Onu ül- kenin yetıştirdiği en büyük çel- locu olarak nitelendiren eleştir- menler, çügın Ophelia'ya da eş tutarlardı. lstikrarsızlığm verdi- ği bir çekicilik vardı onda. Zaten Hiiary ve Jackie adlı film de ışıl- tılı ve hasar görmüş A\ıısturya- lı pıyanist David Helfgott'un öy- küsünü anlatan "Shine'ın izinden gidiyor. Çello, Du Pre'nin sesi. hattata kendisiydi. 28 yaşındayken kat- merli doku sertleşmesi, sinir kı- hflannın zamanla büzüşmesi ve bunun sonucunda vücut hareket- lerinin gittikçe kısıtlanması ve hareketlerin denetimi- nin zorlaşması anlamı- na gelert multiple scle- rosis hastalığına yaka- landı. Sinirlerinden yok- sun parmaklan. çello- sunu kavrayamaz oldu- lar. Sesiylebirlikte, ken- disini de yitirmışri ar- tık. Yaşamının geri ka- lan 14 yılını öfkeli ve asık suratlı sessizliği içinde. tekerlekli san- dalyede geçirdi. Baren- boim. onu profesyonel yardım alabileceği özel bir kliniğe yarırdı ve her hafta sonu ziyaret ettı. Ancak kendisi. yaşamı- nı Helena Bashİdrov ile birlikte Paris'te sürdür- dü ve iki çocuk sahibi oldu. Du Pre, ölene dek yalnız ve unutulmuştu. Belleklere genç. öf- keli ve coşkulu haliyle yer eden du Pre, 1987 'Hilary yılında öldü. Kısa ömriinde ya- rattığı efsane, ölümünden sonra anlatılan öykülerle. özellikJe de kardeşjeri Hilary ve Piers du Pre tarafindan geçen yıl yayımlanan kitabın etkisiyle daha da büyü- dü. Kızkardeşlerin ilişkisi 'A Geniusin the Famfly\ Chris- topher Nupen'in 1969 yılında yayımlanan Omnibus'unda an- latılan canlı, gençlik \e kev if do- lu İngiliz kızından çok farklı bir du Pre'yi gözler önüne seriyor- du. Kitapta, neşeli aile tablosuy- la yakıcı bir intikam öyküsü yan yana getirilmişti. Hilary de çok başanlı bir müzisyendi, ancak r aniel Barenboim, genç yaşta yitirdiği eşi hakkında konuşmamakta direniyor. Bozulmaz suskunluğuyla o, müzik dünyasının Ted Hughes'u. Ve mezanndayken bile belleklerden silinmeyen Jacqueline du Pre, adeta Sylvia Plath'ın îngiliz versiyonu. ailenin merkezi haiine gelen kap- risli, talepkâr ve mucizevi küçük Jacqueline'in ardında kalmıştı hep. Kitabın satırlan arasında adeta Hilary'nin "Ben de, ben de!" dediği hissediliyordu. Kitap, kardeşlerinin du Pre'yi ıslah etmek. 'sevgi ve dürüstlük adına' gerçek yüzünü göstermek çabalannın bir ürünü. Kitapta. du Pre'nin sadece birdeha değil, aynı zamanda insanlan kullanan ve cinsel açıdan doyumsuz bir kadın olduğu, son yıllannda ise iyice kaba ve acımasız bir kişi- liğebüründügüanlatıhyor. Kita- bın en büyük sürprizi ise. du Pre'nin, Hilary''nin kocası Chris- topher Finzi ile, hem de Hi- ve Jackie' adlı filmde Emily \Vatson ile Rachel Grilîîths rol alıyor. lary'nın teşvikiyle kurduğu iliş- kinin açıklanması. Hilary, bu ko- nuda kız kardeşiyle aralannda hiçbir kıskançhk ya da anlaş- mazlık yaşanmadığını belirtiyor: " Jacqueline'i iyi tanıyor, ne den- b* ionlgan olduğunu. nasıl en yük- seklerde ve aynı zamanda da kor- kutucudermklderdeyaşadığmıbi- üyurdum.Ona yardımcıobnakve onunla her şeyimi pay laşmak be- nim için otomatikbir hareket ha- lini alîmştı. Hepimiz onu seviyor- duk. Zaten onunla karşüaşan her- kes ona âşık olur ve ona y^ardım etmek isterdi." Hilary. yönetmenliğini Anand Tucker' ın yaptığı Hilary ve Jac- kie filmine hayran kaldığını be- lirtiyor. Filmde du Pre'yi canlandıran EmilyNVatson. sanat- çının tekniğini taklit edebılmek için gün- de 9 saat. parmaklan kanayıncaya dek çahş- mış. Film, iki kızkar- deşin ilişkileri üzerin- de yoğunlaşıyor. Kendisini Rachel GriffioVın canlandır- dığı filmi 'Gerçekçi ve duyariı' sözleriyle nitelendiriyor Hilary. Barenboim ise filme ilişkin duygularını şöyle dıle getiriyor: "Ben ölünceye dek bekleyemezler miy- dL.." Du Pre'nin yaşamı- nı konu aian yeni bir kitap önümüzdeki ay yayımlanıyor. Kitabın yazanEIizabethVVft- son da bir çello sanat- çısı ve zamanında Rostropoviç'irı öğrencisi olarak du Pre ile birlik- te çalışmış. Du Pre'yle ilgili tüm yayın haklanna sahip olan Baren- boim, daha önce de Şostakoviç'in biyografisini kaleme alan Wil- son'ın kıtabınıonaylıyor. Yayın- cısı Ion Trewin ise kitabın kesin olarak A Genius in the Family'ye yanıt ya da düzeltme getirmek gi- bi bir amaç taşımadığını belirti- yor u Bu. şahsuıa nıünhasır bir yapıt Her şey den önce du Pre'yi başanlı bir müzisyen yapan nite- likleri üzerineyoğunlaşmışciddi bir bryografı." Korkutucu biçimde carüı Hilary, yine de hiçbir versiyo- nunun, ^30106^' olarak söz et- tiği kardeşi denli gerçek olama- yacağını söylüyor. "Ben en ba- şmdan sonuna dek orada. onun- lay dım. Jackie benim kardeşim olduğu için şanshdeğil miyim siz- ce?" diyor ve kitabın ortaya çı-. kış sürecini şöyle özetliyor: "Hiç- bir zamanbu khabıyazarken ağ- ladığım kadar çok ağlamanıış- tım. Ancak bunlar acuıın değil, heyecamn gözyaşlanydı. Yazar- ken yaşadığını her anı sevdim, kendüni Jackie'ye. anneme, ba- bama ve çocukluğuma inamlmaz yakın hissettim. Geriye dönüp, eski günierin içine bir yürüyüş yaptun. Düriistçeyazdım,bu yüz- ilen de kolay oldu." Barenboim ise ısrannı sürdü- rüyor ve du Pre'nin yaşamını ve ruhunu kitaplarda ya da filmler- de değil. kendisini bulduğu, öz- deşleştiği ve ardında bıraktığı müzikte aramaya çağınyor her- kesi: "O,müz@ndeyaşıyorve hâ- lâ korkutucu biçimde canlı..." IŞDLDAK VE YELPAZE ATİLLA BİRKİYE Bakanlığın Saçmalığı! Kültür Bakanlığı'nın saçmalığı sürüyor! Konu şu: ileri sürülen sava göre kaçak basımı ve kor- san yayıncılığı önleyeceği varsayılan bitmez tü- kenmez bandrol meselesi. Bir kez daha kısaca özetlemek gerek: Bandrolün kitaplarda 1 Temmuz 1998'de uy- gulanması gerekıyordu. Ancak birtakım tepkiler, çıkarılan yönetmeliğin "sansürcü" niteliğinin am- nı çizdi. Bunun üzerine bakan bir adım geri ata- rak, yönetmelikte değişiklik yaptı. Bu değişiklik bandrol adının "güvenlikhologramı" olmasından öteye gitmiyordu. Bir de topu taca atarak, bu uy- gulamayı 31.3.1999 tarihine kadar "isteğe bağ- lı" bırakıyordu. llgilenenler anımsayacaktır; geçen aylarda, "bandrol meselesi" basında, birazcık da televiz- yonlarda yer aldı. Konu daha çok, yazarlar band- rol istiyor, yayıncılar istemiyor; birbirlerine düştü- ler diye verildi. Oysaki bandrol uygulamasını isteyen, sayılan az da olsa birtakım yayıncılar olduğu gibi, band- rol uygulamasının günümüze yakışmayan dene- timci, sansürcü bir uygulama olduğunu ileri sü- ren yazarlar da vardı. Nitekim, seksen yedi imzalık bir basın duyuru- suyla da bu görüşler dile geldi. Haziran ayının sonundaki bu bildiride şöyle deniyordu: "Bandrolnasılaçıklanırsa açıklansın, Anayasa'nın 29. maddesine aykındır. Her ne gerekçeyle olursa olsun, kültür ve ya- yın hayatının devlet denetimine girmesine ve si- yasiyönetime sansür hakkı tanımasına karşıyız. Hükümeti ve Kültür Bakanı'nı bu denetimci ve sansürcüzihniyetten bir an önce vazgeçmeye ça- ğınyoruz." Ancak bakan, bu seksen yedi imzaya -ki ara- lannda uzun yıllarTürk edebiyatına gönül vermiş, emeğini vermiş, kitaplarıyla, düşünceleriyle mah- kemelerde sürünmüş yazarlar, çevirmenler de vardı- ve onların isteklerine kulaklannı tıkadı. Bu yazarfarı görmezden geldi! Öncelikle bu sorunda şunun altını bir kez daha çizmek isterim. Bakanın görüştüğü yazarlar ken- dilerini temsil ediyorlar. Bu da onlann doğal hak- kı; istedikleri gibi bakanla görüşürler Bakan da onlarla görüşür. Ancak Türk yazannı temsil etmi- yorlar. Zaten çoğu da var olan yazar örgütlerinin üyesi değil. Türk yazannı, edebiyatçısını uzun birzamandır temsil etme yeteneğini yitirmiş olan yazar örgüt- leri de bu konuda bakanla uzlaşıp beş bağımsız yazann ardından gittiğinden; seksen yedi yazar ve çevirmen de -inanıyorum ki bugün bu sayı da- ha fazla olacaktır- tepkisini dile getirdi. Ancak anladığım kadanyla, bakanın böylesine bir derdi yok! Alışık oldugumuz üzere, popülerolan- dan yana. Eh, bu da olabilir. Olabilir, ama zaten "yaşama veda"etmek üze- re olan ya da başka bir deyişle yeri "popülizm" tarafindan gasp edilen "Türk edebiyatını" bir de onun bıçaklaması gerekmezdi- Aynca sosyal demokrat olduğunu ileri süren bir partinin bakanı olarak, 12 Eylül Anayasası'nda bile yer alan "yayımlama hakkı" ile çelişmesi de oldukça düşündürücü... Kültür Bakanı, yayıncılara ve yazarlara gönder- diği mektupla (22 Temmuz 1998 tarihli), dokuz ay ertelenen ve isteğe bağlı kılınan "güvenlikholog- ram/"nın bu geçici dönemde, -Türk kültürüne kat- kıda bulunmak adına- gönüllü olarak uygulan- masını "tavsiye" ediyor. Bir kez daha vurgulamakta yarar var. (Nitekim karşı sayfa komşum, yılların yazar ve çevirmeni Ahmet Cemal de defalarca bunu vurguladı.) Bandrol ya da güvenlik hologramı, -bu uygu- lama biçimiyle- yazann özgürce hiçbiryerden izin almadan kitap yayımlama hakkını ortadan kaldı- ran ve düşünce özgürlüğüne karşı olan, "sansür- cü" bir uygulamadır! Bu "bandrol meselesi"n\, -ne kaçak yayını ne de korsanı önleyecektir- önümüzdeki hafta da ele alacağım. Aslında konunun peşini hiç bırak- mayacağım! Bulgar yazardan Atatürk kitabı • SOFYA (AA) - Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1913- 1914 yıllannda, Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da askeri ataşelik görevinde bulunduğu dönemde, Bulgaristan Savunma Bakanı'nın kızıyla olan aşkı kitap haiine getirildi, Bulgaristanlı yazar Lilyana Serafîmova'nın, yıllarca süren araştırmalar sonunda tamamladığı, belgesel nitelik taşıyan kitabı, Atatürk'ün Dimitrina Koveçeva ile yaşadığı aşkı anlatıyor. Serafımova, kitabını yazmadan önce olaya tanık olan yüzlerce kişiyle konuştuğunu, aynca resmi belgelerden de yararlandığını .söylüyor. Kitap, gelecek ay içinde hem Bulgarca hem de Türkçe olarak yayımlanacak. Gültekin Çizgen'in sergisi • Kültür Servisi - Fotoğraf sanatçısı Gültekin Çizgen'in 40. sanat yılı dolayısıyla düzenlenen etkinlikler kapsamında yer alan 'Doğa Çeşitlemeleri' konulu 'Özgün Baskılar' sergisi bugün Artisan Sanat Galerisi'nde açılıyor. Tımıır Selçuk Ankara'da • Kültür Servisi. Besteci ve yorumcu Timur Selçuk 3 Ekim Cumartesi akşamı. Barmek Inşaat'ın sponsorluğunda Ankara 'Angora Evleri'nde özel bir konser verecek. Sanatçı, konserde Türk müziği sanatçısı ve besteci olan babası Münir Nurettin Selçuk'un yapıtlannı ve 'Dünden Bugüne Timur Selçuk' şarkılannı seslendirecek. d Kültür Servisi - lstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Işleri Daıre Başkanlığı'nın "Günümüzde Haliç ve Çevresf konulu geleneksel fotoğraf yanşmasımn 8.\i sonuçlandı. Toplam 810 eserin katıldığı yanşma ile Türkiye'de ilk kez 'dijital- deneysel' fotoğraflar ayn bir ödül kategorisinde değerlendirildi. Renkli baskı dalında Engin Kaban'ın 'Bir Kış Vakti' adlı eseri, siyah-beyaz baskı dalında Strkan Emiroğlu'nun İsimsiz' adlı eseri, dijital-dereysel baskı dalında Servet Sezgin'in 'Her Şeye Rağnıe n' adlı eseri birincilik ödülü kazandı. Yanşmamn ödül töreni ve dereceye giren, satın alınan ve tergılenmeye layık görülen eşerlerden oluş^ak serginin açılış töreni 1 Ekim 1998 Perşembe günü saat 18.00'de Taksim Sanat Galerisi'nde getçekleştirilecek.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog