Bugünden 1930'a 5,500,335 adet makale



Katalog


«
»

! EYLÜL 1998 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 15 Roca/Baba Lizbon'un 30 kilcmetre kuzeybatısındaki Roca burnu turist kaynıyor. Çünkü burası Avrupa'nın batıdaki en uç noktası. Denize dimdik inen yamaçtan okyanusa bakıyoruz. Fener, fenercinin evi, üzerinde ay ve yıldızlı kabartma ile tepesinde haç bulunan anıt j çevresinde adım atmak zor. Hediyelik eşya satan dükkâna kalabalıktan girilemiyor. Isteyen, Avrupa'nın en batı ucuna ayak bastığı için sertifika alıyor. Okyanusa bakarken dalıp gidiyor, Çanakkale'yi anımsıyoruz. Truva'dan 40 kilometre kadar güneye inip Gülpınar kasabasından geçerek kıyıya ulaşıyor ve Babakale köyüne vanyoruz. Baba burnundaki tarihi kaleye girip fenerden Ege'ye bakıyoruz. En büyük anakara Asya'nın batıdaki en uç noktasını kimseye tamtamıyoruz. Ö M Ü R İ L İ K Bakiaya çalarsan "in"e girersin, milyarlan çar- parsan yurtdışma "ouf! ömür E. Kurum EJektronik posta: som@posta.cumhunyetcoin.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97 - Rusya'da ipler işadamlannın elindeymiş... "Dünyanın bütün işadamlan. birlesin!" ortekiz'in başkenti üzbon'da ve dolayısıy- la LJzbon'da açılan dünya fuan EXPO 98'dey- dik. Dışişleri Bakanlığı'nın son anda çeki- lip denizcilikten sorumlu Devlet Bakanlı- ğı'na yıktığı ve bakanlığın da inşaat firmasının bece- risine bıraktığı fuarda Türkiye Cumhuriyeti'nin Osman- lı Imparatorluğu ağırlıklı tanıtılmasını "ilgi" ile izledik. Bilim ve teknolojinin kullanıldığı "Okyanuslar, Gele- ceğin Mirası" konulu fuara başyapıt olarak Abdüla- ziz'in yedi çifteli saltanat kayığı ve Selim'in sancak gemisine bağışladığı 70 metrekarelik altın işlemeli ipek bayrakla katılarak ve de ziyaretçileri mistik bir mü- zikle karşılayarak bizi geleceğin pek ilgilendirmedi- ğini gösterdik. 156 ülke arasında en çok gezilen pavyonun Tür- kiye pavyonu olduğunu öğrenince nedenini araştır- madan edemedik. Gördük ki, birçok pavyonda "Tür- kiye" adı geçiyor. Örneğin, Yunanistan pavyonunda Osmanlı Türklerinin denizcilikten anlamadığı, deniz- EKPO'da ciliği Barbaros Hayrettin gibi Müslüman olan Rum- Iarın üstlendiği anlatılıyor; Kıbrıs pavyonunda, ada- nın kuzeyinin Türkler tarafından işgal edildiği yazı- yor; Ermenistan pavyonunda Doğubeyazıt'tan çekil- miş Ağrı dağının fotoğrafı sergileniyor; Suriye pav- yonunda Hatay, Türkiye sınırları dışında gösteriliyor. Bu arada, cumhuriyete giden yolda emperyalist- lere karşı kazanılan büyük zafer 30 Ağustos'taki mil- li gün nedeniyle fuar alanında düzenlenen "Türk Yü- rüyüşü"ne de Osmanlı ruhu ile katıldık. Başı çeken mehter takımının "köslü" yürümesine Portekizliler izin vermese de son anda bulduğumuz davul-zurna eşliğinde "Allah yolunda cenk edelim, şan alalım şan. Kuran'da zafer vadediyor hazreti Yezdan" na- meleri altında ve de izleyenlere fındık atarak "büyük ilgi" çekmesini bildik! Ancak, yürüyüş kolundan yük- selen "En büyük Türkiye" sloganlarının simültane tercümesi yapılamadığı için Portekizlilere mesajımı- zı tam ulaştıramadık. Rıhtıma bağladığımız ve Japon- lara işlettirdiğimiz -galiba geri alınmış- Savarona'yı da güvenlik gerekçesiyle ziyarete kapatarak "gizem- li ilgi" yaratmasını becerdik. Ozetlersek, Portekizli bakan Gomes Da Silva'nın "Son bin yıllık Avrupa tarihinin vazgeçilmez parça- sı" olarak tanımladığı Türkiye'yi dünya başdöndü- ren bir teknoloji ile üçüncü bin yıla girerken hâlâ son bin yıhn başında bıraktığımızın farkına varamadık. Os- manlı'nın yıkılışına Portekizli denizcilerin neden ol- duğunun farkına varamadığımız gibi! Osmanlı'nın Istanbul'u alıp Avrupa'nın Hindistan yolunu kesmesi üzerine okyanusa açılıp tam 500 yıl önce Hındistan'a ulaşan Vasco Da Gama'nın anı- sına düzenlenen fuar, üçüncü bin yıla ışık tutması ba- kımından ilginçti. J^SSfZ SEDASIZ (!) NURİKURTCEBE \ i. Yüksek Yerilim Kattı Erdinç UTKU Konuksever oldugumuz için mi yıllardır CIA ülkemizde kulak misafiri? Bernamm'ın Lizbon'daki temasları Karadeniz'de "tetkik"ler, Bulgaris- tan'da bale, Istanbul'da konser der- ken Başbakan Mesut Yılmaz'ın eşi Bema Yılmaz, Portekiz'deki dünya fu- arında da yanında eşi olmadan tek başına boy gösterdi ve yeni bir "Sem- ranım"lığa soyunduğu izlenimi yarat- tı. Semranım, pardon Bernanım, bir işadamının özel uçağı ile geldiği Liz- bon'da büyükelçi tarafından karşıla- nıp bir başka işadamınca kendisine tahsis edilen Savarona yatında kaldı. Yatta, aralarında Danimarka Pren- si'nin de bulunduğu Avrupa'nın yük- sek sosyetesine davet verdi. Fuarda- ki gezisine ANAP'lı bakanlar mihman- darlık etti. Berna Hanımefendi Lizbon temas- ları sırasında, yazdıklarından dolayı kimi gezetecileri azarlarken kimileri- ne çetelerden ölüm tehdidi aldı- ğını açıkladı. Çetelere savaş açan Mesut Bey'in eşine de doğrusu( kim akıl verdiyse "kahraman ka- dın" imajı pek yakıştı. Bernanım'ın çevresinde oluşan ve Lizbon'a kadar yanında taşıdığı grup ise sanki yeni bir "papatya demeti"ni anımsattı. Grupta işadamlan ve eşle- ri ile bakanlar ve milletvekilleri vardı. Bernanım'a, Lizbon'a gelmişken Portekiz medyası ile tanışma fırsatı da yaratıldı ve bir televizyon röporta- jı ile haftalık birdergiye mülakat ayar- landı. Bernanım'ın basın danışmanlı- ğını organizatör Ahmet San iie eşi Süreyya San'ın üstlendiği öğrenildi. Bernanım'ın Lizbon gezisi bir dönüm noktası oldu. Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecektir! OKUR MEKTUPLARI İletişim: Zeynep Eşiyok Faks: 0.212. 513 85 95 Türkocağı Cad. 39/41 Cağaloğlu 34334 Istanbul 'tstanbul büyük çöplük' On senedir Türkiye'yi heryaz ferden ve grup olarak ziyaret et- mekteyiz. Bu ziyaretlerimizi her sene tekrarlamak niyetindeyiz. Türkiye dünyanın en güzel yeri- dir. Memleketimizin kıymetini bilmeliyiz. Batı memleketleri- nin ve özellikle Japonya ve Sin- gapur'un en cazip tarafı temiz- liğidir. Türkiye dünyanın en te- miz yeri olmalıdır. Dikkatinizi aşağıdaki hususlara çekmek is- tiyorum: tstanbul Laleli semti, Türki- ye*nin altın yumurtlayan tavu- ğuydu. maalesef bu yaz duru- mun değiştiğini gördüm. Insan- lara karşı olan gayri insanî ve ah- lâki tutumumuz özellikle çevre pisliği korkunç düzeyde. Kaldı- ğım otelde bir turist; "tstanbul büyük bir çöplük" dedi. Bu söz bana çok dokundu. Çevre pisli- ği ile mücadele şart. Maalesef bu pisliğin çoğunu işyerlerimiz yaratıyor, bunu gözlerimle gör- düm. Oteller. restoranlar çöple- rini torbaya koymadan yollann or- tasına döküyorlar. Koku, dağı- nıklık. pis sulann sızması herke- sirahatsızediyor. Bu duruma da- yanmak göz yummak memleke- te yapılacak en büyük hakaret- Birmemurmaaşı vebeş kişi Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği birinci sınıfında âğrenciyim. Babam memur, annem ev hantmı, benden başka iki kardeşim ögrenci. Beş kişilik ailenin yalnı: bir memur maaşı gelirinden başka hiçbir geliriyok. Maddi zorluklar içindeyiz, böyle olunca öğrenimime devam etmek zorlaşıyor. Burs almak istiyorum, destek olmanaı saygtianmla rica ediyorum. Sinan Sürmeli /Gebze tir. Camilerin, türbelenn. mezar- ların etrafı içler acısı. Üzerinde ayet yazılı su yalaklan kararmış, içleri çöp dolu, damla su yok. Bu duruma en bariz örnek La- leli Valide Sultan Camisi. Cami- lerin temizlik görevlilen var mı bilmiyorum. Temizliğin yapıl- madığı ortada. Bu caminin etra- fını birkaç defa şahsen, birkaç defa da işçi tutup temizlettim, fakat temizliğin hergün yapıl- ması lazım. Yollarımız, sahillerimiz, ca- milerimiz, türbe ve kabristanla- nmız temiz tutulmalıdır. Pisliği yaratanlara ceza veril- melidir. Amerika'da aracından dışarı çöp atana 500 Dolar ceza veriliyor. Hertarafatemizliği öğ- reten poster, pankart asılmalıdır. Okullarda çevre temizliği kulüp- leri kurulup çocuklara genç yaş- ta temizliğin önemi kavratılma- lıdır. Çevre pisliği kimbilir kaç kişiyi hasta etmekte veya alerjik reaksiyonlara sebep olmaktadır? Bunun faturasını da biz milletçe ödemekteyiz. Sahil çevresini de bu yaz do- laştım. Akdeniz. Ege. Marmara bölgelerimizde benzın istasyo- nu, sanayi sitesi ve tamirhaneler- de yapılan yağ değişimi iç- ler acısı. Değiştirilen yağ araziye dökülüyor, tabii bu yağ ve asit zamanla içme sulanna da kanşıyor. Kul- lanılmış yağların temizlik şirketleri tarafından top- lanması gerekmektedir. Be- lediyeler bu işyerlerinin kontrolünü yapıyorlar mı? Bütün kuruluşlanmızla. siyasi partiler. basın yayın. bakanlıklar. belediyeler, şir- ketler, Diyanet İşjeri Baş- kanlığı. eğitim kuruluşlan- mız "pislik terörü' konu- sunu titizlikle ele almalı- dırlar. Prof. Mehmet Değer/Kanada İLAN T.C. AKDAĞMADENİ KADASTRO MAHKEMESİ'NDEıV DosyaNo: 1998'227 Davacı Oıman Işletme Müdürlüğü tarafından davalılar Emine Ankan ve arkadaşlan aleyhine açılan kadastro tespitinin iptali da- vasının mahkememizde yapılan duruşması sırasında verilen ara karan gereğince; Akdağmadeni Bulgurlu köyünde yapılan kadastro çalışmalan sırasında Bulgurlu köyü, Sıçanlı mevkıinde, 113 ada. 31 nolu par- selin davalılar adına tespit gördüğünü. bu nedenle yapılan tespitin iptali ile taşınmazın Orman adına tesciline karar verilmesini talep ermiş; davalılar Emine. Ömer, Ahmet, Osman. Bekir. Ercan ve Kadir Ankan. Fimet Çölkesen, Hamiyet Soylu, Sevgi Aydın adla- nna çukartılan davetiyelerin tebliğ edilemediği ve açık adresleri de tespit edilemediğinden dava dilekçesinin ilanen tebliğine karar verilmiştir. Davahlann 08/10/1998 günü saat 09.40'a müsadif bulunan du- ruşmaya gelmedikleri veya bir vekil ile temsil edilmedikleri. ibraz etmek istedikleri belgeleri ibraz etmedikleri takdirde tahkikat ve yargılamaya yokluklarında bakılarak hüküm kurulacağı ilanen tebliğ olunur. Basın: 40384 KİM KİME DUM DUMA BEHIÇAK behicakfa turk.net ÇİZGILİK KÎMİL MASARACI HARBI SEMİH POROY 7 MIRMIRLAR LĞVRDLRAK TARİHTE BUGÜN \H\ITAZARIKA\ 2 Eylül ESİR GENERAL TRİKOPİS.. N, YUHAN BA$KOMUT*NiGENE*AL TESLİM OLPU. DUMLUPtMOe'PfiKİ SA$KOMUTAN- UKSAMHftStKAStNDA KAÇA8İLEN TBİKOf> iS,UfM Ö , Ç$ TI.6£AI£KAL TKÛmPİS'l, İSMST VE F£KZ/PAfAtAB- LA g/ÇL/KTE KASUl £D£M GAZ/ MUSTJV» Z£- MAt-,EÜNİ SIKTt, KAHVE VESrGARA SUHPü. SON. Rft HARİTAM ÇAKPtÇMAlAft AÇ/KLAD(. TKİICO- PİS, MUSTA£AKEMAL'İN BAŞKOMUTAN OIAKAK C£PH£DE BULUMUSU İL£, IZMİR'PS BİR YATTA gU- LCJA/AN KENDİ £A?KOManWINt KtYASLAYIHCA, BİRKAÇ SÜN ÖNCE 6ÖNDZ8İLEN YENİ SİLOİHm ALMAMİŞ OLDUSU AA/L4Ş/LD/. YUNAN ICUVVEr- LERİ 8Â$KOA4lirAN/ KgNDİSİV&ff.. PANO DENIZ KAVLKÇLOGLU Niçin Utanacaklar? Feneryolu "Tanzim Satış Yeri", Gazı Muhtar Pa- şa Caddesi ile Bağdat Caddesi arasında uzanan şirin bir kapalı çarşıdır. Istanbul'un diğer semtle- rindeki benzerleriyle kıyaslandığında oldukça kü- çüktür. Belki böyle küçük olmasından, esnafla müşterilerbirbirlerinitanırlar. Manavlar, kasaplar, balıkçılar, istasyon yönünde; tavukçular, kuruye- mişçiler, bakliyatçılar, ekmekçiler, yufkacılar. pey- nirciler, zeytinciler diğeryönde kümelenmiştir. Bu ucu, yaz aylarında serin gölge veren bol ağaçlı bir çay bahçesine açılır. "Sabit Pazar". orta halli semt sakinlerinin uğrak yeridir. Insanın bir şey al- maya niyeti yoksa bile, buraya haftada bir iki kez "uğramadan"edemez. Esnafının "terazisıdoğrv", dili tatlıdır. Ayaküstü de olsa, onlarla "birıkilafet- meye" doyum olmaz. Hepsinin kulağı "kesik"t\r\ Sabit Pazar'da "her şey" bilinir! Türkiyenin sıya- si yelpazesinde yer alan tüm partiler, buradakı es- naf arasında birer ikişer temsil edilirler. Esnafı bağnaz değildir. Kadıköy insanının özgürlükçü, hoş- görülü yapısı buraya da yansımıştır. "En ciddi" ko- nular bile suratlar asılmadan, bağırıp çağırmadan tartışılır. Birinin "a/c"dediğine, öbürü "/cara"diye- cektir ki, şenlik olsun! Sonunda hep dostça, gü- lerek ayrılırlar birbirlerinden. Sabit Pazar'ın "/«5ftec/s/"yoktu, şimdi o da var. Mis gibi ev yapımı köfte veriyor. Yanında da pi- yazı!.. Ama "esas olan muhabbet". Köfte. pıyaz işin bahanesi. Bir süredir, haftada bir sefer, ço- ğunlukla da pazar günleri Sabit Pazar'a köfte ye- meye gidiyorum. Sonra dükkânlardan birinin önünde, birtabureye oturup. kahvemı ıçiyorum. Gelen gidenle "laflıyoruz". Daha doğrusu onlar an- latıyorlar, ben dinliyorum. Son günlerde en çok "mafya" konuşuluyor burada. Dedim ya, kulak- ları "kesik" diye... Kim, kiminle "ne halt karıştır- mış", hepsini biliyorlar. Çeteler, çeteciler, işbirlik- çileri, destekçileri, belki buradaki kadar hiçbir yerde konuşulup, aşağılanmıyor. Geçen pazar günü. yine böyle bir "muhabbet" sırasında bir genç, "Biliyormusun, aö/?"dedi. "Her şey bir yana bunlarda utanma kalmamış!" Eve gelince düşündüm. Doğru söylüyordu delikanlı. Gazete sayfaları, televizyon ekranları günlerdir bunların haberieriyle, fotoğraflarıyla doluydu. Ga- zetecilere "açıklamalarda" bulunuyorlar, televiz- yonlara çıkıp uzun uzun konuşuyorlardı. Adam ka- çırmışlar, haraç toplamışlar, insan öldürmüşler. in- san öldürtmüşlerdi. Ellerine kan lekeleh bulaşmış- tı. Yasaları çiğnemişler, kentleri, kıyıları yağmala- mışlar, haksız servetler edinmişlerdi. Silah kaçı- rıyorlar, uyuşturucu satıyorlar, gençleri zehirlıyor- lardı. Ama hiçbirinin yüzünde "utanma" izi yok- tu! Vurdukça, öldürdükçe, zehirledikçe servetleri kadar "saygınlıklan "daartmıştı! Beledıye başkan- lan onlan ağıriamayı "görev" biliyordu. Yüksek bü- rokratlaronların önünde düğmelerini ilikliyor. bü- yük işadamlan oniardan yardım dıleniyordu. Po- lis müdürleri onlarla gezılere çıkıyor, birlikte ölü- yorlardı. Bakanlar, milletvekilleri onların dostuy- du. Devletin yeşil, kırmızı pasaportlarını taşıyor- lardı. Gümrük kapıları, sınır kapıları onlar için açı- lıyordu. Cezaevlerinden ellerinı kollarını sallaya- rak çıkıyorlardı. Canları çektiği zaman yurtdışma gidiyorlar, gönülleri istediği zaman geri dönüyor- lardı. Onlara kimse karışamıyordu. Lüks villalar- da oturuyorlar, en değerli arabalara bıniyorlar, en büyük yatlarda dolaşıyorlar, en pahalı orospular- la geziyorlardı. Niçin utanacaklardı? Bu düzen onların düzeniydi. Onlar olmasa, Tür- kiye bir kara para cennetine dönebilir miydi? On- lar olmasa, yüz elli milyon maaş alan memurlar, üç yüz milyonluk evlerde oturabilir miydı? Onlar olmasa, bu ülke bu kadar çok lüks otele sahip ola- bilir miydi? Onlar olmasa, bu otellerde masal kah- ramanlarını kıskandıracak görkemli düğün şö- lenleri düzenlenebilir miydi? Onlara "medyun-u şükran" bunca insan varken niçin utanacaklardı? Bir başbakan onlar için, "Bana cinayet işliyor- lar, dedirtemezsiniz!" demişti. O sırada cinayet ış- liyorlardı. Solcuları, demokratları, ilericileri öldü- rüyorlardı. Bir diğeri, "Onlar, düşmana kurşun atan kahramanlardır!" diyecekti. Onların katil ol- duğunu o da biliyordu. Ama böyle söylüyordu. Baş- bakanlar onlan koruyor, bakanlar onlara arka çı- kıyor, milletvekilleri onlara kefil oluyordu. Niçin uta- nacaklardı? Onlar hiçbir zaman utanmayacaklar. Utanacak birileri varsa, yine bizleriz! Hiçbir şey yapamadı- ğımız için!.. Onlann düzenine boyun eğdiğimiz için!.. (Faks:0216-418 84 10) BULMACA SEDAT YAŞAYA.S 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 r! 3 4 5 6 7 8 I I I U -U-LK- ryMı• H H ry11I I I I M 9 \ 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA:1/Telle- ri ince ince ay- nlabilen bir tür helva. 2/ Iz- mir'in bir ilçe- si... Hayvanlara vurulan damga. 3/ Unvan... Bir tartı birimı. 4/ Otomobiller için verilen ge- çici gümrük bel- gesi. 5/ Edebı- yattaki anlatı türlerinden bıri... "Mey süzülmüş şişeden ruh- sar-ı — olmuş sana"' (Nedım). 6/ Eski Mı- sır'da güneş tannsı... Ge- mı. II Eski dilde kann. 4 8/ "Değildim ben sana 5 mail sen ettin aklımı - - - Bana tan eyleyen ga- fil seni görgeç utanmaz mı" (Fuzuli)... Metal 8 parlaklığı verilmişderi. 9 9/ Alışılagelmiş töre ve davranışlara aykırı olan: a\nk- sı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: XI Özel aygıtlarda 65 de- receye kadar ısıtılarak birdenbire soğutulmak yolu\la. içindeki mikroplan öldürülmüş olan süt için kullanılan sözcük. II Gümüşbalıgının küçüğü... Bir renk. 3/ Fahıl için kullanılan sekiz kıloluk ölçek.. Bir müzik parçası- nın, dinleyicilerin ısteği üzerine bir kez daha çalınma- sı. 4/ Eski dilde su.... Badem. erik gibi ağaclardan sı- zan zamk... Bir nota. 5/ Ölen bir kişinın ardından yazı- lan şiir... Havat arkadaşı. 6/ Olumsuzluk belırten bir önek... Kutup bölgelerindekı geniş buz alanına \enlen ad. 7/ llkel bir silah... 1949"da keşfedilmiş küçük bir gezegen. 8/ Giysi kolu... Kansızhk. 9/ "'Yakalamak' anlamında argo sözcük. B A K A L O R Y A A V A N O S •u s T A R E T I s A P O R •M A D E N i N E K i R IV 1R S | R •Y O R G A A R A R A T | O T L U N A | T E | O E S K İ M O L A R
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog