Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 10 EYLÜL 1998 PERŞEMB 14 KULTUR Londra'da yaz sergileri modern ve çağdaş sanatm önemli sanatçılannı kapsıyor Farkh dönemleriıı birlikteliği• Bruce Nauman'ın video, ses, film, neon ve kâğıt üzerine gerçekleştirdiği çalışmalan Hay\vard Gallery'de yer alıyor. Royal Academy of Arts'ta ise Marc Chagall'ın resimleri, tiyatro dekor ve kostüm tasanmlarından oluşan bir seçki izleyicilere sunuluyor. Bruce Nauman, Mdeo- Stil, 1997. NECMİ SÖNMEZ LONDRA - Nitelikli klasik modern ya da çağ- daş sanat yapıtlannı sergıleyen elliden fazla pro- fesyonel galerilen, bır düzıneden fazla uluslara- rası öneme sahıp koleksıyonu olan müzeleriyle Londra, Batı Avrupa'nın önemli sanat merkezle- rinden bıri. 1990'lann başından beri sansasyona düşkiin, skandallara meraklı sanatçılar, spekülas- vonu seven koleksiyonerler sayesinde oluşan "Genç Ingiliz Sanaü" mitinin yaratıldığı ve desteklendi- ğı bu metropolde yaz aylarında sanatseverlere su- nulan sergiler çoğu kez "ortalamayı aşan" bir özellığe sahip. Önemli galerilerin diğer Avrupa kent- lerinin tersine yaz tatili yapmaksızın programla- nndaki sanatçılan grup sergileriyle izleyicilere sunmalan, özellikle genç sanatçılara işlerini gös- terme imkânı tanıyor. Her yıl lngıltere'deki her- hangi bir sanat okulunda okumuş olan sanatçıla- nn gönderdikleri işlerden seçilerek oluşturulan "Newcontemporaries" sergisi ve ken- fin birçok bölgesıne dağılmış olan kü- çük galeriler. genç sanatçılann çalış- malan üzerine yoğunlaşmıştı. Bu et- kinlildere paralel olarak müzelerin sunduklan sergiler, her zaman oldu- ğu gıbı farkh izleyici kitlelerine yö- nelik bir bütünlüğü gündeme getiri- yordu. Tate Gallery'de yeni düzenleme ve Rothko odası Ingılız ve uluslararasi sanata aıt önemli birkoleksiyonu olan Tate Gal- lery diizenh aralıklarla sergilenen ya- pıtlan yenılenyle değiştirerek izleyı- cilere farkJı dönemlere ait yeni bırlık- telıkler sunuyor. Bu tür düzenleme- lerin temel amacı. birkaç örnek dı- şında penfenk özelliğe sahip olan In- gilız Modern Sanaö'nı ön plana çıkar- mak olsa da. az bilinen sanatçılann iş- lennin görülmesıne firsat tanıyor. Bu kez Brancusi. Germaine Richier, David Stnirh ve Dorothea Tanning başta olmak iizere bır grup sa- natçının işlevi izleyicilere göstenlıyordu. Brancu- si'nin 1912 tarihli "Maiastra" (Romen Mitoloji- sinin Altın Kuşu) hevkeli bence yeni düzenleme- nin en etkılı ışı. Alman FroehBcfı KoJeksiyonundaıı seçilen Beuys ve VVarhoI'a ait elliden fazla yapıt, 1945 sonrasının bu iki güçlü sanatçısını yan ya- na getinrken, Tate'in Soyut Sanat'ın ikıncı, hatta üçüncü liginde yer alan Ingiliz sanatçısı Patrick Heron'a rerrospektif bır sergi düzeniemesi, bu ku- rumun her zaman "ulusal değerteri" korumayı ön plana çıkaran sergi politıkası hakkında önemli bır bilgi veriyordu. Soyut Dışavunımcu Amerikan sanatının belki de en gizemli üyesi olan Mark Rothko nan büyük çaplı bir gezici retrospektifi Washington'da turuna başladı. Sanatçmın Tate'e hediye ettiği sekiz büyük boyutlu resmin (Seag- ram Murals)yer aldığ'ı loş ışıklı oda, izleyicilen bir çırpıda "farklı bir dünyaya" götüren bir özel- liğe sahip. Rothko'nun resmi, bıçak ucunda iler- leyen bir form-renk-yetkinliği sunarken. araştır- malannı "uç noktalara" taşımış olan bir sanatçı- nın zamana, sanat pıyasasmın, mafyasının gücü- ne karşı aldığı pozısvonu gözlerönüne seriyordu. Bu resimlere yanm saatten fazla bakılamıyor.' Öy- lesine güçlü, ıkonik bir 'aura'lan var. Marc ChagalTın Rusya dönemi 1914 yılında Pans'ten doğduğu kent olan Vi- tebsk'e yaz tatilini geçirmeye giden Marc Cha- gaiL ne kısa bir süre içinde I. Dünya Savaşı'nın çıkacağını ne de 1922'ye dek bır daha Rusya dı- şına çıkamayacağını biliyordu. 191O'dan beri Pa- Vıtebsk'in üzerinde, 1915-20, Marc ChagalL ns'te ünlü "An KovanTnda (İUıan Mimaroğhı'nun "An Kovanı"na adadıği, ne yazık kı pek az çalı- nan sıkı bir bestesi vardır.) çalışan Chagall bu dö- nem, uluslararasi bir kariyerin başlangıcmdavdı. Yüzyıl başında öncü sanatm merkezi olan Pans'te Kübizm'le tanışmış, Apoflinaire, Picassobaşta ol- mak iizere birçok önemli sanatçıyla dostluk kur- muşru. Royal Academy of .Arts'ta "Love and the Stage" başlığı altında Susan Compton tarafından düzenlenen sergi, sanatçının 1914-22 tanhlen ara- smda gerçekleştirdiğiresimierinden,tiyatro dekor ve kostüm tasanmlanndan oluşan bır seçkiyi iz- leyıcılere sunuyor. Sergınin en önemli işleri, Glas- nost'tan sonra Rus Devlet Müzesi'nın depolann- Açıkhava 'daIspanyolesintUeriKültiir Servisi - Yapı Kredi Sanat Festivali kaps.amında Compania Lirica La Zarzueia, bu akşanı saat 21 .OO'de Harbiye Açıkhava Tiyatro- su'nda 'Zarzuela Antolojisi' adlı gösterisini su- nacak. Topluluğun kurucusu. tspanya'nın en yaratı- cı vönetmenlerinden bıri olarak kabul edilen JoseTamayo. Tamayo'nun ilk kez 1964 yılında repertuvara almayı düşündüğü ve en ıyi zarzu- eia örneklerinden oluşan 'Zarzueia Antolojisi'. 1966 yılından bu > ana sahneleniyor. Heryönüy- le Ispanya'yı anlatan gösteri, dans, flamenko ve tspanya tarihinden bölümleri de bir araya ge- tiriyor. Topluluğun repertuvannda 'La Verbanadela Paloma', 'Pan y Toros, Dona Francisquita' gıbi önemli zarzueia yapıtlannın yanı sıra Bizet'nin Carrnen,Strauss'un 'Venedik'te Bir Gece'si gi- bi opera ve operetler yer alıyor. Topluluk. turneler de dahil olmak üzere yıl- da 200 temsıl yapıvor. İlk kez 1982 yılında tur- neye çıkan Zarzueia Antolojisi, bugüne dek 38 ülkede sahnelendi. Topluluğun menajeri Manuel Gancheaui top- luluğa dansçılann nasıl seçildiğini şöyle anla- tıv or: " Topluluğun seçici kurulu yüın beürti dö- • Zarzueia, dansı, müziği ve mimikleri de içinde banndınyor. Yılda 200 temsil sunan topluluğun gösterilerinde politik söylemlerin dışında insan ilişkileri ve duygulan da yer alıyor. nemlerinde Madrid ve Barceiona'daki dans aka- demilerini ziyaret ediyor. Buradan mezun ola- cak ve yetenekli öğrenciler seçiliyor, daha sonra bir eleme yapılıyor. Seçilen dansçılar ada> ola- rak kadroya alınıyorlar ve çıraküktan başlayan sıkı bir eğitim dönemine girivorlar" Compania Lirica La Zar zuela'daki tüm dans- çılar Ispanyol. Daha önceki yıllarda Ispanyolca konuşulan ülkelerden de dansçılann yer aldığı topluluğun yalnızca müzisyen ve solist kadro- sunda yabancı sanatçılar var. Manuel Gancheaui, zarzuelanın yalnızca dans- tan oluşmadığıru içinde dansı. müziği ve mimik- leri de banndırdığım söylüyor. Topluluğun gös- terilerinde politik söylemlenn dışında insan iliş- kilerini ve duygulan yansıtan söylemlerin yer aldığını vurguluyor Gancheaui. îspanya Kültür Bakanlı- ğı'ndan da belirli birbütçe alan topluluk şu anda yeni bir pro- je üzerinde çalışıyor. Önü- müzdeki yıl önce 14 ülkeyi kapsayan Güney Amerika tumesine çıkacak olan Com- pania Lirica La Zarzueia da- ha sonra 48 ülkeye turne ya- pacak. 2000 yı- lında ise bu iki gösterinin bir araya gelme- sinden olu- şan yeni bir gösteriyle Güney Ame- rika'ya bir turne ger- çekleşti- recek- ler. da yansından fazlası çürümüş olarak bulunduk- tan sonra Alman ve Amerikan sponsorlanmn yar- dımıyla restore edilen, sanatçının Moskova Yidiş Tiyatrosu için yapmış olduğu panolar. Bu resim- ler bir yanda Rus Devrimi sayesinde Rönesans ya- şayan Dogu Avrupa Yahudi kültürünün ulaşnğı çağ- daş boyutu, öte yanda ise Chagall'ın Rus Soyut Sanatı'nı Avrupa Kübizm'ı ıle birleştirerek ulaş- tığı "etkfleyici'" resim dilini sergiliyor. Sanatçının az bilinen siyah-beyaz desenleri ve küçük resim- len, onun Yahudi kültürünü modem bır çaba ile yorumlayan "bireşimci" çabalannı ön plana çıka- nyor. Batı'ya goç ettikten sonra gıderek dekora- tifleşen Chagall'ın Rusya Dönemi. onun sanatı- nın ulaşnğı en yetkin düzeyi gözlerönüne seriyor. Bruce Nauman'ı kavramak Minimalızm akımını kendine özgü bır anlatım diliyle yorumlayan Bruce Nauman'ın video. ses, film, neon ve kâğıt üzerine gerçekleştirdiği çalış- malardan oluşan seçki. HaywardGal- lery'de izleyicilere her şeyden önce "psikolojik bir atmosfer" sunuyor. Christine Van Assche tarafından or- ganize edilen bu sergide. bağıran. an- laşılmaz sesler çıkararak birbin üze- rine ters olarak yerleşrinlmiş ekran- lardan adeta izleyıcıyı kontrol eden yüzlerle, birbıri arkasında yanıp sö- nen neon yazılarla karşılaşıyoruz. 1960'tan günümüze dek uzanan za- man dilimi içinde hej kel. film ve per- formans tekniklerini kullanarak son derece güçlü ve 1990'lann sanat an- layışını kökten besleyen bir söylem oluşruran Nauman'ın anlatım dili ya- lın imgeler üzerinde yoğunlaşan bir özellığe sahip. Sergi binasına girme- den. hiçbır imge ıle karşılaşmadan önce bır adamla kadınm aynı cümle- len tekrar edişlerini duyuyor izleyı- ci. Sergide karşılaşılan imgeler şun- lar: Sanatçının durmadan dönen ka- fasını, tuvalette oturan bir palyaço ya da duvara yansıtılmış projeksiyonlarda aynı cümlelen tek- rarlayan farklı kişiler. Nauman'ın figürlen NO, OK, KO gibi aynı sözcüklen, aynı cümleleri yüzlerce. binlerce kez, farklı yönlerde. farklı soluk alıp ve- rişlerle tekrarlamyorlar. Ses, görüntü ve psikolo- jik atmosfer özellıklerini bir araya getiren işleriy- le Nauman ızleyiciyi kendisinin içindeki öbür ki- şılikle. perdenın arkasındaki ben'le yüzleştiriyor. Duchamp'tan Merce Cunningham'a, Meredith Monk'tan Beckett'a uzanan bir etkileşim-oluşum zinciri içinde >orumlanabılecek olan bu serginin zengin göndermelere dayalı hermetık yapısı. ade- ta bir mıknatıs gibi ızleyiciyi kendisine çeken ve etkisindenkolaylıkla kurtulunama- yacak cjan bir bütünlüğe sahip. Serginin en etkileyici çalışması "Anthro/Sodo(RindeFacingCa- mera) r 'performans sanatçısı Rin- de Eckert'ın kabak kafasının nor- mal ve baş aşağı olarak üç duva- ra yansıtılmasıyla ve aynı görün- tünün birbıri üzerine tersten mon- te edilmiş altı monitörden sürek- lı olarak gösterilmesınden oluşu- yor. Her monitörden avn birritım- de "Feed Me, Eat Me, Anthropo- log>•', "Help Me, Hurt Me. Soci- olog}" ve "Feed Me, Help Me, Eat Me, Hurt Me" cümlelerinin tekrarlandığını duyuyoruz, avaz avaz. kulaklan delen bır tonda. Bruce Nauman'ı kavramak belki de20. yy. sanatında Marcel Duc- hamp'ın attığı düğümü çözdükten sonra vanlabilecek olan bir nok- ta. Andrzej Wajda? tüm dünyadaki kargaşanın içinde kimliğimizi sorgulamamız gerektiğini savunuyor ^Şimdi köklerimi anyonun../ Kültür Servisi- Berlın Duvan yıkı- lalı on yıl oldu. ekonomi küreselle- şiyor v e u> dular aracılığıyla tele\ ız- vonlar dünyayı evimıze taşıyorlar. Ancak Doğulu > önetmenler kendi- lerine has şıklıklannı ve stıllerini ko- rumaktalar. Bu > önetmenlerden biri olan Andrzej \Vajda, 55. Yenedik Film Festivali'nde kariyer ödülüyle onurlandınldı. Aşağıda sizlere Italyan La Stampa gazetesinin VVajda ile yaptığı söyle- şiden kesitler sunuyoruz - Festi-valde gösterilmesi için "\^a- atler Ülkesı' adlı niminizi seçmeni/jn özel bir nedeni var mı? - Diğer yapıtlanmdan daha az ta- nınan bir film olmakla birlikte. Va- adler Ülkesı, Polonya insanının gü- cünü. gereğinde insiyatifi ele alabil- "ıne kapasıtesini gösteriyor. Kieslows- ki'nin ölümünden sonra Polonya si- nemasının kendini toparlaması gere- kiyordu Henüz bır şey yapılamadı. ama bu yapılamayacağı anlamına gel- miyor - Peki ödülünüzü neden Fransa es- ki Kültür Bakanı Jack Langin elin- den almak istediniz? - Lang. bız Polonyalı \ önetmenler için hep çok iyi bir dost oldu. Fran- \\ajda. \enedik"te kariyerödühı akü. sa'ya çok şey borçluyuz. - Çalışmalan sürmekte olan yeni niminiz, klasikleşmiş bir edebi yapıt üzerine kurulu. Artıkgüncel konular sizi ilgUendirmivor mu? - Sadece eski komunist ülkelerde değil, tüm dünyada bir kargaşanın hâkim olduğunu gözlemliyorum. An- cak tüm bu kargaşanın içinde 'kendi kimliğimizin muhakemesiniyapmak ihtiyacr hissediliyor bence, bireysel \e ulusal kimliğimizin. 18. yüzyılın ortalannda kaleme alınmış bu yapıt- ta da ulusal kımlik ka\ramı irdeleni- yor. Bazı şeylerin o zamandan bu za- mana. özellikle de iki dünya savaşı- nın ardından değişmediğini görmek beni çok etkiledi. - Beriin duvannuı yıkılnıasından sonra aktifpolitika vapmay-a başlamış- tınız, Poütikayı neden bıraktınız? - Diktatörlüğün yıkılışının ardından bir şeyler yapmamız. insanlan uyan- dırmamız gerekiyordu. Biz de aydın kesim olarak halkın dikkatini çek- mek istedik. Sonunda halk demokra- tik koşullarda temsilcilerinı seçti ve biz de zamanı geldiğinde geri çekil- dik. - Demokrasi bayrağı altında film yapmak daha mı zor, daha mı kolay? - Çok farklı. Sansür yıllannda in- sanlarbizim çalışmalanmızın içinde oraya koyamadığımız şeyleri de gö- rebilmek durumundaydılar. Her şeyin televizyonlara döküldüğü günümüz- de ise zorlanmamıza gerek kalmıyor. -Yehsinyönetünindemi yoksaCHn- ton yönetüninde mi >aşamayı yeğler- diniz? - îkisini de istemezdim. Polonya benim toprağım ve burada bildigim sinemayı yapabiliyorum. Doğan Çakır, 'Sculptures' sergisinde BRÜKSEL (AA) -Belçika'da son on yıldır düzenlenen 'Sculptures' adlı dünyaca ünlü açık hava heykel sergisine Türkiye'den Doğan Çakır katıhyor. Sergiye katılan ilk Türk sa- natçı olma özeüiğiru taşıyan Çabr'ın iki ese- ri büyük ilgi topluyor. Belçika Valon Kültör Bakanlığı tarafiııdan finanse edilen ve Belçi- ka Kraliyet aiJesi tarafuıdan destekJenen ser- gi, Brüksel St. Joost Belediyesi'nin bir asır- lık 'Armand Steurs' parkında açdıyor. Sergi- ye, Avrupa Parlamentosu'nun binasımn hey- kellerini yapan CMiver Strebelle ile Renee Rohr'un da aralannda bulundugu 28 heykel- üraş katıhyor. Brüksel'de yaşayan ve îstanbul Güzel Sa- natlar Akademisi'nden mezun olan Doğan Çakır, Belçikalılann kendisini böyle önemli bir sergiye davet etmelerinderı büyük mutlu- hık duyduğunu dile getiriyor. Çakır geçen yıl sonunda da Brüksel ile Paris arasında TGV adlı hızlı treni simgeleyen, Brüksel Midi Ga- n'nı süsleyen, paslanmaz çelikten yaptığı iki metrelik heykelini sergilemişti. Serginin or- ganizatdrleri Myriam ve MicheJ Ctelabaye- goeminne bu yıl aralannda bir Türk sanatçı- nın da bulunmasma sevindiklerini ifade eder- ken Çakır'ın önümüzdeki yıl düzenlenecek ser- giye katılması için de teklif yapıldığını açık- ladılar. ICA'deLariPittman, Ergin Çavuşoğlu Instirutc of Contemporary Art'da yer alan Lari Pittman ser- gisi, son yıllarda ısminı gıderek ar- tan birhızladuyuran sanatçının In- giltere'deki ilk büyük çaplı sergi- si. Nereden bakılırsa bakılsın Pitt- man postmodernıst klişelerden oluşan, dekoratif ve homoerotik imgelerle zengınleştirilmiş son derece renkli, hemen hemen her izleyıcinin bır yennden tutabile- ceğı büyük boyutlu resimler ya- pıyor. Birbiri üzerine bindırilerek neredeyse okunamaz hale getiril- miş olankompozisyonlar, geomet- rik, arabesk, soyut karakterli Ame- rikan bü>iik kentkültürüneaıt de- taylan birarayagetiriyor. KeithHa- ring'ın basitleştırdıği resim dün- yasının, Pittman'ın kompozisyon- lannda duvar- kâğıdı-estetiğiyle yorumlandığını görüyoruz. Buyıl 100. doğum yıldönümü kutlanan Henry Moore (1898-1986) dün- yanın dört birtarafinı dolaşan bü- yük gezici sergilerle ve hemen hemen her Ingiliz kentinde dü- zenienen bir sergiyle anılıyor. Bu- na denilecek hiçbir şey yok ama British Museum'de Asur ve Mı- sır heykellerinin yanında onun oturan kral ve kraliçe heykelini görmek Ingilizduayenliğinin ulaş- tığı can sıkıcı boyutu duyumsatı- yordu. Duncan Cargill Gallen de Er- gin Çavuşoğju'nun renkli fotoğ- raflan Minus başlıklı gmp sergi- sinde sergileniyordu. Kurgusal özelliklen ağır basan bu çalışma- larda, sanatçının güncel yaşamdan seçtiği görüntüleri, belli bir form anlayışıyla yorumlanıyordu. Bu form anlayışının heykelsi ya da kavTamsal bır çerçeveden çok, fo- toğraf kurgusuna dayandığını dü- şünüyorum. Umanm sanatçı ya- kında kişisel bir sergi açar da araş- tırmalannı hangi çizgide yürüt- tüğünü görmem mümkün olur. IŞILDAK VE YELPAZE ATİLLA BİRKİYE Sonbaharın İlk Adı Henüz başlangıcı sonbaharın. Yapraklar, yeni yen terk ediyor ağaç bedenini; yollar henüz sararmadı. Yine, bir Eylül gecesi. Boğazın panldayan sulanne gizlice bakan bir pencerede... Bir elimde kanlı bir Lorca şiiri, ötekinde uykusuz- luk, bir dolunay gecesi; şairin dediği gibi: "Insan aşklarının külüdür." Haşim'den uzanan bir sonbahar tutkusu, hem ya- zanın hüznü, hem yazın... Kolay mı, sonbaharsız zaman; aylardan EyJül: "Dönerken ufka donuk, kanlı birziyâ Eylûl" Eylül'de, Eylül neden sonbaharın ilk adıdır, eskiden daha mı serin oluyordu îstanbul geceleri? Yoksa, çocukluğumuzun ıssız sokaklannda oynar- ken daha mı sıcaktı, Eylül geceleri? Dolunay... Doğanın yazdığı, yalnızlıkların ve aşkla- nn şiiridir, bir bakıma; şayet aşk ve yalnızlık, aşk'a adan- mış o kitaptaki gibiyse: Aşk ne büyülü söz. Kaç âşık oldum, kaç yalnız kaldım? Aşk-ı Memnu'da, yüreğinde ilk aşk titreşimlerini duyumsayan Nihal de, aşk şerbetini içtikten sonra yal- nız kalmaz mı? Üstelik, yüreğine düşen o ilk aşk titreşimlerini meh- taplı bir îstanbul gecesinde, hem de âşıklann diyan adadayken, duymaz mı: Nihal ile Behlûl adada yürürler. Behlûl aşkını anla- tacaktır Nihal'e. Kim bilir, belki Behlûl ıçtendir o an. Nihal ise tam anlamıyla bir saflıkla yıkanmıştır, baş- tan sona. Yüreginin atışları, bir aşk şiirinin görünmez dizele- ridir. Nihal karanlıktan korkar. Aslında onun korktuğu, bel- ki de aşktır. Belki de sezgisel olarak "yakaladığı", ile- ride başına gelecek olan "yalnızlıktır". Ne var ki, ay gecenin karanlığında yol açar "Bak, Nihal, senin karanlıkta korktuğuna vâkıf ol- duklan için fener çekiyohar. "Behlûl parmağıyla başlannın üstünde henüz do- nuk, üzerine pembe toz serpilmiş san kâğıttan bir fe- ner şeklinde duran ayı gösteriyordu." Eylül'ü Istanbul'da yasamak ne kadar da güzel. Boğazın ışıltısına gizli bir pencereden bakmak. Dolunayı şarkılaria karşılamak. Her ne kadar hüzün ise de sonbahann gelişine şap- ka çıkarmak. Düş dünyasının derinliklerinde kaybolup gitmek. Sonsuzluğun içinde yitmek... Sonbahara bir Haşim şiiriyle kadeh kaldırmak: "Bir taraf bahçe, bir taraf dere Gel uzan sevgilim benimle yere, Suyu yâkuta döndüren bu hâzan, Bizi garkeyliyor düşüncelere..." Bu sonbahar günü, belki de yapılması gereken tek "şey", yıllar önce yazılan o kitaptan küçük bir alıntı yap- maktır: Zaten hüzünden hiç kurtulamadık ki... Her sevin- cimiz, her mutluluğumuz, hep hüzünle birlikteydi. Hep hüznü ve sonbahan yaşadık. Bir kitabımın adı olacak: Hep Sonbahan Yaşadık. Bir özyaşam denemesi. Benim ve kentin. Sonbaha- rı yaşayageliyoruz, ben ve kent. Şimdi de bir sonbahar değil mi? Sen yoksun, ben ve kent hüzünlü ve dingin... "İnsan aşklannın külüdür", bir dizesiydi, Hulki Ak- tunç'un. Şöyle de diyebiliriz, bu sonbahar günü, Ey- lül'ün Istanbul'u sardığı şu gün, korkusuzca: İnsan yalnızlıklannın da külüdür, âşık oluyorsa... Assos Antik Tiyatrosu'nda 1800 yıl sonra ilk gösteri • Kültür Servisi - Çanakkale'nın Ayvacık ilçesindeki Assos Antık kentinde yapılan kazılarda ortaya çıkanlan 1500 kişilik antik tiyatroda, 26 Eylül akşamı İstnbul Devlet Opera ve Balesi özel bir gösteri sunacak. 1981 yılında Kültür Bakanlığı adına Prof. Dr. Ümit Serdarogkı başkanhğında Türk arkeolog ve uzmanlanndan oluşan bir ekibin başlattığı kazı çalışmalannda orta>a çıkanlan ve antik dönemin en önemli bulgulanndan sayılan antik tivatronun, 1800 yıl sonra ilk kez bir gösteriye sahne olacağı bildirildi. Efes Pilsen'in sponsorluğunda sürdüriilen kazılarda ortaya çıkanlan ve restorasyon çalışmalan tamamlanan antik tiyatroda >apılacak gösteri için organızasyon komitesi, Istanbul'dan Assos'a 25-27 Eylül günlerini kapsayan, 'zamana >olculuk" gezisi de düzenliyor. Güpcii ressam Natya Ochigava'nın sergisi • Kültür Servisi - Gürcü ressam Natya Ochigava, Vakıfbank Fenenolu Şubesi Sanat Galerisi'nde 4. kişisel sergisini açıyor. 5 yaşında resim yapmaya başlayan ressam ilk ve ortaöğrenimini Tiflis'te tamamladı. ressam Mosetoize'nın resim lisesinden mezun olduktan sonra, 1978 yılında da Tiflis Resim Akademisi'ni bitirdi. 1987'de Moskova'daaçtığı ikinci sergisiyle "Resim Lauriad' madalyasıyla ödüllendirilen Ochigava'nın sergisi, 13-24 Eylül günleri arasında gezilebilir. Şimon Peres'le söyleşi • Kültür Servisi - Robert Lıtlell'ın, Şimon Peres 'Bir Politikacıvla Söyleşi' adlı kitabı Milliyet yayınlan arasında çıktı. Örtadoğu banşının miman, 1994 Nobel Ödülü sahibi Şimon Peres, Nevvsvveek'in eski muhabirlennden, yeni romancı Littell'la birdizi söyleşi yapmıştı. Bu söyleşileri içeren kitap. Peres'in Ştel'deki çocukluğundan Yahudi devletınin başlangıcına. soykınmdan 'tntifada'ya, Filistinlilerie yapılan gizlı pazarlıklardan Oslo anlaşmalanna, Rabin'in öldürülmesinden Likud zaferine, Enver Sedat'tan Yaser Arafat'a, De Gaulle'den Mitterand'a tsrail devietini biçimlendirmiş önemli olaylar ve kişiler yeniden gözden geçırilıyor ve Örtadoğu tarihinin görmezlikten gelinemez önemli olaylannın altı çiziliyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog