Bugünden 1930'a 5,439,500 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 4 HAZİRAN 1998 PERŞEMBE 12 KULTUR PEN Başkanı Alpay Kabacalı, önemli projelerinin yanıtsız bırakılmasından yakınıyor 4 Projeleriıniz için çözüm anyoruz' GÜLERÇETTJN Banştan ve özgürlükten yana olan yazarlan bir araya getirerek şovenızme. fanatizme karşı kül- türel değerlen yaymak amacıyla 1921 >ılında Ingiltere'de John Gafcworth'nindesteğiyle kurulan Uluslararası PEN Yazarlar Derneği'ninTürkiye temsilcilıği de l950yılındaHaüdeEdipA(h- var'ın gınşımlenyle kurulmuştu. Kuruluşundan bu yana Türk yazın dünyasmda önemlı rol oynayan. 1980'den sonra dokuz yıllık bir ölü dönem geçiren. daha sonra Anz Nesin'ın gınşımlenyle etkın- liklerineyenıden başlayan PEN'in son dönem başkanı AJpay Kaba- calı, yenı yönetim kuruluy la iş ba- şınagelelı bıryıloluyor. Kabaca- lı ilebıryıllıkçalışmalannı vege- lecek dönem planlannı değerlen- dirdık: Hiçbir sonuç yok - PEN Yazanar Derneği'nin baş- kanfağına geküğinizde,vönetint ku- rulu olarak ncler yapmayı amaç- lıvordunuz? Hangi amaçlannıa gerçekleştirebikliniz? Doğrusu önümüze ulaşılmaz hedefler koymadık. Gerçekçi ol- duk; Türkiye'nin ve PEN'in koşul- lannı göz önünde bulundurduk. Ama koşullan da zorladık. Bu çer- çevede, neleryaptık? Bir kere PEN. Türkıye'dekı tarihınde ılk kez ken- di kullanımında. bağımsı? kulla- nımındabir'yer'edindi. Dahaön- ce Dost Yayınlan'nda, Cem Yayı- nevı'nde, Nâzım Hikmet Vakfi 'nda 'sığuıtT durumundaydı. Bundan kurtulup kendi kiraladığı daırede çalışmasını kuruluş dönemint so- na erdiren bir gelışme olarak de- ğerlendırebilıriz. Ayrıca 21 Nı- san'm 'Dünya Şiir Günü' olma- sını sağladık. o gün AKM'de şa- irlerimizin katılımıyla 'Dünya Şi- ir Günü'ııü kutladık. Bunun dı- şında da pek çok toplantı düzen- ledik. düzenlenen toplantılara ka- tıldık. Kasım 1997'den bu yana Cumhunyet Kitap Kulübü'nde her ay gerçekleştirilen anma. saygı toplantılanna katılıyoruz. Öte yan- dan anlatım ve yaratım özgürlüğü, bütün ülkelerde PEN'lerin sürek- \ı gündeminde bulunan konular arasmda Bukonudadaelimizden geldiği. gücümüzün yettiği kadar sesımi/i duyurmaya çalışıyoruz. Bir de Türk edebiyatının sesini duyurmak üzere yayımladığırfiız. İngilızce bir seçki var: TheTur- kish PEN'. Bir ara yılda iki seçki • PEN'ler dünyada bir çeşit sivil kültür elçiliği gibi değerlendirilen saygın kuruluşlardır. Bizde tam tersi... Emniyetin en sık denetlediği kuruluşlardan biri de biziz! çıkanyorduk. Şimdı bıre indi. Bu yakınlarda 1997 seçkismi çıkardık, "l998seçkisibaskıda... -Gerçekkştirmek isteyipde ya- pamadığınız şeyleroldu mu? Ne gi- bi engelterle karşılaştınız? Bıraz önce de söylediğim gıbi hedeflenmizi belırlerken gerçek- çiyiz. Bu gerçekçıliğe ve geçmış dönemlerle ilgili nıce deneyıme karşın devletin kültür ve sanata ilişkin önemli projelere tamamıy- la kayıtsız kalabilecegını düşünme- miştik. Evet, gerçekten önemli projelenmiz vardı. Bu yıl, Cum- huriyet'in 75. yılı etkınliklen çer- çevesinde, Istanbul'da bırçok ül- keden Türkçeçev ırmenlerinin ka- tılacağı 'l'luslararası Çevirmenler Kongrcsi1 toplamayı planlıyorduk. Dışişleri Bakanlığı, gerçekten cid- di çalışıyor. Bu kongrenin ön ha- zırlıklarına katkıda bulundular. Kongrenin Türkiye'nin tanıtımı açtsından önem taşıdığmı, Tanıt- ma Fonu'nun bu girişıme ödenek ayırması gerektiğini belirten bir rapor hazırladılar. Tanıtma Fo- nu'na başvurduk, olurya da olmaz, birtek sözcükle yanıt vermiyoriar. Bir toplantıda ayaküstü bu fona bakan Sayın Cavit Kavak'a anlat- tım. Hiçbir sonuç yok... Kültür BakanlıgYna bırtakım başka projeler verdik. Örneğın sö- zünü ettiğim 'The Turkish PEN' adlı Ingilizce seçkinın bakanlıkça Türkiye ıncelemelerı yapan kuru- luşlara. yabancı ülkelerdeki bır- takım önemli kütüphanelere gön- derilmesi... Bir ara gönderiliyor- du, bu kuruluş ve kütüphaneleri özel bırçalışmayla biz belırlemiş- tik. Bunlardan örneğın Fransı? Bibliotheque Nationale'ınden ya- zılar geliyor hâJâ. yeni sayılann gönderilmesini ıstiyorlar. Türk edebiyatını dünyaya tanıtmak için iyi bir fırsat değil mi'.' Buna ben- zer başka önerılerımız de oldu. Reddediyoriar ya da yanıtsız bıra- kıyorlar. Belki günün bınnde 'Kül- tür Bakanlığı Dosyamız' başlıklı birkitapçıkta Kültür Bakanlığı ile yazışmalanmızı biraraya getiririz. Biz ne yapmışız. nasıl bir yanıt almışız ya da alamamışız. Ger- çekten ilginç olur. Şunu da belir- teyim, Kültür Bakanlığı ile ilişkı- leri gözden geçirme noktasına gel- miş bulunuyoruz. Ismail Kahra- man ın bakanlığı döne- minde Kültür Bakanlığı 'ndan v e benzeri kuruluşlardan hiçbir ta- lepte bulunulmaması yolunda ka- rar almıştık. Sanıyorum yakmda aynı noktaya geleceğiz. Ve kuşku- suz ki projelerı gerçekleştırmek için başka çözüm yollan arayaca- m- Hüseyin Rahnıi Evi - Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Heybefiada'daki evinin luslara- rasıYazarlar veÇevirmenler Mer- kezi olarak kullanılmak üzere PEN'etahsis edilmesi konusunda- ki çalçmalannız ne durumda. Öte- ki yazartanmı/ın e\ lerinin beazer gerekçeterie restore edilmesi dü- şünülüyor mu? Hüseyin Rahmi'nın evi harap, kullanılamaz durumda. Restore edilmesi gerekiyor. Kültür Baka- nı bu eve sahip çıkacaklannı söy- lemişti. Ama bu yakınlarda ba- • Devletin kültür ve sanata ilişkin önemli projelere tamamıyla kayıtsız kalabileceğini düşünmemiştik. Kültür Bakanlığı ile ilişkileri gözden geçirme noktasına gelmiş bulunuyoruz. lir. Bir ara TBMM Miili Saraylar Dairesı'nın böyle birgirişimi ol- muştu, biz de katkıda bulunmaya çalışmıştık. Bu konuyu hep gün- demde tutmak gerekiyor. Bir de aramızdan aynlmış yazarlann otur- duklan evlere plaket konulması düşünülebilır. Bu konuda da çalış- malar yapıldı bir ara. Konu gün- demımizden düşmüş değil. Korsan kitapla savaşım - PEN'in ulusal ve uluslararası gündemleri nasıl belirlenijor? Bu konular nasıl ele aünıyor? PEN'ler. 'PENŞarh' adı altın- da toplanan belirh etik ilkelere uy - mak koşuluyla, gündemlerini, ça- lışma koşullannı kendileri belirle- yen kuruluşlardır. Yılda bir ulus- lararası toplantı yapılır, aynca böl- gesel toplantılar düzenlenır. Bu toplantılarda Uluslararası PEN'in yönetımi belirlenir. kimi ilke ka- rarlan alınır. 21 Nisan'ın "Dünya Şiir Günü' olmasını sağlayan ka- rar. önerimiz üzerine böyle alın- mıştır. PEN'lerin dünyadaki öne- mı şuradan gelir: Ülkelerinin ve edebiyatlannın tanıtımı, uluslara- rası banşa katkıda bulunma gibı temel işlevleryükümlenmişlerdir. Bu işlevleri dolayısıyla Dışişleri, Kültür, Turizm bakanhklan ölçü- sünde ülkelerinin tanıtımına kat- kıda bulunduklan için gerek ulu- sal. gerek uluslararası aianda bir çeşit siv il kültürelçiliği gibi değer- lendirilen saygın kuruluşlardır. Bızde tam tersi.. Emniyetin en sık denetlediği kuruluşlardan bi- ri de biziz! - Yurrjçindeki ötekiyazar veya- yıncı dernekleriyle işbirliği yapı- yx»r musunuz? Türkiye Yazarlar Sendıkasi ile merkezı Ankara'da bulunan Ede- biyatçılar Derneği'nı kardeş kuru- luşlar olarak görüyoruz. Onlar da PEN'i böyle değerlendiriyor. Be- lirli konularda ya da gerektığinde işbirliğine gidiyoruz. - Korsan yayıncdıkla başa çık- mak için PEN ne gibi öneriler ge- firryor ? Mevcutvasalann işler du- ruma getirilmesi dışında nelerya- pılabiür? Yasalann işler duruma getiril- mesinden ne anhyoruz? Önce bu- nun üzennde anlaşalım. Fikır ve Sanat Eserlen Kanunu'nda 1995 kanlık- tan biryazı geldi, 'öde- neğunizyok,yapamayız' dıyorlar. Şu günlerde Adalar Belediye Baş- kanlığı ile görüşüp evi devir tes- lim alacağız. Ardından restorasyon için başka olanaklararaştıracağız. Bu ev hem Hüseyin Rahmi Gür- pınar Müzesi hem de Uluslarara- sı Yazarlar ve Çevirmenler Mer- kezi olarak kullanılacak. Böyle bir fikir ortaya atılınca Yunanis- tan hemen benimseyip Rodos'ta bir merkez açılmasını sağladı. Ro- dos'takı Merkez iki yıîdır çalışı- yor. Dışişleri Bakanlığı konunun önemini bildiği için Hüseyin Rah- mi Ev i'yle ilgüi işlemlere yardım- cı oldu. Bunu öteki bakanlıklara anlatmak kolay değil... Öteki ya- zarların evleri de işlevsel duruma getirilebilir. Ölen yazarlanrruzın dağılıp gıden eşyalan, notlan, ki- tapları. fotoğraflan en azından bir 'Edebiyat Müzesi'nde toplanabi- yılında yapılan değişikliklerin en önemlılerınden biri, her aianda birden çok meslek birliği kurulma- sına olanak veren 42. madde hük- mü... Bununla 12 Eylül'ün getir- diği tekelcı yapı kırılıyor. Yeni meslek birliklerinin kurulabilme- si için Kültür Bakanhğı'nın ilgili tüzüğü çıkarması gerekir. deni- yor. Bakanlık tüzüğü çıkarmamak- İa yasanın kendısine verdiği göre- vi savsaklamış oluyor. Bu konu- da Cumhunyet'te biryazım da ya- yımlandı. Meslek bırlıği ne yapa- cak? Yazarlann maddi ve manevı haklannı telif haklannı sonuna ka- dar izleyecek yetkıyle... Hukukçu- lar, tüzük çıkmasa da yasa hükmü açık, meslek birlığı kurulabilır, di- yor. Önümüzdeki günlerde Tür- kiye Yazarlar Sendikası, Edebi- yatçılar Derneğı ve hukukçularla toplantı yapıp konuyu değerlendı- receğiz. Bu, korsan kıtaba karşı savaşımla sıkı sıkıya bağlı bir ko- nu... Ikincısi bandrol sorunu... Ba- kanlık İşaretleme Yönetmeliğı'nı çıkardı, ama bandrol basmıyor. Bandrolda da sahtekârlık yapıla- bilir deniyor, 'hologram' önerilı- yor. Bandrol ya da hologram... Ne- den bir an önce uygulamaya ge- çilmiyor. anlaşılır şey değil... So- runun bir başka yönü, hak sahip- lerinin haklannı sonuna kadar sa- vunmalan... Suçüstü hükümleri uygulanmalı, mahkemelerde dava- laraçılmah. Evet yazarlar da hak- lannı kovuşturacak, ama sıra on- lara gelinceye kadar korsanlann ya da ma/yanın üstüne gitmesi gere- ken kademeler var. Bunların kor- sana ya da mafyaya karşı örgütlü bir savaşım içinde olması bekle- nir. -PEN'in önümüzdeki dönem pianlan neJer? Toplantılar, seçki yayımlama çalışmaları. düşünce ve anlatım özgürlüğü konusundakı duyarlı- lık... Bunlar, kuşkusuz ki sürecek. Hüseyin Rahmi Evi'nın restoras- yonu. Uluslararası Çevirmenler Kongresı düzenlenmesı olanakla- rı araştınlacak. Bu yıl biz de cum- huriyetin 75. yılını kendi alanımız ve olanaklanmız çerçevesinde kut- lamak için çalışmalar yapıyoruz. Bir dizi panel ve bunlara paralel kitap sergıleri düzenlemek, Cum-— huriyet Dönemi Türk Yazarlan Al- bümü hazirlıklannı sonuçlandır- mak, antolojüer hazırlamak... Oluş- turduğumuz kurul bunlann çalış- malannı yapıyor. Bir de az önce söylediğim meslek bir-liğı kurma tasansı var gündemde. tstanbul Şehir Tiyatrolan, Yücel Erten'in yönettiği 'Kafkas Tebeşir Dairesi'ni sahneliyor Yalın bir şiirsellikle Brecht yorıımu mmmm İSHttBBt Tif ATRB «STİV/lU i l ı i l 1İV • Yücel Erten, Yılmaz Onay'm çevirisiyle sahnelediği oyunda, Selim Atakan'ın katkısıyla Paul Dessau'nun müziğinden bir seçki kullanıyor. Bu sahneleyişte yine Ortodoks Brechtçiliğe çok yakın durmadığını belirten Erten, kendi okuma biçimini, oyunu yaratan, sanatçılann okuma biçimleriyle bağdaştırarak bir sonuca vanyor. KültürServisi-istanbul Büyükşehir Be- ledıyesi Şehir Tiyatrolan, 10. Uluslararası ıstanbul Tiyatro Festivali kapsamında bu- gün Muhsin Erruğrul Sahnesi'nde, Yücel Ertenın yönettiği. Brecht ın "Kafkas Te- beşir Dairesi" adlı oyununu VılmazOnay'ın çevirisiyle sahneliyor. Oyun, Yücel Erten'in dördüncü Brecht çalışması.. 'Kafkas Tebeşir Dairesi'nin orijinal notalan ilk kez bu oyunla birlikte Türkiye'ye geliyor. 70 kişilik bir kadro ile oynanması gereken oyun Şehir Tiyatrolan tarafından 26 oyuncuyla sahneleniyor. Oyuncular birden fazla rolde görev alıyor. "Tebeşir Dairesi"nin konusu eski bir Çin öyküsüne dayanıyor. Daha sonra Alman yazar Klaubund tarafından işlenmiş. Brecht, "Kafkas Tebeşir Dairesi" öyküsünden ya- rarlanmakla birlikte. öyküye yepyenı bir biçim vermiş, özünü de irdeleyerek biran- lamda yeniden yaratmış. Oyunu. 4O'lı yıllarda Amerika'daki göç- menliği sırasında yazmış; daha sonra Do- gu Almanya'da. yeniden gözden geçirip 1956'da da Berliner Ensemble'da sahnele- miş. Ulkemizde daha önce Dosflar Tiyatrosu ve Bursa De>let Tıyatrosu'nda sahnelenen oyunu, Yücel Erten, Makedonyanın baş- kenti Üsküp'teki Halklar Tiyatrosu'nda da sahneledi. Bu sahneleyiş. bütün kentler- den seçilmiş oyunlann çağnldığı Cumhu- nyet Festivali'ne davet edildi ve "En İyi Rejisör" ödülünün yanı sıra beş dalda da- ha ödül aldı. Yücel Erten, Brecht sahnele- menın bazı riskler taşıdığına değiniyor. "Ama bunlar Brecht'in Türkiye'de nasıl anlaşıldığına ya da nasıl anlaşümadığma ilişkin riskler. Vbksa Shakespeare sahneye koy makla Brecht sahneve koymak arasm- da büyük bir fark olmadığını düşünüyo- rum. Burada epik tiyatro anlamı ve diya- lektik tiyatro kâvTamı herkesi ürküten bir faktör gibi karşımıza çıkıyor." Yücel Erten. Şehir Tiyatrolan ndaki bu sahneleyişin öncekinin bir kopyası olma- 'Kafkas Tebeşir Dairesi' btıgiin saat 20J0'da Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde. dığını belirtiyor: "Üsküp'te, Can Yücel'in belki biraz sel sulan gibi taşkın,ama olağanüstü lezzetli ce- virisini kuilanmıştık. Bu kezYılmaz Onav 'ın titiz \e sadık çe\ irisini oynuyonK. Brecht'in tüm yapıtlannın anlaşmalı olarak yeniden çevrümesi \« küllhat olarak Türkiye'de ba- sılmaya başlanması, böyle olmasını gerek- tirhor sanınm. Üsküp'te, Paul Dessau'nun müziklerini kuIlanmamıştınL 1988'desahnekdiğim 'Üç Kuruşluk Opera'da okiuğu gibi, şundi 'Kaf- kas Tebeşir Dairesı'ndeorijinal müzik, bü- yük olasılıkla Türkiye de ilk kez kullanılı- yor. Ama Dessau'nun müziği bana oyun için aşın yoğunluklu, yorucu v« hatta yıp- ratıcı geldiği için; değerli Selım Atakan'ın katkılanyla. Dessau'nun müziğinden valın bir seçki oluşturduk. Paul Dessau da, nıü- ziğin bir öneri olduğunu >e üzennde mna- nabileceğini belirtiyordu zaten." Bu sahneleyişte yine Ortodoks Brecht- çiliğe çok yakın durmadığını düşünen Er- ten, tiyatroda Ortodoksinin, kraldan çok kralcıhk etmenin çok yararlı olmadığı gö- rüşünde. Böyle birtutumunnicebüyükya- zan küçük düşürdüğüne tanık olunduğunu anımsatıyor Erten: "Brecht gibi Marksist bir yazar söz konusu olduğunda şu sorula- n sormadan edemiyorum: Türkh"e'deMark- sist dün\ a görüşü öğreniiebüdi, öğretilebil- di. irdelenebikli, cdinilebildi mi? Ne kadar oynandı? Ne kadar kavrandı? Yamt, ana harJarıyla düş kıncıdır. O za- man deyim>erindeyse, kimsenin patrik ro- lüne soyunmasma gerek yok." Brecht'e afonzmalarla yaklaşmadığını vurgulayan Erten, kendi okuma biçimini, oyunu yaratan sanatçılann okuma biçim- leri ile bağdaştırarak bır sonuca varmaya çalıştığını belirtiyor. Bu arayışta da genel- geçer kalıplara. şablonlara karşı çıkıyor, ayıklıyor. Brecht'i naif, yalın, içten halk sanatına dayalı bir anlatma biçimi ile karşılamak gerektiğini düşünüyor Yücel Erten. Ob- jektifleştirmeye çalıştığı oyunculukla, Brecht'i yalın bir şiirsellikle uğurlamak amacında. Kemal Bekirödûlünü Nurij* Öğütçü'den akk (KAAN SAÖANAK) Orhan Kemal Roman Ödülü Kemal Bekir y in Kültür Senisi-Bu yıl 27.& yerilen Orhan Kemal Roman Ödülü 'Hücre 1952' adlı yapıtı ile Kemal Bekirin oldu. Tank Dursun K.. Tahsın Yücel, Naim Tirali, Konur Ertop, Yüdınm Keskin, Nurer L'ğuriu ve Kemali Öğütçü'den oluşan seçici kurul, dokuz yapıt arasmdan Kemal Bekir'in 'Hücre 1952' adlı yapıtını ödüle değer buldu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokali'nde düzenlenen törende Kemal Bekir, ödülü Orhan Kemal'in eşi Nuriye Öğütçü'den aldı. Ödül törenine gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Orhan Erinç, Sennur Sezer, Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Sekreteri Zeynep Aliye, Nurer Uğurlu, Konur Ertop, Adnan Ozyalçınerve Kemal Bekir'in eşi Özcan Bekir katıldı. Ödül töreninde bir konuşma yapan Nurer Uğurlu; Orhan Kemal Roman Ödülü'nün Türkiye'nin siyasi yapısının bir panoraması oldufunu belirtirken, ödülün ilk kez 1972'de. cezaevinde bulunan Yılmaz Güney'in 'Boynu Bükük Öldüler' adlı kitabına verildiğini, ancak aradan 27 yıl geçmesine rağmen yine bır cezaevi romanı olan 'Hücre 1952'ye verilmesinin Türkiye'nin siyasi yapısı jçin son derece üzüntü \erici olduğunadeğındı. Kemal Bekir; daha önce tiyatro yazını alanında ödül almasına karşın ilk kez bir edebiyat ödülü aldığına değinerek Orhan Kemal'in romancılığı üzenne şunlan söyledi: "Orhan Kemal, Çukurova'nın kendine özgü üslubu içinde toprak sorunlannı ve ezilen insanın toplumsal değişim süreci içinde genel rengi ve ha^asını anlahrken her soylu yazar gibi toplum ve bireyin evrenselliğe açılan eğilimlerini fazlasıy la başarmıştır." IŞILDAK VE YELPAZE ATİLLA BİRKİYE Mekânlar... Kentin içinde kendimizi gizlediğimiz, birilerin- den kaçmaktan çok, "yalnızca ", yalnız kalmak için seçtiğimiz mekânlanmız vardır. Kimi zaman da bu- nun tam tersidir. Birilerini bu/mak için, "yalnızkalmamak" için gi- dilen yerier vardır. Bazen boğazjn kıyısındaki bir çay bahçesi, ba- zen de tüneldeki bir kafedir bu belirlenmiş mekân- lar... Hele de Beyoğlu'nun mekânlan: Kahveleri, -es- kiye uzanırsak- pastaneleri, şimdilerde ise baria- n, yeni kafeleri... Kent içi gezginleri için bulunmaz uğrak yerleridir. Günün belli birsaatinde, insanlann, dergi vega- zete okuduklan, bazen içkilerini yudumladıklan, bazen müzik dinledikleri mekânlardır bunlar. Seçtiğiniz, yani gittiğiniz mekânlarda -şayet be- nimsemişseniz- bir süre sonra kendinizden bir şeyler bulursunuz. Duvarlanndaki işlerde, masa- larda, bir köşede duran çiçekte, bir aplikte, üstün- de işleme olan bir bardakta vb. vb. Mekânlann bir de insanları vardır. Çalışanlan, müdavimleri vardır. Kimi zaman sıcak bir âhbap- lığın taşıyıcılandır; kimi zaman ise mekânlann gü- zelliğini bile görmenize engel olacak kadar iticiler- dir. Mekânlar deyip geçmeyin. Mekânlarda büyük "hareketler" de ortaya çıkmıştır. Sanat akımlannın başladığı yerier olmuşlardır çogu zaman. Isyanla- nn başladığı hamamlar da vardır. Devrimlerin ör- gütlendiği meyhaneler... Bizim edebiyatımızda da mekânlar, kendi var- lıklannın dışında önemli edebiyatçılara ve edebi- yat olaylanna tanıklık etmişlerdir. Gerçi şimdilerde böylesine mekânlar bu tür "ya- ratıcı ey/emierden uzaktırlar, ama yak/n bir geç- mişe kadar, özellikle Beyoğlu'nun mekânlan ne- redeyse yüz yıllık tarihiyle bir ışlevi yüklenmişler- dir. An Beyoğlu Vah Beyoğlu kitabında bu mekân- lann "tarihçesinı" ne güzel de anlatır Salâh Bir- sel. Beyoğlu'nun "kahvelertarihine" Salâh Bey'ce bir bakıştır. Kendisi de belirtir: kıtaba, edebiyat tarihi gözüy- le bakılsa da yendir, der üstat. Çünkü kahvelerin tarihi aslında edebiyat tarihınden başka bir şey değildir... Ozcesi, Salâh Bey, bir "kahvengiz" yazmış; ve bunu da edebiyata bir tür olarak sokmuştur. Bu tür- le sıkça ilgilenen pek olmamıştır, ama bu olmaya- cağı anlamına da gelmez. An Beyoğlu Vah Beyoğlu kitabını okuyanlar anımsayacaktr, biz de bu krtaptan ve Salâh Bey'den söz etmeye başlar başlamaz, üstadın söyleminin yörüngesıne de girmiş olduk... Geçenlerde, "bizim kumpanya"dan biroyuncu arkadaşımla daha çok teknik konulan görüşmek üzere bir bann tezgâhında iki tek atarken, birden- bire -yanımızdaki iki genç insanın sohbetine ku- lak misafiri olduğumuzdan- bir keder sardı bizi. İki genç adamın önce sevgilileri tarafından terk edüdiklennı ya da aldatıldıklannı sanmıştık. Çün- kü ikisi de efkârdan içiyor, ahlanıp vahlanryorfar- dı. Ehh, insan zaten ya sevinçten ya da kederden içer... Aldatılan ya daterk edilen birsevgili, -onlann ta- vır ve sözcüklerinden anladığımız kadanyla da- delicesine seven biri de efkârdan içmeyecekti ne yapacaktı! Daha iyi anlamak için konuşmanın içine kulak- lanmızı uzatarak girdiğimizde durumu garipsedik. Betimlenen hiç de bir kadına benzemiyordu. Aca- ba birinin yakınına, annesine, babasına, kardeşi- ne bir şey mi olmuştu? Aileden birini mi kaybet- mişlerdi? Yanm yamalak duyduğumuz sözcükler, kafamı- zı iyice kanştırdığından, bu dertli arkadaşlara bi- raz daha -çaktırmadan- yaklaştık. Mekânlann da bu güzelliklen vardır aslında. Baş- ka birinin derdine ortak olmak, sevincini paylaş- mak! Salâh Bey'in inceliğinden, şiirinden, bilgisinden yoksundular, ama bağlam olarak benziyorlardı. Doğrusu ben ve arkadaşım da onlan dinleyerek es- ki mekânlann terbiye sınınnı aşmıştık... Neyse anladık ki bu iki genç insan, her zaman gittikleri kafeye, yani benimsedikleri mekânlanna birtakım nedenlerden dolayı küsmüşler. Ancak o yeri o kadar çok seviyorlarmış ki, aldatılan birsev- gili, terk edilen bir âşık gibi, kederden içip dertle- şiyorlarmış... Işte mekânlar böyledir. İnsan, duygusal bir bağ- la bağlanır, sıkça gittiği, sevdiği, mutlu olduğu, be- nimsediği mekânlara... 3. EndüstPiyel Senamik Tasarıım Semineri bugün başlıyor • Kültür Servisi - EYAP Vitra Seramik Grubu'nun, Türk Seramik Derneği ile birlikte düzenlediği '3. Endüstriyel Seramik Tasanmı Semineri' bugün ve yann Eczcabaşı Vitra Kartal Tesisleri'nde yapılacak. Türk Seramik Derneği Başkanı Ayhan Çavu^oğlu'nun açılış konuşmasıyla başlayacak olan seminerde çok sayıda üniversitenin öğretim üyesi bildiri sunacak. Bildirilerde, endüstri ürünleri tasanmı açısından üniversite endüstri ilişkisinin önemi, tarihsel gelişim süreci içinde tasanmcı kimligi, tasarımda güncelleşen kavramlar, tasanm egitimini belirieyen faktörler, Türkiye'de seramik sanat eğitimi ve endüstri gibi birçok konu tartışılacak. Seminer kapsamında gerçekleştirilecek olan Vitra Seramik Atölyesi Sanat Sergisi'nde ise bir yıl içinde Vitra Seramik Sanat Atölyesi'nde çalışmış olan sanatçılann yapıtlan sergilenecek. İstanbul Usesi 7. Kültür Etkmflkleri • Kültür Servisi - İstanbul Lisesi 7. Kültür Etkinlikleri Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda gerçekleşecek bir konserle başlıyor. Yann saat 19.00'da gerçekleşecek olan konserde Atilla Manizade (bas), Ayşe Sezerman Ünel (soprano) Uwe Matschke (piano) müzikseverlerle buluşacak. Konserde Mozart ve Donizetti Operalanndan seçmeler, Chopin ve Schubert'in yapıtlan seslendirilecek. (288 53 11/ İnternefte fotoğraf sergisi I Kültür Servisi - Tufan Dinarlı 11. kişisel sergisini tnternet'te açtı. Raksnet sponsorluğunda lnternet'te yer alan 'Işıkla Yazmaya Çalıştım' başlıklı sergide Dinarlı'nın 62 yapıtı yer alıyor. {Http://www. raksnet. com.tr f tufan)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog