Bugünden 1930'a 5,439,944 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 30HAZİRAN1998SALI 12 KULTUR PORTAL DİKMEN GÜRÜN Dünya ldasflderi, yeniden...u Her Eve Bir Aydınlanma Kitapuğı"... Haberi okur okumaz keyiflendim birden. Çalışma odama geçtim. Kitaplığımda özenli bir yeri olan küçük, sararmış, yer yer sayfalan birbırinden ayrılmış kitaplar arasına gelişigüzel elimi attım, birini çektim: Marlone, "Doktor Faustus", 1943. Çeviren Doçent İrfan Şahinbaş. Bir başka kitaba uzandım. Eflatun, "Alkibiades", 1942. Yine Şahinbaş çevirmiş. Moliere, "Gülünç Kibarlar", 1943 İ. Galip Arcan çevinsi... Sophokles, Terentius, Plautus, Lessing Racinc, Diderot, Voltaire, Hebbel, Aristoteles, Kleist, Goethe, Schiller, Descartes, Çehov, Tolstov, JVlevJana \e daha pek çok isim, pek çok yapıt... Bunların bir kısmı Cumhuriyet'in bugün başlattığı "Aydınlanma Kitaplığı" listesinde yok şimdilik, ama yine de ben hepsinin arasında gezindim. Istanbul Üniversitesi "Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği'" bölümünde öğrencilerimizle birbirimizden fotokopilerçekerek sahaflann altını üstüne getirerek okuduklanmızı düşündüm. Giderek gençlerin bu kitaplarla, bu yazarlarla ne kadar çabuk ve ne kadar güzel iletişim kurduklannı ve de olayın ders boyutlannı nasıl aştığını. yapılan çalışmaların onlara düşünce zengini bir dünyanın kapılannı nasıl araladığını anımsadım. Descartes "Akluı İdaresi İçin Kurallar"da "Okumanın sonu (yani tahsilin ga\esi)düşünceyi, karşısma çıkan bütün şeyler üzerine, sağlam ve doğru hükiimler verecek şekilde idare etmek olmalıdır" diyor. Cumhuriyet'in 75. yılında Cumhuriyet tarafından yeniden yayımlanacak olan dünya klasikleri, aydınlık bir eğitim için aydınlık düşünce için çağdaş bir dünya için öylesine önemli bir adım ki. Yaş sınırlaması olmayan bir egitim bu. Insana insanlıgını yaşatacak bir eğitim. u Ilim inkişaf için en müsait iklimini hürriyette bulur™" Dönemin Maarif Vekili Hasan Ali YüceL 2 Mayıs 1939'da Birinci Türk Neşriyat Kongresi'ni açarken yaptığı konuşmada "gençlerin his ve fikir PUTON SOKRATESİN SAVUNMASI dünyaJannı aydınlatacak yaşamsal yollardan biri olarak ders manuellerinin dar kadrosu dışına çıkılnıası gerektiğini söylüyor ve bunun için de "çocuklarunızı her tiirlü yanlış ve batıl inanışlardan, muzir telakkilerden uzak tutan, (-.) insani du> gulannı yüksetten yapıtlarla zenginleşmis gençlik kütüphaneleri"nden söz ediyordu. Cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte laik bir anlayışla beslenmeye başlayan bir eğitim sisteminin gerekleriydi bu söylenenler ve yapılanlar. O yıllarda üzerinde önemle durulan bir başka husus "-.geçmiş asuiardaki ilim ve sanat adamlarunızın biiyiik kıymet taşıyan eserleri" ile tarihimizi, kültürümüzü aydınlatan (...) kaynaklar"tn değerlendirilmesi için çalışmalann başlatılmasıdır. Geniş kapsamlı ve bilinçli bir "tercüme seferberüği'' altı önemle çizilen bir başka girişimdir. "Garp kültür ve tefekkür camiasının seckin bir uzvu olmak dilediğinde ve azminde bulunan Cumhuriyetçi Türkiye, medeni dünyanın eski ve yeni fikir mahsullerini kendi dilinc çevirmek ve bu alemin duyuş ve düşünüşü ile benliğJni • "Eski Yunanlılardan beri milletlerin sanat ve fikir hayatında meydana getirdikleri şaheserleri dilimize çevirmek, Türk milletinin kültüründe yer tutmak ve hizmet etmek isteyenlere en kıymetli vasıtayı hazırlamaktır... Bu sebeple tercüme külliyatının kültürümüze büyük hizmetler yapacağma inanıyoruz." ismetlnönû 1.8.1941 kuvvetiendirmek mecburiyetindedir. Bu mecburiyet, bia geniş bir tercüme seferberiiğine davet ediyor." 19 Mayıs 1940'ta, "Tercüme" mecmuasının yayımı nedeniyle yaptığı konuşmasında şu sözlerle başlar Hasan Âli Yücel: "Medeniyet bir büründür. Şarkı, garbı, yeni veya eski dünyası; şahsivet farklan ne olursa oisun, bu bürünün birer tezahürü sayılabilir." Milli Eğitim Bakanhgf nın çeviri işi üzerine önemle eğilmesinin temel amacmın bu hareketin yaygmlaşmasını desteklemek olduğunu belirtir; çünkü "Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duy uş merhalesi, insan varuğının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eseıierinin benimsenmesiyle başlar. Sanat şubeJeri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurian en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar ermcsi: zekâ ve anlanıa kudretini o eserler nispetinde arttırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır." Teşekkürler "Cumhuriyet". Kaynakca "Milli Eğitimk- İlgili Söylev ve Demeçler" (Hasan-Âli Yücel) T.C. Kültür Bakanhğı/Ankara 1933. Sanatçının yapıtları Ceorges Pompîdou Merkezi'nde sergileniyor Heykel yaparken eğlenen heykeltıraş: MoxErnstKültürServisi -Heykeltıraş Max Ernst'ın yapıtlannın hemen hemen lanıamı Fransa"da ilk kez Georges Pompidou Merkezi"nde sergıleniyor. "Heykelle her buluşmamda kendimi tatildeymişim gibi hissediyorum. Hev kelle kendimi ifade edebilivorum. Çocukken deniz kenannda kumdan şatolar yaparken nasıl eğlendivsem. he> keile uğraşırken de a> nı şekilde eğleniyorum." Max Ernst (1891-1976). bu tümcelerle heykelın onun hayatındaki yerini özetliyor. Dadaizm yıllannda (1919- 1921). üçboyutlu yapıtlar oluşturan Ernst için heykel çalışmaları; ikincil derecede bir pratik, ressamlık olgusunun içinde bir ara veriş. oyuna değgin bir etkınlikten ibarettı. Sanat ortamindan uzakta kaldığı zamanlarda. özellikle yaz aylannda heykele yöneliyordu Ernst. Heykelle 1934 yılındaki ilk buluşmasını ise GiacomettTye borçlu sanatçı. Ernst, sanatçının daveti üzerine İs\ içre'deki yazlık evine gıder ve orada gördügü Forno'nun buzlu cam çalışmalarından çok etkilenır. Kendısinın birkaç vıl öncesınden üzennde çalışarak 'Vumurta', 'Görünüşün İçinde' gıbı yapıtlannı oluşturdugu yumurtanın şeklının ömek alındığı başka yapıilar gönnek onu şaşırtır. Evın terasma 20 tane kadar blok yerleştırerek yüzeylennde yorıtma kalemı kullanarak çalışır. Dogayla bu bütünleşme sonucunda ortaya biomorfik bıçimler ve Ernst'in yapıtlarında o günden sonra sıklıkla karsılaşılacak olan mitolojik kahramanı k kuş' figürü ortaya çıkar. O yaz yaptığı çalışmalar. Ernst için yeni bir dönemin başlangıcını oluşturur. Paris'e döndüğünde 10'a yakın alçıdan heykel yapar. Bunlardan bir kısmı daha sonrakı yıllarda ortadan yok olmuş; bir kısmı da 50'li yıllarda bronz kalıplara dökülmüştür. Bu seriyle Ernst, tamamıyla kişisel bir teknık ortaya ko>arak bu çalışmalann kendısıni, plajda yapılan kumdan şatolardan çok daha fazla eğlendirdigini ispatlamıştır. Heykelı, bir bloktan ya da tam tersine temel kalıptan yola çıkılarak oluşturulan bütünsellıkten çok. kaplann ve çiçek saksılannın kalıplanndan yararlanılarak oluşturulan yapıt olarak ele alır Ernst ve bu çalışmaları şöyle bir betimlemeyle açıklar: "İnsan biçiminde yapıöar oluşturma o> unu." Bu parçaların bileşiminden görülmedik ve tuhaf yapılı kişilıkler meydana geldi. •Habakuk' adlı yapıt da üç çiçek saksının kalıpları kullanılarak gerçekleştirilen çalışmanın ürünüdür. Bu yapıtta kullamlan kalıplardan bir tanesi ağız. bir tanesi burun. dığeri de gözleri temsil etmektedirler. Bırçok ögenin bir arada kullanılarak ortaya bütünsel \e görsel bir heykel tasansının çıkarılması. Picasso'nun yapıtlanyla benzer özellikler içermektedir. Picasso da heykellennde. gerçeklıkten alıntı yapılarak kullanılan eşyalardan yararlanmıştır. Ancak Max Ernst'te. her eleman geometrik biçime daha yakındır. Geometrik biçimler yapıtlarda geçış bölümlerini oluştururlar. Çok belirgin bir dengeyi de içinde banndıran ilkel biçimler tasanmı, 'ükel' adıyla anılan bazı yapıtlarla da beklenmedık benzerlikler göstererek bütün \ e parça arasında gidip gelmektedır. Sanat tarihçisi VVılliam Rubin "20. Yüzyd Sanannda İlkelcUik' başlıklı sergisinde bu olaya aynı bakış açısıyla yaklaşmıştır Aynı şekilde 'Güzel Alman Kıa' adlı yapıtla Baoule de Cote- d'Ivoire masklanndan kimileri arasında bazı benzerlikler göze çarpmaktadır. İlkel sanatlann. Ernst'in heykel çalışmaları üzennde doğrudan bir etkısi olduğuna inanmak gerekir mi? Max Emst'in, Avrupa dışındakı sanat çalışmalannı da iyı gözlemleyen bir sanatçı neslinden geldiği düşünülecek olursa, bunun yalın bir etkileşım olduğu varsayılabilir. Ernst'in 10 yıl kadar sonra uzun yıllar birlikte olduğu Dorothea Tanning'le birlikte New York'a kısa mesafedeki yazlık evmde yaptıgı.heykellerde, ilkel sanatlarla ilişkisı dahua açık biçimde ortaya çıkar. Kullanılan teknik aynı olsa da "***>" yapıtlann daha detaylı ve gelişmiş çalışma düzenlenyle oluşturulduğu görülmektedir. Böylece daha gelişmiş ve bölge bölge daha anlaşılmaz olan temel elemanlar, önceden üzerinde biraz düşünülmüş ya da hiç düşünülmemış biçimlere cevap verir gibidirler. Bu yeni biçimlerın, Ernst'e, Afnka'ya özgü yapıtlarda görülen plastik yapılar üretme özgürlüğünü de tanıdığı açıktır. İnsan bedenı biçimindeki y apıtlan, farklı öğeleri bir araya getirerek oluşturma düşüncesinden 1926'lı yıllarda Giacometti de etkılenmış ve 'Femme- cuillere' adlı yapıtı oluşturmuştur. Ernst, farklı dönemlerde. farklı ev lerde yaşamını sürdürmüştür. Bu evlerin çoğunda Ernst'in düşsellikten yola çıkılarak oluşturduğu, bazılan işle\ sel yapıtlar yer almıştır. O, ev lenni 'düşsel saravlar' olarak adlandınyordu. Bu saraylann ilklerinden olan bir tanesi Saint- Martin-d'Ardeche'de yer almaktadır. Ernst, 1938 yılında satın aldığı bu evin yenilenmesini de üstlenmiştir. O dönemlerde sanatçı. gerçeküstücü grubundan Andre Breton'un tenkitleri üzenne aynlmıştır. Andre Breton bu grubun, ellerindeki tüm olanaklan sonuna kadar kullanarak Paul Eluard'ın şiırselliğinı sabote ettiğini söyleyerek bir skandal yaratmıştır. Bu dönemden sonra Emst'in heykel çalışmalannda, erkek ve kadın bedenine oturtulmuş 'kuş kafalan". balık ve timsah kuyruklan görülmektedir. Daha sonraki yıllarda sanatçı, kullandığı figürlerde. mitolojik yaratıklan göz önüne alarak çalışmalanna farklı bir boyut getirmiştir. 1946 yılında. Dorothea Tanning'e Arizona Sedona'da bir yer satm almış, buraya bir e\ inşa etmiştır. Bu e\ m bahçesine çımentodan 'Oğlak' adını verdiği en önemli heykellerinden birini yapmıştır. Yine biçimlerin birliğinden oluşan bu yapıt da ilkel sanatlara gönderme yapmaktadır. Bir görüşmesinde Ernst, yapıtlanndaki kişılikleri ailesinin bireyleri gibi takdim eder. Zaten Mas Ernst için heykel, kimi zaman fantastık. kimi zaman içli dışlı bir dünyanın dışa vurum biçimi değil miydi? Disney yeni çizgi füminde feminist Çin prensesinin onur sa\asıru anlaüyor. AşkyŞİddetve sihirolmadaru..KültürServisi - Muhafazakâr Disney, şu günlerde mezannda ters döneceğe benzıyor. Kurucusu olduğu ve tüm dün- yada klasikleşmiş, değişmez çizgisiy- le bılinen Disney stüdyolannın üretti- f i yeni çizgı film Vlulan. bir feminist manifesto nitelığınde. Mulan, güzel giysileri ve mücevher- leri bir kenara itıp geleneklere başkal- dıran ve bağımsızlığı için savaşan bir Çin prensesi. Eleştirmenler. Mulan'ın da Aslan Kral gibi bir hit olacağı fikri- ni paylaşıyorlar. AvTupa \e Amerika'da hasılat rekorlan kıran, Pocahontas, Not- re Dame'ın Kamburu. Herkül gibi ya- pımlardan sonra Disney stüdyolann- dan farklı bir şey beklenemezdı zaten. Izleyiciyi, özellikle de sinemayla yakın- dan ilgili olduğu biünen feminist kesi- mi yeniden fethedebilmek için yeni bir hit yapacaklardı bu kez. Sonunda orta- ya Anita Garibakfi, Gloria Steinem ve Gianna Nannini kanşımı bir kahraman çıktı. Erkeklerle vakit geçirmek yerine vatanını. imparatorunu ve aile şerefinı kurtarmak için savaşan bir kahraman. Mulan. ünlü bir Çin efsanesinden esinlenılerek üretilmiş. Çizgi filmde Mulan'ı. Aladdin'de Jasmine'e sesmı ve- ren Lea Salonga seslendinyor. Mulan, Çin geleneklenne baş eğemeyecek ka- dar bağımsız ruhlu bir genç kız. Koca bulmak gibi bir derdi yok, zaten kadın- sı oyunlar konusunda da pek başanlı de- ğil. "Bir eş olabilirsin. ancak asla aile- nionuriandırdmaouı" sözlennı duyduk- tan sonra, Mulan'ın yolculuğu başlı- yor. Mulan'ın bu imkânsız yolculuğu- nun amacı, kendine ve dünyaya, bir ka- dının onurunun iyi bir eş' olmak anla- mma gelmediğini kanıtlamak. Çin top- raklan düşmanlar tarafından istila edil- diğinde, erkek kılığma girip hasta ba- basının yerine orduya katılıyor ve sa- vaşıyor Mulan. Sonunda vatanını düş- manlardan temızliyor ve soyunun onu- runu kurtanyor. "Babam içindeğiL ken- dim için yapöm" diyor Mulan ve o an- da kadınsılığı, Dısney'in diğer kahra- manlan Denizkm,Güzel ya da Pocahon- tas' ın sahip olduğundan çok daha etki- lı göriinüyor. Newsweek'te yayımlanan bir yazıda Mulan'ın, bir Barbie'ye benzemediği ve Barbie'nin yaptığı gibi beyaz atlı pren- sin hayaliyle yaşamadığı belirtiliyor. İşte Mulan'ın yaptığı asıl de\Tİm bu. Aşk. çizgifilmin içine ancak son sah- nede giriyor. Mulan'ın getirdiği bir baş- ka yenilik de filmde büyü ya da sihir gibi doğaüstü öğelere yer verilmemiş ol- ması. Yine Nevvsvveek'te "Mulan sade- ce kendi gücüyle sa>'aşı\or. karşısında- ki düşman kendinden dahagüçlü oldu- ğunda ise akJını kullanıyor" deniyor. Amenkalı eleştırmenlerin övgü dolu sözlerle üzennde durdukları son nok- ta. filmde yok denecek kadar az şiddet kullanılması. Mulan. Hollyvvood'daki etten kemik- ten tüm kahramanlardan daha kompli- ke bir kişilik. Disney sonunda aile bo- yu ızlenip beğeni toplayacak bir yapı- ta imza atmış göriinüyor. MusicaAntiquaKölnAyaîrinVde Kültür Servisi - İKSV tarafından düzenlenen 26. Uluslararası İstanbul Müzık Festhali kapsamında Musi- ca Antiqua Köln (Köln An- tik Müzık Topluluğulbu ak- şam Aya tnni Müzesi'nde saat I9.00'da bir konser ve- recek. Topluluk. Florian De- uter(keman ve violetta), \bl- ker Möller(v iyola ve keman), \Volfgangv. Kessingerf viyo- la ve keman), Markus Möl- lenbeck(v ıyolonsel)ve Chris- tıan Rıeger'den (klav sen) olu- şuyor. Reinhard Goebel'ın yöneteceğı topluluk Ziani, Albrict Furcheim, Charpen- tier. Vlerdanck ve Rebel'ın yapıtlannı yorumlayacak. Musica Antiqua Köln ve Reinhard Goebel, 17. \e 18. yüzyıllara ait bestelerin. vır- tüözlügünü ve tarihını yeni- den canlandırmasıyla dikkat çekiyor. Reinhard Goebel v e onun Köln Konservatuva- n'ndaki öğrencileri tarafın- dan 1973'tekurulan Musica Antiqua Köln önceleri yal- nızca barok. oda vedini mü- zik yorumluyordu. Musica Antiqua Köln ve Reinhard Goebel, 1978yılın- dan bu yana Archive Pro- ductıon için kayıt yapıyor. Topluluğun yaptığı son kayıt- lar arasında Anne Sofie von Otter'insolist olarak katıldı- ğı Haendd'in 'Menem Kan- tatlan ve ,\ryalan'. Rebel' in "Les Elemens', Gluck'un •Alessandro' balesı bulunu- yor. Topluluğun son kaydı Bach'ın 'SeacularKantaÜa- n'. Musica .Antiqua Köln, bu sonbaharda Berûfi, Schmel- zer. Biber. Pezel ve Valenti- ni'nin yapıtlanndan oluşan birCDkavdedecek. 15. Hürriyet Uluslararası Karikatür Yarışması ÜçüncülükÖdülü.Sergeev Aleksandr, Rusya Federasyonu KültürServisi-Aydırı Do- ğan Vakfı tarafından düzen- lenen 15. Hürriyet Ulusia- rarası Karikatür Yarışma- sı'nı kazananlar belirlendı. Yanşmada Belçikalı Dann>- De Haes birinci olurken. Be- yaz Rusyalı sanatçı Andrej Puchkaniov ikincilik ödü- lüne, Rusya Fedarasyo- nu'ndan SergeevAleksandr üçüncülük ödülüne değer görüldü. 81 ülkeden çizerlerin ka- tıldığı yanşmada Çinli sanat- çı Wang Fuyang başkanlı- ğında Gürbüz Doğan Ekşi- oğiu. Pancho. Salih Meme- can. Gani Müjde, Hüsamet- tin Koçan. Turhan Selçuk, Mike Turner, Heliolores, Bert Whte'den oluşan seçi- ci kurul, 269 sanatçının 344 yapıtını değerlendirdi. Yanşmaya katılan yapıt- lar 5 Temmuz tarihine dek Antalya Falez Otel'de ser- gilenecek. 15. Hürriyet Ulus- lararası Karikatür Yanşma- sı'nda dereceye giren sanat- çılannödülleri 11 Kasım'da Ankara'da verilecek. YAZI ODASI SELİM İLERİ Suat Dervişlen Kitaplar Suat Derviş için gündem oluşturulabilir mi? Nice yıllar önce 'genç' Suat Derviş üzerine Refik Ahmet Sevengil şunları yazmış: "Suat Derviş Hanım, edebiyatımıza, karanlıkveka- nşıkdehlizlerden çıtırdayan eski tahtalann sesinde du- rup, boşlukta korkunç akislerle halkalanan ayakses- lehni dinleyerek, ruhunda bir ürperiş ve gözlerinde bir karartı ile geldi. Onda yeni olan, edebiyabmızın birek- siğini tamamlayacak olan bu korkudur." Biraz çetrefil anlatım. Yine de Suat Derviş'le ede- biyatımıza ürperişli bir söyleyişin geldiği hissolunuyor. Suat Derviş'ten okuduğum ilk kitap Çılgın G/to/'ydi. Semih Lütfi Kitapevi'nin yıprak, sarank kâğıtlı kitap- lan arasında bulmuştum bu romanı. Ankara Yokuşu'nun başında daima loş, en acak yaz günü bile serin, neredeyse rutubetli, geniş bir korido- ru andınr kitapevi. Yaşlı bir kadın iskemledeoturur. Bu kitapevine giren çıkan olmaz. Tek müşteri galiba be- nim. Hanımdan azar işitirim. Vitrindeki kitaplan çıkar- maz. Git, tekrar gel, depodan çıkaracağım, der. Çı- karır da. Böylece Güzide Sabri'lerim, Mükerrem Kâmil'lerim, Selâmi Izzet'lerim birer ikişer o depo- dan kitaplığıma çıkagelmiştir. Romanlar arasında Çılgın Gibi'nin depodan çıka- nlmasına gerek yoktu. Zaten üst üste en az on beş yinmi Çılgın Gibi bir arada durmaktaydı. Kimbilir, uzun zamanlar içinde alınmayı, okunmayı bekliyoriardı... Sonra o ince anlatım: U -Bu gece niçin böyle mahzunsunuz? "Sana bu kadar yakın ve senden bu kadar uzak olduğum için." Hasat Yayınlan'nın yeniden okura sunduğu, bugü- nün okurlarına armağan ettiği bu roman, Çılgın Gibi, Suat Derviş'in bence en güzel eseridir. Gerçi eski yazıda kalakalmış bazı eserieri var. Oku- yamadığım bu eserieri bilemem ama, Çılgın Gibi'nin inceliklerini asla gözardı edemem. Bu roman, edebi- yatımızın, gerçekten farklı bir aşk romanıdır. Aşkla paranın böylesine iç içe yaşatıldığı, para gü- cünün aşka nasıl düşman olduğunu bunca dile geti- ren çok az roman okudum. Sözgelimi, bir de Emile Zola'nın 7az/ Pay/'nda o endişeyi yaşamışımdır Refik Ahmet Sevengil, Suat Derviş'teki ürperişi, ya- nılmıyorsam, metafizik bir anlatıma bağlıyor. Oysa Suat Derviş'teki karanlık, iç karartıcılık, doğrudan doğruya, toplumsal ilişkilerin tahlilinden ileri gelir. Sermayenın fırtınasında savrulmuş bir düzen, Su- at Derviş'in eserlerindeki derin huzursuzluğu var et- miştir, denebilir. Çılgın Gibi'nin son sayfalan bir yıkı- lışı söylediği kadar, çok etkileyici bir reddi de söyler. Suat Derviş'ten bir başka yeni kitap da Oğlak Ya- yıncılık'tan. HepimizBirbirimizin ûrneğiyiz. Yazann öy- külerinden birderleme. Derlemeyi, Zehra Toska yap- mış. Bu öyküler yeni yazıda ilk kez yayımlanıyor. Hepimiz Birbirimizin Örneğiyiz, Suat Derviş'in ya- man bir hikâyeci olduğunu kanıtlıyor. 1920'lerdeyep- yeni bir yaklaşım. Kesik, kopuk sahneler; şiirle bes- lenmiş söyleyiş; zaman zaman ince bir mizah. Zaman zaman keskin bir hüzün. Yetmiş, neredeyse seksen yıl öncesinin bu öyküle- ri, günümüz insanına ses yöneltebilecek nitelikte. Hepsi lezzetle okunuyor. Siyasal seçimi, siyasal görüşleri nedeniyle büyük sıkıntı çekmiş, edebiyatımızdan adeta silinmek isten- miş Suat Derviş, inanıyorum ki asıl yarının sağduyu- lu, kofluklardan, günün çiğ modalanndan uzak okur- lanna ulaşacaktır. Başka bir ülkede yaşasaydı Suat Derviş, bugün ciddi bir gündem oluştururdu. Hayatı, siyasal görü- şü, edebiyatımıza katkısı tartışılır, irdelenirdi. Oysa burada -herhalde- yapayalnız öldü. Feriköy Mezarlığı'nda gömülüymüş. Takvimde İz Bırakan: "Geniş kanepenin birer ucunda oturuyoriar. Odaya boncukla işlenmiş, yeşil ve mavi renkte, acayip hay- van resimleriyle süslü kızıl abajurdan dökülen yeşil, mavi ve kırmızı gölgeler doluyor. Dışarda bir yaz fırtı- nası başlangıcı var." Suat Derviş, "Bir YazGecesi" (He- pimiz Birbirimizin Örneğiyiz). Oğlak Yayınlan, 1998. 1. Kapadokya Fılmleri Haftası • NEVŞEHİR(AA)-Nevşehir Ürgüp Belediyesi tarafından bu yıl ilkı düzenlenecek olan 'Kapadokya Filmleri Haftası' başladı. Ürgüp Belediye Başkanı Kürşat Numanoğlu yaptığı açıklamada. sanat çalışmalanna destek vermenin yanı sıra Kapadokya bölgesinde geçmişte çekilen filmleri yeni nesillere göstererek, geçmışle bugünkü Kapadokya arasındaki yapısal ve sosyal degişimi görmelerini saglamak için film haftası düzenledıklerini belırtti. Yunanistan'ın Lanssa kentınden gelen 40 kişilik bir ekibin de katılacağı film haftası 3 Temmuz'a dek sürecek. Kapadokya Filmleri Haftası çerçevesinde, Kapadokya'da çekilen 'Kaşık Düşmanı", 'Derviş Bey', 'Küçük Kovboy' ve "Ağıt' filmleri ile Yunanistan yapımı bir belgesel Belediye Kongre Salonu'ndaki Protoki Bar'da gösterilecek. Açıkhava'da Ramenko • Kültür Servisi - 2. Uluslararası Boğaziçi Festivali'nin son konugu Paco Pena Flemenko Dans Toplulugu. Topluluk bu akşam saat 21.30'da Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda sahne alacak. İlk defa 12 yaşında sahne alan Paco Pena. 1989 yılında Nevv York konserinin ardından kariyerinde unutulmaz bir yer edindi. Toplulukta yer alan Angel Munoz, Charo Espino ve Rafael Martoz da danslanyla büyük beğeni topluyor. Reyhan Abacıoğlu'nıın resim sengisi • Kültür Servisi - Reyhan Abacıoğlu'nun resim sergisi. 4-17 Temmuz tarihleri arasında Kuşadası Sanat Kuydaş Galerisi'nde yer alacak. Iz Grubu üyesi olan sanatçı bugüne dek açtıgı 15 kişisel sergının yanı sıra karma sergilere de katıldı. Sanatçının tuval ya da kâgıt üzerine akrilik tekniğinde çalıştığı resimlerinde lekeci bir anlayış egemen. Reyhan Abacıoğlu çaliimalannı halen Izmir'de sürdürüyor. AgatJıa ile İstanbul'da • Kültür Servisi- Ispanya'nın başanlı yazarlanndan Cristina Fernandez Cubas'ın 'Agatha ile İstanbuFda' adlı yapıtı Yıldız Ersoy Canpolat'ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınlan'ndan çıktı. Bağımsız beş öyküden oluşan kitapta, sıradan. sakin yaşamlan içinde yuvarlanıp giden insanlann öyküleri anlatılıyor. Ancak her sakın yaşantı altmda büyük sırlar, acılar, mutsuzluklar saklıyor. 19. Günümüz Sanatçılan İstanbul Sengisi • Kültür Servisi-Resim ve Heykel Müzeleri Derneği tarafından bu yıl 19.'su düzenlenen Günümüz Sanatçılan Sergisi için yapıt kabulü 7-14 Eylül tarihleri arasında Kabataş Erkek Lisesi'nde yapılacak. 15 Eylül Salı günü toplanarak sergilenecek yapıtlan seçecek jüri Ali Akay, Ahu Antmen, Hasan Bülent Kahraman. Nilgün Özayten ve Yalçın Sadak'tan oluşuyor. Sergi 16 Ekim-6 Kasım tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi salonlannda yer alacak.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog