Bugünden 1930'a 5,465,018 adet makale



Katalog


«
»

21 HAZİRAN 1998 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 15 Final Türk-lslam sentezi yuvası Samsun'daki Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nin Fen Fakültesi'nde diplomalar dağıtılırken, dekan, türbanlı bir öğrenciyi kutlamak için elini uzatıyor ve eli öylece havada kalıyor... Ertesi gün, Eğitim Fakültesi'ndeki mezuniyet törenine dekan nasıl oluyorsa türfoanlıları almıyor. Protesto gösterileri arasında olan rektör Osman Çakır'a oluyor; yıllardır elleriyle yetiştirdiği tosuncukları tarafından bir güzel yuhalanıyor. EJektrontk posta: som@posia.cumhwwetcom.tr Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97 - Baklava çalan çocuğa 9 yıl hapis cezası verilmiş., "Çocuk işte. nevi nasıl calacağını bilememis!" Kim Bu Fethullah Gulen! 118 art ayında yayımlanan "Kim Bu Fethullah Kitabı" iki ay sonra Fatih Cumhuriyet Sav- cılığı'nın kararıylatoplattınldı. Emekli ge- zici vaiz Fethullah Gülen'i anlatan kitap "sakıncalı" bulundu... Düşünce özgürlüğünü savu- nan çevrelerden toplatma kararına karşı herhangi bir tepki gelmedi. Numaracı cumhuriyetçilerle ırkçı ve şeriatçılann iş- birliği bir kez daha kendini gösterdi. Kitabın yazarı Faik Bulut. toplatma kararı verilir- ken uygulanan ters mantığı anlattı: "Atatürk'e hakaret olarak nitelenen ibareler ba- na ait değildir. Anılan ibareler Fethullahçılar diye anılan kesimde kullanıldığı iddia edilen ibarelerdir. Kitapta, bu ibareleri kullananlar Atatürk konusunda takıyye yapmadan net görüş bildirmeye çağrılmış- tır. Fethullah Gülen'in çevresindekilersanki bu suç- lamaların muhatabı değillermış gibi, benim aleyhi- me Atatürk'e hakaret davası açtırmış ve Atatürk'e hakaretten toplatma kararı verilmesine neden olmuş- lardır." "Her ne hikmetse, 'okul ve yurtlarla ilgim yok' di- yen Fethullah Gülen'in avukatları, bu çevrelerin adı- na hereket edercesine kitap hakkında dava açılma- sı yolunda dilekçe vermiş; toplatılmasını sağlamış- tır. Madem bunu diyenlerle ilgileri yok, o halde ne- den gocunup dava açtırıyorlar?" Faik Bulut'un sıraladığı "ters mantık"lar uzayıp gidiyor... Ve Faik Bulut, kitabının yayımlanmasından sonra "hoşgörü edebiyatı"nın ne denli kof çıktığını anlatı- yor: "Zaman gazetesinin kişiliğimi karalayan yayınla- rı sonucu tehditlere maruz kaldım." Faik Bulut, kitabının toplatılmasının ardından bir saptamada daha bulunuyor: "Basın, aydın çevresi, yazar-çizerler ve Insan Hak- ları Derneği yönetiminin 'Kim Bu Fethullah Gülen' kitabımın toplatılması kararına karşı çıkması bekle- nirdi. Çünkü bunlar da düşünceye özgürlük kapsa- mınagiriyor. Umulurdu ki Insan Hakları Derneği'nde- ki dostlar, Selam gazetesinden islamcı Nurettin Şi- rin'e gösterdikleri ilginin benzerini de bize göster- sinler." Bu arada, "irtica ile mücadele" etmek üzere işba- şı yapan Anasol-D hükümetinin devr-i iktidarında yak- laşık 10 kitap, "halkın dini duygularını rencide et- mek"ten mahkemelik olup, cezalandırılmış... Uğur Mumcu'nun dediği gibi: Ankara'nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak... Uyan uyan Gazi Paşa, memleketin haline bak... Telekom'dan bilinmeyen numaralar 118 konusunda açıklama geldi. Abone, beklemeye alındığında ücret tahakkuk etmediği ancak yoğun saatlerdeki bekleme sırasında kesintiler olduğu bildirildi. Açıklamada 118'in her aranışının aboneye fatura edildiğine ise değinilmedi. Ö M Ü R I L I K T.I.T.anik'in senaryosu: Filmin sonunda insan haklan batıyor! ömür E. Kurum SESStZ SEDASIZ (!) NURİKURTCEBE Yüksek Yerilim Hattı Erdinç UTKU Ülkede tas da. hamam da yeni; kesecilerimizi değiştiremiyoruz birtürlü! 'Sonra Halk Hikayeleri başlardı' "Bazı geceler radyo öne çıkardı. Rad- yoda en çok "Radyo Tiyatrosu" bizi kendisine bağlardı. Efektleri Ertuğrul imer ya da Korkmaz Çakar yapardı. Muhtar Emmi, Ali Dayı, bekçi, birinci adam, ikinci adam, Mahmut, Döne Ka- dın... Radyo Tiyatrosu bir heyecan ka- sırgası haline gelirdi. Manda Gözü oyu- nunda bir çocuk, oyun oynarken attığı bir taşla ağanın mandasının gözünü çı- karırdı. Ağa sinirlenir, bunu statüsüne yapılan bir saldırı olarak değerlendirir ve feodal toplumun en klasik yasasını, 'göze göz'ü yürürtüğe sokardı. Içi içi- ne sığmayan annelerimiz, 'Allah bela- nı versin, mandayla çocuk bir olur muy- muş?' diye kızardı. Biz, kuş avlarken in- dirdiğimiz camları anımsayıp • korkardık. Yacam kırdık diye 'Ma- pus Abdullah' kafamızı kırmaya kalkar- sa? Orhan Boran ve Yuki'yi hiç kaçır- mazdık. Zeki Müren, sevgili şoför kar- deşlerine 'gözünüz yolda kulağınız ben- de olsun' diyerek seslenirdi. 'Çek so- ruyu, bil doğruyu' yanşma programın- daki soruların çoğunu bilirdik. Sabah- ları ayın kaçı olduğunu, Demirbank 'ha- yırlı günler' dileyerek söylerdi. Hemen sonra 'Halk Hikayeleri' başlardı. Hey heeeyy... yine de hey heeeyy." Hey gidi günler hey... Halil Nebiler, 196O'lı yılların sonuyla başlayan ço- cukluk anılarını "Çocuklardık" kitabın- da anlatıyor. PALAS PANDIRAS Bu köşede "az söylemek" marifet olduğuna göre: Şu Baykal'a ne söylesem az birader! ]MûfftBozacı ÇED KÖŞESt OKTAY EKINCI Gökova'da 'onur eylemi' "Çevre de demokrasi kadar önemlidir. Gökova Santralı'nı oradan taşıyacağız..." Hemen anımsanacağı gibi bu söz Süleyman DemirePe ait. 1992 yılı Haziran ayında Rio'da yapılan Dünya Çevre ve Kalkınma Kon- feransı'na gitmeden önce bu söz- n" yüzünden de Çevre Zirvesi'nin en çok ilgı gören devlet temsilci- leri arasında yer almıştı. Nitekim, aynı yılın aralık ayın- da da Demirel'in bu "çevreci söy- lemi" Birieşmiş Milletler Genel Kurulu'nda etkili oldu. Dışişle- ri'nin daha önceden sürdürdüğü girişimler "Gökova Körfezi sant- raldan önemli" mesajlanyla da birleşince. genel kurul 1996'daki HABITATII Kent Zirvesi'ne Tür kiye'nin İstanbul'da ev sahipliği yapmasını kabul ettı... Şimdi, bu sözlerin üzerinden sa- dece 6 yıl geçmiş durumda. HA- BITAT H'nin ise henüz 2. yılında- yız.. Böylesi kısa bir süre içinde, öy- lesını sürdürerek de\am eden Ka- zım Turan. hükümetın kömür ıha- lesı hazırlıklarını açığa çıkartınca. Gökova'ya öldürücü son darbenın "planlan"da ortay a saçılmış oldu... Sıra söz verenlerde... Aynı direnişin yıne 1980"lerden • 'btryaıt£?gd!riHlü" önderi ve kah- ramanı olan Say nur Gelendost di- yor ki: "Ölüm orucundan daha beter e\ lemlerimiz geliyor..." Saynur'u \e Gökova Sürekli Eylem Kurulu'nun diğer kahra- manlarını tanıyanlar bilirler. Ger- çekten Gaye Cön olsun. Reşat İ'ygun olsun. Aysun Demirel ol- sun... Geçenlerdeki "tutuklanma- lanna" bile aldırmazlar ve daha be- ter eylemler yaparlar. Ancak galiba bundan sonra ar- tık Göko\ a'da onlann değil. hani şu yıllardır "söz veren" politikacıla- nn bir araya gelip belki de bir "onur eylemi" yapmalan daha yennde olmaz mı? Ömeğin. öncelikle Cumhurbaş- kanı Demirel. Ören'i zivaret etme- Yıl 1985. Gökova santralı projesine karşı çıkan kövlüler. kendilerine destek veren Cumhuriyet yazarları Lğur Siumcu \e eHikmet Çetin- kaya'ya Ören'deki inşaat alanını gezdiriyorlar... (Cumhuriyet arşivi) le görünüyor ki Demirel'in sözle- ri gerçekten "tarih" oluyor. Daha doğrusu, yargıyı bile dinlemeyen bir hükümet tarafından hızla " ta- rihe gömülüyor." Çûnkü santralı iptal etmek falan bir yana. son zamanlardaki hazır- lıklar "tam kapasite ile çalıştınl- ması" yönünde. Bunun için ge- rekli kömürün çıkartılması ve sant- ralataşınmasıylailgili"ihale" ka- rannda Çevre Bakanı İmren Ay- kut'un da imzasının olması ise (Danıştay kararına "sevinmiş" ol- sa bile) artık şaşılacak bir durum olarak bile görünmüyor... En uzun 'direniş' Gökova Körfezi kıyısındaki ta- rihi Ören kasabasına bu termik santralı kuıma fıkri Turgut Özal'a aitti. onav layan ise dönemin Cum- hurbaşkanı Kenan Evren'di. Daha o yıllarda yöre halkı, yak- laşan çevre cinayetini fark ederek karşı çıkmaya başladı. Duyarlı ki- şi ve kurumlann yanı sıra. Muğla- Bodrum ve Milas'taki hemen tüm siyasi parti il başkanları \e bölge- den çok sayıda belediye başkanı ortak "dayanışma" bildirgeleri yayımlayarak köylülere büyük des- tek verdiler. Şimdiki "Bergamadestanını" anımsatan işte o ilk büyük toplum- sal direnişte yöre halkma önderlik edenler arasındaki Örenli genç zi- raat mühendisı Kazım Turan da ilerleyen yıllarda yme Ören'e be- lediye başkanı seçildi. Bugün de ay - nı görevine santrala karşı mücade- li veöyılönceki "sözlerini" sant- ralm tüten bacasına karşı yeniden söylemeli. Hatta Kenan Evren de bu ziyarete katılmalı ve "Bana he- likopterden gösterdikleri yer bu- rası değildi' 1 şeklindeki açıklama- sını yineleyerek kendisini "kan- dıranlan" bir güzel azarlamalı: Böylesi bir eylemin "ev sahip- liği" için ise eskı "Bayındırlık Bakanı" olarak eski Muğla Bele- diye Başkanı Erman Şahin'i öne- renler olabılir. Ancak bu göre\e çok daha yakışanı. eski Muğla \ a- lisi Dr. Lale Aytaman değil mi- dır? ANAP'tan milletvekili olun- caya dek Gökova Santrah'na "ana yüreğiyle" de karşı çıkan ilk ba- yan valimiz de Ören'e gelip köy- lülerle birlikte eylemcileri "ağır- lanıalı." Erman Şahin de tıpkı ba- kanlık y ıllannda olduğu gibi. sant- ralı savunanlara "Kuvayı Milli- ye" dersi vermeli... Geriye kalıyor, yine o "söz ve- rilen" yıllardaki hükümet yetki- lenni payiaşan diğer siyasiler. Ör- neğin. başta Erdal İnönü olmak üzere. Fikri Sağlar, Mehmet Mo- ğultay. Abdülkadir Ateş, Onur Kumbaracıbaşı gibi santralı eleş- tıren v e çevTecılere de "destek me- sajlan" gönderen tüm eski ba- kanlar... Evet. Gökova artık söz de- ğil "onur eylemi" bekliyor. Çün- kü santral çalıştıkça sadece doğa de- ğil, o umut bağlanan "siyaset" de kirleniyor. Tüten bacası ise "hukuk devle- tinin" sanki mezartaşını andırı- yor... HAYVANLAR İSMAIL GVLGEÇ KİM KİME DUM DLMA BEHIÇ AK behicaka turk.net ÇİZGİLİK KÂMtL MASARACI HARBİ SEMİH POROY TARİHTE BUGUN MLMTAZARIKAN 21 Haziran AHMET MUH/P D/RANAS.. 138O'D£ 8UGÜM,Ü*JLÜ OZAH AHMETMÜHİPDl- RAMAS, 71 YAÇINDA AKItCARA 'DA ÖLOÜ, TÜRK Şİ- JRİKltKl EM ÖNEMLİ OZAMIARIHDAH SieİYDİ. SİM6ECİ(SeAJtBOLİST)AfJLAYfŞlN £TKİL£Jll 60- RÜLSE DE, Şİ/RLEfii TAM OLAeAK MfÇ gİR AfCI- MA SOKULAMAZ. KBNDİKIE ÖZGÜ BıS SES, yAPI VE İMGE OÜNYASI YARA71MtŞTt/?. AKİCAK, 8U DÜMyAyf ~ŞAİBAUELİIC'' TUZASMA DO^ME/KSİZ/N YALIULIK İÇ/MPE OİLE 6ETİ£MEyİ DE BiLMİŞrİ. KBNDlNİ SÜeÇtO-i YEHİLEYEH O2AM.8AZJ ŞİİRLERİYLE OLA&AN- ÜSTÛ POPÜLERUIC KA2ANMIŞ- Tl- 8UMLARIN EN ÜMLÜSÜ "FAH- RİYE A8LA "DtR... "HOFFMANN'/N MASALLARr 1813'DA 8U6ÜN,FRANSIZ SESTEC/Sİ JACRUES OFF£NBACH,ALMANYA'DA DOĞDU. TÜM YAŞAMI PO- PÜLBR blÜZtK. VE HAFİF OPE&ETL£fZ YAZMAKLA SE- ÇBCEK, BU ALANÛA BELLİ gİR UME BllS ULAÇACAHT7R. ANCAK, ÖLÜMÜME ^ BİRKAÇ Y/L KALA,ÖAJEMU BfR YAPIT \ZEgJUE İ£TEĞİYL£ ,TEK BÜYÜ/ç OPEKASINI BES7E.ÜYE- CEKTİR: "HOFFMANU'IH MASAL- LARl' (CONTSS D'HOFFMANN').. Bu râk: ops&AŞr/lA, SlRAPAU BİR. MUZJtCÇ./ OLMAK TAN ÇJKIP MÜZIİC TA&j- HİK1DE HAKLI g/£ YER ALACAKTIR.. PANO DENIZ KAVUKÇUOGLU Kozalak ile Çiçek Onu dalların arasında ilk gördüğümde, herhalde üst kat balkonlarındaki saksıların birinden kopup düşmüş, diye düşünmüştüm. Çam ağacı çiçek açacak değildi ya!.. Dallara takılıp kalmış bu küçük çiçek bir süre sonra solacak, kuruyacak, kaybolacaktı... iki gün sonra yağmuru, rüzgârı bol bir gecenin sabahında onu aynı yerde yeniden görünce şaşırmıştım. Dipdiri duruyordu. Üstelik biraz daha canlanmış, biraz daha renklenmiş gibiydi. Bu kez daha dikkatli baktım. Balkonumun önündeki yaşlı çam ağacının dalları arasında geçici bir konuk sandığım çiçek, kurumaya yüz tutmuş bir kozalağın içinden boy vermişti. Kimbilir nereden uçup gelmiş bir çiçek tohumu, kurudukça pulları açılan kozalığın içinde, yılların biriktirdiği topraklaşmış tozlara karışmış, kök vermiş, yaşam bulmuştu. Yaşlı çam kozalağıyla, onun gövdesinden beslenen çiçek birlikte yaşıyorlardı. Gece yağmurlarına, sabah ayazlarına, yakan güneşe birlikte direniyorlardı. Yapraklarını ilk açtığı gün gördüğüm, doğanın bana bir armağanı olduğuna inandığım çiçekten çok etkilenmiştim. Kurumaya yüz tutmuş bir kozalağın içinde yaşamanın yolunu bulmuş bu küçük canlının direncine hayranlık duyuyordum. Sabahları uyanır uyanmaz ilk işim balkona çıkmak, ona bakmak oluyordu. Her gün biraz daha büyüyor, yapraklanıyordu. Kök diplerinden yeni filizler veriyor, filizler tomurcuklanıyor, tomurcuklar çiçekleniyordu. Ne var ki, büyüyüp, yeni yapraklar, yeni filizler verdikçe; yeniden yeniden açtıkça onun yaşlı kozalak için taşınması zor, ağır bir yüke dönüştüğünü görüyordum. Onca yıl en güçlü rüzgârlara karşı direnmesini bilmiş yaşlı kozalak, artık arkasındakı yükle en hafif bir rüzgâra bile boyun eğiyordu. Eskiden sırtını şöyle biryalayıp geçen rüzgâr şimdi gövdesinde biten çiçeğin yapraklarına doldukça, onu, denizde fırtınaya yakalanmış köhne bir yelkenli gibi sağa sola savuruyordu. (Burada olayı biraz, -hatta biraz değil, bayağı-, abarttığımın farkındayım. Bir başka benzetmeyle olay hiç kuşkusuz gerçeğe daha yakın yansıtılabilirdi. Fakat ağzımdan bir anda dökülüveren bu cümleyi olduğu gibi bırakıyorum). Bir sabah yine erkenden balkona çıktığımda onları görememiştim. Aşağıya baktım. Kozalak, tutunduğu daldan kopmuş, ağacın altındaki çimenlerinüzerinedüşmüştü. Belkı çam dallanna çarpa çarpa düşerken, belkı de yere düştüğü anda sırtındaki yükten kurtulmuştu. Çiçek şimdi, kendisine can vermiş yaşlı kozalağın biraz uzağında, bir gül fidanının dibinde tek başınaydı. Balkon parmaklıklarından yarı belıme kadar sarkmış, onlara bakarken, içimi anlatılması güç bir hüzün kaplamıştı. Bu iki canlının başından beri tanık olduğum ilginç birlikteliklerınin ölümcül bir sonla noktalanması beni duygulandırmıştı. Bir an, çiçeğin ölümünün sorumlusu yaşlı kozalakmış gibi ona öfke duyduğumu fark ettim... O yaşasaydı, daha fazla direnebilseydı çiçek de yaşayacaktı, diye düşünüyordum. Evet, benim fçfn başından beri "ilginç " olan o ' küçük pembe çiçekti!.. Balkona her gün onu görmek için çıkmış, yalnızca onu merak etmiştim. Oysa çiçeği yaşatan, ona hayat veren o yaşlı kozalaktı. Öfkem yersizdi. Salt bir rastlantı da olsa, çiçek onun gövdesinde açmış, onun gövdesinden beslenmişti... O olmasaydı çiçek de olmayacaktı. Çiçeğin sunduğu güzelliklerden heyecanlanmış, etkilenmiştim. Yanlıydım. Sunduğu tüm güzelliklere karşın, yaşlı kozalağın ömrünü kısaltan, onun ve kendisinin ölümcül sonunu hazırlayan, şimdi aşağıda, bir gül fidanının dibinde hızla solan o küçük çiçekti. Beni her sabah, haftalar boyu keyiflendirmiş küçük pembe çiçeği şimdi bir elma kurduna benzetiyordum. Elma kurdu da yalnızca elmanın içinde yaşayabiliyor, elmadan besleniyordu. Ama kendi varlığını sürdürebilmek için elmayı içten içe kemirdikçe, elma tükeniyor, gücünü yitiriyor, kuruyor, dalından düşüyordu. Elma ve elma kurdu birlikte ölüyorlardı. Doğa yasaları her zaman ve hiç şaşmadan işliyordu. Bu yasalar insanlar için de geçerliydi. Doğa karşısında insanın kozalak içinde biten çiçekten. elmayı kemiren kurttan farkı, düşünebilme yeteneğiydi. Insan doğaya karşı savaşımında bu yeteneğini kullanarak "insanlaşmıştı." Balkon parmaklıklarında dalmış düşünürken, küçük bir çocuk gelip yaşlı kozalağa bir tekme savurdu. Kozalak bahçenin çalıları arasında kayboldu. Faks:0216-418 84 10 1 2 3 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 1 1 U LM1 Wn u- _W l L i n LHl Mın 8 - \ 9 I 1 2 3 4 5 6 7 8 9 B U L M A C A SEDAT i:4g,ti:4A- SOLDAN SAĞA: 1/ Günevdoğu Anadoluile Ku- zey Surıye'de hüküm sürmüş ve Nemrut Da- ğı üzerindeki dev heykellerı gerçekleştirmış eskı kralhk. 2/ Biryıldızküme- sı.. Iskambılde- kimaçarengıne verilen bir baş- ka ad. 3 Güney AfnkaCumhunyetı'nın parabırimi...Genellıkle 1 silindir biçiminde tahıl 2 amban. 4/ Arapçada "ben"... Dar. uzun ve ha- fıfbiryanşkayığı. 5/Kat ^ katçakıl vekumdanolus.- 5 muş yer kıvrımı... İlış- 6 kin.değgin... Japonlirik j dramı. 6/ Yiğit. kahra- g man... Bir renk. II Bir tür deniz taşımacılığı... ° Haydut. 8/ Dingil.. Bir spordalı. 9/ Almanv a'da bir kent. YÜKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Baleyı oluşturan adım ve fıgürlerı düzenleyen sanatçı. 2/ Güzel sanatlarda dua ederken betimlenmış kışı... Aşı- boyası. 3/ Dışlerin taç kısmını kaplayan beyaz ve sert do- ku... Üzerine yapı yapılmak için ayrılmış yer. 4/ Istatis- tıkte, bir grup veri içinde en sık görülen değere verilen ad... Telefon sözü. 5/ En kısa zaman süresı. .Uygun. tıpa- tıp gelen... "Takım" sözcüğünün kısa yazılışı. 6/ Doğal ve tarihsel özellıklerınden dolayı koruma altına alınan alan... Önder. II Savaş. kahramanlık gibi konuları işle- yen şıırtürüne venlen ad... Kadın. hanım. 8/ Afrika'da bir ıımak... tslam ınancına göre. ölüleri mezannda sorguya çekecek olan iki melekten bıri 9/ Çev rebtlimci. M 0 D E R N 1 Z M E T 0 L | E B R U Z •R E K 0 R •T 0 N | M A N 1 K A L E M A N •K 0 B İ •A N A R •M A T A K | S E R i K i N U 1 T •A T A K A S T A N Y E T
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog