Bugünden 1930'a 5,440,253 adet makale



Katalog


«
»

14 HAZİRAN 1998 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 ÖSYM'ye dava Bir grup öğrenci Yüksek Öğretim Kurulu Öğrenci Seçme ve Yerieştirme Merkezi Başkanlığı'nı dava etti. Öğrenciler, Danıştay'dan yürütmeyi durdurma istiyor. Davanın gerekçesi şöyle: OSYM, özel yetenek sınavıyla öğrenci alan yükseköğrenim programlanna başvurabilmek için Öğrenci Seçme Sınavı'nın kazanılmasını öngörüyor. Örneğin, sinema televizyon bölümüne girmek işteyen bir öğrenci, Öğrenci Seçme Sınavı'nda en az 105 puan alırsa Öğrenci Yerieştirme Sınavı yerine özel yetenek sınavına giriyor. Daha önce açıklanan kurallar böyleydi. Özel yetenek sınavına girecek öğrenciler de hazırlıklannı buna göre sürdürdü; fen testleri çözmek yerine yetenekîerini geliştirici çalışmalar yaptı. Fakat ÖSYM, sınava bir ay kala fikir değiştirip özel yetenek sınavı ile girilen okullar için öğrencilerin ÖYS'ye de katılması koşulunu getirdi ve adaylar arasındaki eşitlik ilkesini bozdu." Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97Elektronik posta: Deniz.Som@raksnet.com - Pompalı tüfeklere sınırlama getiriliyormuş... "Demek ki bundan sonra oom tüfek kullanılacak!" irkaç hafta önce, Istanbul'daki öğrenci yurt- larına ilişkin bir dizi soru yöneltmiştik Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay'a... Şeri- atçıların karargâhı haline gelen öğrenci yurtları hakkında neler yapıldığını öğrenmek istemiş- tik... Yanıt, istanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Ba- lıbey'den "yazılı" gelmiş ve gazetenin bir köşesin- deaynenyayımlanmıştı... Balıbey'inyazılıaçıklama- sı "Iddıalarla ilgili somut bilgi ve belgeler Müdürlü- ğümüze intikal ettirildiği takdirde, derhal yasal işlem yapılacaktır" diye bitiyordu. Soluğu, Balıbey'in makamında aldık. Balıbey de yanına konuyla ilgili kişileri almıştı. Somut bilgileri aktardık, belgelerin müfettiş ra- porlarında yer aldığını anlattık, ilgililer de not aldı: Sarıyer Bahçeköy Erkek Öğrenci Yurdu'nun bina- sının kaçak olduğuna ve yurt ruhsatındaki fotoğraf- ta mühür bulunmadığına ilişkin müfettiş raporu üze- rine ne yaptldı? Yurtsal sorular Boğaziçi Öğrenci Yurdu'nda ilkokul öğrencilerinin kaldığına ve hatta evi aynı mahallede olan çocuk- ların barındırıldığına ilişkin müfettiş raporu üzerine ne yapıldı? Bahçeköy Öğrenci Yurdu'nda açık lise öğrencile- rinin kaldığına ilişkin rapor üzerine ne yapıldı? Kâğıthane'deki yurtta okulla ilgisi olmayan ço- cukların kaldığına ilişkin rapor üzerine ne yapıldı? Kartal Elmalı Öğrenci Yurdu'nda Kuran kursu öğ- rencileri ile ortaöğretim öğrencilerinin birlikte barın- dırıldığına ilişkin rapor üzerine ne yapıldı? Küçükçekmece Yenimahalle'de ruhsatsız çalıştı- rılan öğrenci yurduna ilişkin müfettiş raporu üzeri- ne ne yapıldı? Hepsini not aldılar... Teftiş Kurulu'ndaki ilgililer, müfettiş raporlannın üzerine "gereğinin yapılması" kaydı düşülerek ilgili birimlere havale edildiğini söy- lediler. Şimdi, "havale"nin sonucunu bildirecekler. Balıbey'i bulmuşken şeriatçıların yurtlarından, tür- banlı öğretmenlere geçtik: Türbanlı stajyer Şenay Kaçar'ın öğretmenlikten atılmak yerine asli kadro ile Sanyer Fener Mehmet Ipkin ilköğretim Okulu'na atanması nasıl oldu? Esenyurt incirtepe İlköğretim Okulu'ndan Türkan Keskin'in tesettür giyinmesinin sağlığı için gerekli olduğu yolundaki doktor raporu inandırıcı mı? Bahçelievler Özel Şevkat Lisesi'nde türbanlı öğ- retmenlerin varlığı bilindiği halde müfettiş gönderil- memesinde özel bir amaç var mı? Eyüp Imam Hatip Lisesi'nde türban gibi karaçar- şafın da üniforma haline gelmesi normal mi? Balıbey, ilgililere "Not aldınız mı" diye sordu. Almışlar, yakında açıklayacaklar. SESSİZ SEDASIZ (!) NURİKURTCEBE M/MAGEYf ÇALAN £/L/£J JÇt/LLAMAM DER£&N Ö/VCGPEA/ MAZ/&.UU2..'.. Yüksek Yerilim Hattı Erdinç UTKU Çeteden mesaj var: "tki elim kanda olsa devletime yardım ederim abü' Devrek'teki selin nedeni anlaşıldı Zonguldak'ın Devrek ilçesinde sel gitti, kumu kaldı; kalan kumlar arasın- dan da Fazilet'in borazanı Zongul- dak'taki biryerel gazetenin Devrek'te dönercilik yapan "köşe yazarı" çıktı. Buyrun birlikte okuyalım "fikir"lerini: "Toprağa düşen heryağmur artık he- pimizi ürkütüyor. Dünyaya geliş gaye- sini bilen şuurlu insanlar hayrın î, şerrin de Allah'tan geldiği- ne inanırlar. Bu kadar musi- betten sonra aklımızı başımı- za alalım. Fuhuşun, alkolün, ku- marın gırla gittiği, faizin resmileştiği, ahlakın yozlaştığı bir beldenin kendi- ni sorgulaması gerekir. Velhasıl millet olarak tekrar kendi benliğimize dö- nelim. Nerede hata yaptığımızı bul- malıyız ve hatalarımızı düzeltmeliyiz." Evet, Devrek'teki selin nedeni ah- lakın yozlaşmasıymış... Devrek'te devlet okullannda bile şe- riatçılar cirit atıyor, her köşede bir "kurs" açılıyor, yurtlarda "talebe" ye- tiştiriliyor; ilçede kerhane yok, kumar- hane yok ama yine de ahlakın yozlaş- ması önlenememiş... Zavallı Devrek! Daha çok çekeceği var demek! Devrek'te selin nedeni böylece bel- li olunca insanın aklına hemen Istan- bul'un sel bölgesi Alibeyköy geliyor... Refah açıkken Alibeyköy hep su al- tında kalırdı. Refah kapanınca Fazilet açıldı, üs- telik Istanbul'un belediye başkanı da duyduğumuza göre kendisi içmese de yeni partisinin başkanı gibi içkili sof- ralara oturur oldu; şeytan kulağına kurşun Alibeyköy'e bir şey olmadı! ÇED KÖŞESÎ OKTAY EKİNCİ GAP ve Kültür... "tnsan odaklı bir proje olan GAP'ın amaçlarından birisi de bölgenin kültür tnirasının korun- masıdır. (...) Bu konuda bilinç- lendirme ve duyarlılığın arttınl- nusı gerekmektedir..." Bu sözler. 2-5 Haziran I998'de Şanlıurfa'dayapılan "GAP Bölge- sinde Kültür Varlıklarının Ko- runması. Yaşatılması ve Tanıtıl- ması Sempozyumu"nun amaç maddesini süslüyordu. Baraj göllerinde "boğulmalarr beklenen tarihsel yerleşmeleri kur- tarabilmek için yıllardır çırpınan duyarlı çevreler, "T.C. Başbakan- lık GAP Bölge Kalkınma İdare- si Başkanlığı"ndan böylesi bir amaçla ve böylesi birbaşlıkla sem- pozyum çağnsı aldıklarında. yü- reklerindeki hüzün bir anda umut- la kaplandı. Çünkü "sempozyum" demek. bir konuyu tüm yönleriyle irdeley ip. sonundâ izlenecek yola ışık tuta- cak ortak bir göriişe varmak de- mekti. GAP idaresi de bölgenin kül- tür mirasını "korumak" ve hatta "yaşatmak" için bu büyük ve mas- raflı toplantıyı düzenlediğine göre. demek ki herkesten önce belki de yine GAP idaresi "büinçlenmiş". dahası "duyarhlığını da arttır- mış" olmalıydı... Ûstelik aynı sempozyumu "or- tık •'çileden çıkartan" açıklama- lar ise özellikle Hasankeyf konu- sunda Prof. Dr. Servet Mutlu'dan gelmişti. GAP idaresi adına "koordinatör- lük" görevinı üstlenen Prof. Vfut- lu, kendı tanh bıhncirti de 3flrg1bi "servef'le ölçüyor. GAP'ın ve llı— su Barajı'nın bılmem kaç milyar do- larlık "ekonomik değerinin" ya- nında, Hasankevfın \e bu antik kentteki kültür \ arlıklannın "kaç pa- ra edebileeeğini'" soruyordu. Yine Prof. Mutlu'ya göre tarihi eserlerin sadece mane\i değerleri olabilirdi, ancak GAP barajlannın ve Hasankeyf'i yutacak baraj gölü- nün "yaşamsal değeri" tartışıla- mazdı. Bu nedenle Ilısu Barajı'nın yeri de değişmeyeceği gibi. Hasan- keyf i kurtarmak adına su kotunu düşürmek bile söz konusu olamaz- dı... Prof. Mutlu. aklı başında herke- si "mutsuz" kılan buagresifkonuş- masını "Hiç kimse umutlanma- sın, proje değişemez" şeklindeki kesin kararıyla bitırirken. "Peki ama bu sempozyumu neden dü- zenlediniz" sorusu da sessizce dil- lerdedolaşıyordu... 'İlkel' bir kalkınma GAP idaresinin bu tavrına, Ha- sankeyf'i ve diğertanhsel değerle- Anadolu'nun kültür başkenti, uygarlık tarihini parayla kı- yasla\ anların elinden kurtarılmayı bekliyor. ganize edenler" arasında Kültür Bakanlığı ve UNESCO gibi. ta- rihsel mirasın korunmasından so- rumlu önde gelen ulusal ve ulusla- rarası kuruluşlann adlan da yazıl- mıştı... Söyiem ve 'niyet' Sempozyum çağrısına işte bu umutlar içinde coşkuyla yanıt veren duyarlı katıhmcılar, tartışmalar iler- ledikçe neye uğradıklannı şaşırdı- lar... Çünkü GAP idaresini temsil eden- ler, sanki sempozyumun "amaç" maddesindeki sözlerin "tam tersi- ni" savunmak ve hatta "dayatmak" için oradaydılar. Sempozyumun "gerçek adı" da sanki önceden "GAP için kültür varuklarını kur- ban etmek" şeklinde belirlenmış- ti de sonradan bu "niyetin" giz- lenmesi için koruma ve yaşatma söylemi öne çıkartılmıştı... 'Hasankeyf'in ederi ne?..' Sempozyumda işte bu niyetlerin açıga çıkmasıyla yaşanan gerilim içinde, yine duyarlı katılımcılan ar- rimizi korumakla görevli Kültür Bakanlığı bakalım ne diyecek? An- cak UNESCO'nun böylesi bir uy- garlık karşıtı "kazanç hesabına" onay vermesi herhalde mümkün de- ğil. Çünkü UNESCO. Türkiye'nin de imzası bulunan "1987-1997 / Dünya Kültür On Yılı" eylem programının başına şunu yazmıştı: "Hiçbir gerçek kalkınma proje- si, doğal ve kültürel mirası gözar- dı edemez." Yani GAP. Hasankeyf- leri yutarak kalkmmaya hizmet ede- mez. "Kültür yoksunu" her pro- je, uygarlığa değil, sonuçta ilkelli- ğe \e "yok oluşa" hizmet eder... Prof. Mutlu. (her nasılsa) BM Çevre Programf nda da (UNDP) GAP'ı temsil ediyormuş. Anlaşı- lan ne BM'nin kültürle ilgili belge- lerini okuyor ne de UNESCO'nun hedeflerinden haberi var. Zaten, ABD de bu "insanlıktan yana" hedefleri yüzünden UNES- CO'ya destegini kesmedi mi?.. Öyle görünüyor ki Hasankeyfi kurtarmak için "saflan daha da sıklaştırmak" zorundayız. Sem- pozyumun gerçek sonucu bu olsa ge- rek.'.. HAYTANLAR ISMAIL CÜLGEÇ KİM KtME DUM DLMA BEHîçAK ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI HARBİ SEMİH POROY TARİHTE BUGÜN MLMTAZARIK^ 14 Haziran KANVE YEMENDEN GELIR.. 1955'r£ SU6ÜN, K4f/i/ENlH K/LOSU 14.2O ' 1S.OO TL. •fiJA vlJICSELMışrr. BtR SÜ&eDı* VEDE GöeÜLSN MGLftC £>A, PiyASArA 1O3O ÇUI/L. OStrtA ŞT TÜRKÇEYE, AKAPÇA 'GAHI/A"'Qe£.YiF Ve/BfCİ) KE- UMESİHDSM 6EÇCM KAHVE, PAHA SON&A DA rÛM PÜNYAyA Y/Sr/LAÂlA gASİSKPA GELMÎÇTt AAAA,KAms Nl HABEŞİSTAM-DI. £L MOHA^VEYA Ll BıR DEItl/İÇ 7X/2A^/<VO/>/V YEAAEN'£ SST/gJ- LİP BK/CP/Ğf SÖYL£N£H KAHI/£ gİrKİSr'NİN ÜKÜKJÜ, TÜ&KL.EG A/SACtL(Str{j4 1S4-7 'P£ l'S- rANSuL 'A rAŞfNMtçr/- Aiz/euP/i '** sörüıeüL. - A4ES/ V£ "T£//eK KAMVECİ" OLA&4K YAYGtM- /SE 17. YÜZYrLC* G£eÇ£tU£fM/Çr('.. PANO DENİZ KAVUKÇUOGLU İstanbulda Belçikalı Olmak Onları ilk gördüğümde kan koca olduklarını an- lamıştım. Her ikisi de son derece bakımlı ve şıktı- lar. Adam arabasını kaldınma iyice yanaştırabil- mek için birkaç kez ileri geri gidip geldikten sonra inip kaldırımın üzerinde kendisine uyarılarda bulu- nan kadına "Nasıl" diye sormuş, ama aynı anda arabanın sağ tekerleklerine bir göz atıp, yanıtı bek- lemeden, gidip çalışan motoru durdurmuştu. Bu gi- bi durumlarda erkeklerin sevgililerine teşekkür et- tiklerini, eşlerine ise teşekkür etmek yerine, yanıtı belli basit sorular sorup, karşılığını umursamadık- lannı bildiğimden onların da ancak kan koca ola- bilecekleri yargısına varmıştım. Sonra büyük cadde üzerinde, önünde bir dos- tumu beklediğim, ünlü Italyan "markalan" satan ma- ğazaya doğru yürüyüp bir süre vitrinde sergilenen ayakkabılara bakmışlardı. Kadın bir ara "Ne der- sin" diye sormuş, "///, iyi!" yanıtını alınca içeri gir- mişlerdi. Ben de birisini beklerken canı sıkılan, za- man geçirmek için kendisine eğlence arayan her insan gibi vitrinden onlan izlemiştim. Mağazanın bol makyajlı genç satıcısı, kadının gösterdiği, önünde- ki plastik etikette yetmiş sekiz milyon yazan ayak- kabıyı alıp kadına uzatmış, o da ayakkabıyı elinde bir süre evirip çevirdikten sonra kızın yardımıyla aya- ğına geçirip, aynanın karşısına geçmişti. Ne var ki, "sonucu" öğrenemeden oradan ayrıl- mak zorunda kalmıştım.lki saat kadar sonra, o bü- yük caddeyi kesen dar sokaklardan birinde arka- daşımla bir şeyler içtiğimiz tavanı basık "cafe"den çıkarken yine onlara rastladım. Bu kez sokağın kö- şesinde geniş vitrinleri olan ve her vitrinde en faz- la iki "parça "nın sergilendiği mağazalardan birinin önünde durmuşlar, yazlık erkek giysılerine bakıyor- lardı. Kadının elindeki lüks kâğıt torbayı görünce hem biraz önceki alış verişin sonucunu öğrenmiş hem de "Adamm sevgilisi olsa ona taşıtmazdı" di- yerek "medenihallerine ilişkin" yargımı kesinleş- tirmiştim. Ben caddeye doğru yürürken onlar da mağazaya giriyorlardı. Mutluydular. Önünden ge- çerken vitrine bir göz attım. Baktıklan siyah keten takımın ayak dibinde duran, giysilerin rengiyle uyumlu siyah etikette beyaz çini mürekkebiyle yüz doksan bir milyon yazılmıştı. Bu kentte güle oynaya bir çift ayakkabıya beş yüz otuz beş mark, keten bir yazlık takıma bin üç yüz mark verebilen mutlu insanlar yaşıyordu. On- lar Istanbul'un varlıklı Belçikalılanydı. Mağazalar, bu- tikler, lüks alış veriş merkezleri gün boyunca on- laria dolup taşıyordu. Akşamlan özel barlarda "ape- ratif" alıyorlar, ünlü yabancı lokantalarda karınları- nı doyuruyorlardı. Bangladeşlı Türklerin bir ayda ka- zandıkları paraya bir şişe şarap içiyorlardı. On iki milyonluk bu kentte Belçika ve Bangladeş yan ya- na yaşıyordu. Kentin Belçika yüzü mutlu, rahat ve neşeliydi. Dünyanın en ünlü, en pahalı markalan on- lar için Istanbul'a taşınıyordu. En pahalı arabalara onlar biniyorlar, çevresi tel örgülerle kaplı marina- larda onların yatları duruyordu. En varhklıları Bo- ğaz'a bakan villalarda otu^uyorlar, kentin avuç içi kadar kalmış ormanlarında hiçbir Bangladeşlinin adım atamadığı siteler kuruyorlar, evlerini en de- ğerli eşyalaria donatıyorlardı. Ünlü ressamlar on- lar için resimter yaptyor, bu resimlerle duvarlarını süslüyortardı. Daha az varlıklı olanlar, daha çok varlıklıların göl- gesinde büyüyor, onlar için çalışıyordu. Ama hep- si çocuklarını Belçikalı yetiştiren özel kolejlere gön- deriyor, bu okullara her ay Perugia'da, Münster'de, Bordeaux'da bir Italyan, Alman ya da Fransız üni- versite öğrencisinin oda kirası dahil tüm aylık gi- derinin üzerindeki para kadar taksit ödüyorlardı. On- lar için her hafta, her ay yüzlerce parlak kâğıtlı der- giler çıkıyor, günlük renkli gazeteler yayımlanıyor- du. Bu parlak dergilerde, renkli gazetelerde Belçi- kalı yazarlar onlar için yazıyor, Belçikalı "aydınlar" onlar için yeni düşünceler üretiyordu. Hepsi "küreselci" ve "merkezci"yti\. Küreselleş- menin kendilerine "refah", merkezleşmenin "huzur" getireceğine inanıyorlardı. Aynı zamanda laik ve mil- liyetçiydiler, fakat Müslümanlığı da elden bırakmı- yorlardı. Tuhaf bir "demokrasi" anlayışları vardı. "Sağ" ve "sol" olmasın, tüm partiler "merkezde top- lansın" istiyorlardı. Belçikalılaşan partiler de bu çağrıya uyup, bir yandan küreselleşerek, öte yan- dan özelleştirerek merkeze doğru koşuyorlardı. Görkemli mağazanın kapısından içeri giren o kan kocanın kafamda bu tür "aykın" düşünceler çağ- rıştırmasına şaşırmış, dalgın dalgın yürürken, bir- den irkildim... Karşıdan bir Bangladeşli geliyordu!.. Duvara yaslanıp geçmesini bekledim... Acaba bu sokakta ne arıyordu? (Faks:0216-418 8410) BULMACA SEDAT YAŞAYAM SOLDAN SAĞA: 1/Bir akarsuyun herhangibirkesi- minden saniyede 2 geçen suyun oy- lumu... Siirt'in bir ilçesi. II Ölüm cezası... Mobilyanın uzunluğunca ko- 6 nulandarkasa. 3/ Yıkılmış ya da çok harap olmuş yapı... Utanç duyma. 4/Birpa- muk cinsi... Gözleri gör- meyen. 5/ Islam inancına göre, ölüleri mezannda sorguya çekecek olan iki melekten biri. 6/ Üye... Ünsüzle biten bir sözcü- ğün, ünlüyle başlayan sözcüğe bağlanarak okun- ması. II Bizmut elemen- tinin simgesi... Başkala- rının sırtından geçinen kimse. 8/ Hastalıklı. sa- kat... Çok yiyen, obur. 9/ Bir iskambil oyunu... Ipliklerin boyanmak ıstenmeyen bölümlerınin sarılarak boyaya ba- tınlması yoluyla uygulanan bir tür boyama teknıği. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Yeteneğı ve saygınlıgıyla ünlü kadın şarkıcılara verilen ad... Aritmetik hesap yapmakta kullanılan, birçok devın- gen parça dizisiyle donatılmış düzenek. II Kısa çızme... Kilime benzer, renkli \e motifli uzun yolluk. 3/ Anado- lu'nun kırsal kesiminde erkekler arasında düzenlenen ya- ren toplantılanna verilen ad... Küçük mağara. 4/ Bir tara- fa yatırma, eğme... Suvosunu. 5/ Kilise çanı. 6/ Oyunda cezalı çocuk... Tekke edebiyatı şiir türlerindenbiri. II Es- ki Mısır'da güneş tanrısı... Bir ay adı. 8/ Bir kimsenin. bir şeyin bulunduğu yer... Patagonya tavşanı da denilen \e Güney Amerika'da yaşayan hayvan. 9/ At üretilen çiftlik... Aşık ve bilye oyunlannda kullanılan, kurşun akıtılarak ağırlaştınlmış boyalı kemik.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog