Bugünden 1930'a 5,500,335 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA ÇUMHURİYET KULTÜR Ankaıa Sanat Tiyatrosu, Eşber Yağmurdereli'nin yazd,ğ, 'Akrep'i sahneliyor [ DEFNE GÖLGESİ Akr ve panzehiri w« TÜREL EZİCİ Her şey, ınsanoğlunun o sözü edılen *AI- unÇağ"ı, "Cennetr> i yıtınşivle başladı. Akrep'ın öv küsünün tarihı de o çağa rast- lar.. insanlık, mülkûn \e iktidann tanın- madığı. Tann ve insan yapısı yasalara, yü- celtilmiş erdem ölçütlenne gereksmim du- yulmavan. ekmeğin hakça bölündüğü. geçmi^in kardeşçe düzeninı aradı bin- ierce>ıî Ovsa cennet. yitınlmışti bir kez. İnsan doûadan. doğal olandan kopmuş- tu Gerı donüş ı»e olanaksızdı .. Bırgiin birisi çıkıp. "Bu toprak.buev; bu kadın benim" demıştı Kendısınin varsavdıgınasahıplenmetutkusu. insanın iktidarla ılk tanışması\dı Ve kozmostan knosa yol alışın ilk adımı. Uygarlık se- rüvenınin başlangıcı! Yaşanılan dünya çelişkiler üretiyordu artık Çelişkiler ise umutsuzluk ve acı- nın kavnağı idi. Düşünmeye başladı in- san. \'eyüzlerceyılgeçti...Uyumsuzluk. uyurn bıfincını yarattı ınsanda. Cenneti yeniden kurmak. yeniden kazanmak jçin düşünce en ıdeal olanı aradı. Yer düze- ninın gereksındığı uyum ölçüleri saptan- dı. Tann. kral \e babanın ıktıdan onay- landı.. 'Yıtik Cennet'in ardında Artık >önetenlerveyönetilenlerkesın olarak saptanmıştı. Eşitlik. bırdahadü- zelmemecesıne bozulmuştu insan dünya- sinda. Çünkü ydnetenler, ıdeal olandan ılk uzakla>anlardı. Adıl degerlerdı. Ola- mazlardı da. Gücü ve servetı tanımışlar- dı bır kez. Önlerinde uzanan zenginlık- ler, sınırsız olanaklar vaat edıyordu on- lara. Bu olanaklara ulaşma tutkusu. ken- dini önemlı hissetme dürtüsü ıle ateşle- nerek bırbirine dönüşüyor. dovurulduk- ça şıddetlenen bır gereksınım olarak bı- linçaltına kazınıvordu. Bu dinamıklerın yönlendirdiği yöneficilerin iktidaretmc biçımleri. sahip olduklarını sav unma en- dişelerinin yoğunlugu oranmda değişiyor. sertleşıp katıla^ıyordu. Çünkü onlar. gı- derek kendi gerçek benlıklerıne. özlerin- dekı *insan"ayabancılaşıyorlardı. Kaçı- nılmaz bır sonuç olarak da toplumlanna.. Artık erk maskelerinin tutsağı olmuşlar, gerçek ile baglarını tümden koparmışlar- dı. Gün gelip, bu maskelerin ardı kendi- lerine hatırlatıldığmda. yüreğin yazılı ol- mayan yasalanna değil. insan eliyle. in- sanlığın mutluluğu ıçin yazıldığı iddia edi- len. ama aslında maskelerdünvasımn ın- sana karşı işleyen mekanik düzenine hiz- met eden, kara kapiı kıtaplara sığınrria- lan bu yüzdendi. O kitaplar ki sözüm o- na akılcı ideal düzenın rehberi. vaat edi- len yitik cennetin güvencesıydı. Oysa llıi ağmurdereli "insan "a karşı işleyen mekanik sistemin dişlilerine takı/mış, yaşamak için çırpınan bir mahkûmun buluşma öyküsü ile Sinop KulesVnin gün ışığı görmemiş zindanlanna indirdi bizL Rutkay Aziz'in yorumuyla tüm oyuncular bu evrensel, hümanist tezi son derece duyariı, doğal ve özenli oyunculukla başanyla aktarıyorlar. cenneı. yerini çoktan cehenneme. Dragon- lar ülkesine terk etmışti.. Ruhsuz N'arkisos'un. muhteşem sure- tini hayranhkla seyrettıği gölün aynası. aldatıcıydı. Derinlerde. gerçek tüm çir- kinJiğiyleöylece uzanmış)atıyordu Ora- da açlık vardı Kıyım vardı. Kan ve acı vardı. V'e hakça olmayan herşey. f^te Ak- rep. o gölün derinlıklennde doğdu. Kan- la, acıyla beslendı. Yeryüzünde güçlüle- rin utku dolu haykırışlan. acı çeken dı- ğerlerinin korkulu iniltilennı bastınnca- ya kadar da zehnni- bınktırdı Ve golun kıyısinda. magrur Narkisos'un yambaşın- daki yerini aldı. Her ikısinın de silahlan hazırdı... Tarıhin ıçine yürudüler... anyîireğifşte Eşber Yağmurdereü, kendı yaşa- mının bir kesıtınden yoîa çıkarak yazdı- gı, tümüyle gerçek olaylara dayanan ilk oyunu "Akrep" ile dikkatimizı o gölün derinliklerine ve kendi yüreklenmize ce- virdi. Bır utancı yaşayabilmemiz. bir bi- linci paylaşabilmemiz için... "İnsan"a karşı işleyen mekanik sistemin dişlileri- ne takılmış, yaşamak için çırpınan bir mahkûmun buluşma öyküsü ile Sinop Kulesi'nın gün ışığı görmemiş zindanla- nna ındirdı bizı. "•Yüzjıllardırbutoprak- lar iizerinde havatımı/ı, onurumuzu, bi- lincimizi her gün yeniden sonsuz kez ze- hirleyeno Akrep" ve onun panzehiri in- san yüreği. insan sevgisi. oradaydı... Ki- mımiz. belki de ılk kez karşılaştık "Ak- rep" ile kımımiz ise yeniden anımsadık onu. Tarihin içinde, nerede durduğumu- zu fark edebilmemız için her şeye karşm umudumuzu yıtirmememiz için gerekliy- di bu... BeUekten kolay silinmeyecek TURGAY FİŞEKÇİ Yurtdışındaki ŞaiPlerimiz Gölun otc vakasında. tarihin içineyü- rüyen bınleri daha vardı. Tek silahlan: ay- dınlıkyüreklen.ödün.sü^ozgürlüktutku- lan. cesaretlen veumutlamdı. Ve insan- lık onurları.. Sonuçlardan çok ncdenler ılgılendırıvordu onları. Tanık olduklan haksızlıklarda. sorumlugörüyorlardı ken- dılerinı. Bırılennın çıkarlarına hizmet eden yasalarla. kuraliarla uzlaşmıyor. uz- laşamıyor. vüreklennın sesını dınlıvorlar- dı. Hakça olnıa\'ana. distan zorla benım- setılmeyeçalışılana kulak asrajyor, öfke duyuyor. susmuyor konuşuyorlardı. Sın- miyor. ev lenıe geçiyorlardı umutsuz ço- ğunlukadına.. Delıcı bakışları gölünde- nnlıklerınde ıdı... Narkisos'un aynasını parçalıyor, Akrep'i sonsuzca kızdınyor- İardı... Yağlı ıple, zehirle, çarmıhla. gıyotin- le. kara kurşunla. ateşle anndınlarak ölü- ıne uğurlanışlarva da sarp kayalıklarda. karanlık, ıslakmahzenlerdebitımsizacı- lar hep onlar içındi... Her biri Dvoni- sos'un bır başka suretıvdi sanki... Anti- gone'ydi. Prometheus'tu. Sokrates'tı. Isa'ydı. Jan Dark'tı... ve Şe>h Bedret- tin, Pir Sultan, Bruno, Che'ydı... Nâ- am'dı. Lğur'du, İsmajTdı, Akın'dı ve Eşber"di. Ve daha nıcelen... Onlar, aslın- da yüreklerı avuçlarında. "sonsuz kala- balıklar"dı.. "YıtikCennet'inardından, ınançla gcleceğe vürüyen.. Pina Bausch, yine kendisiyle ilgili Dans ıdanluda "Akrep": bır Ankara Sanat Tiyatrosu ürünü. Ozenli. saygın bir yapım. Rut- kajr Aziz'in rejisinden Kemal Günöç'ün müziğı. Hakan Dündar'ın sahne tasan- mıyla sunulan oyunda rolleri. Lemi BU- gin, Altan ErkeklL Erol Demiröz, Koray Ergun. Metin Coşkun ve Hakan Akan paylaşıyorlar. Tüm oyuncular. yazarın amaçladığı evrensel, hümanıst tezı, son derece duyariı, doğal ve özenli biroyun- culuk sergıleyerek başanyla seyırciye aktanyorlar. 1. mahkûmda (Eşber Yağ- murdereli) Lemi Bügin, 2. mahkûmda (Sabahattm Ovah) Aitan ErkeklL rastlan- tının Sinop Kalesı idam hücrelenndeyıl- lar sonra yeniden bir araya getirdıği; du- yuş. düşünüş olarak çok farklı olan bu iki yalnız ınsanı yorumlarken onlan sanp sar- malayan özlem. umut. umutsuzluk. acı, sevinç, düş ve sevgi döngüsünde eşıtle- nışlerini öylesine bir duyariı lık ve sıcak- lıkla bızlere ulaştırdılar ki... Çizdikleri kompozisyonlar belleği- mizden kolay silinmeyecek gibi... Ilk gösterimi 24 Ekim I997'de ger- çekieştirilen "Akrep", bugünedeğin An- kara dışında 75 il ve ilçede seyirciyle buluştu. Ulaştığı toplam seyirci sayısı yaklaşık 100 bin kişi. Oyunun Balıke- sir'deki gösteriminde, yargısız ınfazına tanık olduğumuz 2. mahkûm Sabahattin Ovalı'nın aılesi de seyircılenn arasın- daydı... • "Akrep", 10. Uluslararası fstanbul Ti- yatro Festivali'nin konuğu olarak bugiin ve vann Istanbtrt-seyjrcisiyle bulu^jyor. Ikincı kez ulusiafarası bir platformda gösterimi. 13 Haziran'da Londra'da ger- çekleşecek... Eşber Yağmurdereli ise ktmbilir nerede olacak o tarihlerde? . TURGAY FtŞEKÇt Cumhurbaşkanımızın son za- manlarda benim açımdan önem taşıyan iki demeci oldu: Bırıncı- sinde bır kültür merkezinın teme- lını atıyordu. "Benim vatandaşım akşam olunca saat dokuzda > atıp u> unıamalı: tiv atro, konser salon- lannı doldurmair dedi. tkinci- sınde de, "(ki bin yü önce .Aspen- dos Tiyatrosu'nun japıldjgı bu top- raklarda bizler keçi giiderek yaşa- vamayiz" dedi Ikisinde de çok haklı. Ama ben onun ılk başbakan olduğu yıllar- da bir ılkokul öğrencisiydim. Bu söylediklerinin gerçekleşmesi için otuz yıl öne bır şeyler yapmış ol- saydı. otuz y ıldır dünya dans tıyat- rosunun önderi olduğunu bu yıl- kı Tıyatro Festivali sırasmda öğ- rendiğim Wuppertal Dans Tiyat- rosu'nu tanımak ıçın bu denli bek- lemem gerekmezdı. Insani duygulan yansıtıyor Cam Temizleyicisi adli göste- rinin beni en çok etkileyen yanı. ınsani duygulan yansıtabilmesin- deki başarı oldu. Kırmızı güllerden oluşmuş bir dağ görünümüyle açılan perde. bütün oyun boyunca dağıtılan. toplanan, havaya savnılan, gökten yağan güllerle neredeyse sahne- dünyayı daha baştan bır gül bah- çesine -tüm insanlığın özlemi olan o gül bahçesi- dönüştürmüştü. Ilk oyuncu, yeryüzündeki ilk sabahındaymışçasına günaydın diverek dolaşır herkese. Ardından bir başka oyuncu, dünyanın en önemlı işini yapıyor- muşçasına -oyun boyunca süre- cek olan- bır başka eyleme gıri- şır. Tek tek izleyicilere bir istek- len olup olmadığını sorar; onla- ra çay, kahve, sandviç. çikolata. mevve taşır. Tabii, söylemeye gerek yok, bü- tün bu sahnelemeler son derece iç- li bırmüzıkeşliğindegerçekleşır. Sürekli yinelendigi izlenimi veren, son derece yalın bir Akdeniz mü- zıği. Üç saat süren. ama seyirciyi bü- yüleyerek kendine baglayan bu göstenden her biri unutulmaz olan sahnelerden ikisini burada anmak ıstiyorum. Oyuncuların: beyazı, siyahı. Uzakdogulusu bir sahnede ceple- rindençocukluk fotograflannı çı- kanp. seyircılere gelıp. "Bak bu benim! Aitı aylıkken: bu da ben. üç yaşımdav ken: bak bu da an- nem. bu da babam" dey ıp san- ki kişisel bıryakınlık kurmak ister gibi konuşmaja başla- malan. sahne gösterisıyle seyirciyi böylesine yaklaş- tırması bakımından önem- liydi. Ayaklanndan bağlanıp. başaşağı asılan bir oyuncu- nun bu halde yerdekı kova- dan aldığı sulan, yukanda ayaklan hizasındakı bır başka kovaya boşaltma uğraşı, sonra o sulann bır başkası tarafın- dan yıne yerdeki ko- vayaboşaltılması ve böyle sürüp gitme- w_ sı.. hayatın zor uğ- *"îj>**î raşlarının nasıl ko- . ' " * > • layca boşa gıdebıle- ceğjnı gösteren bir sahneydi. Karpuzu bölelim ortadan Vansı sana, varısı bana şarkısıyla \ıne ' dünya nimetlertnın eşıt- çe paylaşımının sav unulduğu gör- kemlı bir sahneydi. Buna seyırcı- len ınandırabilmek için ortadan böldükleri meyvelerın yanlannı seyirciye getirip vermeleri de yi- ne övle. Görsel bir şöleni sınırlı sözcüklerle anlatabılmek elbette olanaksız. Ama böylesi görkem- li gösterileri çok sayıda insana gösteremiyorsanız. hıç değilse böylesi güzelüklenn olduğundan haberdaretmeniz. dünyanın uza- ğında yaşayan bir toplum için bu- nun biranlamı varsa, bunayardım- cı olmak da elden gelen tek şey olarak kalıyor. en gerçek olanı sımarak insanı çaresiz bırakıyor Buyunun içindeki gerçek î \ ' ausch, sürekli güldürüyor aslında. Ama gösteri çok hüzünlü. Bausch, baktığı camı siliyor. Tüm yaptıklannı önüne dökmüş, hayatına bakıyor; hepsini bir kez daha izliyor ve kendini görüyor. Ülkemizden başka ülkelere giden beyin göçü, sonunda şairlerimıze dek uzandı. 50'li, 6O'lı yıllar- da yurtdışında yaşayan hemen hiç şairimiz yok- ken -elbet Nâzım'ı unutmuyorum- bugün çeşitli ne- denlerle çok sayıda şaınmiz başka ülkelerde ya- şıyorlar. Bu nedenlenn başında öteki beyin g^öçlerinde ol- duğu gibi iş olanaklan önde geliyor. Ozkan Mert, Yaşar Miraç, Şavkar Altınel, Roni Margulies, Mehmet Yaşın, Ali Asker Barırt ve daha nıcele- ri bu nedenle yurtlarından uzaktalar. Mustafa Ziyalan da bu şairlerimızden. Cerrah- paşa Jıp Fakültesfnı bitinp iki yıl Niğde'nin Fertek köyünde zorunlu hizmet yaptıktan sonra, Bakırköy Ruh ve Sinır Hastalıkları Hastanesı'nde uzmanlık eğitimini yanda bırakıp ABD'ye gitmıştı. Şimdi New York'ta bir hastanede psıkiyatrıst olarak çalışıyor. Dünyanın öte ucunda, Avustralya'da yaşayan ba- bası şair Nihat Ziyalan ın tam tersine. Yurtdışında sürdürülebilecek en zor işlerden bi- ridir şiir yazmak. Çünkü çalışma gereciniz olan dil elinizden alınır. Yabancı sularda yüzen balıklar gi- bi acemisisinizdir yenı dünyaların. Yıllar geçtikçe ayrımında bile olamazsınız zamanın dilınizden ve kültürünüzden neler götürdüğünün. Mustafa Ziyalan'm geçtiğımiz aylanda "Adam Sanat"\a yayımlanan ıkı şıirinde dilde bır yoksun- laşma duygusu uyanmadı bende. Dahası gurbet, bu bakışlarından her an cinlikler savrulan şairi ol- gunlaştırmış, şiirıne tatlı bir hüzün çökmüştü. _ 21 Nisan Dünya ŞiirGünü toplantısında Kemal Özer, Mustafa Ziyalan'ın yenı yayımladığı bir şiir kitabını verdi: New York'un Arabı (Yordam Yayın- ları, 48 s.). "Arabı" yerine "negatıfi" demediğine bakarak ozanımızın Türkçeyle bağının kopmamış olduğu- nu söyleyebiliriz hiç değilse. Coğrafya değişikliği- ni de şiirine rahatça sokabilıyor Ziyalan. Afyonlu ninesini yazarken de Los Angeles'ta oturduğu yer olan Venice Bulvan'nı da aynı algı ve anlatım gü- cüyle yazabiliyor. Farklı coğrafyalardan şıiri zarar görmüyor. Oysa, başka ülkelerde yaşayan pek çok şair için, kendi üîkesi ve dili, şiirinin sığındığı ve bozul- masından korktuğundan kapılarını da dış etkilere kapadığı bir limandır. Ülke, onlar ıçin şiirlerinin ana- vatanı olan dillerınin konuşulduğu yerdir. Bu ne- denle yaşadıklan ülkeleri şiirlerine pek sokmazlar, sanki şiirlenni / dıllerini bozacak bir unsur gibi gö- rürler onu. Belki de bu nedenle günümüz Istanbulu'nda ya- şayan şairler, diyelim kentın eski yıllarına ilişkin şi- irler yazmıyorlar ama, yirmi yıldan fazla bir süredir Londra'da yaşayan Roni Margulies, bize eski yıl- lann Istanbulu'nu anlatan şiirler yazabiliyor. Yine Ali Asker Barut da on yıldır Almanya'da ya- şamasına karşın oraya ilişkin şiirler değil de Us- küdar'ı ye Boğaz'ı anlatan şiirler yazmayı sürdü- rüyor. Ülke ve dil öyfesine kaynaşmış ki. sanki Türkçe ile Almanya ya da Ingiltere anlatılamazmış. gibi. Benim bu konudaki görüşlerim açık: Bir yazar elbet dilini korumak ve geliştirmek zorundadır. An- cak dilini korumak adına, başka kültürlere kapalı olmayı, dahası o kültürleri de yazın ürünlerinin ge- reci yapmaktan sakınmayı anlayamıyorum. İnsan- lık kültürü dediğimiz kaht, sonunda hepimizin or- tak yaşaına deneyımimızın sonucu değil mi? Fark- lılık saydığımız şeylerin de ortak yanımız olduğu- nu gördüğümüzde, yeryüzü belki daha ferah birev olacak hepimize. daha da küçülür kahkaham, daha kimsenin görmedığı ülkem kadar EMRE KOVUNCUOĞLU Artık yaşlı bir kadın Pina Bausch. Yığmışgeçmişini ar- kaya. kırmızı gülden birtepe olmuş. Ama o bıle yerinde duramıyor. Egertepeyi üreten bir hareket ustasıysa, sahne- de dolaşmasına pek şaşırma- mak gerek. Koreografılerini izleyenler ıçin artık neredey- se Bausch kadar tanıdık olan dansçıları bile yaşlanmış. Dansçı diyorum. amadansın sınınnı Bausch kadar açık tu- tarak. O her şeyin dans ola- bileceğini, her "şey"in dans edebileceğini söylüyor. "Cafe Müller"de, "Sacre de Printemps"da, "Pa- lermo, Palermo'"da ken- dilerine özgü koreogra- fıleriyle özlediğim dans- çılar. neredeyse aynı ko- reografilerle karşımda- lar. "Bahar Ayinir 'nde kurbanı canlandıran dans- çı. sanki yine birkurban... Böy/elikle benim için hepsinin her koreografi- de kendileri olduklan bir kez daha ortaya çıkıyor. Peki buna kendini tekrar etmek denmiyor mu? Evet. ama neden olma- sın? İnsan bedeni ve onu kullanma biçımi ne ka- dar değışebilır ki? Ya da karaktenniz? Aslında ha- yatın içinde daha doğru- su hareketin içinde zaten tekrar yok mu? Bausch biraz da bılerek ve özellikle üstüne giderek bu seferyalnızca hareketin için- deki tekran değil, gösterile- nnın içindeki tekrann da al- tını çizıyor. Mikrofonla uçak seferi anonsu. dansçıların izleyici- lere sundukları kendilerine ait fotoğraf ya da özel eşya- lar. oturarak yapılan dans İco- reografileri... Daha önceki gösterilerde kullanılan bazı kostümlere bile rastlıyorum. Ancak gösterinin sonunda Ba- usch izleyici/beni öylebirye- re getiriyorki yıne kendisiy- le ilgili en gerçek olanı suna- rak insanı çaresız bırakıyor. Bu gösteri ıçin "•gûzeUik" kavramıyla ilgili bir kelime yerine yalnızca "korkunç" kelimesini kullanmayı tercih ederim. Bu kadar gerçeküstü, rüyamsı ve parça parçalık için- den bu kadar gerçek olana varmak çok fazla altüst edi- ci. Tekrannı sorguiuyor Sahnede çogu zaman dans eden bir hareket fonu yaratı- yor. Önünde, arkasında ise sürekli dansın ürettiği duy- guya ters veriler. Bu sefer grup koreografıleri çok az. Dansçılar genelde sololarla sahnede varoluyorlar. Hepsi başka telden çalıyor bile di- yebilirim. Peki gösteri neden bu ka- dar hüzünlü? Bausch, sürek- li güldürüyor aslında. Ama gösteri çok hüzünlü. Bausch, baktığı camı siliyor. Tüm yap- tıklannı önüne dökmüş ha- yatına bakıyor, hepsini bir kez daha izliyor ve kendini görü- yor. Pina Bausch'un her büyük çalışmasından sonra eleştir- menler, "Geldiği son nokta bu. Bundan sonrasında işini daha fazla zorlavamaz" gibi yorumlarda bulunurlar. Sa- natçılar bellı bir yaşa geldi mi kendil'erinı tekrarlamaya başlarlar. Bausch kendi tekrannı bi- le sorguiuyor ve tekrarla ilgi- li çatışmasından vazgeçmı- yor. Gösterideki duygu. di- ğer gösterilerinde olduğu gi- bi tüm ağırlığıyla ortada. Bu- na tekrar denebilirmi acaba? Gerçekten de geldiği son nok- ta bu. Bu da yaptiğı en güzel yanı herhalde. Ancak gide- ceği son nokta bu olmasa ge- rek... Dağların Kenti Hakkâri' • Kültür Senisi - Hakkâri tlim Sağl.k. Kültür ve Araştırma Vakf, -Dagların Kenti Hakkâri' adl, bir kutur sanat dergisı yaym hayat.na girdi. Hakkâri Vahsı Nıhat Canpolat öncülügünde iki ayda bir yayımlanan dergının genei yay.n yönetmenliğini val. yardımcıs, Yılmaz Kun üstlenmiş Dergi ısmıyle mahrumiyet ve mahkûmiyetin gurbeti olarak an.lan Hakkârf>i tanıtarak Hakkân'deki yaşamdan kesıtler sunmayı hedefliyor. Derginin ık.ncı say.sında, Yılmaz Kurfun 'Mehtaplı Bir ?n ^ f 3 , Y a k a m ^ l a r r , Cemal Anoglu'nun Doruklardan , Selahattın GuldaPın '3000 Yıll.k Tanh , Mustafa Akvüz'ün -Hakkâri'de Sinemal, Gunler Baş ad, . Al, Kavakm 'Bozk.r Dirliği ve Yaşam ba^lıkl, yaz.lan yeral.vor. Dergıde aynca spor haberlerıne ve şıırlere de yer verilmiş. Bruce Lee anısına miize • Kültür Servisi- Kung Fu fılmlerinın aktörü Bruce Lee anısına Hong- Kong'da bir müze açıl.yor Hazıran ayında açılmas. beklenen müzede on binin uzennde hat.ra eşyaya yer verilecek. 1973 yıl.nda b.r filmın çek.rnlen s.rasmda beyin ödeminden ölen Ue. dunya çapmda üne kavuşan ve Çin filmlenni dunya pazanna taşıyan ılk Çinli aktördü K Ü L T Ü R » Ç İ Z İ K K A M İ L M A S A R A C I *2n v \
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog