Bugünden 1930'a 5,500,162 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 26 MAYIS 1998 SALI 12 KULTUR Sahnede 559 Brecht'le 30 yıl GILERÇETİN Komün Günleri"nm Madam Cabet'i. Iç Kuruşluk Opera'nın Bayan Peacha- um'u. Şvayk Hitier'e Karşı'nın Bayan Kopekhası Gisela May .. Yaklaşık elli beş yıldır sahnelerde olan. 1962-92 ara- smda tam otuz y11 boyunca Brecht>orum- layan Ma>. Onuncu Uluslararası Istanbu] Tiyatro Festi\ali"ne katılarak Brecht ve Brel parçalannı yorumladı. Hiçbir müzik .eğitımı almamasına karşın besteci Eısler'in keşfryle tiyatro ve müzik kariyerini bir ara- da gotürmeye başlayan May. kendisini şarkî söy lev en bir oyuncu olarak görüyor. *Her şeyden önce bir oyuncuyum ben," divor. Programında Brecht ve Brel'i bir araya getıren May. bu ıki ısmi böyle bir projede buluşturan ortak noktanın insan sevgıleri ve topluma vönelıkeleştirel ba- kışlan olduğunu vurguluyor. 76 yaşın- dakı Gisela May ıle programından önce - ^aklaşıkotuzyıl boyunca Brechtmun- lannda n>l aldınız. Yirminci yüzyıl tiyat- rosunda çok önemli bir yeri olan >azan siz nasıl değeriendiriyorsunuz? Brecht benım ıçın bu yüzyılda Alman dılının en anlamlı dramatik yazan. Bırey- sel kaderlerle ilgılenıyor \e bu bıreysel kaderlen genel bırtoplumsal yapı üzen- ne oturtuyor. Seyircmın hem kalbıne hem de aklına seslenıyor. Genellikle soğuk ve uzak sıfatlanyla tanımlanırancak benim ıçin en sıcak yazarlardan biri. -Gününıü/insanının Brecht'e yakla- şımı nasıl obnah. nasıl okuyup sahneleme- li>iz Brecht'i? Ikı Dünya Savaşı yaşadığı ve faşizm- den kaçması gerektığı ıçın temalart hep faşızme karşı oldu yazann Bu tür fikir- aklaşık elli beş yıldır sahnelerde olan. 1962-92 arasında Brecht yorumlayan May, 10. Uluslararası îstanbul Tiyatro Festivali'ne katılarak Brecht ve Brel parçalannı yorumladı. Gisela May. onlan buluşturan ortak noktanın insan sevgileri ve topluma yönelik eleştirel bakışlan olduğunu söylüyor. lergünümüzde de maalesefyenıden teh- lıkeli akımlar haline gelmeye başladı. Brecht şu anda ıçınde yaşadığımız kapı- talıst toplumu da ırdeledı ve bugün de hâ- lâ geçerlılığıni koruyan doğru gozlemler- de bulundu. Işsizlik sorununu çok önce- den gördü \ e dikkat çekti bu soruna. Te- me! noktalan vurguladı hep Bu neden- le onun yapıtlannda hâlâ geçerlilığıni ko- ruyan butoplumsalnoktalannıvıvurgu- lanması gereklı bence. Alışılmadık bir şekilde miizığı deoyunfanna kartı ve ben bu nedenle bır oyuncu olarak Brecht sah- nelemekten bü>âik zev k alıyorum Yırmı- li yıllann sonlannda ben küçükken evde Üç Kuruşluk Opera"yı dinlerdik Hay- randım bu yapıta. ama o zamanlarda yıl- lar sonra bir gün benım de bu yapıtı sah- neleyebileceğimı düşünmüvordum. - Televizyon vesinema çakşmalannızda var?Stzin icuı kamera kanşında olmanın ve sahnede olmanın farkı? Izleyiciyledogrudan bağlantı kurduğu- nuz tiyatro. elbette gösteri sanatlannın anası. Sahnedevken insan seyircıyı alda- tamaz. numara yapamaz ama kamera kar- şısında böyle bir olanağınız var. Öteyan- dan televizyon sızeçok hızlı ve kolay bir üngetırebılıyor. Beş yıldır çektiğimızpo- lisiye dızı on üç sezon boyunca sahnele- dığim "Cesaret Ana ve Çocuklan"ndan çok daha fazla ün getırdı bana. - Pek çok uluslararası tiyatro vüksek okullannda dersler veriyorsunuz? Bizi dersterinizkonusunda aydınlaür mısınız? Herhangı birokulla doğrudan bağlan- tım yok. ama pek çok okulda seminerier veatölyeçalışmalan düzenliyorum. Bun- lar bir ikı hafta sürüyorlar, ama o kadar yoğun bir çalışma oluyor kı o dönemde başka hıçbır şeyle ılgilenmiyorum. Bu- gün dünyada genç bırçok öğrencınin öz- geçmişinde Gisela May'in öğrencısı ya- zar. Bu benı çok mutlu ediyor. - Bu seminerlerde 'Brecbt'in sarkılan nasıl söylenir?" sorusunun yaıutını an- yorsunuz? Bu sorunun yanıbnı özedeye- bilir misiniz? Söz konusu parçalar, Brecht imzası ta- şıyınca elbette içerik önem kazanıyor, ama besteleri kesinlikJe göz andı etmemek gerek. Bestecilerin üretim süreçlerinde ne düşündüklennin de mutlaka ışın içine katılması gerekiyor. Örneğın KurtVVeiD'm melodileri çok denndir. Bunlann keyfi- ne vararak söylemek gerekir onun bes- telerinı. Hans Eisftrve Paul Dessau'da ise ritim önem kazanıyor. Brecht'in parça- lan çoğunlukla oyunlanndandır. Ben ön- ce uzun yıllar Brecht söyledım. ama sah- nede hiç Brecht oyımu yorumlamadım. Çoğunlukla Schiller ve Shakespeare gi- bi yazarlann yapıtlannı sahneliyordum. Ama bir gün Brecht şarkılannı ıyj yorum- layabilmek ıçin oyunlan da oynamam gerektiğini fark ettim. Ancak oyunlann- dan çıkarak anlayabilirdim onu. Ondan sonra da otuz yıl Brecht tiyatrosuna ada- dım kendimı. - Geiecekk ilgili planlannız neler? Yaprnak ıstediğım o kadar çok şey var kı! Sonbaharda Köln'de orkestrayla Eis- ler yorumlayaeağız. Vıyana ve Prag'da kurslanm var. Yaz avlannda da AJman- ya'nın batısında bir turneye çıkacağım. - Eklemek istedikJeriniz? Avustralya ve Amerika'ya. Tokyo'ya gıtmıştım, ama Türkıye'ye daha önce hiç gelmemiştim. Benim ıçin bırsürpnz ol- du. Ama önemli bir festival olduğunu duymuşîum. Menajenm bana teklif edin- ce hiç düşünmeden kabul ettım. Türk ız- leyıcısini hiç tanımıyorum. Bu nedenle bu akşamı merakla beklıyorum. Mil- va'dan sonra Brecht yorumlamak sanınm çok ilginç olacak. Çünkü Milva'nın Brecht'i çok Italyan bir Brecht. ben ıse Almanca Brecht'ı sunacağım Türk ız- leyicilere. Gülünç Kibarlar ile ' 17. yüzyıl metniyle doğaçlamanın mutlu evliliği' Moüere'in etkisiniyaratmak Salman Riişdii, Hindistanın arük Gand- hi'nin volundan çıktığını vurguluyor. 'Hindu milliyetçiliği körükleniyor! y GLUHAN UÇK.4N STOÇKHOLM - lsveç"in en büyük sabah gazetesı Dagens Nyheter'e bir yazı yazan Ingilız yazar SaJman Rüşdü. Hindistan"ın artık Gandhi'nın yolundan çıkmış olduğunu. iktıdardaki BJP partisinin yönetımi altında Hindu milliyetçiliğinin körüklendiğini belirtti. Gandhi'nin düşünce şeklinin, laik devlet anlayışınm giderek kendi ülkesı ıçınde unutulmaya başlandığını da vurgulayan Rüşdü şu görüşe yer \erdi: "Gandhi'nin çözûmleri. çok eski efsanelerden vola çıkarak bir Hint kimliği varatmaktan kavnaklanıyordu. Efsane kahramanlan. Hindistan'ın halkçı ve dinsel içerikli tarihindeki olav lar ve denn imlerk' elde edilen bilgiler onun felsefesinin temel kav nağını oluşturuvordu. Ama >iirümedi. Hint politikasında kısmen de olsa bir rol o> naıııış olan Gandhi yanlısı son politikacı JP Narayan'dı. Narayan. 1974- 77 vıllaruıda İndira Gandhi'nin kovduğu sıknöııetinıin kaimasında \e Gandhi'nin düşiirüunesinde önemli rol ov namıştı. Güoümüz Hindistan'ında Hindu millivetçiliği. BJP partisivle \e onun gangster benzeri yardakçısı Shıv Sena elivle şekilleniyor. Son seçim kampanvasında ne Gandhi'nin adı gecti ne de onun felsefesinden bahsedildi. Bu sekterci politikaya kapılmavanlann çoğu ise. Gandhi düşmanı ve sekterciük kadar tehlikeli bir başka güce bovun eğdi: Parava." Salman Rüşdü. günümüz Hindistan'mın serbest pazar ekpnomisinin kurallan \e kapıtalizmın koşullanyla vönlendınldığını \e buna karşı çıkan kımse kalmadığını da belirtti. Rüşdü, Indıra Gandhfnın. "Gandhi'nin sözlerinden çok vaşama şekli onun mesajını iletivordu" sözüne de \er verdıkten sonra vazısmı şöyle bitırdi: "Artık onun mesajıv la daha çok Hindistan'ın dışında ilgilenilivor. Albert Emsteın, Gandhi'den övgiiyle söz ederdi. \1artin Luther Kıng JR. Dalai Lama ve dünyanın biitün banş öncüleri onun izinden yürümüşlerdi. Bir ülkeyi kazanabilmek için kendi kozmopoh'tliğini feda eden Gandhi. öldükten sonra bir dünva vatandaşı haline geldi. Onun ruhu belki de hâlâ çevik. akılcı. sert. kurnaz ve -evet- etik ö/elliğini gösterebilir ve global Ylc-kültüriine (Mac-kültürüne de) teslim olnıamızı engellevebilir. Bu şeni imparatoıiuğa karşı akılcıhk. sofuluktan daha i\i bir silahtır çünkü. \a o pasif direniş meselesi? Bakafam arök." • "Moliere'in oyunda kullandığı mutsuzluk, trajedi, başansızlık gibi duygular hâlâ güncelliğinı koruyor. Bizim hoşumuza giden. oyunculanmızın doğaçlama stiliyle 17. yüzyıl metni arasındaki sürtüşme. Umanz ki bundan mutlu bir evlilik ortaya çıkmıştır." NURDAN CİHANŞÜMUL 10. L'luslararası tstanbul Tiyatro Fes- tıvalı kapsamında \önetmenlığinı Je- rome Deschamps \ e Macha MakeieflTm yaptığı Moliere'in "Gülünç Kibarlar' adlı oyunu sahnelenıyor. Fransa'yla buluşma projesı kapsamında Desc- hamps et Deschamps'ın sahnelediğı tek perdelik. kırk beş dakikalık oyun- da kendılennı reddeden ikı soy lu hanım- dan ıntikam almak içın markı kılığına soktuklan uşaklannı kullanan ıkı ada- mın öyküsü anlatılıyor. Oyunun so- nunda ise iki adam kaçmak zorunda ka- lırken, iki genç kız da yaşamlannı kız kurusu olarak sürdürüyor. Fransıztiyat- rosunda önemli bir yere sahip olan Deschamps ve MakeierT'in ilk klasik o>oınu "Gülünç Kibarlar" Macha Ma- keieffbu oyunun bugüne dek en çok ba- şan kazanan oyunu olduğunu söylü- yor. Jerome Deschamps. önceden görsel oviinlar sahneledıklennı belırterek ne- dçn Gülünç Kibarlan seçtıklerini şö>- leanlatıyor " Öncelikle Moliere'üı bu oyunu mizah duygusu açısından okluk- ça güçlü. Moliere bunu zamanında sah- nelediginde çok önemli cn uncularta bir- liktc çalışmışn. Bu oy unculan komik bir şekildesahnedegörmek insanlan eğ- Jerome Deschamps ve Macha Makeieff. (Fotoğraf: LJĞUR DEMİR) k'ndirmisri. Bizde bu nokiadan v aklaş- nk; çünkü bi/inı oyunculanmız da Fran- sa'da iyi tanınmış oyuncular. Bu save- de Molfctere'in zamanında yarattığı et- kiyi yeniden v aratacağımızı düşündük. Diğer neden ise bu oyunun pek tercih edilen bir oyun olmaması v a da oynan- dığında farkJı bir şekilde oy nanması. Fransa'da Moliere'in oyunlanndaki fars kısımlanndan utanılıyor ve bu kı- sımlar çıkartılarak oynanıyor. Aynca ovuneular. doğaçlama yapmalan ge- rektiğini bilmivor. Biz ise bunu bilen oyuncularla ovnuyoruz." Macha Makeieff ise oyunun, oyun- culara doğaçlama yapma şansı verdi- ğıni vurgulayarak aslında oyunda iki me- tın olduğunu söy lüyor "Borincisi 17.yüz- vılda yazümış olan esas metin. Ovun aktöıiere doğaçlama vapmalanna ola- nak verdiğinden artı bir metin gibi oiu- yor. Aynca bu oyunda karamsaıiık söz konusu. Oyunun başlangıcında bütün karakterler birtakım hayaUere sahip ve bu hayaller bir şekilde ayaklar ahî- na alınmış. Doğaçlamaya dayanan bir oyıınla bu duygular birbirinidengefiyor" Deschamps ise oyunun ruhunun do- ğaçlamajı gerektiğini belırterek ken- di oyunculannın yaptığı doğaçlama- lardan yararlandıklannı bunun da de- ğişıklık saynlmayacağını anlatıyor. Desc- hamps avnca Moliere'in de oyuna yaz- dığı önsözde salt metnin yeterli olma- yacağının altını çızdığini söylüyor. Macha Makeıeff oyunun oldukça klasik bir uyarlama olmasına karşın karamsarlık duygusu \e kınlan hayal- ler gibi evrensel değerlerin varlığını koruduğundan söz ediyor: "Mobere'in o> unda kullandığı mutsuzluk, trajedi, başansı/lık gibi duygular hâlâ güncel- liğini koruyor. Bence Mouere'in hâJâ geçeıii oünasının nedeni bu. İnsanhk trajedtsinden öyle bir şekilde söz ediyor ki. bunun içindeki komik yanı ortaya çı- karabiliyor. Moliere'in metinleri pek çok şekilde yorumlanabilir. Moliere, oyunculara önem veren onlan tanıyan ve bu anlamda da doğaçlamalan oyu- nun bir parçası halinegetiren biryazar." Jerome Deschamps. bu oyunun as- lında kendi tarzlanndan çok da uzak- ta olmadığının altını çizerek şunlan söylüyor: " Aslında birtakım ortaknok- talar var. Tamamen kendi tarzunızdan kopuk bir şey degil. Bizim hoşumuza gi- den, oyunculanmızın doğaçlama stiliy- le 17. yüzyıl metni arasındaki sürtüşme. L'manz ki bundan mutlu bir evlilik or- taya çıkmıştır. Grubumuzun beiii bir tar- u varve bu da oyuna vansıdı. Sonuçta önceki oy unlardan farklı bir şey oldu. Moüere'in dilini güncelleştirerek,qyun- culuk tar/ımızla biriestirdik." Moliere'in oyunlannın yalnızca söz- cükldre dayanmadığını anlatan Desc- hamps sözcük oyunlanna gırmeden de bırşeyleranlatilabıleceğinibelırtıyor. -Moliere'in oy unlannın esprisi bu. Bu yüzden oyundaki fars bölümleri atildı- ğında Moliere'e ve oyuna tam anlamıy- la ihanet olur. Moliere'in söylemek is- tediklerini fazla sözcük oyunlanna gir- meden de iletibildiğimizi düşünüyo- rum." Makeieff ise oyunu ba§ka baş- ka ülkelerde sahnelediklerinde iyi tep- kileraldıklannı anlatarak oyunda ikı ay- n dil katmanı olduğundan söz ediyor: "Halkın kullandığı dil ve saray diline öy- künen, ancak bir şekilde saraya ulaşa- manuş insanlann kullandığı dil. Sözciik- lerarasındaki farklılıkanlaşılabiliyor ve komedi de bundan doğuyor." Jerome Deschamps ve Macha Ma- keief yıllardır birlikte çalışıyorlar ve birbirlerini tamamladıklarını düşünü- yorlar. "Gülünç Kibarlar"ı önümüzde- ki günlerde \'iyana'da sahneleyecek olan ıkili daha sonra Offenbach'ın bir operasını sahneleyecek. Jııles Laıırens'in Türkiye seyahatiKültürServisi - Yapı Kredi Kül- tur Sanat Yayıncılık, istanbul Fran- sız Kültür Merkezi ve Paris Güzel SanatlarAkademisi ışbirliğı ile dü- zenlenen sergıde. 1846-1*849 yıl- lan arasını Türkıve \e Iran'da ge- çiren Fransız ressam Jules La- urens'm. Pans Güzel Sanatlar Aka- demisi koleksıyonunda bulunan ve dönemin Türkiye manzaralanndan oluşan suluboy a eserleri sergılenı- yor. Resim eğıtımıni MontpellierGü- zel Sanatlar Akademisi'nde ta- mamlayan ve 1842'de Paris'e ge- len Jules Laurens. coğrafyacı Xa- vier Hommaire de Hell'e eşlik et- mek amacıy, la çıkar Türkiye seya- hatıne. Fransız hükümeti tarafindan Karadenız, Hazar Denızi ve bu de- nızlere komşu topraklarda bılımsel. coğrafi ve tarihi araştırmalar yap- makla görevlendinlen coğrafyacı Xav ıer Hommaıre de Hell, yanın- da kansı Adele Hommaire de Hell ve ressam Jules Laurens olmak üzere, 1846 Hazıranfnda lstan- bul'a gelirler. Bir yıl kadar İstan- bul'da kalan. Bursa. Iznik, Gemlık. Sapanca gıbı yakın çevrede ınce- leme ve belgeleme çalışmalannı siirdüren ekıp. 28 Haziran I847'de Istanbul'dan aynlır. Üsküp, Ereg- li, Amasra, Sinop, Gerze, Samsun, L'me. Perşembe, Ordu, Giresun. Tırebolu. Trabzon, Erzurum, Har- put. Dıyarbakır, Bıtlis ve Van'ı kap- sayan büyük bir seyahat gerçek- leştirır. Jules Laurens, güzergâh bo) unca yerleşim yerlerinden ha- rabelere. çeşmelerden kalelere, mı- man detaylardan güğüm ve halıla- ra kadar her şe> i resmeder Kuru ve suluboya çalıştığı resimlerin bir bölümünü de Fransa'v a döndükten sonra > ağlıbo>a olarak tamamlar. Mektuplan ıle 1901 'de öldüğu yıl yayımlanan "Atölyeler Öyküsü" başlıklı kitabında yolculuklan sı- rasında karşılaştığı tüm güçlükle- n gülümseyerek aşmasım bilen Ju- les Laurens Istanbul'u "Bütünüy- le büyülü ve Binbir Gece Masalla- n'na layik" bir kent olarak görür. Laurens, çeşitli yazılannda da. tut- kuyla v aptığı resimlennde de Tür- kıye'ye karşı yapmacık olmayan bir coşku sergıler. İstanbul 'dan 5 Ocak 1847tanhınde>azdığımek- tup. çalışma koşullan konusunda bir fıkır venr: "Çalışnıalanmı so- kaklarda koşuştururken. kayala- nn tepesinde, yağmurun ya da bu- naJücı sıcağın albnda, dimdikayak- ta ya da yere çömelmiş. yorgun ar- gın ya da cesareti kınlmış, binbir bi- çimsiz durumda yapıyorum." Christine Pelter, katalogda yer alan yazısmda Laurens'in öncelik- le bir manzaracı olduğunu v urgu- lavarak. doğuştan Akdeniz'le içli dışh olduğu ıçin. geçtiğı kentlerin şiirini algıladığını belirtir. La- urens'ın. Poussin geleneğinde ye- tişmiş olmasının getırmiş olduğu "tarih ressamlığı" eğıtimınm etki- sine değınır " Resimlerindegerçek- liklerini yitirmeden uyumlu bir dü- zenleme içinde değerlendirilen ya- pılar bir röportaj oluşturduklan kadar tarihe gömülmüş j a da yok olma volundaki imparatoıiuklar üzerine bir düşünme eylemidirter. Laurens'in resmindeki şey. belki de seferinden tek başuıa dönen bir Argonot'un trajik görevini gözler önüne seren bir geçmiş özlcmjdir." Çalışmalann büyük bir bölümü, coğrafyacı Hommaire de Hell'in 1854 yılında Paris "te basılan "Vb- yage en Turauie et en Perse" (Tür- kıye'ye ve Jran'a Seyahat) adlı ki- tabında yayımlanır. Bu seyahate ılışkın büyükyağlıboyaeserlerıse Fransa'nın çeşitli müzelennde ser- gileniyor. Yapı Kredı Kazım Taşkent Sa- nat Galensfnde düzenlenen ser- gı. Paris Güzel Sanatlar Akademi- si koleksıyonunda bulunan. Jules Laurens'in Türkiye seyahatıne ılış- kin 153 desenden 91 'ıni kapsıyor. Sinop, Eski Cami, kalem, suluboya. YAZI ODASI SELİM İLERİ Yiten Aşk Romanları Aşk romanlannı sever misiniz? Aşk romanlannı yalnız hanımlar okur sanılır. Ger- çı çokluk hanımlar okur ama aşk romanı okuyan pek çok erkek okur da tanıdım. Bir dönemin okuru onlar, artık geçmişe kanştı ka- nşacak bir dönemin. Evterde kitaplara daha sık rastlanırdı. Etajerde, ayak- lı kitaplıkta. kapağı camlı kıtaplıkta. Bahçede. hasır masanın üstünde, gelişigüzel, sayfalan açık, rüzgâr yapraklandınyor sayfalarını. Hıçkınk, kaç baskı yapmıştır, araştırdınız mı? Bu kara sevda romanı yurdun dört bir yanına ulaşmış. Doğan çocuklara ille Nalân, Kenan adı verilmiş. Nalân ve Kenan, romanın baş kişileri. Ama Kerime Nadir, dünyamızdan sessiz seda- sız göçtü. Cenazesı kalkarken Şişli Camii avlusu bomboştu. Oysa eserleri filme alınmış, milyonlarca seyircıye ulaşmış. ünlü yıldızlanmıza biraz daha ün kazandırmıştı. Denizde kotra gezintıleri anlatmış romancının ce- nazesi ayazh, buz gibi bir gündeydi. Galiba orada, o ıssızlıkta düşündum. Yiten aşk romanları... Üç büyük imza: Kerime Nadir, Muazzez Tahsin ve Esat Mahmut. Büyuklüklerinı edebıyat tarıhimız pek onaylamaz. Üçünün de 'edebî' değer taşıma- dığı ılen surülmüştür. Dönemin okurları, bu savı önemsememiş olacak- lar. Üçü de hemen hiçbir romancımızın kavuşama- dığı bir okur kalabalığına ulaşmış. Esat Mahmut Karakurt'un Çö/c^e Bir Istanbul Kı- zı romanı, 1926 tarihlı bu romantîenim ellilere. alt- mışlara rastlayan çocukluğumda bjle popülerdi. Ne vardı romanda? Kim ne dersedesin, şimdi de hatıriadığım, duyumsadığım bir aftnosfer vardı. Esat Mahmut'ta aşk bir yandan da 'espiyonaj' öykuleriyte sarmaşır. Heyecan söz konüsudur. Ama Muazzez Tahsin Berkand, yalnızca 'platonik' aşkı di- le getirmiştir. Bin bir darboğazdan geçen 'evli' çrft, yatak odası kapısına geldığınde roman 'mutlu son 'la noktalanıverir. Çölde Bir İstanbul Kızı'nın ya daSo- kaktan Gelen Kadın'm o iştahlı sevişme sahnelen- ne Muazzez Tahsin asla yanaşmaz. Kerime Nadir'de aşk hem cinsellik edinmıştır hem de romantizminden kopmamıştır. Ama son kitapla- nndan birinde, anılannı yazdığı Romancının Dunya- s/'nda Kenme Nadir, değişen hayat üzerinde durur. Aşk sona ermiştir ona göre. O büyük aşklar, kara- sevdalı aşklar. Birbınne kavuşamamak acısının ye- rine. 'bir başkasını bulurum' düşüncesı geçmiştir. Öyle miydi? Bu yüzden mi aşk romanı yazılmıyor- du artık? Ama Batı'da hâlâ yazılıyor. Adeta bir tıcaret ko- lunda çalışılır gibi yazılıyor. Edebiyatımızda başka aşk romancıları da var. Çoktan unutulmuş Burhan Cahit Morkaya'nın/\y- ten'iniokumuştum;yoksaNişanlılar mıydı; benden bile siliniyor. Oğuz Ozdeş'in aşk romanlan var. Ethem Izzet Benice'nin aşk romanlannı oku- dum, hepsıni. Necatigil ondan söz açarken "hal- kın aradığı- okuduğu, tekrar tekrar bastlmış roman- lar"yazan diyor. Beş Hasta Var'ı, Istırap Çocuğu'nu ben de tekrar tekrar okumuştum. Bir ara, kıtaplığımda yer kaimadı diye, bu roman- lann çoğunu kapının önüne. koydum. Sonra pişman oldum, sahaf sahaf dolaşıp yeniden edindım. Hepsinın kapaklarına bayılırım. Kapak resimliyse, ille güzel bir genç kadın ve yakışıklı bir erkek. Yok, resimsizse, grafik düzenlemede baygın renkler, ör- nekse Samanyolu'nun kapağında günbatımı renk- leri ıç ıçe geçmiştir. Aşk romanı yazan Refik Halid, okurianna "tatlı sa- ailer" geçirtmek istedığıni söyler. Refik Halid 'ın ola- ğanustu Türkçesı bu romanlar boyunca da varlığı- nı korumuştur. Okuyun, Bugünün Saraylısı'ru, o 'ro- man Türkçesı'ne hayran kalırsınız. Dışi Örümcek'\, Nilgün'l&ri de okuyun, okumuşsanız yeniden oku- yun, anlatış ustahğı yürek oynatır hep. Cemal Süreya, popüler edebiyatımızın yabana atılmaması gerektiğini yazmıştı. Birfolklorzenginli- ği yakalıyordu aşk romanlannda. Cemal Süreya'nın yazılannı ne kadar çok özlüyorum. Galiba aşk romanlannı da ozlemişim. Adlannı unuttuğumuz daha nıce aşk romancıları, bir gün sizler için hiç olmazsa bir antoloji hazırlana- maz mı? "Aşk ve Karasevda Romanlan Ântolojisi..." Birkaç sayfanız yaşasa... Takvimde İz Bırakan: "Güneş batmak üzere idi. Kollanmızı balkonun ke- nanna dayamış, akşamın yeryerpembe biresmer- liğe boğduğu uçsuz bucaksız kırlan seyre dalmış- tık. Marmara kızıl renklerle tutuşuyor, beyaz duvar- lann çevirdiği ağaçlıklı bahçeler ve şuraya buraya bırakılmış zaıifkuş kafeslerine benzeyen köşkler, ağır ağır gecenin esmer tülüne bürünüyordu." Kerime Nadir, Günah Bende mi? 14. basım, 1961, Inkılap ve Aka Kitabevlerı. BUGUN • BORL'SAN KÜLTÜR V E SANAT MERKEZİ'nde saat 19.00'da Ece fdil (şanl ve Önder Ankın (gitar) katıldığı klasik müzik konsen dinlenebılır. • MARMARA ÜNİ\TRStTESİ FRANSIZCA KAMLı \'ÖNETtMİ Bahar Şenliği kapsamında Tarabya Kampusu'nda 14.00-16.00 arası Cenk ve Erdem'ın katıldığı Müebbet Muhabbet başlıklı söyleşı, 16.00-18.00 arası Bülent Somay. Ünsal Oskay ve Hasan Bülent Kahraman ın 'Kültür Ne Zaman Popüler Oldu' başlıklı panel. 18.00-20.00 arası Zeld Demirkubuz'un katıldığı söyleşı. 20.00- arası Blue Blues band, İndians. İstanblues ve Southern Comfort'un katıldıâı rock eecesj yer alıyor. • İSTANBUL İL HALK KÜTÜTHANESİ'nde saat 14.00'te Tansu Bele'nin yöneteceğı. Tufan Ata Türkydmaz, Meral Dalaman ve \usuf Çotuksöken'in katılacağı 'Gençlik ve Edebiyat" başlıklı panel izlenebilır. • BELGESEL SİNE,MACIL\R BİRLİĞİ nde Mehmet Eryümazın yönettığı Bir Sinemada Bir Dolunay adlı belgesel göstenîıyor. (292 39 84) • GOETHE ENSTİTÜSÜ'nde saat 18 30da Ercan Karakaş'ın yöneteceğı ve Freimut Duve'un katılacağı 'Medyanın Ozgürlüğü veSorumluluğu' başlıklı panel yer alıyor. 10. ULUSLARARASI İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ BUGUN • AKM Büvük SaJon'da saat 20 30 da Jerome Deschamps ve Macha Makeieff in yönettığı Gülünç Kibarlar adlı oyun ızlenebılir YARIIV • Taksim Sahnesi'nde saat 20.30'da Ankara Sanat Tiyatrosu'nun sahnelediği ve Rutkay Aziz'ın yönettığı .\krep adlı oyun yer alıyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog