Bugünden 1930'a 5,498,966 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 21 MAYIS 1998 PERŞEMBE 12 KULTUR Güzel sürprizlerle dolu Fransız Sineması, festivalden bir kaç palmiye ile aynlabilir Zonca, şimdflik en giiçlü aday VECDİ SAYAR 51. Uluslararası Cannes Film Festivali'nin yarışma bölümüne dört filmle kaiılan Fransız sine- ması. festivalden birkaç palmiye ile aynlacağa benzıyor. Şimdiye ka- dar izledıgimiz üç film de eleştir- menlerin ve izleyicilenn beğenısi- ni kazandı. Önceki yazımızda sö- zünü etriğımiz PatriceChereau' nun "Beni Seven Trene Binsin"inden sonra izlediğimiz Claude.Mffler'in "KayakOkulu'" (La Classe de ne- ige) de Cherau"nun düzeyinin aJ- tınadüsmeyenbiryaptmdı. Baba- çocuk ilişkisıni. aile ortamındaki sevgisizliğin çocuk ruhunda açtı- ğı yaralan ırdeleyen film. çocu- ğun dünyasını -özellikle fantezı dünyasını- çok duyarli bir anla- tımla yansıtıyordu. tnsan ilişkilerinin gizemli yön- lerine döniik fiimlerı ile tanınan Miller. polisiye bir öykü çerçeve- sinde şu sıralar Avrupa'da çok ko- nuşulan pedofili sorununa degi- niyordu. Miller. fılminde medyadaki şid- detin.çocuklann fantezilenni na- sıl olumsuz biçimde etkilediginı de sergiliyordu. Filmin en güzel sürp- rizi de iki başrolden bırinde bir Türk gencınin oynaması ıdi. Evet, karsımıza çıkan bu güzel sürprizin adı: Lokman Nalçakan. Filmin ga- lasından sonra y önetmen v e oyun- cularla birlıkte olduğumuzda ilk so- ruyu Miller'eyönelnvorum: "Ne- reden buldunuz bu Tiirkgencini?" Miller, Lokman'ın daha önce bir televizyon filmındeoynadığını ve bu filmin yönetmeninın Lokman'ı önerdiğini söylüyor. Lokman"la bir köşeye çekiliyoruz ve söyleş- meye başlıyoruz. Sanırım, hayatı- njn ılk röportajı bu. Basın toplan j tısı, ardından özel söyleşileryann başlayacak... Henüz 16 yaşında, Parisli bir Türk gencı Lokman... LucBeraud ile yaptığı televizyon filmınden önce sinema dünyasında fazla bir yeri yok... KemalSunal'ı. Mahsun Kymızıgül'ü. Orhan Gencebaj'ı 'Meleklenn Duşlenen Y'aşamı' - Erick Zonc 'laude Miller'ın 'Kayak Okulu'nda başrollerden birini 16 yaşında Parisli bir Türk genci oynuyor: Lokman Nalçakan (sağda, ortada). Erick Zonca, ilk filmi 'Meleklerin Düşlenen Yaşamı' ile belki de hem Altın Palmiye'yi, hem de Altın Kamera'yı kazanır. tanıyor, Türk telev ızyonundan. Bir işçiçocuğu Lokman. Snas- lı muhafazakârbiraıleden geliyor. İki oglan. bir kız kardeşi \ar. Ba- bası bu fiimcilık işine karşı gelmiş önce. Şımdı. bu başandan sonra tavnnın degişecegıni umuyor Lok- man. Türkçesinin oldukça iyı ol- dugunu görüyorum. "Ezanokur- dum, dedem müezzindi." "Evde hep Türkçe konuşuluyor" dıyor. Elektnkteknısyenlıgı okuyor Lok- man; "İnşaMahbuyılbitirecefim'" diyor. Sonra? Tabii ki sinema duşleri- nı süslüyor. Va Türkiye'den teklif gelirse? "Bakanz" diye kestirip atıyor. Lzaktan. Türkıye'nın man- zarası korkutuyoronu. İleride Fran- sa'da mı yoksa Türkıye'de mı ya- şayacagına henüz karar vermemiş. Festi\ al sarayında rol a.rkadaşı Cle- menUan den Bergh'le beraber se- yırcilerin dakıkalar süren alkışla- nna karşılık verirken gözleri pırıl pınl. "konustuklanm&'Türkhe'de çıkacak mı?" dıyor. Elbette. *Ya Fransa'da'." Cumhunyet Haftaya alırlarsa orada da çıkar... Işte böyle, Yılma/ Güney 'den, Tevfik Başer'den sonra bir Ana- dolu çocuğu daha Cannes"da fes- tival sarayının kırmızı halılı mer- dıvenlerindedünya karşısmda poz \eriyor. Avrupa daki Türkiye ger- çeğinin birgöstergesi bu kuşkusuz. Kendi çabalan ile Avrupa"da lutu- nan emekçilerden bırı Lokman. Kımbılir. belkı de bu ılk başansı. parlak bir meslek yaşamının ilk adımı olacak. Lokman'a film hakkındaki dü- şüncelenni soruyorum. "Babala- nn çocuklan ile ilişkisini" anlatı- yor. "Türkiye'de durum daha da körü bilivorum; daha sert baba- lar" diyor. Kimbilir, bir filmin bu yazgıyı değiştirmeye küçüçük de olsa bir katkısı olabilir. Lokman'ı değiştı- recegı de kesin. O şımdiden sine- ma dünyasının bir parçası. kara gözleri. pınl pınl bakışlan ile umut \eren biryıldız... Oldukça yüksek dûzcyB Miller'in filmınden sonra bir Fransız filmi daha gençlenn dün- yasma eğilıyor Erick Zonca. "Me- leklerin Düşlenen Yaşarm" (La v ıe re\eedesAnges)adlı fılminde yir- mi yaşlanndaki iki genç kuın dün- yasını anlatıyor. Filmdeki ana te- ma gene sevgısizlık. valnıziık. Kah- ramanlardan bırı. dünyaya sıkı sı- kıya sanlmış, yüreğı ileyasayanbir kız. diğeri ıse çevremızde sayıla- rı giderek artan gençlerden biri; ait oldugu sınıftan kurtulmayı düş- leyen. içıne kapanık bir kız. llış- kılen kaçınılmaz bir kopuşla sonuç- lanıyor. Erick Zonca. iki kahramanına dasevgiıleyaklaşıyor. Gerçeklik- lelirizmi.duygusallıklaloplumsal eleştirıy i olağanüstü bir bütünsel- lik ıçinde sunmayı başanyor. Gü- nümüz Fransası'nı. günümüz insa- nını böylesıne içten anlatan az film vardır. Ve ışınen inanılmayacak ya- nı. bu filmin bir ılk film olması. Zonca. birkaç sinema kursu. üç kısa metrajlı çalışmadan sonra. bir macerayagirişmiş. Benim için, şu anda 'Alûn Palmiye'nin en güçlü adayı "MelekJerin Düşlenen Yaşa- mı". İlk filmlere verilen 'Alun Ka- mera'yı alması ıse hiç sürpriz ol- maz. Kimbilir, belkı deCannes'm larihinde ilk kez bir yönetmen, hem Altın Palmiye'v i, hem de Al- tın Kamera'yı kazanır. Ama başa- rı yalnızca Zonca'nın degil. Fil- min iki genç oyuncusu. Elodie Bo- uchez \ e Natacha Regnier. olaga- nüstü bir sadelik. olaganüstü biret- kileyicilik içinde yorumluyorrol- lerini. Kadın oyuncu dalındaki ada- yım da onlar şimdilik... Cannes Festıvali. bu yıl olduk- ça yüksek bir düzey sergiliyor. Özellikle Avrupa sınemastndan gelen örnekler çok başanlı. Diger ülkelerin yapımlannı da gelecek ya- zılarda anlatalım dilerseniz. Tenof Hakan Aysev, Ankara Müzik Festivali'ne katıldı 6 ÇoksesK bir ulııs BAHARTANRISEVER ANKAR\ - Yurtdışında çok sayıda operada önemli rol ler üstlenen. Darms- tadt De\ let Operası sanatçısı tenor Ha- kan Aysev. müzikte Avrupa ekolünü Türkiye'ye getirmek için çabaladığını belirtiyor. Kurumlann müzigi halka in- dirmesi gerektıöını \urgulayan Aysev *Çoksestibiruhisdepiz.Bu.Atarûrk'ün en bÜNÎik amaaydı. Çoksesli müzik din- lediğini/ zaman gercekten çoksesli, çok yönlü olabilh'orsunuz'' diyor. 15. Uluslararası Ankara Müzik Fes- tivali içinde. geçen hafta sanatseverle- rin karşısına çıkan Özbekistan Ulusal Senfoni Orkestrası'nın konsen beğe- niyle izlendı. Orkestrada tenor olarak yer alan Hakan Aysev, 1987 yılında V'iya- na'da L luslararası 6. Belvedere Şan Ya- nşması'nda En Genç Şarkıcı ödülünü kazandı. Müzik eğitimıni Ankara De\ - let Konservatuvan'nda tamamladıktan sonra Viyana'ya giderek çeşitli turne- lere katılan Aysev. 1990 yılında Viya- na De\ let Operasrna kadrolu sanatçı ola- rak girdı. Burada kısa süre dünyaca ün- lü ltalyan sanatçı LucianoPavarotti'nin ögrencisi olan Aysev, bu dönemi şöyle anlatıyor: " Pa\arotti'yle ilk kezokukla tanıştır- dılar. 1963"tefiirkiyıe'ye gelmiş. .\ma yu- halamışlar burada. O zaman tabii Tür- Idve'de inanılınaz birse\ive var. Konser- den bir gün önce beni dinlemeye karar Darmstadt Devlet Operası sanatçısı Hakan Aysev. \erdi. Birana>i 3 kez sö>letti. Sonunda 'Işte tenor' dedL ayağa kalktı. Meğer her seferinde yanm ton yukan akhrtnuş. Ondan sonra 5 kezçahşnk. Her Vlyana"> a geldiginde temsilden önceçalışıyorduk. Ondan sonra vemeğe gidi> orduk. O /a- nıan burada bir plak bilc >wktu. Gercek- ten Allah gibiydi bizim için. Şimdi ber sey bulunuyor. Böyle bir ortamda arka- daşlık ilişkisine girmemiz çok güzel.'' Aysev. çogunlukla dünyaca ünlü sa- natçılara geçıt \eren Viyana'da yalnız- ca bir kez başrolde sanneye çıktıgmı anlatırken, bunu da baştenorun hasta- lanmasına borçlu oldugunu söylüyor. Daha sonra sanatını Almanya'da sür- dürmeye başlayan Aysev halen Darms- tadt Devlet Operasf nın kadrolu sanat- çısı olarak görev yapıjor. Türkiye'ye kesin dönüşyapmayıdü- şünmeyen Aysev, yine de her ayın 15 gü- nü burada kalmak ıstedıgini dile getiri- \or. "Avrupa ekolünü Türkiye'de gös- termek istiyorum" diyen sanatçı, sanat- çılann emeklilik yaşının >üksekligini eleştiriyor. Ayse\. şu göriişleri dile ge- tiriyor: "Garip bir kısırdöngü var. Türki- ve'deki sanatçılann hepsi çok iyi. Ama doletin sağlamış olduğu bir gü>ence var. Operava alınıyorsunuz. 65 yaşına kadar huradasınız. Kimsc sizi atamaz. Bunun sağlamış olduğu kolaylıktan do- layı kimsenin »idip şunu öğrene\im,şu- na bakayım diye bir problemi yok. Av- rupa'da angajmanlaren fazla 2 senedir. Ondan sonra düşünürsünüz. ne >apa- cağım diye." Türkiye'de opera sanatının çok geliş- tığini anlatan Aysev. 198O'lı \ ıllarda sa- lonlann valnızca prömıyerlerde doldu- ğunu belirtiyor. Gençlenn operaya duy- duklan ilgiye dikkat çeken sanatçı. "Ma- alesef I ürkiye'nin en büvük sorunla- nndan biri, aydınlanmızın sorunu mü- ziği bilmeden yetişmeleri. Yüzde 80'i operavaghrnemiştir.Tanımazklasik mü- ziğL senfoniyegitınemiştir. Okuldan alı- nabikcek bir eğitim bu. Onlann da ha- tası d e p " diyor. Halk konserlerinin önemine işaret eden Aysev. kurumlann müziği halka ın- dirmesi gerektiğini \urguluyor. BASSO İtalya'da dört konser verecek KültürServisi-Eylül ayın- da beşinci yılını kutlayacak olan Bilkent Senfoni Orkest- rası (BASSO), 18 Haziran'da Uluslararası îstanbul Müzik Festıvali için vereceği kon- serin ardından temmuz ve agustos aylarında Italya'ya hareket edecek. Bilkent Sen- foni Orkestrası, Siena "Mon- tepulciano Festivali" ile San Manno'daki "San Leo Festi- vaü""nin açılış konserleri de dahil olmak üzere İtalya'da toplam dört konser gerçek- leştirecek. Agustos \ e eylül aylannda ise Bilkent 5. Ulus- lararası Anadolu Müzik Fes- tivali için tç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesi'ni dolaşa- cak. BASSO. 26. Uluslararası îstanbul Festıvali çerçeve- sinde 18 Haziran Perşembe günü AKM "de bir konser ve- recek. Şef Cem Mansur'un yönetecegi konserın solisti mezzo-soprano Catherine Siena ve San Marino'da açılış konserleri BASSO'dan. VVyn-Rogers. Konserde Bi- zet, Berlioz ve Rimski- Kor- sakof unvapıtları seslendiri- lecek. BASSO, "yurtdışında sa- natsal etkinliklerde bulun- mak ve yabancı ülkeleıie sa- nat aracılığıyla iletişim kur- mak" hedefine. be^inci yı- lında. ilk olarak 31 Tem- muz'da Italya'nın Si :na ken- tinde düzenlenen "\1onte- pulciano Fe$thalin nin açılış konserini yaparak gerçekleş- tirecek. Klasik müziksever- lerin yakından tanıdığı ünlü İtalyan şef Rodolfo Bonucci > önetimindeki konserde. An- tonio \ ivakli ve Benedetto Marcello'nun eserleri yorum- lanacak. \yiii festival kapsa- mında 2 Agustos'ta verilecek ikinci konseri ise Italya'nın önde gelen müzik otorıtele- rinden şef Massimo Freccia yönetecek. Konserde, Beet- hoven'ın üç yılda tamamla- dığı 9. Senfoni seslendirile- cek. Niteliklı müzik tarihı ve siyasi özellikleriyle tanınan San Marino Cumhuriyetı "San Leo Festhali" açılış konserinin ardından BAS- SO. 6 Agustos'taki son kon- ser ile Italya yolculugunu ta- mamlayacak. Son konserler- de Rodolfo Bonucci 'nin yö- netimindeki BASSO. müzı- gin ölümsüz dehalan arasın- da yer alan Çaykovski'nin "Pathetkjue" olarak adlandı- rılan 6. Senfonisi ve Beet- hoven ile Rachmaninov'un piyano konçertolanndan seç- meler sunacak. Italya festıvallerinin arka- sından Anadolu volculuğu- na başlayacak olan Bilkent Senfoni Orkestrası. müzik diliyle yaptığı uluslararası dostluk ve barış çağrısıyla sanatseverleri buluşturmayı sürdiirecek. YAPI KREDİ SANAT FESTİVALİ ' 9 8 Mandalı arpçı Emer KennyAçıkhava'da ŞIİLE USLUTEKİN Son yıllarda Kelt müzigi ve türevinde çalışmalar yapan sanatçılann albüm satışlarının ülkemizde kazandıgı büvük başanlar. onlan hem canlı konserler vermek için hem de yeni albümlcrini tanıtım çerçevesinde Istanbul'a gelmeye çekmekte. Geçen yıl "'SecretGarden''i bize izleten Yapı Kredi Sanat Festivali sorumluları. bu yıl da Irlandalı genç arpçı Emer Kennj "yı. aynı isimli ilk albümünün tanıtımı çerçevesinde sıcağı sıcagına Açıkhava'da konuk ederek güzel bir sürpriz hazırlamış oldular. Dublin kökenli olan Emer Kenny. daha dokuz yaşında Irlanda arpı çalmaya başlar. Ardından klasik egitim görmek için Dublin Müzik Koleji'ne ve Londra Trinity Müzik Koleji'ne devam eder. Bu okullarda ana enstrümanı arpın dışında. hem klavye hem de "bodranr '(gergef biçımli birçeşit Irlandadavulu) çalma üzerine de eğitim alır. Dublin'e döndüğünde ilgi alanına oyunculuk ve tiyatro müzikleri bestelemek girer. Müzik kariyerı ile ilgili en büvük desteği. aynı zamanda menajeri olan eşi John'dan alan Emer Kenny. çocukluğu boyunca Beethoven, Chieftan's, Steve VV'onder. James Brovvn gıbı sanatçıları dınleyerek büyür. 1997 yılı sonbahannda da kendı adını taşıyan ilk albümü. iki yıllık yoğun stüdyo çalışması sonrasında gelir. Güçlü vokali ile kendısine sağlam bir mer Kenny'nin duygu yüklü, zarif, saflığı ve içe işleyen ritmik dans müziğini çoğu İrlanda dilinde yorumlayacağı konseri bu akşam Açıkhava'da saat 21.15 'te. yer edinmesini sağlayan bu albümde. beste ve aranjelerin yapımından başka müzisyen olarak da John'un büyük faydası olur (klavye. org ve daha birçok alet çalar). Yani kısaca albümün bütün gıdişatından o sorumlu olur. "Triloka/lVlercııry Record" tarafından bütün dünyada piyasaya sürülen albüm, üzerinden çok az zaman geçmesıne ragmen çok büyük ilgi ile karşılanır. Kompozitör. söz yazan ve şarkıcı Emer Kenny'ye bu albümde eşlik eden müzısyenler arasında. geçen sene Yapı Kredi Sanat Festivali'ne gelen "Secret Garden" grubunun kemanıstı Fionnula Sherrv de bulunuyor. Grammy ödülü Jeffrey Lesser tarafından üretilen albümün diğer müzisyenleri arasında Sligo PeterHoran(75 yaşında efsanevi flütçü). Mel Mercier (perküsyon). Ronan BroMiıe (köylü kavalı) ve çelik gitarda Emer'in ağabeyi Shane Kenny yer almakta. Konserinde de kendi kullanacağı 20 yıllık harpını babasının bir arkadaşı yapmış. Eleştirmenlerin Emer Kenny'nin müziği hakkında birleştileri onak nokta. onun Sinead O'Connor, Enya ve Loreena Mc Kennitt'ın müziklerini başarıyla birleştirdiği yönünde. Mistik Irlanda ezgilerini başanyla yorumladığı albümün en güçlü parçaları "Amhran Na Leabhar", "Is Fada". "The Voices" v e şu sıralarda kulüplerde sık sık çalınan "Golden Bro\*n"ı sayabilinz. Irlandalı aıpçı Emer Kenny'nin duygu yüklü. zarıf. saflığı ve içe işleyen ritmik dans müziğini çogu Irlanda dilinde yorumlayacağı konseri. bu akşam Açıkhava"da saat 21.15 'te. IŞILDAK VE YELPAZE ATİLLA BİRKİYE Mektuplar... Sözcükler, duyguların taşıyıcılandır; zaman za- man da derin anlamların yüklendiği en kolay, en yalın işaretler, ifade biçimleridir. Kimi zaman adına suskunluk denilen en katı maskelerini takarlar ve onların ardına saklanırlar. Sözcükler, sözcüklerimiz, bazen bizi derinden yaralar; bazen de duymak istediğimizse, yalnız- ca iki tanesi dünyamızı aydınlatmaya yeter. Yalnızca iki sözcük: "Seni seviyorum" gibi; "Sa- na âşığım" gibi... Sözcükler, sözcüklerimiz büyük taşıyıcılardır. Gün olur onlar da sorumluluklarının altında ezilir. Çünkü bizler, acımasızca sözcüklere büyük gö- revler yüklemişizdir. Hele de kendimizden kaçıyorsak... "Bu geç vakit bu sonbahar gecesinde kelimelerinle doluyum; zaman gibi, madde gibi ebedî, göz gibi çıplak, el gibi ağır ve yıldızlar gibi pırıl pınl kelimeler." Nâzım Hikmet'in bir hapishane gecesinde, Pi- raye'nin birmektubu üzerine yazdığı birşiirinyer- yüzüne düşmüş dizeleridir yukarıdakiler. Mektuplar da sözcükler gibidir; hem sözcükle- ri taşırlar hem de tüm bir dünyamızı. Onlar da tıp- kı sözcükler gibi hayallerimizin, aşklanmızın, acı- lanmızın taşıyıcısı ve saklayıcısıdır. Mektuplarda binlerce giz, anı saklıdır. Bize ait olan. Yüreğimize ait olan. Nâzım bir bavul dolusu mektup yazmıştır, Pira- ye'ye: yıllarca ve yüzlerce. Aşklann en büyüğünün tanıklığıdır o mektuplar. O mektupları okumak ne büyük şans... Mektuplar, iki citt olarak, koltuğumun altında, ba- hann güneşli birgününde bir Boğaz kahvesine be- nimle birtikte geldiler. Gururla masaya koydum mektuplan; o sırada ben yalnızca bu iki cildin taşıyıcısıydım. Yalnızca birtaşıyıcı vegönülden bağlı birokurdum: Tarihin sayfasına yazılmış olan o mektuplara, o aşka, o insanlara... Elden ele dolaştı; bir sevinci masanın etrafında- ki herkes yaşadı. Genç ve güzel bir kadın, belkı şaka yollu, kaldır dedı kitapları bana. Kaldır, çünkü bir kadın olarak kıskandım şimdi... Oysa ki o, kimseyi ktskanamayacak kadar gü- zeldi; oysa ki o genç kadına da onlarca şarkı ve şarkı sözü yazılmıştı; ama haklıydı... Kıskanılmayacak gibi değil hani. Bir kadına iki cilt tırtan mektup yazmak... Yıllarca, hiç bırakma- dan. Bu aşkın sonunu hepimiz biliyoruz; isterseniz so- nunu konuşmayalım. , ,, „ Öyle ya, ortada, gerçekte, tarihte "birçığlık"gt- bı yaşanmış yıllar vardı; "yoğun birduyarhlık" var- dı, hepimizin belleğine kazınmışolan: kimimizgör- müş, kimimiz dinlemiş, kimimiz okumuştuk... Mektuplar yıllarca bir bavulda, bir çantada sak- landığı gibi, bazen de yazılıp gönderilmeyi bekler, bir masanın çekmecesinde. Masa çekmeceleri de mektuplar gibi sırlarlado- ludur; hele bir yazı masasıysa o. Sözcükler, her bir kenarına birer anı olarak çizilmiş bir masaysa o... Kesinlikleçekmecelerinin birinde birkaç mek- tup vardır gönderilmeyi bekleyen. O mektuplann alıcıları ki, genellikle kendilerine yazılmış oldugunu bilmezler; yıllarca, hatta ölün- ceye kadar habersiz kalırlar. Aslında birine yazılmış bir mektubu gönderme- yen ne kadar da acımasız biridir. Sözcükler de bazen acımasızdır. Taşıdıklan an- lamın dışında da acımasız olabilirler. Bir mektup- ta yer alan sözcükler, mesela... Yalnızca yazılanı okuyorsak; o yazılan parmak- lara dokunma, onlan okşama, onlan dudaklarımı- za götürme anından yoksunsak, aslında anlamı ne olursa olsun sözcükler çok acımasız gelir insana. Özcesi, birinin yalnızca mektuplarta, mektuplar- daki sözcüklerie yetinmiş olması ne kadar da acı- dır! "Kelimelerin geldiler bana, ... yüreğinden, kafandan, etindendiler. Kelimelerin getirdiler seni, onlar: ana onlar: kadın ve yoldaş olan... Mahzundular, acıydılar, sevınçli, umutlu, kahramandılar, kelimelerin insandılar..." 'Karanlıkta Işık Damlaları' Afife Jale Tiyatrosu'nda • Kültür Servisi - Ankara Bırlik Tiyatrosu'nun kendi salonu ABT Sanatevı'nde bu sezon sergiledigi 'Karanlıkta Işık Damlaları' Ortaköy'deki Afife Jale Tiyatrosu'nda 23, 24, 29, 30. 31 Mayıs tarihlerinde saat 20.30'da sahnelenecek. Dario Fo-France Rame'in yazdığı, Zeki Göker'in yönettiği oyun 5 epizottan oluşuyor. Her epizot kendisi içinde bir bütünlük taşıyor. tablolar ara diyaloglarla bırbirine bağlanıyor. (525 25 44) Otyamlar ve Moshakis nesim sergisi yarın açılıyor • Kühür Servisi - Gazeteci-ressam Fikret Otyam ve özgün dokuma sanatçısı Filiz Otyam'ın geleneksel îstanbul sergileri yann saat 18.00'de Deniz Müzesi Sanat Galerisi'nde açılıyor. Sergide uzun süredır yurtdışında yasayan ressam Pavîi Moshakis'in eski îstanbul yaşamını yansıtan yapıtlan da yer alacak. Otyamlar ve Pavli Moshakis'in karma resim sergisi 4 Haziran'a dek her gün 10.00-18.00 saatleri arasında gezilebilir. (261 00 40) Ödüllü karikatürlep sergisi • Kültür Servisi-Karikatürcüler Derneği'nin 1974 yılından beri düzenlediği "Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yanşması'nda ödül alan karikatürlerden oluşturulan sergi 5 Haziran tarihine dek Beyoğlu'ndaki Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde gezilebilir Uluslararası nitelikteki sergide dünyanın çeşitli ülkelerinden ve Türkiye'den büyük begeni toplamış ve ödüllendirilmiş karikatürler yer alıyor. (5)3 60 61)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog