Bugünden 1930'a 5,500,162 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 10MAYIS1998PAZAR 8 PAZAR YAZILARI Elli yıllık Almanya12 Eylül 1944'te Londra'da bir araya gelen Batılılar, savaş bıtiminde Almanya'nın bölünmesi gerektiğine karar vermiş, sınırlannı çoktan çekmişlerdı. Doğu Avrupa So\yet Rusya'ya bırakılacaktı. Hitler sonrasında Federal Almanya Cumhuriyeti'ne izin veren, toplumunu tanhinde demokrasiye ilk kez kavuşturan da DörUer'dir. Ülkeye cumhunyet ve demokrasi. tabanın zorlamasıyla değil, tepeden intne gelmiştır. Kurulacak eyalet parlamentolanna kımlerin seçılebileceğine de münefıkler karar vermiştir. Günümüz Alman Anayasası. ABD Anayasası'nın hemen hemen bir kopyasıdır. Erkeklenni savaşta yitirmiş Almanya, kuruluşunun ilk yıllannda üst düzey kadroda görev alacak yüksek tahsilli ve deneyimli eleman sıkıntısı çekiyordu. Bu sonın, kurulan yenı düzenin tümûnde sezilmekteydi. Adalet Bakanlığı'nın neredeyse bûtün yargıç kadrosunu eski Nazi yönetiminin yargıçlan oluşturdu. Bunlardan biri, sonraki yıllarda Baden- VVürttenberg eyaletinde uzun süre başbakanlık görevinde bile bulundu. Sağlık Bakanhğı da Hitler'ın doktorlannı kadrosuna doldurdu. Alman ordusuna gelince. Savaşın bıtiminden üç yıl sonra yüksek rütbeli subaylan nereden bulacaklardı? Yarbaydan STUTTGART AHMET ARF\D korgenerale tümünü geçmişten devraldılar. Federal Almanya Cumhuriyeti'nın ilk başbakanı ünlü Konrad Adenauer'in sekreteri bile Hitler hayranı bir eski Nazi idt. Yıllar sonra kendisıni eleştırenlere "Adam yokluğunda ne yapacaktun ki" karşılığını vermiştir. Kısacası, günümüz Almanyası'nm 50 yıl önceki kurucu kadrosunda eski Nazıler ağırhkita idı. Kılit noktalannı ele geçirmiş bu insanlann, özellikle 1950'li ve 19601ı yıllarda genç cumhunyetın gelişmesınde ve toplum üzerindekı rolleri kaçınılmaz olmuştur. Ülkede Neo Nazılerin ortaya çıkmasının, Hitler hayranlannın artmasının. toplumdaki açık ve gizli yabancı düşmanlığının nedenlennı günümüzde araştıranlar, 50 yıl önce atılmış tohumlan nedense pek dikkate almıyor. unutuyorlar. Hitler'in generallerine ordusunu kurdurtan Almanya'da son yıllarda askerler arasında yabancı düşmanı olaylann çokluğu bir rastlantı mı? Yıllardır bılınen. ancak kamuoyundan gizlenen bu gerçeği Savunma Bakanhğı eninde sonunda ıtıraf etmek zorunda kaldı. Neo Nazılenn sızdığı ordu saflanndaki yabancı düşmanı olaylar birkaç yüzü bulmuştu. Yanm yüzyıl önce Almanya'ya cumhuriyeti getiren Batılı •'müttefıkler" kadrolaşmaya göz yumdular. Doğu Avrupa ve Rusya'da güclenebılecek komünizme karşı bir "ıtıendirek" ülke oluşturdular. Sam Amca'nın büyük yatınmlar yaptığı Almanya'da 1950'li yıllarda endüstri ve politikada görev alan genç ve çalışkan kadro sonsuz Amerikan hayranı yetişti, Atlantik ötesi ülkeye bağımlı oldu. Bu bağımlılık, özellikle politikacılar arasında günümüze dek geçerlilığini yitirmemiştir. 1982"de ülke yönetimini sosyal demokratiardan ele geçiren Kohl, yaşlı Boris ile el ele tutuşurken genç BiD'e olan hayranlıgını da belırtmekten kaçınmıyor. Eylülde genel seçimler var. Başbakanlık görevmı bir başkası devralacağa benziyor. Blair kopyası, yeni tip sosyal demokrat Schröder ülkeyi bakalım nereye götürecek? Yanm yüzyıl önce atılan tohumlardan yeşerenlerin köküne kibrit suyu dökebilecek mi? Hiç sanmıyorum. Kolay değil. Nesiller değişse de Anayasayı Koruma örgürünün nisan sonu verileri umutlandırmıyor. Radikal sağın işlediği yabancı düşmanı ağırlıklı suçlarda bir yıl içinde % 30 artış olmuş. A ffjh Ç/JVVJÇ nltnn^IH Kazakistanlı İkinci Dünya Sa>aşı gazisi. göğsünde y-lı tin, J M v u ş Vinıusuı gunjriataşıdığı madalysüarlabaşkent AlmatTdaki katedralde. İkinci Dün>a Savaşı'nda ölenler için dua erri. İkinci Dünya Sa\aşı'nın sona eri- şinin 53. yıldönümü Rusya'da \e eski So\\et cumhuriyetlerinde görkemli törenlerle kutlan- dı. Moskova'da Kızıl Mey dan'da yapılan zafer yüriiyüşüne binlerce asker ve gazi katıldı. Yazar olacak çocuk gözünden bellidirYazar olacak çocuk gözünden bellidir. Şöyle bir bakarlar gözlerine ve "Tanum" derler, "bu çocuk yazar olacak." Çocuğun konuştuğu dili anJamasalar da daha önce yazdığı bir şey olmasa da. olsa bile yazdığının neye benzedığini bilmeseler de, ille de bu çocuk yazar olacaktır. Eğri oturup doğru konuşahm. Eloğlu dedi ya bir kere bu çocuk yazar olacak diye. Olur da alimallah! Öyle ya, toplumu tanımaya hastanelerde temizlikçilik. düşkünler evinde bakıcılık. lokantalarda bulaşıkçılık yaparak başlayamaz ya. Öyle başlayanlar hıç kuşkusuz, asla yazar olamayacak insanlardır; gözlerinden bellidir. Sonra kım çalışacak günde 8 saat, neden yani? Daha mı büyük bir yazar olunacak o şekilde? Yoo. Tam tersi, yazar olunmayacak. Azfa Nesin'ımiz dedi ya "Bizde üç kişi bir araya gefee beşi şairdir" dıye. Burada ise yazar kimse o buraya geliyor, diğerlen yalnızca bır ıstatistik. Dedığimiz gibi gözler çok önemlidir bu kapsamda: Şöyle hafıf mahzunca bakmak gerekir kameraya, iyı nıyetli mavi gözlü tsveçlılere. Zaman zaman dalıp gitmelidir gözler. derinlik belirtisidir çünkü. K.arşındakiler o ürkek, mahzun bakışlan yakalayınca birbirlerine dönerler "Hah.tamam" derler. "bu adam bir yazar." Artık bulaştklara, hastane koridorlanna, v aşlılara "başka adandar" STOCKHOLM GÜRHAN UÇKAN bakacaktırlar, buraya gelirken yazar olmayı düşünme zekâsına sahip olmayan sıradan insanlar. Yollar artık aynlmıştır. Kitapsız yazanmızm derhal bir kitabı da olmalıdır; hani ilkokul diploması gıbı. Bunun içın de uygun burs gerekir. Eee, boşuna mı karar verildi bu çocuğun yazar olacağına? Burs da bulunur. "Yaz" denilır, yazar. Yazdığını kım okur? En yakın arkadaşı. Ona sorarlar. "Nasıl?" Yanıt kesin. "Nefis!" lşte, demedik mi? Oldu mu adam yazar' 7 Ehh. ma\i gözlüler yazanmızı yazarlığın başına oturttular; gensini biraz da kendısının getirmesı gerekir. değil mı? O da pazarlama gerektırir. Biraz ince kesim döner. pılav üstü az kuru. Yavaş yavaş da olur. ama en sağlamı bır "ağabey" bulmaktır. Sığınan her "küçük"le daha "büyüyen" ağabeylerden biri kolayca edinılir. Yazanmızın bulunduğu ülkeye davet ettırilır. güzel ve uzun bir tanıtma konuşması yaptınlır; "ağabey" memleketıne dönünce. Yazanmızın. filanca dilın en usta şucusu bucusu olduğunu söyler. Hemen anlamıştır çünkü; kıtabını okuyup anladığından değil. yazanmızın gözlenne baktığından. Olur ya. nasıl olduğu pek anlaşılmadan yazanmız gerçekten de yazar olabiiır. pişe pışe konumuna yerleşebılir. O ayn bir şey. Önemli olarak. elde hıçbir ven ve belırti yokken kışinın yazar olduğuna karar verilmiş olması. Kımse taşra dergıleriydı. üçüncü hamur kâğıda basılan. dağıtımı olmayan kitaplardı filan hıç uğraşmasın. Geçsın aynanın karşısına baksın gözlerine. Yazar olacağı bellıyse. gelsın buraya. Herkese yer var, önemli olan, gözlerinden belli olması. Bir Türk'e gönül vermek MOSKOVA Ona uçakta rastladım. Uzun san saçlan çoktandır kuafor göımemıştı. Makyajı ya yoktu ya da çok azdı. Koyu renk giysisı gri yeşil kanşımı gözlerindeki hüzünle uyum ıçındeydı. Bu görünüşüne bakılırsa. cam kenanna oturması onun içın büyük şanstı: hep dışan bakarak kaderini yalnız yaşayabılıyordu rahatlıkla. Başını hiç ötekı yana ç evirmıyor, kimseyle ilgilenmiyordu. Bır kez hostesin i kramı sayesinde yüzünü net olarak görebildim. Tüm bakımsızlığına karşın gerçekten g üzeldı: Tann vergısı bır estetikti bu. Nedense gamzesı olduğunu tahmin ettım ve gülümsemesinı şiddetle istedım. Pilotun uçuş hakkında sözüm ona bılgi verırken şaşırarak gülünç bir hata yapması onun dışında herkesi güldürdü. Bu durum benı kışkırttı; artık onu hissettırmeden izlemekle yetinemıyordum; mutlaka bağlantı kurmak. konuşmak istıyordum. İlk denememı kısık \e kibar bir sesle ve bana bakmadan kısa bır cevapla geçiştirdı. 10-15 dakika kadar cesaret ve akıl topladıktan sonra. daha az banal olduğunu düşünerek yaptığım ikinci deneme de aynı başansızlıkla sonuç verince moralimın bozulmak üzere olduğunu hissettim. Ve aniden daha önce hiç düşünmediğım bir şeyi söyledım. "Şimdiye kadar kimse uçaktan atlayarak intihar ermedi. Belki siz becerirsiniz.'" Hüzünle uyum kurmakta zorlanan büyük bir dikkatle birkaç saniye bana baktı. Sonra yine küçük penceresine döndü. Üçüncü ve son raundun da böyle kapandığı kanısıyla pes ederken ay r nı kısık ve kıbar sesle şaşırdım. Son zamanlarda hayatın mı ölümün mü daha zor olduğunu sıkça düşündüğünü mırıldanıyordu. Böylece söyleşiye başladık. "Artık uçsuz bucaksızlığa âçılan penceresine değil, bana ve önündeki koltuktakı anlamsız yazıya bakıyordu. Ona büyük mutsuzluk veren yeryüzünden on bın metre kadar yükseldiğımız sırada öyküsünün ilk kınntıları döküldü. Sonra da daha iri parçalar. Oldukça kederli bir anlatıydı bu. Ve çok ıçtendı. Insan ancak bır daha göremeyeceği yabancı bır yolculuk arkadaşına karşı bu kadar açık olabilırdı. Ben de hüzünlenmiştim. Artık yalnızca ona değil. zaman zaman da arkasındakı küçük pencereye bakıyordum. Beş y ıl önce 18 yaşındayken yakışıklı ve mert tavırlı bir delikanlıyla tanışmış, Çocuk Türk'müş. Birşirkette teknisyenmış. llişkileri hızla ılerlemış. E\ lenmeye karar \ermişler. Kızm annesı ve babası bu işe pek sıcak bakmamış. Hele damat adayının yakında memlekete dönmeye niyeti olduğu ortaya çıkınca ailenin muhalefeti daha da arrmış. Anne zaten hastaymış; o tartışmalar sırasında bır kalp knzi geçırip ölmüş. Babası. eğer gıderse onu e\ latlıktan reddedeceğinı söylemiş. Aşk ağır basmış. Yalnız babasma değil. "herkese ve her şeye veda ederek'" bılınemezlığe doğru yola çıkmış. Anadolu'nun yoksul bır kasabasıvla tanışmış 19'unda. "Tiim dış sıkıntılara karşın" ilk bir buçuk yılı mutlu yaşamışlar. Sonra kocasının kendıni başka kadınlarla aldatttğını hıssetmış. Tepki göstennce dayak yemiş. Kaynanası zaten başından beri ısınamadığı "Nataşa gelin'"e karşı iyice bayrak açmış. Son ikı yılı sınir krizlerı geçırerek ve büyük bir yalruzlık içinde yaşamış. Eşınıne\e 18 yaşında \e sanşın yenı bır kız getirmesı onu tümuyle çıldırtmış. Adı deliye çıkmış. İkı çocuğunu ondan uzaklaştırmak ıçin her şeyı yapmışlar. Hep geri dönmeyi düşünse de. yerınin-yurdunun ve kimseNinın (bır yıl önce babasınm da öldüğü haberinı almış) kalmaması, onu durdurmuş. Bır gün yedığı şiddetlı bır dayaktan sonra polıse başvurup kocasını şıkâyet edince çevresmdekı herkes onu tümüyle dışlamış. Evden ko\muşlar. Cebine bir uçak biletı koymuşlar. "Şimdi nereye gidiyorsumız" diye sorduğumda yenıden küçük penceresine dönerek benden kaçtı. Uçak alçalmayabaşlamıştı. Gökyüzünün penceredekı yerıni yeniden yeryüzüne de\retmesı onun gözlerindeki hüznü arttırdı. Inmeden önce bana dönerek "l çaktan atlayarak intihar etmek müthiş bir fikirdr dedi. Bunu söylerken acı acı guldü. Gerçekten de gamzesı vardı Ne olduğunu değil, ne olmadığını kanıtlamak...Opera sanatçısı Quintin Hayes, geçen günlerde benı bir haylı neşelendiren, fakat kendısi içın son derece gerilimli geçen dakıkalar yaşadı. Hayes, bir ırkçıyı canlandırdıgı son oyununun provalannın yapıldığı gün verilen aradan yararlanarak telefon etmek için dışan çıktığında. kendisıni ırkçı sanıp önünü kesen iki siyah gencın dayağından son anda kurtulabildi. Koşar adımlarla telefon kulübesine doğru yürürken aniden önünde bitiveren siyah gençleri, rolü gereği ırkçılar gibi giyinmiş bir opera sanatçısı olduğuna inandırmakta bir hayli zorlandı. Hayes'ın sözlerinı ciddiye almayan gençler, ona son bir şans tanıyıp ondan sanatçılığını kanıtlamasını isteyince de ortaya şöyle bır manzara çıktr. Telefon kulübesınin önünde, yüksek oktavlı sesiyle ünlü Fıgaro Operası'ndan aryalar söylemek zorunda bırakılan. ırkçı Dazlaklar gibi gıyinmış bır sanatçı ve onu, soktuklan sınavdan (!) başanlı çıkmaması halınde dövmeye kararlı ikı kızgın genç adam. Erraflannda da o sırada oradan gerçerken duruma tanık olan ve sanatsal çabadan çok. can havliyle şarkılar söyledığini bilmedikleri Hayes'i hayran hayran izleyen sanatsever seyirciler. Siyah gençlerin, Hayes'in opera sanatçısı olduğunu anlayabilecek kadar opera bilgileri %ar mıydı. bilinmez. ama şöyle ağız tadıyla doya doya bir hesap sorma keyfi yaşadıklan ortada. Hayes'in başından geçen bu fıkra gibi olay. bana, yaşamlannın bir döneminde. ne olduklannı değil de ne olmadıklannı böylesine kanıtlamak zorunda bırakılan başka insanlann varlığını anımsattı nedense. "Orduyu isyana sevk eden" bin olmadığını. yani 'ne olmadığını' bir türlü kanıtlayamayan Nâzım Hikmet örneğin. 1938 rutuklamalannda askeri ceza yasasının 94. maddesine göre yargılanan Nâzım. aslında komünist olduğu için tutuklanmıştır, ama o dönem komünistlıği suç olarak tanımlayan bir madde olmadığı için 94. maddeden cezalandınlması istenmiştir. Söz konusu madde 'askerleri iistlerine karşı kışkırtanlara' hayli ağır bır cezayı içermektedir. Fakat bir süre sonra komünistler için yeni bir madde konur yasaya. Bu LONDRA MUSTAFA KEVIAL ERDEMOL maddenın gerektırdığı ceza ise en fazla beş yıldır Bu nedenle Nâzım 'orduyu isyana sevk ettığinden' değil. komünist oldugundan yargılanması ıçin dılekçeler yazar. Ki o sırada cezaevinde yedinci yılını doldurmaktadır. Başvurduğu ılgili makamlar, o siyah gençlerin Hayes'e yaptıklan gibi Nâzım'dan komünistliğini kanıtlamasını isterler. O da yakın arkadaşı Nacı Sadullah'ı tanık gösterir. Gerisi kara mizahtır artık. Sadullah, Nâzım'ın komünıstliğıne kanıt olarak, şairin eserlennden söz edince yargıcın tepkisı şu olur: "Eserlerinde komünistlik yok. Şündi seni yalancı tanıklıktan tutuklanm." (Nâzım Nâzım, Aydın Aydemir. syf. 68) Nâzım komünistliğini. yani ne olduğunu ve askeri isyana sevk etmediğinı, yani ne olmadığını kanıtlayamadığı içın yıllarea hapishanelerde sürünür. Ne olduğunu kanıtlayabilme açısından Hayes'den daha şanslıydı oysa. İki siyah gencin, kısa bir süre ıçin bile olsa karar verecek birer otorite olmalan. gönüllerince bır müdahale keyfi yaşamalan, toplumun büyük bir kesıminin davranışı haline geldiğınde. işleri biraz ruhaflaştınyor ama. İngiliz televizyonlannda yayımlanan en uzun dızi olan Coronation Streef'ın Anne Kirkbride tarafından canlandınlan Deırdre adlı kahramanı. dızinm ılerleyen bölümlerinde. senaryo geregı. çıkarıldığı mahkemelerde tutuklandı. Bunun üzenne binlerce televizyon izleyıcisi ayağa kalktı Dizinın yayımlandığı kanala mektuplar, faks mesajlan yağdınldı. Tabloid gazetelerden bın 'Deirdre'e Ozgürlük' manşetlen attı. Mesele yan şaka yan ciddi, Ingiltere Parlamentosu'nda bile konuşuldu. Yani binlerce televizyon izleyicisı, Deirdre adına konuşarak onun aslında suçlu olmadığını, yani ne olmadığını anlatma telaşına düştüler. Böylelikle belki de gerçek yaşamda 'düzettme' şansı bulamadıklan yanlışlıklan hiç değılse T\"de düzelttirmeye çalışarak Hayes'ı birköşede sıkıştıran gençler gıbı bır şeylere müdahale zevklenni tatmın ettıler. Bır polıs köpeğine 'miya\* dedıği için bir İngiliz gencini 'köpeğin kişifiğiy k> oynadığı' gerekçesıyle 100 sterlin ödemeye mahkûm eden hâkım ise işin suyunu çıkardı ama O da köpeğin. köpek olduğunu, yani ne olduğunu suçlu gence bır güzel öğretti. Sonuçta Hayes. biraz zorlamayla da olsa siyahlann. TV kahramanı Deirdre sadık seyircilerinın, ağzı var dili yok bir köpek de hayvansever bir yargıcın sayesinde ne olduklannı kanıtlayabildiler. Nâzım'ın ne kadar talihsiz bir dönemde yaşadığını düşünebiliyor musunuz? BİLKENT ÜNİVERSİTESİ^ MÜZİK ve SAHNE ŞANATLAR! FAKÜLTESİ TİYATRO VE OPERA REJİSÖRLÜĞÜ - OYUNCULUK « g j ğ \ % OtNA SANAT DALLARt , ,; ^ — * " f ]j^HETENEK SINAVLARI • ^****iir^-15 HAZİRAN 1998 '. 11 Maye - 05 Haziran 1998 Tel (312) 266 42 30 • Faks (312) 266 42 30 Tiyatro Bölümü 06533 Bitkent - Ankara SATILIK KOOPERATİF HİSSESİ Esenyurt'ta kaba inşaatı birm.iş 128 m" dubleks daıre kooperatif hissemı devrediyorum. TeL: 19.00'dan sonra (0.216) 456 16 65 SATILIK YAZLIK Silivri Basınkent 4'te bakımlı yazlık. Tel: 540 67 72 - 711 68 10 Tatile çıkmadan kalbinizi kontrol ettirin. TÜRKKALPVAKFI 19 Mayrs Cd. Na: 8 Şişli/İSTANBUL Tel- (0 212) 212 07 07 (pbx) 10 Hat Faks: $ 212) 212 68 35 9 Mayıs '98 Hoş geldin ALİ BARIŞ "Bebeklerin ulusu yo* Bebekler, çiçeğidir insantığımızın Ve geleceğimizin biricik umııdu" A.B. Süreyya - Mustafa Çolak Romanlarınız ve ansiklopedileriniz yerinizden alınır. Tel: 554 08 04 SözveMûakMıMisAkanu YavuzTop SözveMüsfcMırtsAhrsu BağUnaUr Anf Sağ. MuMs AİOBU. YmuzTrç vekaval:töf$%: Anonm-Oefteyen: Aşjk YotaA«ş \ Bağlana: Owun Bayşy ;- \ OYANADÖNDBt *nonm*ektro Bağlama: Aı» ÖUKOĞIAN , . , SürfedGetendost T T Duanl«neTimur5e!ç* 6E2L GÖZ, ARPAOK ŞSr Enver Gökçf-Beöc BUNDAN SONRA MADENDAĞI BERİ GEL HALO GAftDASIMHASSO^SeSda^n irHasjdHûsevm MfldöRVURULOUK HALKlM*c i u — B«Ü: Sekb HASANKALESİ D«rimn:Sekblah«
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog