Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

-10MAYIS1998PA2AR CUMHURİYET SAYFA 15 DSP'de içki yok Demokratik Sol Parti istanbul örgütü geçenlerde, Mavi Marmara Lokantası'rtda içkili bir yemek düzenliyor. Davetiyeler 10 milyon liradan satılıyor. 1.450 kişinin katıldığı yemekte davetiyede yazmasına karşın içki servisi yapılmıyor. DSP'nin İstanbul'daki son il başkanının "hacı" kimliği kulaklara fısıldanırtcen, demokratik solcular erken saatlerde "parti dayanışması"nı hacı- hoca takımına bırakıp ağız tadıyla iki kadeh rakı içebilecekleri yerlerin yolunu tutuyor. Kuva-yı Medya içinde bulunduğu ekonomik güçlüklere peşisıra gelen milyarlık tazminat davalan da eklenen Kuva-yı Medya dergisi dağrtımdan çekildi ve abone sistemine döndü. Haftalık dergi Kuva-yı Medya'nın yıllığı 6.5 milyon, altı aylığı 4 milyon lira. Abone için Iş Bankası Ankara Gaziosmanpaşa Şubesi'ndeki hesap numarasr. 4241-0-183001... Yada Posta Çeki hesabı: Strateji/52-26-59. Tet: 0.212.512 05 05 Faks: 0.212.512 44 97Etektronik posta: Deraz.Som9raksn«tcom - Süleyman Demirel'in kardeşi banka satın almış. "Konuşan Türkiye'den Kazanan Türkh/e've!" K ocaman bir ormanda bir cadı yaşıyordu. Kuşlar ve diğer hayvanlar cadının korku- sundan yavrularını nerede saklayacakları- nı bilemiyorlardı, çünkü cadı onları çalıyor- du. Sincaplar onu görünce ağaçlara tırmanıyorlar, beyaz tavşancıklar var hızıyla ondan kaçıyorlardı. Ama bu ormanda bir de küçük peri yaşamaktay- dı. Küçük peri annesini arıyordu. Cadının, annesine bir büyü yapıp bir yere hapsettiğinden emindi. Ormanın dışında çok güzel, yemyeşil bir ova uza- nıyordu. Pia, arkadaşlarıyla oraya oynamaya git- mişti. Oyun oynarlarken, arkadaşlarını bırakıp çok merak ettiği ormanın içine dalıvermişti. Arkadaşla- n ona seslendilerse de duyuramadılar. Bu büyülü or- mandan çıkması pek de kolay olmayacaktı. Cadı onu görmüştü bile... Pia'nın etrafında dön- meye başlamıştı. Cadıdan korkan Pia, "Anne, anneciğim" diye ağ- lamaya başladı. Ağlama sesi, ormanda annesini Anneler aramakta olan küçük perinin kulağına ulaştı. Küçük peri var hızıyla o sese doğru seğirtti. "Korkma Pia" dedi. "Ben seni koruyacağım. Ver elini. Cadı beni göremez." Pia, ipek saçlı, yeşil gözlü, minnacık periye baktı ve elini uzattı. "Yanlız senden bir şey istiyorum" de- di Peri. "Cadı, benim annemi bir yere sakladı, onu bulamıyorum. Belki seni de oraya götürür, onu iz- le..." Pia, "Peki" dedi ve perinin elini sıkı sıkı tutup, ca- dıyı izlemeye başladı. Yürüdüler, yürüdüler... taa ki ormanın en karanlık yerine varana kadar. Peri bile korkuyordu. Bir kuyunun başına gekjiler. Cadı, Pia'ya, "Atla" dedi, "aşağısı çok güzel." Kuyunun derinliğinden gelen içli bir şarkı duyulu- yordu. Beyaz tavşancıklar, sincaplar, karıncalar, kuş- lar hepsi kuyunun başına üşüştüler ve cadıyı kuyu- ya ittiler. Küçük peri de Pia'nın elini bırakıp var hı- zıyla kuyuya indi. Kuyunun içindetutsak olan anne- sini alarak tekrar yukarıya çıktı. Artık hepsi serbestti. Daha sonra kuyuyu taş ve toprakla örttüler. Hep birlikte Pia'yı ormanın dışına bıraktılar. Küçük peri de annesinin kollarında ormandan çıktı. Pia onu, o da Pia'yı. hiç bir zaman unutmadı. "Büyükanne K'nin Öyküleri"nden biri böyle... Ketty Hakko'nun torunlanna anlattığı masallan An- ne Grenadine resimlemiş, oğlu Cem Hakko da bir Anneler Günü'nde umutları ve sevgileri paylaşmak için iki cilt kitap olarak yayınlanmasını sağlamış. Masaldaki peri bile annesini arıyor. Anneler kay- bolmasın... Annelerin de çocukları kaybolmasın. Annelerin kayıp çocuklarını araması masallarda kalsın... SESSÎZ SEDASIZ (!) Siper NVRÎKUSTCEBE Hotznj/viLAMA CSÜÖJVLE: Yüksek Yerilim Hattı Erdinç UTKU Avrupa'daki Türkler istek yapıp Türkiye'yi de yanlanna aldirsınlar! Partöanlık ANAP'ın iliğine Kurban Bayramı'nın ikinci günü Amasya Devlet Hastanesi Acil Servi- si'nde nöbetçi olan Op.Dr. Erdoğan Sü, kurbanlık hayvan yerine kendini kesenlerin tedavisiyle uğraşırken Mer- zifon'dan bir telefon geliyor. Amasya ANAP İl Başkanı Erdoğan Toto arı- yor ve, "Başhekimi bulamadım, kadın- doğum'da özel bir oda istiyorum, şu- nunla ilgilenir misin canım..." diyor. Canım sözcüğü doktoru rahatsız ediyor: - Ben bir hekimim. Devlet memu- ruyum. Benimle canım-cicimli konuş- mayın lütfen. Doktor, deyin; doktor bey deyin; hatta Erdoğan deyin... Tetefonun öteki ucundaki ANAP'ltTo- to, belli ki Merzifön'da seçmenlerine hava atarken. ummadığı bir tavırla karşılaşıyor. Dr. Sü "canım" uyarısın- dan sonra, "Şimdi buyrun size nasıl yardımcı olabilirim?" diyor. Toto. "Eşe- koğlueşek" diyerektelefonu kapatıyor. Aradan üç hafta geçiyor ve 12 Ey- lül döneminde sağcıların işlediği iki cinayette adı katil zanlılan arasında ge- çen Amasya Sağlık Müdürü Nihat Ulukışla, Amasya Tabip Odası Baş- kanı Op.Dr. Erdoğan Sü'yü çağırıp Ankara'dan gelen yazıyı tebliğ ediyor: "Muş'a sürüldün." Içişleri'nden sonra Sağlık Bakanlığı da ANAP'lıların par- tizanlığına aiet oluyor! PALAS PANDIRAS Banal siyasete sanal bunalımlaryakışır... [MüfitBozaa ÇED KÖŞESI OKTAY EKİNCİ 'O'yıllardan'bu'yıllara... Doğan Hızlan'm önensıne dört elle sanlarak "Onuncu Yıl Mar- şfmızı artık "Cumhuriyet Mar- şı" olarak da söylüyoruz. "Çıktık açık alınla" dıye başlarken, sa- dece 10. yılı değil. 75. yılı da aynı coşkuyla kutlayabilmek için... <. AcabsbDoğan Hızlan, böyksine bir öneriyi, söz gelimi neden 50. Yıl Marşı'yla yapmadı? Yanıtı açık: Birincisi, 50. Yıl Marşı'nı anımsayan kaç kişi var? îkincisi de "1970'lerin" bugüne ve geleceğe de taşınabilecek ne gibi başanlan, ne gibi coşku verici ka- zanımlan var?.. Zaten eminım ki Doğan Hızlan da sadece herkesin bildiği bir marş olduğu için değil. yıne 10. Yıl Mar- şı'ndaki "toplumsal sevinci" de ya- ratan o unutulmaz "1930'lann" yeniden anımsanması için bu çıkı- şını yaptı. Belki de; "Politikadan umut yok; hiç olmazsa Cemal Re- şit Reyin ezgisini yeniden ku- caklayarak aklımızı haşımıza top- lanz..." diye düşündü ve hepimi- tiv sektörünün ülkemizdeki iki bü- yük temsilcisinden biriydi. 10. Yıl Marşı'ndaki hanı şu ünlü "demi- rağlara" tutkuyu vurgulayan söz- leri nasıl da rahatlıkla söyleyebili- yordu?.. Yine aynı "coşkulu protokol" arasınıia pcneğin "Eurogoid fır- masını -Türkiye'den biryana- Ber- gama'dan bile hâlâ dışan çıkarta- mayan "yetkililer" de vardı. On- lar da 10. Yıl Marşı'ndaki "Bü- tün dünya öğrendi Türklüğü say- masını" dizesinı söylerken. mah- keme kararlanmızı bile elin şirke- tine saydıramadıklannı acaba bir an için bile olsa, düşünebildiler mi?.. Tersine sflreçler Her "yeni" durumun "üeri" ol- madığını. her yeniliği savunmanın da "üericilik" anlamına gelmeye- ceğini kendi yakın tarihine baka- rak "açıkça görebilme" şansına sa- hip ender uluslardan biriyiz. Babalanmız ve dedelerimiz 10. yılı coşkuyla kutlarken. örneğin tstanbul Lniversitesi önünde 1936'daki Cumhuriyet Bayra- mına katılan bu kız öğrenciler, yaşlandıkian zaman aynı mey- danda "'tiirbanlı kızlarınn da gösteri yapabileceğini acaba tah- min edebilir miydiler (FotoğrafCLMHURİYET ARŞİVÎ) zi "65 yıl öncesine" götürdü. Kül- tûrün politikadan farkı da işte bu- rada değil mi?.. 'Coşku'yu hak edebilmek Peki, neydi o 1933'ü öylesine co^culu kılan ve neydi 10. Yıl Mar- şı'ndaki o büyük "sevinci" yaşa- tan?.. Yanıtı jine açık: Kurtuluş Sa- vaşı'yla bağımsızlığına kavuşan bir iilkeyi, 10 yıl gibi kısa bir sü- rede yoktan yeniden var etmek... Böylesine bir "zoru" başarabil- mek için de öncelikle ülke ve top- lum yarannı gözeten, ulusal çıkar- lan her şeyin önünde sayan ve em- peryalist dayatmalara göğüs gere- bilen kararh've kişilikli politikalar- dan asla ödün vemnemek... Şimdi, ister istemez akla şu so- ru da geliyor: Acaba 10. Yıl Marşı'nı herkes bilmesine rağmen, yine "herkes" artık söyleyebilir mi?.. Daha doğ- rusu, her önüne gelen "yürekten" söyleyebiliı mi?.. Geçenlerde te- levızyondaizledim. Izmir'deki M lşa- damları Kurulta>ı"nda Emel Sa- yın. 10. Yıl Marşı'na başlayınca. salondakı izleyenlerle birlikte ön sı- radakı "protokol" de ayağa kalk- &ve Sakıp Sabancı'nın öncülüğün- de alkış tutarak marşa eşlik etti... Çok da neşeli, çok da mutluydular... Oysa ki aynı Sabancı, Türkiye'de "demin ollannı körelten** ve tüm ulaşım politikasmın "karayolu ta- şıtlan için*1 belirlenmesinde yıllar- dır etkili olan uluslararası otomo- kentlerimiz de "ilk kez" imar pla- nı uygarhğıyla tanışıyordu. Ne var ki 1950'lerden sonra başlayanplan düşmanlığı. günümüzdeki "kaçak kentleşmenin" de siyasal altyapı- sını oluşturdu... Acaba bu "geriye giden" sürecin sorumlulan da 10. Yıl Marşı'nı söyleyecekler mi? Yine babamın görevi nedeniyle çocukluğum Anadolu kentlerinde geçti. Bunlann çoğundaki. temel- lerio 1930'lardaatılmışfabrikala- nn çevresi işçi gecekondulanyla değil •'lojmanlarla" çevriliydi. Hatta o kente de hizmet veren park- lan, sinemalan ve "müsamere sa- lonlan" vardı... 1950'lerden son- ra bu uygarlık da terk edildi. Da- hası şimdi aynı "ulusal tesisleri" satışa bile çıkartıyorlar. Yine bu "tersine sürecin" lıderleri, acaba 10. Yıl Marşı'nı "ahnlan açık" ola- rak alkışlayabilirler mi?.. " O " yıllarla "bu" yıllan kıyas- lamak. aslında ne bu köşeye sığar ne de buna yürek dayanır. "Tarih Vakfi'nın vurguladığı "75. yılda bir bilanço çıkartabm" çağnsı işte bu nedenle "tarihsel önem" taşı- yor. Galiba Doğan Hızlan'ın öne- nsi de bu çağrıva "marşla katıl- mak"... Ancak yıne de düşünüyo- rum ki acaba 10. Yıl Marşı'nı o "ait olduğu" Onuncu Yıl'a mı bı- raksak? Çünkü, bugünbize hos, ge- lebilir ama gelecek kuşaklan yanıl- tıp da 1930'lardaki o coşku veren "bağımsızlık ruhunun" sanki 1990'larda da sürdüğü imajını ver- meye, belki de hakkımvz olmasa gerek... KİM KİME DUM DUMA BEHIÇAK behicakt turk.net "ûn*- öult demet/t ÇİZGÎLİK KÂMtL MASAKACI HARBİ SEM/H POROY MIRMIRLAR VĞVR DVRAK TARİHTE BUGÜN MVMTAZARIKA\ lOMayts "C/ZGİ DBLİSf BİR YASU ADAM.. 1843"t>A 8UGÛN, üfJLÛ JAPON *£SSj*Mf HOTJUSAl tHOKUSi), 83 >*4f/A/A4 ÖLMÛÇTİJ. ÇOK KUÇÜK. TA, BİR AVNA YAPfMCrSt TAKAFtNOAU Et/LAT ÇALIŞAhJ S/IZ ^ "UKİYO^', YÜZSM OÜN- ANtAMtM/4 GELEU, j*PON APfYOt HT HOtUt- ÖAJCÜ İÇ.İN "Ç.İZSİ OEUSr" PİYEM HOKUSAİ, ÖZEL UlCt-E PEY2ATLAGJÇ*t4M2*&ıl) tLE ÜAJCEVE C£K., 8ATI IN Gigı G GÖRÜŞ DENİZ KAVUKÇUOGLL Hep "68'li" Kalmak Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak üzere 16 Mayıs 1919 günü işgal altın- daki Istanbul'dan Samsun'a doğru çıkmadan ön- ce şöyle diyordu: "Alınacak tekbirkarar vardı; hâ- kimiyet-i milliyeye müstenid, müstakil yeni bir Türk devleti kurmak!" Dünyadaki ilk "Kurtuluş Savaşı"n\n önderi, bir cümlede özetlediği bu tarihsel projesini, Anado- lu'nun etnik kökenleri farklı halklarına özgüven- lerini yeniden kazandırarak, onları ayaklandırarak, örgütleyerek, tek bir bayrak altında toplayıp bir- leştirerek yaşama geçirdi. Her şey dört yıl gibi kı- sa bir zaman içinde gerçekleşti. Ulusun egemen- liğine dayalı bağımsız yeni bir Türk devleti kurul- du. Bu yıl 75. yaşını kutlayacağımız Türkiye Cum- huriyeti, "bizıboğmakisteyen emperyalizme" kar- şı kazanılan zafer sonucu doğdu. Bu zafer aynı zamanda Asya'nın, Afrika'nın, Güney Amerika'nm diğer "mazlum milletleri" ne de örnek oldu. Bizim kuşağımız lise çağlarında "yeni Türk dev- tef;"nin doğuş koşullannı bu açıklıkta öğrenme şan- sına sahip olmadı. Okul kitaplarımızda "Emper- yalizm nedir", "Kurtuluş Savaşı nedir", "Anado- lu Devrimi nedir", yazmıyordu. Bize "farih"i. bir "entrikalarzinciri'', bir "komplolarkarmaşası", bir "savaşlar bütünü" olarak öğrettiler. Tarıh dersle- rinde "sınıf savaşı", "emek-sermaye çelışkisi", "emperyalizm-ulusal devlet çatışması" gibi kav- ramlar geçmiyordu. Profesör llber Oltayh'nın de- diği gibi, bu kitaplan okuyarak "yurtsever" olmak mümkün değildi! Sokaklar bize okul oldu. Ülkemizin ve dünya- nın gerçeklerini "yasak k/rap/ar"dan öğrendik. Üniversite amfilerinde, alanlarda tartışarak, çatı- şarak bilendik. Her şeyden önce "haklı" olduğu- muzun bilincine vardık. Emperyalizmi somut ola- rak ilk kez Izmir Kordon Boyu'nda, Hasan Tah- sin'in düşmana ilk kurşunu sıktığı yerde bayra- ğımızı yırtan, üzerine çıkıp tepinen, ama yargıla- namayan Amerikan askerlerinin variığıyla, "IkiliAnt- laşmalar"\a tanıdık. Iç işlerimize. dış politikamıza yabancı güçlerin müdahalesini içimize sındire- medik. Bizim yurdumuz Vietnam, Mozambik ya da Angola gibi sömürgeleştirilmiş. emperyalizme mutlak bağımlı bir ülke değildi. Mustafa Kemal Ata- türk'ün önemini, Anadolu Devrimi'nın anlamını daha iyi kavradık. "Tam bağımsız" bir Türkiye is- tiyorduk. Yurdumuzu kanş karış gezmeye başladık. Ta- rih kitaplarında yazmayan feodal ılışkilere. dere- beylik düzenlerine tanık olduk. Ağalara. beylere, şeyhlere tutsaklığın halkımızın özgur iradesinin oluş- ması önündeki en büyük engei olduğunu gör- dük. "Gerçekten demokratik Türkiye" dedik. Tüm bu ilişkiler ve söylemler birbirine bağıı, birbirle- riyle iç içeydi. Ne var ki, biz bu özlemlenmizi di- le getirdikçe. alanlara, sokaklara taşırdıkça yaşam- sal varlıklarını emperyalizmin çıkarlarıyla, çağdı- şı toplumsal ılişkilerle bütünleştirmiş yerli egemen- ler, Türkiye'deki emperyalist çıkarlann "gönüllü- Ierordusu" milliyetçileri örgütleyerek üzerimize sal- dılar. Başedemeyince işkencelerle, hapislerle. darbelerle sindirmeye çalıştılar. En yığit, en yü- rekli, en yurtsever arkadaşlarımızı öldürdüler. As- tılar. Fakat yok etmeyi başaramadılar. Son çözüm- lemede biz kazandık. "68"le birlikte özgürleştik. Bu süreçtekafalarımızdagelişen "yurtsevertik"bi- linci giderek "sosyalist" bir zemine oturdu. O yıllarda Asya'nın, Afrika'ntn, Güney Amerika'nm "mazlum milletleri" emperyalizme karşı direni- yorlar, boyunduruk zincirlerini kırıyorlar. bağım- sızlıklarını kazanıyorlardı. Kurtuluş savaşlarının önderlerini Patrick Lumumba'yı. Che Guevara'yı, Fidel Castro'yu. Ho Chi Minh'ı. CamilloTores'i seviyorduk. Şimdi de seviyoruz. Gelişmiş Batı ül- kelerinin metropollerinde de gençler, aydınlar so- kaklara dökülmüşler, uzun süren "Soğuk Savaş" yıllannda üzerlerine geçirilmiş "tek tip giysiler"den. kendilerine dayatılmış "tekboyuttu insanlık"Xan kur- tulma savaşımı veriyorlardı. Emperyalizme karşı direnen halklar özgürlüklerine kavuştukça kendi- lerinin de özgürleşeceklerine inanıyorlardı. Ame- rika'da Stockeley Carmichael, ingıltere'de Ta- nk Ali, Almanya'da Rudi Dutschke, Fransa'da Daniel Cohn-Bendit arkadaşlanmızdı Jean-Pa- ul Sartre'a. Olof Palme'ye, Martin Luther King'e. Heinrich Böll'e. Muammer Aksoy'a. Halit Çe- lenk'e. Mihri Belli'ye, llhan Selçuk'a Hikmet Kı- vılcımlı'ya, Mehmet Ali Aybar'a saygı duyuyor- duk. Şimdi de duyuyoruz. Aradan geçen yıllarda duygularımız. inançlarımızdahadapekişti. insa- nın ve insanlığın kurtuluşuna olan özlemimiz da- ha da güçlendi. Hep "68"li kaldık. Öyle de kalacağız!. (Faks:0216-418 84 10) BULMACA SEDAT YAŞAYAS 1 2 3 4 5 6 7SOLDAN SAĞA: 1/Türkdili.tan- hi ve edebıyatı ile uğraşan bilim dalı. 2/ Halk di- linde sebze bah- 3 çesine verilen ad... Çok anla- yışlı \e sezgili 5 kimse. 3/ Önce- den verilen gü- vence parası... J Ermeni terör ve cinayet örgütü. 4/ Ender. sey- rek...Geçımsiz- lik. kargaşa. 5/ Ht Mu- hammed'ın genel kural niteliğındeki söz v e dav- ranışları 6/K.ir... Bırno- 2 ta. 7/ Birelektroliz aygı- 3 tındaki eskı kutup...Ca- 4 hit Kfilebi'nin bir şiir ki- tabı. 8/ lçe doğan yaratı- cıduygu.. Güney Ame- 6 rika'da yaşayan bir yük hayvani. 9/1501-1732 yıllan arasında Iran'da hüküm süren hanedan. YUKARIDANAŞAĞIYA: 1/Tarlayaatılantohunıuört- mek için gezdırilen ağaç sürgü... Genellıkle \akmak ıçın kullanılan ıri saman. II Muşmulava ben/er bir yemı>.. Hamurun fınna verilmeden önce dinlenmesi ıçin üzerin- de bekletildiğı tahta. 3/ Derriiryolu... Gaıpten haber \cr-- diğine ınanılan melek. 4/ Kripton elementinın simgesı... Çözgü ya da atkının kumaş yüzeyi üzerinde kendiligin- den bir desen oluşturduğu heT tÜT kumaşa \erilen ad 5/ Ödenti. 6/ Birtüresnekörgü... Adlan sıtat >apmakta kul- lanılan bir yapım eki. 7/ Güzel sanatlarda dua ederken be- timlenmış kişiye \enlen ad... Tabut. 8/ Kadınlann blıız üze- rine givdikleri yelek... Dumanrengi 9/ Bir ı>ı ycrınc ge- tırme... Asya'da bir ülke.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog