Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 10 MAYIS 1998 PAZAR • "Gerçeğe ihanet etmemeye çalışıyorum; onu en çıplak görünümüyle yansıtmaya çalışıyorum. Yaşartanlardaki değerleri anlamak, bunlan sinema seyircisiyle paylaşmak, filmlerimde iyi bir çıkış noktası oluyor. Seçtiğim konulann otantik olmasına dikkat ederim. Yansızlık ve dürüstlük benim için kaçınılmazdır". KULTUR Francesco Rosi, seyircilerinin olayları anlamasını istiyor 'Gerçeğıyorumtuyorumy Uluslararası lstanbul Film Festivali bu yıl da dünya sinemasının büyük ustalanndan bazılan- nı lstanbul'da ağırladı. Fes- tivaiin onurkonuklanndan olan ttalyan sinemasının önemü adlarmdan Frances- co Rosi,festivalin Yaşam Bo- yu Başan ödülünü aldı. Ro- si'nin unutulmaz çalışmalann- < dan "Sahatore GiuHano" (1962), RosLİstanbul Film FestmüindeYaşam Boyu BaşanÖdülü'nüakh. (Fotoğraf: KADERTUĞLA) "Le Manisulla Cttta" (Kentin Ozenndekı Eller - 1963), *Cristo si e fermato a EboB" (Isa Ebolı 'de Durdu -1967) ve *La Tregua" (Ateşkes -1997) fılmlen festivalde gös- terildi. 1922 yılında Napoli'de doğan Rosı, hukuk öğre- nimi gördü. Rosı'nin tarihe, sosyal konulara karşı olağa- nûstü ilgisi, tutkusu onun lıse ve iiniversıte dönemlerine dek uzanıyor. Doğduğu şehir Napolı ile ilgili kitaplan li- se yıllanndayken okumaya başlıyor. Tiyatroda yönetmen yardımcılığı yapıyor. bir yandan radyofonık pıyesler ya- zarken öte yandan çızgı roman da çıziyor. 1948 yılında *La terra trema" (Yer Sarsılıyor) fılminde Luchino \ls- cooti'ye asistanlık yapıyor. Usta Vısconti'nın dışında film setlerinde Mkhelangek) Antonkmi. Vlario Monicdli gıbi ttalyan sinemasınin diğer ustalannm yanında da çalışma- yı sürdürüyor. Şimdi mafya dûnyanın her yerinde -" Isa Eboh'de Durdu" filminizin tazetig vç etkisi unu- tulmaz, Dünya görüşünüzii yansıtan fümleriniz tümünde- ki yaklaşımlanrüza karşın şabkmlardan hep uzak. Anla- ümınıan gücünü nereden ahyorsunuz? Gerçekten alıyorum. Çunku gerçek şablonlan, klişele- n elimıne etmemi sağlıyor. Geıçeğı yorumluyorum ve ger- çeğe ihanet etmemeye çalışıyorum; onu en çıplak görü- nümüyle yansıtmaya çalışıyorum. - Gücünüz sanatınızda sadece gerçekten mi kaynakla- nıyor- yoksa başka etkenler de var nu? Gerçeğe yaklaşımım dürüstçe oluyor. Otantiklıği ola- na ahlakı bir duyguyla yaklaşıyorum. Değerlen kaybet- meden ve ihanet etmeden gerçeği yansıtıyorum. Sanınm ki yaşananlardaki değerleri anlamak, bunlan sinema se- Gürer AykaPa göre Türk orkestralanyla CD yapmak çok daha kalıcı 6 Burada her orkestranın şefiyîm' FECİRALPTEKİN Cumriurbagkanlığı Senfoni Orkestra- sı'nm (CSO) 'daimi şefl' ve Oenel Mü- zik Direktörü Gürer Aykal geçetı hafta Milli Reasürans Oda Orkestrası'nın ko- nuk şefı olarak Istanbullu müzikseverler- lebuluştu. Yıliardır Lubbock Teksas Sen- foni Orkestrasf nın genel müzik direktör- lügünü de üstlenen ve yaşamını Türkiye ve Amerika arasındapaylaştıran Aykal ile orkestralar. klasik müzik dinleyicisi veye- nı projelen üzenne görüştük. - Uzun süredir lstanbul Deviet Senfo- ni Orkestrası (tDSO) ile konser vermi- yorsunuz-. Evet, yönetimlerdeki kendine özgü bir anlayıştan ötûrii uzun süredir ÎDSO'yla konsere çıkmıyorum ama CRR Orkest- rası. BASSO ya da CSO ile tstanbu! iz- leyicisine ulaşabiliyorum. tstanbul da be- nım kentım. Burada da konserler veriyo- rum. ancak bu konserler tDSO'nun bilet ücretlenyleveAKM Konser Salonu'nda gerçekleştinlemiyor. Daha çok özel kon- serlerle geliyorum tstanbul'a. - CSO ve Türkiye'deki öteki orkestra- lar üzerinegend birdeğerlendirme yapar mısınız? CSO son derece ciddı birorkestra. Tam bir Avnipa orkestrası tınısı taşıyor. 11 Hazıran'da lstanbul Festivali"nin açıliş konserinı de CSO ile gerçekleştirecegiz. Genel bir değerlendırmeye gelince. Tür- kiye'deki de\ let orkestralannm yönetim- lennden kaynaklanan bazı çelişkiler ya- sadıklannı söyleyebılinm. Yöneticiler, orkestralann kendi içinden çıkan, müzi- ği bilen insanlar olsalar da, bir şeyi 'yö- netmek' farklı bir yeti gerektiriyor. Ina- nıyorum ki, orkestra yöneticıliğinde Av- rupalı bir anlayış benimsense ve memur yasalanyla ilgili düzeltmeleryapılsa Tür- kiye'deki orkestralar çok daha büyük ba- şanlar elde edeceklerdir. •Türkiye'de konserler vereceğiz' - Lubbock Teksas Senfoni Orkestrası ile olan çahşmalanıuzdan söz eder misi- niz? Bu orkestrada da çok ıyi müzisyenler- lebırlikte çalışıyorum. Müzisyen kimlik- lennin yanı sıra. Teksaslılar çok ıyi, dost canlısı. sıcak ve nazik insanlar. Herkes ora- yı tabancalann konuşruğu yer olarak bil- se de. Teksas'ın kelime anlamı bile 'ar- kadaşça' demek. Buorkestrayla gelecek yı] lstanbul. Antalya ve tzmir'de konser- \er\eTeceğiz. • "Türkiye'de orkestra şefi, yönettiği her orkestranın şefidir. Ben Milli Reasürans'ın konuk şefi olsam da onlann ketıdi şefıymişim gibi davranınm. Çünkü onlar Türk'tür. Onlan nereye taşırsam, yollanna oradan devam ederler". -SizTürkiye'de,Aınerika'daveAvru- pa'nınbirçokülkesindekonserlerveriyor- sunuz.İzJeyTcBerüzerinegozJemkrinizden söz eder misiniz? Herşeyden önce ben birTürk'üm,bir Türk orkestra şefıyim. Türkiye'deki iz- leyiciyı dünyanm hiçbir izleyicisine de- ğişmem. Bu konuda da objektif olamam. Diğer üBceleregelince, Amerika'da orkest- ra, kentin orkestrasıdır. Kent bilinci var- dır. Kişi, bir kentte yaşamanın gereklilik- lennın, üzerine yuklediği sorumluluğu bilir ve paylaşır. Aynı ölçüde de kentin nimetfcrindenpay alır. Orkestrakentin ma- lıdır. O kentin insanlan, kendi mallannı çok iyi kullanır ve orkestraylaövünç du- yarlar. Şefı kendilerinin vetüm kentin şe- fi olarakgörürler. Teksas'ta izleyicinin yaş ortalaması ise Türkiye'ye oranla olduk- çayüksektır. Konserlersırasmda salonpa- muk tarlasma döner. Bu insanlar, orkest- raya bir bilet almaktan öteye farklı yar- dımlarda dabulunmaktadırlar. Türkiye'de ise izleyici her şeyi devletten bekler. Ba- zen sponsorlar bulunur. Bunlar da kalıcı olmazlar zaten. Bu arada en iyi izleyici Alman izleyicisidir. Müziği çok iyi bilır- ler. ltalyan ızleyicisi de parasını verip konsere gıdiyorsa karşılığını almak, iyi müzik dinlemek ister. Müziğin tadını çı- karmayı bilir. Festival açıhşlan ve CDTer - Değqik orkestralar azin için farkh bir tavır getiriyor mu? Türkiye'de orkestra şefı. yönettiği her orkestranın şefidir. Ben Milli Reasü- rans'ın konuk şefı olsam da onlann ken- di şefiymişim gibi davranınm Çünkü onlarTürk'tür. Onlan nereye taşırsam,yol- lannaoradan devam ederler. Almanya'da herhangı bır orkestrayla bir şeyi üç kere deneyip başaramıyorsam, dördüncüyü denemem. Ama Türkiye'de 444 kere de olsa uğraşır. istediğimi yapanm. - Birazda yeni projelerinizden sözeder misiniz? Önümüzdeki hafta Ankara'da iki kon- ser vereceğiz. Sonra sirada Antarya. Fet- hiye ve Bursa var Ardından Amerika'ya gidip. 11 Hazıran'daki lstanbul Festivali açılış konseri içm tekrar geri döneceğim 14 Hazıran'da da Efes'te 300 kişılik bir koro eşliğinde 'Carmina Burana' ile Iz- mir Festivali'nin açılışmı gerçekleştirece- giz. lleriki ayiarda ise BASSO'yla birlik- te bir Güneydoğu Anadolu projemiz var. -Şu an bir CD çahşmaıuz var nu? CSO ve Ankara Oda Orkestrası 'yla bugüne dek 12 kadar CD kaydettik. Lond- ra ve Moskova Filarmonı Orkestralan ile de CD doldurduk, ama benim asıl dile- ğım Türk orkestralanyla CD yapmak. Böylesı çok daha kalıcı oluyor. Birkilo- metre taşı oluşturuyor BASSO ile yap- tiğım kayıtlann da kısa bir süre sonra pi- yasaya çıkacağını sanıyorum. AykaLorkestrayönetkileri için "Bir şeyi'yönctmek' farkh bir yeti gerektiriyor"diyor.(Fotoğraf: KADER TUĞLA) Tabutta Rövaşata'ya bir ödül de Amerika'dan Külrür Servisi-Tabutta Röva- şata Amenka'nın en eskı film festivali olan 41. San Francisco L luslararası Fürn Festivali'nden en iyi film ödülünü, 'SKYY Pri- ze'ı kazandı. Tabutta Rövaşata. bu ödülden önce Montpellier. Amıens. D'Annonay (Fransa), Tonno (İtalya). Selanik (Yunanis- tan) film festıvallerinden aldığı dokuz ödüle bir yenisini daha ek- ledi. Festival yetkılileri tarafından. Tabutta Rövaşata'nın, San Fran- cisco Festivali'ne on iki yıl önce Tevfik Başer'in '40 metrekare Almanya' adlı yapıtından sonra kabul ödilen ilk Türk fılmi oldu- ğu belirtildi. Bu yıl toplam 182 filmin katıldığı San Francisco Uluslararası Film Festivali iki ana bölümden oluşuyor. Binnci bölümde, yanşrna dışı olarak gös- terilen modem % e klasik sinema ömekleri, retrospektifler ve onur ödülüne layık görülen sinema sa- natçılanna ait yapıtlann toplu gösterimı yeralıyor. Danci bölüm- de ise Golden Gate Ödülü içm ya- nşacakbelgesellere, TV yapım- lanna, animasyon ve kısa film- lere de yer veriliyor. Golden Gate ödüllerinin yanı sıra festival. ilk veya ikinci fil- mini gerçekleştiren genç sine- macılann değerlendirmeye da- hıl tutuldugu SKYY Ödîilü'ne de yer vermeyi genç sinema sa- natçılannı daha geniş izleyici kit- lesine sunma anlamında uygun görüyor. Birincı gelen filme. ABD'deki sinema dağıtım ağına girebilmesı amacı ile küçük bir para ödülü verilmesi de öngörü- İen SKYY Ödülü yanşmasında yapıtlar, film eleştirmenleri, yö- netmenler ve sinema endüstri- sinde çalışan profesyonellerden oluşan birjüri tarafından değer- lendiriliyor. Tabutta Rövaşata SKYY Ödü- lü için 13 film ile yanştı. Festival jünsi, ödülün Tabut- ta Rövaşata'ya verilme gerekçe- sini şöyle ifade etti. "Bugüclü W- çimde hissedilmiş nim, lstanbul halkına v« kültürüne gerçek bir uygunsuzun bakış açısı ile vakla- şıyorvç bu vaklaşımını büyük bir mizah duvgusu ve yaraüa ener- ji eşliğinde gerçekİeştiriyor. Ta- butta Rövaşata; gerilla tara ba- ğımsufilmyapıtnının,berrak bir anlabm vc gerçek bir içgörü ile uyuşabileceğini gösteriyor" Bu yılkı SKYY jünsi Mısır asıllı fsviçreli sinemacı Nadia Fares. dağıtımcı Tom Hyiand ve film eleştirmenı Tony Rayns'dan oluşmaktaydı. yircısiyle paylaşmak. fılmlenmde ıyi bir çıkış noktası oluyor. Ben. anlatmayı seçtiğim konulara dürüstlükle, otantik olmasına dikkat ederek yaklaşınm. Filmlerimde yansızlık, dürüstlük benim için kaçınılmazdır. lsterim ki seyircılerim olaylan anlayabilsinler ve yaşanan insani gerçeklere ulaşsmlar. - "Kentin Üzenndekı Eller" fîlminiz dünyanın onemli kenüerini rant alanı olarak kuüanan mafvalann ne kadar çoğaldığını gösteriyor. S12 bu filminizi 1963 yılında İtal- yan mafyasuıa toplumun dikkatini çekmek için gerçekleş- tirmişsiniz. Bugünlerde Itaha'da dunım değişti mi? Önce şunu da belirtmek isterim ki u Kentin Üzerinde- ki EBer"filmimmafyay ı anlatmanın ötesinde politik güç- le ekonomik güç arasındaki gizli anlaşmayı da irdelıyor. Kırli ellerle, politikanın arasındaki gizli anlaşma. Mafya da bilindiğı gibi ekonomik birgüçtür. 70'lerden önce maf- ya sadece kacakçılık yapmakla yetiniyordu. 70'lerden sonra ise uyuşturucu kaçakçılığına başladı. Zamanla maf- yanın ekonomik gücü gıderek arttı, bir şirket haline gel- di: Temiz sayılan ellere kirli ellerini uzattı, onunla işbır- lığine girdı. Savaştan önce İtalya'da üç tane mafya vardı: Sicilya, Camarro, Napolı mafyalan. Şimdi ise görüyoruz ki mafya dünyanın her yennde: Çin'de. Japonya'da, Tür- kiye'de, Yunanistan'da, Kore'de. Rusya'da, Fransa'da. ital- ya bır Akdeniz ülkesidır; Italya'nın sorunlan tüm Akde- nizli ülkelenn de sorunlandır. Bu ülkelerdeki tanhi, eko- nomik, sıyasal sorunlann hepsı nerdeyse aynıdır. Ekono- mik ve politik güçlerdekı yozlaşma, onlann mafya ile olan organize cinaı işbirlikleri. ortaklıklan artık sadece İtal- ya'nın sorunu değıl. Bütün dünyada giderek büyüyen böyle bir sorun var. Ben ltalyan fılmcısi olduğumdan, ül- kemin başma gelen acı olaylarla ilgilenıyor, onlan doğrulukla yansıtmaya çalışıyorum. Çok isterdım kı başka uluslann yönetmen- leri de ulkelerinin gerçeklerini anlatsmlar. Sonuçta benim anlattığım ülkemin gerçek- lenne çokbenzeyen sorunlarla karşılaşaca- ğımızdan emınim. Özellikle Amerikan sı- neması benim italya ıçın anlattığım sorun- larla ilgili filmleryapıpduruyor. Şimdıler- de Bağımsız Rusya Topluluğu'nda da sine- macılar paranın. siyasetın bir güç olarak onlann mafyası tarafmdan kullaralmasını an- latıyor. ıçıne düşülen çürümeyi anlatıyor... -Sizttahan sinemasınınbuyük ustalann- dansmii Yeni kuşak yönetmenleriniz ko- nulannı nasıl seçrvor, siz onlara nasıl bakı- yorsunuz? Yeni yönetmenler kendi ıçsel sorunlany- la pek didindiler bir dönem. Ama son yıl- larda toplumun ortak sorunlanna yöneldi- ler. Kendi içsel karmaşalannı anlatmaktan birazcık uzaklaştılar. Sanınm bu. nesilden nesile değişen, nesı1 farkından oluşan bir du- rum. Benim çağdaşlanm savaş görmüş, sa- vaştan çıkmıştı. Hem de 2. Dünya Sava- şı'ndan Bızler Italya'nın maddi ve mane- vi olarak yenıden inşaedilmesını anlatmak zorundaydık. Bizler bu yeniden inşaya ka- tılma heyecanmı derindien hissettik. Savaş sonrası tüm ltalyan sineması, Yeni Gerçek- çilik akımı bu sosyal duyarlılığı. bu eşitlik- çi politik görüşü yansıtır ve aktanr. Yeni kuşak ltalyan sinemacılannınsa böyle bır so- runu yoktu Onlarçocukkenteronzmınon- yıl boyunca süren trajik vekanlı dönemine tanık oldular. Büyüdüklerinde ve sinema- nın olanaklannı kullanmaya başladıklan yı1larda bır türbaşkaldındabulundular. Ül- kelennin politik, ekonomik gerçeklerini reddederek kendi içsel çıkmazlannı, psi- kolojik tartışmalannı anlatmaya başladılar. Onlan anlayabiliyorum. Fakat görüyorum ki kişiselleştirilmış konulannı bir yana itip yeniden insanm sosyal ve politik yaşamla olan ilişkısini, zorluklannı anlatmaya yönel- diler. Sinema, daha çok yardımcı olmab -Nannı Morettı'nin "Caro Diano" (Sev- gfli Günlüğüm-1994) fılmini si/ ustalanna duvduğu nayranlığa adanmış olarak izle- miştim. Morerrj'nin sincmasuu nasıl bulu- yorsunuz? Morettı, ltalyan sinemasının en önemü yaratıcılanndan bıri, çok ılginç bir yönet- men. Ama Morettı en son kuşalctan sayıl- maz sanınm. Tam bizım ve son kuşak yö- netmenler arasında bulunuyor. - Büyük bir aktör olan Gian- Maria Vo- lonte'nin erken ölümü sizi sanınm çok et- kfledi- Volonte oyunculuk açısından dâhi bir ak- tördü. Onunla beş film çevirdim. Aldığım oyunculukgücünü unutamam. Oyuncu ola- rak varlığı uluslararası, olağanüstü bir et- kiye sahipri. Canlandıracağı karakteri anla- ma tarzı, ele alış bıçimi ve seyırcıye aktar- ması açısından da daima şaşırtıcıydı. Bü- yük bir yoğunluğa ulaşırdı oynarken. Oyu- nuna özel bir dennlik getırirdi; getirdiği bu derinlikle de seyırciyle kolayca unutulmaz bıriletişimsağlardı. - Istanbul'a ve bize söylemek istediğiniz bir şey var mı? Festivale teşekkür ediyorum. Festivalde gösterilen filmlenmse. benim ülkemin sos- yal ve politik gerçekliğini irdeleyen sinema- sal anlatımımın en anlamlı ömekleridir. Si- nema. halklann ilk kez bırbirini kolayca ta- nımasını sağlayan sanattır; değişik renk, ırk. din ve dile sahip olan insanlar kendi gerçeklenni, düşlerini, yenilgilerini, başa- nlannı, umutlannı sinema perdesinde gör- düler, göreceklerdir. Bunun ne denli önem- li olduğunun altinı çizmeye gerek yok. Ben sınemanın, dünyanın neresinde olursa olsun insan haklanna saygılı, adil bir yaşam sağ- lamada bızlere giderek daha çok yardımcı olmasını bekliyorum ve dıliyorum... KÖŞEBENT ENİS BATUR Es: Karakalem Portre Üzerine Geçen yılın sonundaydı, 1998'ın "Köşebent- /er"ini portre yazılanna ayırmaya karar verdim. Bir yıldayaklaşık 50 portre, arada da bir iki genel port- re denemesi kuranm, diye düşünmüştüm. Geçen hafta, üçte biri tamamlandı yolun, bir "intermez- zo"nun vakti gelmişti. Portre denerneleri bağlamında, küçük çapta da olsa, deneyim sahibi olduğumu söylemeliyim. İlk girişimim, 1979'da kaleme aldığım, kısa tanıtma metınlerınden oluşan "Vesikalık Fotoğraflar"ö[. Artmet Oktay'dan, bir yazısında teşvik edici bir cüm- le gelmişti: "Tanıtma notlannda bile sorgulayıcı bakışını terk etmeyen Enis Batur..." Ardından, be- nim gözümde önemli bır alıştırma niteliği taşıyan, Gergedan dergisinin şairieri ve yazarları için kâğı- da düştüğüm kıpkısa künye bilgileri geldi. Bunun sözünü etmeye değer mi, demeyin: Bir şairı, ya- zarı ş/md/'sinde konumlamak, bu işlemi bir-iki cümleye sığdırmak çok kolay degildir. Sonra, bir dizı "polaroid portre" yazdım: Boratav dan Atti- lâ llhan'a Yusuf Ablgan'dan Bitge Karasu'ya 'kah- ramanlanm. Bütün bunlara, "Per/şey"detopladı- ğım "yüzşiiıiefi" ile "Başkalaşımlar"üa yer alan "Yüz- yüze"yi eklemek isterim. Döküm şundan: Portre yazarlığı ile portre res- samlığı, çizertiği, fotoğrafçıhğı arasında görünen ve görünmeyen ortaklıklar vardır. Bir seferde tamam- layamayacağınız bir keşıf alanı önünüzdedir. Kimi zaman tanışmadığınız, karşı karşıya hiç gelmemiş olduğunuz biridir seçtiğiniz; kimi zaman, yıllara yayılan bir tanışıklık biçimı söz konusudur. Ne olur- sa olsun, kim olursa olsun, portresıni kuracağınız kişiyi aslında tanımazsınız: İnsan, kimseyi tanıma- dan ölür, kendisini tanıyacak kadar vakti ve isteği olmamtştır ki başkalannı tanımaktan söz edebil- sin. Demek ki, portre kurmak*, bir kesite ya da ana odaklanan ugraştır, diyebiliriz. Üst üste, Semih Poroy'un çizgi-portrelerine, Lütfü Özkök'ün fo- toğraf-portrelerine baktıktan sonra, Özkök'ün ser- gısinde rastladığım iki yazara, Aslı Erdoğan ile Ma- hir Öztaş'a, neredeyse on beş yıldır kafamda do- laşan bir soruyu yönelttim: Bir şairin, yazann yü- züyle yapıtı arasında birebir bağlantı kurabiliyor mu- sunuz? Ikisi de kesin yanıtlar vermedi bereket, yoksa bulmacayı benim çözemediğime varacak- tım. Portresini kuracağınız kişi yüzünden, vücudun- dan mı başlar? Yüz'ün bir ayna olduğu, olmadığı, olamadığı, olamayacağı doğru mudur? Yüz'ün bir kitap (bir metin) olduğu doğrudur bana kalırsa: Oylumu değişmeyen, ıçeriği oynayan (gelişen, ar- tan, bazen eksilen, karışan, kamaştıran...) inceya da kalın bir kitap. Portre ressamı ya da fotoğrafçısı, işe oradan başlamak, işi orada tamamlamak zorundadır ge- nellikle. O portrelenn karşısına geçtiğimizde bizim işimiz başlar: Ne kadar(ını) okuyabileceğimiz bel- li degildir. Portre yazmak, portre yapmaktan işte burada ay- nlır. Yüzünü hiç görmedığim (yüzünü pek az kişi- nin gördüğü) birinın, örneğin Blanchot nun port- resini kaleme alabilirim. O yüzü, okuduğum kitap- lannın arkasından, zaman içinden seçerolmuşum- dur. Gene de, tanışma derecem arttıkça, kurmayı seçtiğim portre sanki derinleşir. Yüz ile Tın arası bir gelgit yaratma olanağım doğar. Bizim edebiyatımızda, unutulması güç portre denemeleri yaalmıştjr. Yusuf Ziya Ortaç'ınkiler, Hal- dun Taner'inkiler sözgelımi. Beni en derinden et- kileyen Tanpjnar'ınkilerdır: Tarancı portresi benim gözümde doruktadır. Dünya edebiyatından tek bir örnek verecek olsam, duraksamadan, Michel Le- iris'in yaşamöyküsünün ilk sayfalarını kaplayan "ofoportre'sini seçerdim. Başka kim, kendisine bun- ca şıddetlı bir dikkatle bakabilmiştir? Bu köşebent portrelerinı karakalem çalışmalar sayıyorum, en yakından tanıdığım insanlarayönel- miyorum burada. Bir amacım var elbette, o amaç görülüyordur diye düşünüyorum. Yılın sonuna dek böyle sürdürecek miyim, emin değılim tam: Belki bir noktadan sonra, "f/p/eme"leregeçebılirim: "iyi Geçinenin Portresi" ya da "Kentin Merkezinde Sıkıntı Toplan Üretenin Portresi" gibi. Ama sırada başka karakalem portreler var. Türkiye Ahlaksc mı?' • Kültür Servisi - Yapı Kredı Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Salı toplantılan Türkiye'deki siyasetin, sanatın. ekonominin. edebıyatın ahlakmın- ahlaksızhğının tartışılacağı toplantıyla son buluyor. Salı günü saat 18.45'te gerçekleştirilecek olan "Türkıye Ahlaksız mı?' başlıklı toplantıya Çetin Altan, Enis Batur, Sencer Divitçioğlu. Ilber Ortaylı konuşmacı olarak katıhyorlar. (293 08 24) Atları da Vururlap' başladı • Kültür Servisi -Yönetmenlığini Şakır Gürzumar'ın yaptığı. Okan Bayülgen. Pamela Spence ve Fikret Kuşkan'ın rol aldığı Atlan da Vururlar adlı müzıkli oyun Bostancı Gösten Merkezf nde sahnelenmeye başladı. Genel Sigorta'nın sponsorluğunda ve Dat Prodüksiyonunun yapımcılığında sahnelenen oyun, mayıs ayı sonuna dek Bostancı Gösteri Merkezi'nde izlenebilecek. 4 ve 5 Haziran tarihlerinde Cernil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda sahnelenecek olan oyun daha sonra Rumeli Hisan'nda izlenebilecek. Horace McCoy'un yazdığı ve Özcan Özer'in Türkçeleştirdiği oyunun koreografısi Handan Ergiydiren'e aıt. 37 kişilik oyuncu kadrosunun yer aldığı oyunun müziklerini ise Grup Lokomotif seslendiriyor. 15. ULUSLARARASI ANKARA MÜZİK FESTİVALİ BUGUN • ORTA DOĞL TEKNİK ÜNTVERStTESJ'nde saat 15.00'te Şef Metin Arbakyönetımindeki Türk Silahlı Kuvvetleri Armoni Mızıkası ve Şef Andres Hanson yönetimindeki Isveç Hava Kuvvetleri Bandosu'nun vereceği konser dinlenebilir. • RESÎM \T HEYTCEL MÜZESİ nde saat 20.30'da MehmetOkonşar'ın (^piyano) eşlik edeceği soprano Frances Fenton'ın şan resitali yer alıyor. YARIN • MİLLt EĞtTtM BAKANL1ĞIŞÛRA SALONU'nda saat 20.30'da Lucio Dalla'nın vereceği pop konseri izlenebılir.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog