Bugünden 1930'a 5,498,767 adet makale



Katalog


«
»

9 NİSAN 1998 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 13 UYCARLIKLARIN İZİNDE OKTAY EKİNCİ Koca Usta Mimar Sinan ölümünün 410. yılında sıradan etkinliklerle anılıyor Miınar Sinan 'müzesinT istiyor• 9 Nisan, Mimar Sinan'ın ölüm yıldönümü. 1988'deki "Sinan Yılı" etkinliklerinde, ünlü mimanmız için artık bir "müzenin" kurulması gerektiği de karar altına alınnuştı. Aradan 10 yıl geçti; politikacılann anıtmezarlanna "öncelik" veren Türkiye, bu ülkeye gerçek kimliğini kazandıran bir sanatçı için verdiği sözü hâlâ yerine getirmiyor... OKTAY EKİNCİ UNESCO'nun karanyla tüm dünyada "Mimar Sinan Yıh" olarak kutlanan 1988'den bu yana "lOyıT geçti. Kimileri hemen "Ne çabuk geçti" diyecekler; ki- mileri de 10 yil önce Sinan'ın "bütûn dün- yada" saygıyla anıldığını belki de şımdi duymuş olacaklar... Koca Sinan'ın 9Nisan 1588 tarihinde 99 yaşında öldüğünde, sa- dece bugünkü Türluye topraklannda de- ğil, Balkanlar'dan Bağdat'a uzanan bir "uygarhklar zinciri coğrafyasında" aytu uygarlıklara nelen armağan bıraktığını bir kez daha anımsayalım. Yine Sinan Yılı'nda derlenen saptama- lara göre 80 cami, 400 kadar mescit, 60 medrese, 32 saray, 19 türbe, 7 darukürra, 17 imaret, 3 dariişşifa, 7 köprü, 15 suke- meri ve yolu, 6 mahzen, 19 han, 30 ha- mam... Aynca, Kamıni Sultan Süley- man'ın, irân seferinde Osmanlı ordusu- nun Van Gölü'nü geçmesi için kullandığı 3 kaduganm da Sinan'ın tasanmı ve de- netimi altmda yapıldığı biliniyor... tşte böylesine zengin bir kültür biriki- mini, ûstelik "kaha" olarak bu toprakla- nn tarihsel kımlıgine "hünerliefleri ve ya- raba aklryla" armağan eden Sinan için acaba bizler ne yapük; geçen 10 yıl için- de de yine 1988'de verilen hangi "sözü" yerine getirdik? Sinan Yılı'nda yapılan, sadece birkaç "O'nunla övünme toplanosT ve özellüde dönemin yerel ve merkezi sıyasetçilerinin "O'nun ne kadar büyük okluğunu anla- tan" hamasi açılış konuşmalanydı. Bir de Sinan 'ın türbesi vefasızlığın 'hüzünlü tanığı y Atatürk bir gün tstanbuTdaki kendi adını taşıyan bul- vardan arabayla geçerken, Süleymaniye'nin silüetini örten bir binayı görerek "o sandığı oradan kaldınnjz" der ve ikinci taİimatını da şöyle verir: "Sinan'ın heyke- ini dikiniz™" Günümüzün "Atatürkçü" b'derleri ise 21. yüzyıb bir Sinan Müzesi'yle karşılayabilmemiz için hâlâ "parasızlıktarT (!) yakınabiliyoriar... Sinan'ın Sû- leymaniye'deki alçakgönüllü türbesi de bu büyiik ve- fasızüğın "hüzünlü tanığı" oiarak semt sakinkrine ses- sizce çeşme hizmeti veriyor™ elbette yayınlar, gazete yazılan, yıluı so- nuna doğru yetışebilen bir TVprogramı ve kimi okullarda öğrencilere ders olarak ve- rilen Sinan üzerine ev ödevleri, kompozis- yonlar... (Bunlar arasında kuşkusuz yine de en yararlısı yayınlar oldu. Hıç değilse Koca Sinan'ın 400 yıldır bu coğrafyayı süsleyen kalıcı yapıtlan, gerçekten "kab- a" nitelikteki özvenli ve kapsamlı kitap- larda derlendi, belgelendi..,) Peki, ya Sinan'ın sadece o yıl için de- ğil, "dünya durdukça" kucaklanmasını sağlamak için verilen o "müze kurulma- s" sözlen ne oldu?.. Neden unuruldu?.. Bir ülkenin, kendi kültür ve sanat tari- hinde önemlı yen ve etkıleri olan sanatçı- lannı "insanhğa" da tanıtması için ilk ya- pacağı şey, kuşkusuz önce "kendi insant- na" tüm yönleriyle kazandırmaktır. Nite- kım birçok ülkede. uygarlık ve düşûn ta- rihine evrensel düzeyde de katkılan olmuş sanatçılan için "müzeler" var... Işte bu çağdaş kültür hizmetini Mimar Sinan için de ve özellikle O'nun yapıtlanyla "evren- sel silüetini tamamlayan" tstanbul'da ye- rine gerirmek, hatta "hemen'' başlamak, 10 yıl önceki Sinan Yıh'nın belki de en ge- niş onay gören resmi "karanydT. Istanbul eğer gerçekten bir "dünya ken- ti" ise ve böyle söylenip, böyle övünülü- yorsa, bu kenti asıl dünya kenti yapan de- ğerlenn en büyükleri arasındakı Koca Si- nan'a ait bir müzesi bıle hâlâ olmadıktan sonra aynı tanımlamayı yapmaya kimin, ne hakkı olabilir ki?.. Ne var ki bu büyük karar, 1988'i izle- yen yıllarda hemen unutuluverdi. Eğer, 1995yılının 9 Nisan günü tstanbulMimar- lar Odası'nın Süleymaııive'deki türbesin- de düzenlediği anma toplantısında yeni- den dile getirilmeseydi, "MimarSinan'ın müzesini kurmaözJemi" devletin resmi ya- zışmalanna bile hâlâ girmeyecekti. Toplantıdaki konuşmalardan "etkflen- diği" anlaşılan Istanbul Türbekr Müzesi Müdürlüğü'nün Mimarlar Odası'na gön- derdiğı 4.7.1995 tarih ve 233 sayılı yazı- sında; "9.4.1995teki anma topianosuıda, MimarSinan Türbesive bahçesinin onu ve eserlerini tanıtan bir müze olarak düzen- lenmesi fikri ortayaanlmışar._" deniyor ve aynı yazıda bu fikrin "cazip bulunduğu" belirtilerek gerekli çahşmanın da başlatıl- ması istenıyordu. Mimarlar Odası da bu resmi başvuruyu "ciddi birumutışığı" gö- rerek, hemen bir komisyon kurup neler yapılması gerektiğini saptamak üzere kol- larını sıvadı. Coşkulu bir calışma sonu- cunda da yüksek mimar Ratip Kansu ve Prof. Dr. Cengiz Eruzun tarafından derle- nen "Mimar Sinan Müzesi" hakkındaki rapor, 5 Ocak 1996 tarih ve 0012 sayılı ya- zı ekinde Istanbul Türbeler Müzesi Mü- dürlüğü"ne verildi. "Mimar Sinan'ın en önemli küllnesi olan Süleymaniye Camii çevresindeki tarihsel yapdann icinde çağı- mız insanına ve gelecek kuşaklara bir Si- nan Müzesi kazandınlmasıyla Türkh'e'nin geüşmiştik düzeyi göstergeleri içinde beUd de en önemlilerinden biri gerçekleştirilmiş oUcaknr" şeklınde noktalanan raporda. müzenin genel program taslağı da şu üni- telerle belirlenmişti: "Müze mekânlan - sergi mekânlan - toplanrı saJonu - Mimar Sinan Araşbrma Merkezi - arşiv - kütüp- hane-." Şimdi bu raporun "yeddhTere" sunul- masından bu yana da 2 yıl geçti. Yine bir ses yok. yine bir hareket yok... Türkiye, kendi geleneğindekı hiç değilse "vtfa kül- turüne' 7 bu denli duyarsız kalmamalı. Po- litikacılara anıtmezar yanşına girilirken, bu topraklara "ülke" kimliğini veren ve dünya durdukça da verecek olan gerçek değerlenmizı o gelir geçer politikacılardan "daha defersiz" görmemeli... Süleymaniye Vakfiyesi'ndeki 'dünyagörüşü'Müzelerin hem belgeleme, hem de "ögretme" işlevi var. Hele ünlü sanat- çılar ya da düşünürler adına ve onlan tanıtmak için kurulan müzelerde bu ikinci işlev daha bir öne çıkar. Çünkü sadece yaşamı ve yapıtlan hakkmda sı- radan ansiklopedik bilgi ve belgeleri değil, "sanatçı kişüiğj" ve "dünya gö- rüşü" açısmdan da toplumun doğnı bil- gilenmesini sağlayacak çok önemli "aynnnlan'' bir arada görme ve "öğ- renme"olanağı doğar... Örneğin Mimar Sinan için toplum- daki genel kanı, (elbette büyük bir mi- marlık ustası olmasırun yanmda) önce- lıkle bir "cami miman" olmasıdır. Ta- rihi camilerimızi şeriatçı amaçlara dö- nük siyasal hedeflerinde bir "araç" ola- rak kullanan kesimler de Sinan'ın hep bu yönünü öne çıkartarak, Koca Us- ta'nın kendi çağındakı "bilnneveavdın- hkdüşüncelere" ne denli hiz- met ettifini görmez ya da göstermezler. Dahası, yine Sinan'ı böylesine güçlü ve birikimli bir "sanatçj" yapan ve yi- ne çağınm en "flerici'" fikirleriyle donanmış dünya görüşünü hemen hiç gündeme getirmezler. Bu konudaki bilgi ve belgeler de değişik arşivlerde ve kütüphanelerde dağınık ve gizli bir şekilde durarak, çok merak- lı birkaç araştırmacının dışında toplu- mun bilgisine kazandınlmaz... Bu nedenle eğer "Sinan Müzea" ku- rulursa ve bu büyük mimann neden "büyük" olduğu tüm bilgi ve belgeler- le o müzede sergilenebilirse. örneğin en ünlü esen olan SiUeymaniye Camisi \e KüJByesi'nı bitirdıkten sonra "künlere emanet etmek" ıstediği de açıkça görülebilecek. Si- nan'ın bu isteği ile gü- nümüzde aynı camı- lere "siyasi amaçlar- la" sahiplenmış görü- nen şeriatçı kesimle- rin ne denli "çeliştiği'' de yine bu müzenin "ay- duılatacağT gerçekler arasın- da olacak. Işte, Süieymaniye V'akfıyesindekı "Mimar Sinan'ın önerisiyle'' yer alan böîümlerdenbirörnek. Sinan 'ın. bu bü- yük sanat yapıtına kimlerin yöneticı olabileceğine dair belirlediği koşullar, aynı camide "imam" olabileceklerin taşıması gereken niteliklenyle Vakfi- ye'de şöyle behrleniyor: " 1-Süleymanive'ninimanualet flim- lerini(teknolojikbilımi)veyüksek iKm- leri bilecektir. 2- Arapça>'i ve Farvcmı bilecektir. 3- Onlann yanında Latince>1 (Avru- pa dilını) bilecektir. 4- Kefere dini (Hınstıyanlık) iledini- miz İslamı mukayeseü olarak bilecektir. 5- Ata binecek, spor \apacak. güzef görünüşlü olacak ve güzel ghinecektir. 6- Evlenmiş olacak, kansı bir tane olacakve güzel bir kaduı olacakür. (Ha- rama bakmaması için) 7- Üm-i Teşhiri (insan yapısı bilimi- nı) bilecektir. 8- Bu imama gündefik olarak IS bin akçe verikcektir" Ne dersiniz; Sinan Müzesi'nin ku- rulmasını da pek beklemeden. 16. yüz- yıla ait bu vakfiyeyi büyük bir panoya yazarak Koca Sinan'ın Süleymani- ye'deki türbesıne şimdiden assak, yara- nolmazmı?.. Sinan, Sülevmaniye'yi sadece yaratmakla kalmadı. onu "aj dınlık eDere" de emanet et- mek için çaba gösterdi.^ tngilizyazar Julian Barnes 'ın romanlarından yapılan uyarlamalar Istanbul Festivali 'nde Siııema tutkımıımııı yapıtlarından filmler KültürServisi -Kitaplan Türkçede de yayımlanan ünlü çağdaş tngiliz yazar Ju- Han Barnes. sınemacılann yeni ilgı ala- nı oldu. Bu yıl 17. Uluslararası tstanbul Film Festivali'nde de 'Edebiyattan Be- yazperdeye' bölümünde romanlanndan yapılan uyarlamalarla festivalin gözde yazan konumunda Julian Barnes. Festi- valde yazann iki romanından uyarlanan Phiüp Saville'in "Metroland"ı ve Fran- sız kadın yönetmen Marion Vernouı'ün "Loveetc^Seni Sevmiyorum" adlı film- leri gösterilecek. Julian Barnes'ın 1991 tarihli kitabı "Talking it Over"ı sinemaya uyarlayan Fransız yönetmen Marion Vemoux, ün- lü Fransız yönetmen François Tmffa- ut'nun unutulmaz filmi "Juİes ve Jim"e benzetilen bu romanını "Fransıdaşür- dı". Öyküyü bir Fransa dekoruna taşı- yan yönetmen Vernoux, kitabın Stuart, Oliver. Gill gibi karakterlerine Benoit, Pierre ve Marie gibi isimler vererek tüm rolleri aralannda Chariotte Gainsbo- nrg'un da olduğu Fransız oyunculara verdi. Filmin yalnızca ismi Ingiliz: "Lo- ve Etc/Seni Sevnüyorum" (Aşk Vesaire). 20 yıldır içtikleri su ayn gitmeyen iki arkadaştan 33 yaşındaki Benoitbekâr bir bankacı, çocukluk arkadaşı Pierre ise öğ- retmendir. Pierre küstah, esprili, dolayı- sıyla da kadınlar için çok çekici biridir. Pierre 20 yıldır, bu çekiciliğinden, deli- doluluğundan, arsızlığından yararlan- maktadır. Benoit ise 20 yıldır gece gün- düz çalışıp arkadaşına bakar, bu arada da hayatının kadınını bekler. Kadınlarla ra- hat ilişki kuramayan Benoit, bir gün haf- talık bir derginin gönül köşesindeki bir ilana yanıt verir. Bir hafta sonra Ma- rie'yle bir cafede buluşurlar. Marie 31 yaşındadır, tablo restore etmektedir, hiç makyaj yapmamıştır. Üç ay sonra evle- nirler, Pierre nikâh şahitleri oiur ve ev- lerinden çıkmaz, yaptıklan her şeye ka- ülır. Pierre kısa bir süre sonra Marie'ye • 17. Uluslararası tstanbul Film Festivali'nde Julian Barnes'ın romanlanndan yapılan iki uyarlama, 'Seni Sevmiyorum' ve 'Metroland' adlı filmler gösterilecek. Kitaplan Türkçede de yayımlanan çağdaş Ingiliz yazar, sinemaya uyarlanan romanlannda yönetmene özgürlük tanınması gerektiğine inanıyor. Barnes, "Kitabının haklannı satmışsan, artık şikâyet etmeye hakkın yoktur" diyor. âşıkblur... Barnes'ın "TalkingItOver" adlı zeki- ce kotanlmış romanından uyarlanan, 1996 Fransız yapımı "Seni Sevmiyo- nun"u üçlü bir ilişki üzerine özgün bir öyküyü anlatıyor. Yönetmen Vemoux'nun çabası çok anlamsız olmasa gerek: Julian Barnes'ın tüm romanlannda Fransa'ya, Fransız kültürüne ve edebiyatına yoğun bir ilgi var. Ünlü yazar, başyapıtı sayılan "Fla- ubert'in Papağanrnda Flaubertsaplan- tısından kurtulamayan ve Ingiltere ile Fransa arasında mekik dokuyan bir tngi- liz kahramanın öyküsünü anlatmıştı. Ilk romanı "Metroland''daki lngılız kahra- man da lisansüstü çahşmasını yapmak için Paris'e gidiyor, orada "1789-1850 yıflan arasında ParistiyatrolanndakiIn- giliz tara" üzerine bir tez yazıyor ve çok güzel bir Parisli kadınla aşk yaşıyordu. Ingilizlerle Fransızlann karşılıklı ılişki- leri üzerine kurulu "Cross ChanneJ"da da Barnes yine Fransa takıntısım gözler önüne seriyordu. Takmttsı Fransa ve süıema Yine festivalde izleyeceğimiz Julian Barnes'ın ünlü ilk romanınm başanlı bir beyazperde uyarlaması olan, 1997 Ingi- liz yapımı, yönetmen Philip Saville'in "MetrolamTı ise nükteli bir senaryo, al- çakgönüllü bir yönetim ve parlak kadro- nun güçlü oyunculuğundan destek alan bir komedi/ dram. Chris ile Tony altmışlı yıllann başın- da Londra'nın bir kenar mahallesinde birlikte büyümüşlerdir. Ası delikanlıhk çağlannda bu iki genç, Paris'teki caz klüplerini ve bulvarlan düşleyerek tngi- liz orta smıf değerlerine başkaldınrlar. Altmışlı yıllann sonlannda ikisi de baş- lannı alıp gıderler. Tony'nin izini Afri- ka'da kaybederiz. Chris ise Paris'te çalış- makta ve her zaman düşlediği özgür ya- şamın canlı bir simgesi olan Annick ad- lı bir Fransız kızla birlikte yaşamaktadır. Tam tüm düşlerinin gerçeİdeştiğini san- dığı bir anda, genç bir Ingiliz kızı olan Marion'la tanışıp ona âşık olur ve onun- la evlenerek yeniden Londra'nın kenar mahalle yaşanrısına döner. Yıllar sonra Tony geri gelir ve arkadaşınm seçimle- rinı sorgular... Julian Barnes'ın en az Fransa kadar yoğun bir diğer takıntısı var: Sinema tut- kusu. tkinci romanı "Benimle Tanışma- dan Önce"de (Before She Met Me) bir sinema tutkununun öyküsünü anlatan Barnes'ın "Metroland''daki kahramanı da her üç sayfada bir sinemaya gidiyor- du! Sinemayı çok sevdiğini söyleyen Ju- lian Barnes, on yıl kadartelevizyon eleş- tirmenliği yapmış, iki romanı sinemaya uyarlamış ve iki de filme çekilmeyen se- naryo yazmış. "Love Ete./Seni Sevmiyo- rum", Barnes'ın sinemaya uyarlanan ilk romanı. Yazann "Metroİand" adlı yapı- tı da yakın tarihte Ingiliz sinemalannda gösterilecek. "Metroland'' projesinin aslında yedi yıllık bir geçmişi var; ancak maddi sıkın- tılar nedeniyle hayata geçmesi uzun sür- müş. Gerçi Julian Barnes'ın da bu kıta- bı en az yedi yılda bitirdiği biliniyor! Türkçede de Serdar Rıfat Kırkoğhı'nun çevirisiyle yayımlanan "Metroland"ı yazmaya 27 yaşındayken başlayan Juli- an Barnes, ilk bölümü bitirebilmek için yıllarca uğraşmış. Romancı olmayı bu kitapla öğrendiğıni belirten Barnes, ki- tabı bitirdiğinde 34 yaşındaymış. Ünlü yazar bugün 52 yaşında. Julian Bames'ın sinemaya uyarlanan romanlannda epey değişikler yapılmış. Yapımcılar, bu gibi değişikliklerin yaza- nn hayranlannın hoşuna gitmeyebilece- ğinin farkında. Barnes'a gelince, "Gra- ham Greene, senaryosunu kendi yazdık- lan dışuıda kendi yapıtianndan uyarla- nan tüm filmlerden şikâyetçi ohırdu. A- ma bence mesele bu değil. Romanlar de- giştirilebUir. Eğeruyarlama hakkmı film- dlere vermişsen, arük şikâyet etmeye de hakkın yoktur" diyor. Julian Barnes, son yıllarda ülkemizde de beğeniyle okunan bir yazar. Barnes'ın "Metroland" ve "Seni Sevmiyonun" ad- lı kitaplan Serdar Rıfat Kırkoğlu, "Fla- ubert'inPapağanı" ŞavkarAlnnd, "103 Bölümde Dünya Tarihi" adlı kitabı da Armağan Anar'ın çevirileriyle yayım- landı. ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Bu Orkestra Neden Gidemedi? Orkestra şefi Prof. Dr. Koral Çalgan, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvan'nda öğretim üyesidir. Aynı zamanda da birikimlerini ve deneyim- lerini zaman içersinde kitaplaştırmış ender sanatçı- lardandır. "Duyuşlar-UlviCemalErkin", "FranzLiszt ve M. R. Gazimihal'in BirAraştırması: Liszt'in Istan- bul Konserieri" ve "MüzikFıkralan", bu değerti ka- lemin bendeki kitaplan. Koral Çalgan'ın "ender" niteliklerinden biri de, kendi kimliğini hep vakur bir sessizliğin kulislerinde tutarak, yetiştirdiği öğrencileri aracılığıyla bu ülke- nin sanat geleceğine sürekli yatınm yapmayı amaç- lamasıdır. Prof. Çalgan için Atatürk'ün cumhuriye- ti herşeydir ve o cumhuriyetin geleceğini parlak kıl- mak, en doğal görevidir. Bu sanatçının kendi alçak- gönüllü sessizliğini böylesine doğal saymasının ne- deni de, sözü edilen "doğal görev" anlayışıdır. Prof. Çalgan, Ankara'daki görevinin yanı sıra, Anadolu Üniversitesi'nin eski rektörü Prof. Dr. Yıl- maz Büyükerşen'in bu üniversiteye kazandırdığı değerlerden de biridir. Yıllar önce Büyükerşen'in daveti üzenne Anadolu Üniversitesi Devlet Konser- yatuvan'na gelen Prof. Çalgan, bugünkü Anadolu Üniversitesi Yaylı ÇalgılarOda Orkestrasr'nın kuru- cusudur. Orkestranın bugün AÜ Devlet Konserva- tuvan'nda öğretim görevlisi olan üyelerinin hepsi, Koral Çalgan'ın eski öğrencileridir. Kuruluşundan günümüze kadar geçen süre içer- sinde gerçekten yetkin bir düzeye ulaştığını sayısız konserieriyle kanıtlamış olan bu orkestraya ilişkin olarak Prof. Çalgan'ın en büyük düşlerinden biri, or- kestranın yurtdışında da konser vermesini sağla- maktı. Orkestranın kurucusu, böyle birfırsatı kendi için değil -çünkü kendisi, yurtdışında zaten çeşitli defalar orkestra yönetmişti-, ama eski öğrencileri için hak edilmiş bir ödül olarak düşünüyordu. Ayn- ca böyle bir konser turnesinin içinde bulunduğumuz 1998 yılında gerçekleşmesi, çok anlamh olacaktı. Zi- ra 1998, Cumhuriyet'in yetmiş beşinci, Anadolu Üni- versitesi'nin de kırkmcı kuruluş yıldönümlerine rast- Iryordu. Prof. Koral Çalgan, kırkıncı kuruluş yılında kendi bağnndan yetişme bir orkestranın yurtdışında çal- dığını görmenin, Anadolu Üniversitesi açıstndan ev- renselliğe uzanan yoldaki en büyük atılımlardan bi- ri olacağını düşünüyordu. Sonuçta böyle bir olasılık, gerçekleşme yoluna girdi. Prof. Çalgan'ın ve Çukurova Senfoni Orkest- rası viyola solisti Safinaz Olcay'ın girişimleriyle ge- çen mart ayı ortalannda Roma ve yakın çevresin- deki çok önemli konser salonlannda, on^estranın 6- 7 konser vermesi olanağı sağlandı. Öngörülen prog- rama göre orkestra, yine Roma'da bir de CD dol- duracaktı. Böylece bir Türk üniversitesinin -içinde Türk bestecilerinin eserlerinin de bulunduğu- yurt- dışı konser repertuvannı içeren bir CD, dünyanın önemli müzik merkezlerine ve kurumlanna da ula- şacaktı. Konser tarihleri belirienmiş, otel ve bilet rezervas- yonlan da yapılmıştı. Ben de, Anadolu Üniversitesi'ndeki altı yılım bo- yunca çokyakından tanıdığım bu orkestranın kaza- nacağından kuşku duymadığım yurtdışı başansını bu sütundan duyurma düşüncesinin erken sevinci- ni yaşıyordum. Ama bu konser tumesi gerçekleşemedi. Çünkü turne için -CD giderleri de dahil!- gerekli yaklaşık o- tuz beş bin dolara ilişkin onay, Ankara'dan çıkama- dı! "//g///"bakanlıktakidosya, birtüriü "yetkilikurul"a giden yolu bulamadı. Böylece, cumhuriyetin 75. ku- ruluş yıldönümünü çok "parlak" bir biçimde kutla- maya hazırtanan Türkiye'nin yöneticileri, "yenile- nen" Meclis binasına "yeniyerleştirilen" on biradet koltuğun bedeli kadar bir parayı, bir üniversite or- kestrasının yurtdışı konser tumesi için çok görme- nin ayıbını da üstlenmiş oldulaıi Prof. Koral Çalgan'ın ve değerii sanatçı Safinaz Olcay'ın bu yoldaki girişimleri, hıç kuşkusuz onla- nn kişise) tarihlerinin bir onur sayfası olarak kalacak. Ama bugün böylesine yüz ağartıcı bir fırsat kar- şısında ilgisiz kalabilmış kurumlar ve kişiler, gelecek- te kendi tarihleri açısmdan aynı şeyi şu soru karşı- sında asla söyleyemeyecekler: Bu orkestra, neden gidemedi? Aksanarta bu ay • Kültür Servisi - Aksanat'ta ayın programına göre 11 Nisan Cumartesi günü saat 14.00'te 'The Nutcracker-A Christmas Story' adlı bale videodan, 14 Nisan Salı günü saat 12.30 ve 17.00'de 'Samson ve Dalila' adlı opera lazerdiskten. Çarşamba günü saat 12.30 ve 18.00"de 'The Last Honour of Katharina Blum' adlı film, Perşembe günü saat 12.30'da John Lennon'un konsen lazerdıskten izlenebilir. Cuma günü saat 12.30'da I.Perlman ve P.Zukerman'ın 'Grand Duo' konseri ve Cumartesi günü saat 14.00'te Prokofiev'in 'Romeo & Juliette' balesi yer alıyor. Ayın üçüncü haftasında, Salı günü saat 12.30 ve 18.30'da 'Kathleen Battle At The Metropolitan Museum' opera aryalan lazerdiskten , Çarşamba günü saat 12.30'da ve 18.00'de 'Stroszek' adlı film Almanca orijinalinden tngilizce altyazılı olarak videodan görülebilir. Ayın son haftasında Aksanat'ta yer alan etkinlikler ise şöyle: Salı günü saat 12.30 ve 17.30'da 'John Williams'ın Seville Konseri lazerdiskten. Çarşamba günü saat 12.30 ve 18.00'de Claude Vincent'ın yönetmenliğini yaptığı 'Aynlık' adlı film videodan izlenebilir. Aksanat'ta aynca her cuma ve cumartesi tiyatroseverler için 'Alacaklılar' adlı oyun sahneleniyor. (252 35 00) I Kültür Servisi -ABD'li ünlü country müziğı sanatçısı Tammy Wynette öldü. Tennessee eyaletinin Nashville kentindekı evinde 55 yaşında ölen Wynette, bugüne dek 50 kadar albüm çıkardı ve tüm dünyada 30 mılyona yakın CD'si satıldı. 'Stand by Your Man', Till I Can Make ft On My Own', 'Divorce', 'The VV'ays To Love A Man' adlı şarkılanyla tanınan Wynette, 1968- 69 ve 1970 yülannda 'Country Müziği Demeği'nin 'En tyi Şarkıcf ödülünü almıştı. Suna Özkalan-Hliz Onarm resim ve heykel sergisi • Kûltür Servisi - Bugüne dek pek çok kişisel ve ortak sergi açan Suna Özkalan ve Filiz Onat'ın resim ve heykel sergisi 8 Mayıs'a dek Toprakbank Sanat Galerisi'nde görülebilir. Resim çalışmalanna 1965 yılında başlayan Suna Özkalan, yapıtlannı, Türkiye çapında açtığı kişisel sergilerinde sanatseverlerin beğenisine sundu. Suna Ozkalan'ırfkızı olan Filiz Onat ise 20 yıldan bu yana resim ve heykel üzerine gerçekleştirdiği çahşmalannı sürdürüyor. Sergi. pazar günü hariç her gün saat 10.00-19.00 arası gezilebilir.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog