Bugünden 1930'a 5,498,464 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 8 NİSAN 1998 ÇARŞAMBA HABERLER Taslağa göre belediyeler bakanlık politikalarına' da uymak zorunda Politika merkezden, hizmet yerelden 7 erel yönetimlerde "re- form" söylemiyle dü- zenlenen yasa taslağı- nm belediyeleri etkin ve özerk kılmak yerine, il örgütlenmele- ri kanalıyla yine "merkezi yö- netimin gücünü yaygınlaşnr- mayı" hedeflemesi. aslmda sa- dece valüiklere ve il özel ida- relerine tarunan yetki ve kay- naklarla da sınırlı değil. Yasa taslağında merkezi ve yerel yönetimlere ait "temel kurallar" belirlenirken de özellikle belediyelerin üstle- necekleri hizmetlerde "hükü- met poitikalanna uygun dav- ranmalannı" öngören hü- kümler yer alıyor. Yani, sade- ceyönetsel ilişkiler ve parasal yüİcümlülükler açısından de- ğil, "hizmet poKtikalan"bakı- nundan da merkezi yönetimin belirlediği ilkelere açık bir "bağımlılık" getırilmek iste- niyor. Böylece yine reform söy- lemlerinde sürekli altı çizilen "yerel özerkük" ve "yerel de- mokrasT gibi çağdaş kavram- lann tam tersi bir vesayet an- layışı, üstelik bu kez "siyasal tağınüınğa" varacak düzey- deki yasa yönlendirmeleriyle yaşama geçirilmeye çalışılı- yor. Polltik vesayet' Örneğin, Bakanlar Kuru- U " % elediyeler yıllardır "idari vesayetten" yakmıyorlar. Ancak reform taslağı yürürlüğe girerse, buna bir de siyasal vesayet" eklenecek... elediye meclislerinde meslek odalan, uzmanlık kurumlan ve kente karşı duyarh kuruluşlar yerine sadece "muhtarlar" temsil edilecekler... na gönderilen son taslağ; maddesinde, "mahalli idare- lere ait esaslann ilk koşulu" şöyle belirleniyor: "(mahalli idareler) görev vesorumluluk alanlan- na giren hiznıeüeri mevzuata. kalkınma planlaruun Uke ve hedeflerine ve bakanhklarca belirlenecek po- litika vestandarttara uygun olarak yürütmekzorun- dadır-." Madde bu şekliyle yürürlüğe girdiği takdirde, be- lediyeler sadece yasalara ve kalkınma planlanna değil, (ki bunlara uymak zaten hukuk devletınde ka- çınılmazdır) aynı zamanda "bakanlık politikalan- na" da "uymak zorunda" kalacaklardır. Bakanlık- lann sözgelimi yerel halkın çıkarlannı ve yöresel değerleri korumak ve gözetmek yerine, bu çıkarlar ve değerlerle çelişen ve hatta onlara zarar veren ki- mi politik kararlanna haklı olarak karşı çıkabilecek belediyelerin ise özerk ve toplum yaranna davranış- lan, yine bu maddeyle etkisiz hale getirilebilecek- tir. Yönetsel vesayeti "siyasaltutsakhğa" dek tırman- dırmaya aday olan bu anlayışın, özellikle "imar, çevre, ptanlama" gibi konularda yine merkezi hü- kümetin bu kez böylesi bir açık yasal tanımlamay- la da çok daha etkin olarak "yerel süreçlere müda- halesini" yaygınlaştıracağını şimdıden görmek zor değil. Örneğin, bugüne dek diğer bazı yasalarla ger- çekleşen ve kentlerin kendi özgün kültür kimlikle- rini, doğa değerlerini ve altyapı dengelerini "tah- rip edkâ" imar izinlerini sağlayan "turizm merke- zi" kararlan; ya da 1. derece tanm alanlanna fabri- Yerel yönetimlerde "reform" denilirken, kentleri beton yığınına çeviren imar u\ gulamalanna karşı hemen hiçbir önlem yok. Tam tersine bu görüntüleri yaratan imar planlannda artık "belediye meclisi üyesi olan muhtariann" da onayı bulunacak. ka kuruhnası, ormanlık alanlann üniversite kampus inşaatlanna açılması, kamu mülkiyetindeki kent içi arazilerin topluma hizmet alanı yapılması yerine "özefleştinne" adı altmda yüksek imar haklan ve- rilerek satışa çıkartılması vb. gibi birçok uygulama- lar hep "bakanhklarca belirlenen politika ve stan- dardarla" gerçekleştiğinden, yerel yönetim reform taslağı eğer yürürlüğe girerse, artık yerel yönetim- lerin bu tür "kente karşı suç" niteliği bile taşıyan ka- rarlara "itiraz haklan" da "yasal nedeıderle" olma- yacaktır. Benzer şekilde, taslaktaki aynı madde ve buna bağh diğer düzenlemeler, söz gelimi "imar affl", "hazinearazüerinin tşgaki kaçakyapı sahiplerinesa- üşı", "SİT alarüannın daralühnası", "belediye sınır- lannda değtşiklik" (ıktıdar partisınden belediyele- re arazi desteği) vb. gibi yine son yıllarda sıkça göz- lenen merkezi yönetim politikalannı da bu kez "re- form" gibi "devrinıd"(!) bir söylemle belediyele- re dayatmayı hedefliyor. Yani bir anlamda yetkiler yerine "merkezi siya- setinyereDeşmesi" amaçlanıyor. Nitekım, aynı ama- cın "a^mokraö^birkenMdireniştekarsılaşrnarna- sı" için de özellikle belediye meclislennin yeni ya- pılanmasında "kamuyarannıgözetenmeskkkunı- hışlan ve bilimsel organlar" yine devre dışında ve "etkisiz" bırakılıyorlar... Reform taslağının yerel yönetimlerle ilgili 4/B maddesindeki son fıkra şöyle- "(mahalli idareler) hizmetkre itişkin kararlann abnması, uygulanması ve denedenmesi süreçlerin- de açıkhk vc kabhmı sağlayıcı her türlü tedbiri a(- makla mükeOeftir (yükümlüdür)." Taslağın sadece bu fıkrasını okuyanlar, yukarda dile getirdiğimiz kaygı ve eleştirilerin "yersiz" ol- duğunu sanabilirler. Bu yasa yürürlüğe girerse ar- tık belediyelerin kendi başlanna değil, diğer ilgili ve uzman demokratik ve bilimsel kuruluşlar ve si- vil toplum örgütleriyle de birlikte karar ve politika üretmekle "yükümİü" olacaklannı varsayarak "tş- te yerel demokrasigeByor"diyedesevinebilirler... Ne var ki taslaktaki 413 maddesinin bu "umut verid" (d) fıkrasını yaşama geçirebilmek için, be- lediyelerin en yetkili "karar organı" olan "beledi- ye mecKslerinin" de aynı fikradaki ilkelere uygun bir yapılanma içerisinde olması ve çalışması gerekiyor. Oysa, reform taslağının bu konuyla ilgili 16. ve 20. maddelerinde getirilen yeni düzenlemlerde ise be- lediye hizmetlerindeki karar ve uygulamalann "de- nedenmesi" bir yana, bu süreçlerde "açıklık ve ka- tüımı sağlavKi" bir yapılanma da yine yer almıyor. Hem demokratik denetleme süreçlerinde, hem de kararlara katılım konusunda artık devreye girmele- ri özlenen meslek odalan, bilimsel kurumlar ve si- vil toplum örgütlerine aynı taslak maddelerde sade- ce "damşma" anlamında bir misyon yüklenerek, bu gibi kuruluşlann "olabfldiğince etkisiz bir şekil- de" söz sahibi olmalan yönünde hükümler öngörü- lüyor... Örneğin 16. maddede tanımlanan "Gönül- lü Kuruluşlar Meclisi" yine aynı maddeye göre he- DeğişiMik öngörülenyasalar / çişîeri BakanlığVnca son şekli verilerek Bakanlar Kurulu'oca da "benimsendiği*' açıklanan •Yerel Yöaetim Reformu Yasa Tasb^" il özel idarekrindenbelediyelere, çev- renin korunmasından imar ve ihale işlemleri- ne kadar hemen tüm karar. hizmet ve yatınm süreçlerini düzenleyen toplam "14 yasada" değişiklik öngörüyor ve ek maddeler tanımh- yor. Taslagm gerekçe bölümündede siralanan bu kanunlar şunlar: 1.3360 sayıh U Özel Idaresi Kanunu, 2. 3030 sayıh Büyükşehir Belediye Kanu- nu (küçük çapta), 3.1580 sayıh Belediye Kanunu, 4.2464 sayıh Belediye Gelirleri Kanunu, 5.2380 sayıh İl özel Idarelerine ve Beledi- yelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verihnesi Hakkmda Kanun, 6.6831 sayıh Orman Kanunu, 7.2872 sayıh Çevre Kanunu, 8. 2972 sayıh Mahalli Idareler ve Mahalle Muhtarlıklan ve îhö'yar Heyetleri Seçimi Hak- kmda Kanun, 9.657 sayıh Devlet Memurlan Kanunu, 10. 5682 sayıh Pasaport Kanunu, 11.5434 sayıh Emekli Sandığı Kanunu, 12.3194 sayıh imar Kanunu, 13.1050 sayıh Muhasebe-i Umumtye Ka- nunu, 14.2886 sayıh Devlet Ihale Kanunu. Taslak aynca 8 kanun ve kararnamenin de bazı hükümlerini kaldınrken, birçok yasa ve kararnamenin bu taslağa aykınhk taşıyan maddelen için de "uygulanamaz" kuralı ge- tiriyor. men hiçbiryetkisi ve yaptınm gücü olmayan. bele- diye yönetiminin sadece "görûş ve öneri almak" için toplayacağı geniş katılımlı bir kurul. Bu mec- lisin "belediye olağan medislerinden bir ay önce" (yani yılda 4 kez) toplanmasmı hükme bağlayan 16. madde, aynı meclisin "kiınlerden oluşacâgı7 * ve "tıasü çalışacağı" konulannda bile beledıyeyı özgür bırakmıyor ve buna yönelik "6585181™" da îçişleri Bakanlığı'ncaçıkartılacakbir''merkeziyönetıneli- ğe" göre belirleneceği koşulunu getiriyor. Demokratik denetimin, açıklığın ve katıhmın te- mel unsurlannı oluşturan demekler, vakıflar, mes- lek odalan, sendikalar vb. kuruluşlar işte böylesi bir "işlevsizHk" içinde sadece danışma meclislerinde, deyim yerindeyse "göstermeHk" olarak temsil edi- lirken, belediye meclıslennde ise yme aynı taslağa göre "hic otanayacaklar"_ İşte böylesi bir katılım anlayışı, kent ve toplum yarannı gerçekten bilimsel ilkelerie; uzrnanca ve'"' "stvflduyartahk" ekseninde savunabilecek ve koru- yabilecek kesimlerin bir kez daha "dışlandıgıw sü- reçleri tanımlayarak siyasal ve ekonomik beklenti- lerin yine egemen olacaklan bir yerel yönetim dü- zenini öngörüyor. Bu tür bir yerel yönetim erki üze- rinde üstelik bir de "merkezi yönetim polhikalan- na uyma zorunluluğu" getirilerek, reform söylem adındaki "karşı-devriınin'' yeni yasal ve kurumsal yapılanması hedefleniyor... Sürecek B e l e d i y e b a ş k a n l a r ı n e d i y o r ? Doğan Taşdelen: Yerel demokrasi valilere bağlanıyor DOĞANTAŞDELEN Çankaya (Ankara) Belediye Başkam O zerk, güçlü ve demokratik bele- diye yapılarmın kurulması, an- cak ve ancak idari ve mali ve- sayetlerin kaldınlması ile mümkündür. Belediye meclisleri, kent parlarnentosu- kent meclisi durumuna getirihneHdir. Seçimle gelen yerel yöneticiler ve kent meclisleri haiktan aldıklan bu güçle gö- re\; yapmaözgürlüğune kavTişturulmalı- dır. Oy'sa ki bu yasa taslağında İl Özel tdareleri güçlendirilip yetkileri arttınlır- ken, yerel yönetimlerin en önemlisi olan belediyelerin yeterince güçlendinlmedi- ği görülmektedir. Eğitim, sağlık ve sosyal yardan,genç- lik ve spor, kültür ve turizm, tanm ve hayvancılık, çevre, orman ve ağaçlan- dırma, imar, bayındırlık ve altyapı, eko- nomi ve ticarethizmetlerine ait görevler il özel idarelerine verilmektedir. Hazırlanan yasa. Avrupa Yerel Yöne- timler ve özerklik Şartı'nın ruhuna uy- gun hazırlanmamışür. Vali. kaymakam, il özel idare teşkilatı, merkezi yönetimin ildeki tesjkilat bütünlüğü içmdeki birim- lerin demokratik ve özerk olduğu kabul edilemez. Çağdaş, demokrarik, özerk yerel yönetimbirimleri tüm dün>'adabe- lediyelerdir. Merkezi yönetimin uzantı- lan olan bu yapılann genel bütçeden al- dıklan yüzde 1.70 pay bu taslakta yüz- de 20'ye çıkanhrken belediyelerimizin genel bütçeden aldıklan yüzde 6'lık pay sadece yüzde 15'e çıkanlmaktadır. Böylece merkezi yönetimin görev ve yetkileri belediyelere değil, merkezi yö- netimin bir uzanüsı durumunda olan il özel idarelerine bırakılmakta ve mali kaynaklar il özel idarelerine aktanlmak- tadır. Büyükşehir belediyeleri ve ilçe be- lediyeleri arasında önemli bir sorun, il merkezinde toplanan vergilerin tümü- nün büyükşehir belediyelerine gidip il- çe belediyelerine kaynaktan pay veril- memesidir. Biündiği gibi büyükşehir be- lediye yasasında ihtiyacı olan belediye- lere yardım yapılacağı belirtilmiştir. Bu- na göre büyükşehir belediye başkanlan istediği ilçe belediyesine yardım etmek- te, istemediğine etmemektedir. Bu yasa tasansında bu konuda da bir hüküm getirilmediği gibi ü bazında top- lanan vergi gelirleri ilçe belediyelerine (metropol ilçeler hariç) dağıtilması hü- küm altına almarak. eşitsizlik getiril- mektedir. Belediyeler üzerinde merkezi yönetimin idari ve mali vesayeti devam etnrilmektedir. Daha öncebelediye mec- lisi kararlannın bazılan (1580 sayıh ya- sanın 71. maddesinde)mülki arnirin ona- yına giderken söz konusu değişiklikle tüm kararlar mülki arnire gönderilmek- tedir. Hazine arazilerinin ve mücavir alan sınırlan içindeki arazilerin belediyelere devri konusunda getirilen değişiklikte ise imarlı parsellerin ve arazilerin bele- diyelere devredihnesi hususu yer alma- mış, sadece ranta dönük değerlendirme manOğı ile bakdmıştır. Bu, kent toprak- lannın yagmalanmasını beraberinde ge- tirecektir. Yasadakent suçu ve kente kar- şı suç kavramlan yer almadığı gibi buna dönük yaptınmlann da olmaması önem- li bir eksÛctir. Demokratik geleneklerimizde yer al- mayan iki turiubir seçim sistemi dekent- lerde yaşayanları bloklaşmaya ve kutup- laşrnaya götürecektir. Budurumdemok- rasinin gelişmesini de engelleyecektir. Aynca bu yaklaşımm, ülkemizde 1974 ve 1989 sonrası yerel yönetim bilincini topluma yerlestiren, bu alanda reform niteliğinde hizmetlerüreten, demokratik katıhmcı bir anlayışın ömeklerini veren sosyal demokratlann yerel yönetimler- deki etkinlığini kırmaya yönelik olduğu düşünülmektedir. IFltNOKTASI/ ORAL ÇALIŞLAR e-mail: oral.calislar@planet.com.tr Kanat Güner'i artık hepimiz tanı- yoaız. O, bir dönem gençliğinin acı- lannın sembolü gibi. Çıkış yolu bu- lamayan, hayatın tadını birtürtü ala- mayan, sıkışmış, acı içindeki birtop- lumun kefaretini ödemiş bir çocuk- tu o. '68 olaylarının 30. yılındayız. Bundan 30 yıl öncesinin gençliğinin ideallerini ve hayallerini tartışıyor, o günleri yeniden masaya yatınyoruz. Kanat Güner, 1980 sonrasının acı- lı kuşağındandı. Onlar, her gün da- ha çok sıkışan bircenderenin umırt- suz çocuklanydılar. Onlara, üniver- sitede okumak, ezbeıiemek ve dü- zene teslim olmak şeklinde öğretil- di. Boynu bükük, soru sormayan, yalnızca büyüklerinin sınıriannı çiz- diği bir yaşama mahkûm edilmişîer- di. Gençliğin birkesimi, bu düzeni is- temese de kabullendi, bir kesimi bu düzenden nemalanarak, kendisine rahat bir yaşam kurmayı seçti. Öz- gürlük isteklerini içlerine bastırdılar, kendilerini ikna ettiler ve denileni Kanat Güner'in Ölümü... yaptılar. Bir kısmı, çaresizliğini dine sanlmakta buldu, türbanlara bürün- dü. Bir kısmı, radikal tepkilerle, öf- keyle ölüme yürüdü. Dağlarda, ce- zaevlerinde yaşamın acılarını be- denlerine yüklediler. Son 35-40 yılını altüst oluşlar için- de yaşadığımız bu ülkede, her za- man en büyük acılan gençler üstlen- diler. En büyük tepkileri onlar gös- terdiler, en büyük cezalar onlara ve- rildi. Kanat Güner, bu köhne ve çü- rümüş sistemi anlayabilecek kadar duyarlı ve kınlgan bir genç kızdı. Öf- kelerini, hayal kınklıklannı nasıl dışa vuracağını bilemiyordu. Çareyi uyuşturucuda buldu. Uyuşturucu- nun kendisini nasıl uyuşturduğunu ve sorunlardan uzaklaştırdığını kita- btnda ne güzel anlatmıştı. 1968 gençliğinin idealleri ve ha- yallen vardı. Dünyayı değiştirme gü- cünü yüreklerinde duyuyoriardı. On- lar için okumak ve öğrenmek, dün- yayı değiştirmek için bir olanaktı. Delidoluydular, heyecanlıydılar, pay- laşımcıydılar. Birlikte bir şeyler ya- pacak enerjileri ve bilinçleri onlan harekete geçiriyordu. Kanat Güner öyle bir kuşağın içinde olsaydı, kim- bilir neler yapmazdı? Hem doya do- ya yaşar, hem de her türlü öfkesini özgürce dile getirirdi. Bizim kuşakta çok Kanat Güner olduğunu biliyorum. Onlann da bir kısmı yaşamlannı yitirdiler. ölümleri hiçbir zaman Kanat gibi trajik ve u- mut kıncı olmadı. Bugün bile o ar- kadaşlarımızı anarken yüreğimiz sevgi ve heyecanla doluyor. Kanat Güner'in kuşağına ise çok ağır yük- ler yüklendi. Üniversiteye bakın, 12 Eylül düzeni bu kurumlan ortaçağ medreselerine çevirdi. Oralarda bi- lim değil, otorite egemen. Araştırma değil, her şeyi olduğu gibi kabul et- me yürürtükte. Kanat Güner'i ölüme mahkûm e- den bu kahrolası düzendi. Uyuştu- rucu, eroin diyoruz. Kimler getirip pazarlıyor bunlan? Hiç bu düzenin, zehir tüccarlanndan hesap sordu- ğunu duydunuz mu? İşte Susuriuk, Susurluk'un her tarafı uyuşturucu dolu. Devlet görevlileri, uyuşturucu tüccarları haline gelmişler. Yeşil pa- saportlu katillere bakın, hepsi uyuş- turucu kaçakçısı. Susuriukdosyala- rını karıştmn, bu işe bulaşmayan yok. Peki ya sonuç? Şu andaSusur- luk davasında tutûklu kalmadı. En üst düzeydeki uyuşturucu tüc- carları sokaklarda cirit atıyorlar. Ceplerinden dolarlar dökülüyor. Ki- misi partilere genel başkan adayı, kimisi futbol takımlanna. Kanat da bütün gençler gibi bu gerçeği görü- yor ve biliyordu. Çaresizlik içinde, kendisini yalnız hissediyor, bir toplu karşı koyuş kültürü içinde de bulun- madığı için kapanıyor, acı çekiyordu. Kanat bu toplumun günahlannı öde- yerek yaşama veda etti. O hepimizi protesto ederek, sessiz bir direniş gösterdi. Kendini yakarak, kendini harcayarak, önemli mesajlar verdi. Unutmayın, bu ülkede uyuşturu- cu tüccarlan hâlâ etkili yerlerdeler. Görevlerine devam ediyorlar. Uyuş- turucu, milyonlarca dolartık bir güç olarak aramızda dolaşıyor, çocuk- lanmızı birer birer pençesine düşü- rüyor. Kanat Güner, bu alçaklığa alı- şıkolmadığımız birtepki göstererek ölümün üzerine yürüdü. Öleceğini biliyordu, bu ülkede yaşanan alçak- lıklan biliyordu. Kanat Güner'in ölümü, belki de bir çaresizliğin isyanı. Yeter artık, sizin bu çürümüş, iki yüzlü dünyanızda yaşamak istemiyorum, dedi. Keşke yaşasaydı, onunla birlikte bu pisliğe karşı koyabilseydik. Kanat Güner bi- ze çok şeyler söyledi, keşke anlaya- bilsek. îşkence aletine poHs savunmasu Tuvaletaçıyoruz • TBMM İnsan Haklan Komisyonu'nun Güneydoğu gezisi sırasında sorgu odalannda bulduğu işkence aletlerine emniyet görevlilerinin getirdiği açıklamalar, komisyon üyelerini güldürdü. işkence aletlerine Emniyet'in yanıtlan: • Sopalar için: 'Tuvalet açmakta kullanıyoruz.' • Elektrik veren özel bir alet için: 'Mahkûmlan dinlemek için özel bir alet.' • Kamyon lastikleri için: 'Bizim arabalann lastikleri.' ANKARA (ANKA) - TBMM İnsan Haklan Komisyonu"nun Güneydoğu gezisi sırasında sorgu odalannda bulduğu işkence aletlerine Emniyet görevlilerinin getirdiği açıklamalar üyeleri güldürdü. TBMM tnsan Haklan Komisyonu Başkam Sema Pişkinsüt başkanlığında bir hafta boyunca Güneydoğu"da cezaevleri sorgu odalan, nezarethaneler ve karakollarla adli tıp kurumlannda inceleme yapan heyet, gezı boyunca geleceklerinden haberdar olan yetkililerin özel olarak temizlettiği ortamlarla karşılaştı. Çalışmalanna cezaevlerinde cezae\i yöneticilerinin bulunmadığı mekânlarda tutuklu ve hükümlülerle görüşerek başlayan heyet sabahlara kadar süren bu görüşmeler sırasında tutuklu ve hükümlülerin işkence öykülerini dinledi. Buralarda işkence yapılan mekânlara ve yöntemlere ilişkin detaylı bilgi alan heyette bulunan Pişkinsüt dahil üç doktor, "tepesi aşağı tavandan sarkıtlarak beton zemine bırakılma yöntemiyle kafasında morluk ve şisük oluşan, elleri ve ayak bileklerinde askı izleri bulunan" mahkûmlan saptadı. Daha sonra sorgu odalannı inceleyen heyet, yeni badana yapılmış ve temizlenmiş mekânlarla ve bir gece önce yapılan operasyonlarda toplanmış Hizbullahçı samklarla karşılaştı. Buna karşın işkence gördüğünü söyleyenlerin tariflerinden yola çıkan heyet, ilk olarak işkence görenlerin tarif ettiği beton zeminler yerine hah kaplı zeminlerle karşılaştı. "Sorguyu nasıl yapıyorsunuz" sorusuna yetkililer, "Burâda masalara oturup insan haklanna saygıh biçimde, suçu işieyip işlemediğini sonıyoruz" karşıhğını verdiler. Bunun üzerine heyet başkanının isteğiyle sorgu odalanndaki halılar kaldınldı ve altlannda elektrik ve telefon kablolan bulunduğu saptandı. Sorgu odalanna yakın yerlerde merdiven altlannda depo olarak kullanılan küçük odalann kapılannı da açtıran heyet buralarda sopa ve kamyon lastiği gibi işkencelerde kullanıldığı söylenen aletlerle karşılaştılar. Komisyon tarafından fotoğraflanan bu görüntüler karşısında Emniyet yetkililerinin tutanaklara geçen açıklamaları şöyle: Sopalar: Sorgu odalannm yakmlannda bulunan sopalar için, "Tuvalette kullanıyoruz" açıklaması getirildi. Komisyon üyeleri sopalann temiz olduğuna dikkat çekti. Kamyon lastikleri: Koridorlarda ve merdiven altlannda bulunan kamyon lastikleri için, "Bizim "" ' araçlann lastikJcri" açıklaması getirild). Komisyon üyeleri lastiklerin yıkanmış olduğuna dikkat çekerek, "Neden ıslak" diye sordular. Yetkililer, "Yağdır efendim" diyerek geçiştirdi. Elektrik cihan: Sorgu odalannm birinde bir dolabın üzerinde küçük bir akım düzenleyici alet bulundu. Yetkililerden biri fısıltıyla heyet üyelerine, "Biz sorguya ahnanlan gizlice dinlemek için kullanıyoruz. Çok pahalı bir alettir" açıklamasında bulundu. Aralannda elektronik ve elektrik uzmanı bulunan heyet, aletin insan vücuduna elektrik vermek için kullanılan bir akım düzenleyici olduğunu saptadı. Askı borulan: Tavanda özel olarak askı amacıyla kullanılmak üzere başka hiçbir işlevi bulunmayan borulan yetkililer. "su borusu" dıye açıkladı. Ancak komisyon. borulann diğer odalarda devam etmediğinı saptayınca yetkililer, "Öyle mi, devam etmiyor mu? Neden acaba" diyerek olayı geçiştirdiler. Komisyon neden sorguda bayan polis bulunmadığını sorunca bir Emniyet yetkilisi, "Çocuğu olan hiç kimse bu sorgulara dayanamaz" açıklaması getirerek sorgunun ağırlığı konusunda komisyona fikir verdi. Sorguya alınan kişilerle ilgili bir liste tutulup tutulmadığını soran üyelere sadece mahkemeye çıkanlanlann hstesinin tutulduğu bıldırilırken. "Adam edip gönderdiklerinizi kaydetmiyor musunuz" sorusuna karşıhk alınamadı. îşkencemağduru ölümeterkedildi KEREMILGAZ Gözaltında gördüğü işkence sonucu 1.5 aylık - bebeğını düşüren Devrim Öktem için tutuklu bulunduğu cezaevinm doktorunun, acil tedavi edilmesi gerektiği yönünde verdiği rapor, Adalet Bakanhğı tarafından 4 aydır bekletiliyor. Öktem'in ilik kanserine yakalanabileceği belirtiliyor. Kamuoyunda '2. Manisa davası' olarak bilinen davanın mağdurlanndan ve lstanbul DGM'de görülen yasadışı TKEP-L örgütü sanıklanndan Devrim Oktem, cezaevinde ölümle yüz yüze yaşıyor. Aralannda lise öğrencilerinin de bulunduğu davada, TKEP-L örgütüne üye olduğu iddiasıyla lstanbul 5 No'lu DGM'de yargılanan Devnm Öktem'e, tutuklu bulunduğu Gebze Cezaevi doktoru tarafından belinde meydana gelen omurilik açılması ve kan zehirlenmesı nedeniyle acıl sevk raporu verildi. Bunun üzerine cezaevi görevlileri tarafından Gebze Devlet Hastanesi'ne görürülen Öktem'in tedavisi, burada tutuklu bölümü bulunmadığı için yapılamadı. Bunun üzerine Gebze Cezaevi Müdürlüğü bir yazıyla cezaevindeki olanaklann zorlanmasma karşın Öktem'in tedavisinin gerçekleştirilemediğini Adalet Bakanhğı'na bildirdi. Öktem'in tedavisi için Bayrampaşa Cezaevi'ne naklinin istendiği bu yazıya Adalet Bakanlığı 4 aydır yanıt vermedi. Gözaltında kaldığı sürede işkence gördüğünü iddia eden ve 1.5 aylık bebeğini düşüren Öktem'e savcılık doktoru tarafından işkence raporu verildiğini anımsatan avukatı Gülizar Tuncer, "\'apüan işkence. Devrim'in şu anki durumuyla kanıdanrruş oluyor" dedi. Cezaevi doktoru tarafından Öktem'e verilen raporda sinir uçlan açılması, omuriliğinde iltihaplaruna gibi hastalıklann bsa sürede tedavi edilmemesı halinde ilik kanseri ve kan zehirlenmesi sonucu febe dönüşebileceği belirtiliyor. Öktem ile birlitte TKEP-L sanıklanna işkence yaptıklan idda edilen polisler hakkında lstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 20 yıla kadar hapis istemiyle dava açıhnıştı.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog