Bugünden 1930'a 5,499,166 adet makale



Katalog


«
»

Cumhuriyet İmtiyaz Sahibi: Berin Nadi Genel Yayın Yönetmenı: Orhan Erinç • Genel Yayın Koordınatörü. HikmetÇe- rinkaya • Yaznşlen Müdürii lbrahim Yüdız 0 Sorumlu Müdür: Fikrel tlltiz 0 Haber Mcrkczı Müdürii: Hakan Kara 0 Görsel Yönetmen. Fîkret Eser Dış Haberier Şinasi Danışogiu 0 tstihbarat Cengiz Yıldınm 0 Ekonomı Mehmet Sanrç 0 Kültür Handan Şenköken 0 Spor. Abdülkadlr Yüceiman 0 Makaleler. Sami Karaören 0 Duzehme Abdullah Yazxn 0 Fotograf Erdoğan Köscoğtu •Bılgı-Belge Edib« Buğra 0 Yurt Haberlen. Mehmet Faraç Yayın Kunılu. llhan Selçnk (Başkan), Orhan Erinç, Oktay Kurtböke. Hikmet Çetinkaya, Şükran Soner, Ergun Balcı, lbrahim \ ıldız, Orhan Bursall, Mustafa Balbay, Hakan Kara. Ankara Temsilcisi: Mustafa Balbay Atatüric Bulvan No: 125,Kat:4,Bakanlıklar-AnkaraTel 4195O20(7hat), Faks: 4195027 0 Izmır Temsilcisi. Serdar Kıak, H. Zıya Blv. 1352 S.2/3Tel. 4411220, Faks:44191170 Adana Temsilcisi: Çetin Yiğenoğlu, Inönü Cd 119 S. No: 1 Kaî: 1, Tel:363 12 11, Faks 363 12 15 Müessese MOdürij Ûstnn Akmen • Koordınalör Ahmet Kornlsan # Muhasebe Böfent Yener«ldare HİBeyin Gürer • Işletme Önder Çeiik • Bılgı- Işlenr Nail İnal 9 Bılgısayar Sıstem Mnrnvet ÇBer»SaQş FaziktKuza MEDYA C: • Yönetım Kunılu Başkanı - Genei Müdür Gülbin Erduran 9 Koordınatör Rehı Işıtman 9 Genel Mudur Yardımcısı SevdaÇoban Tel 514 07 53 - 51395 80-51384 6041, Faks. 5138463 Yayımlayan >e Basan: Yenı Gün Haber Ajansı. Basın ve Yayıncıhk A Ş TüAocagıCad.39 41 Cagaloghı 34334 Ist PK 246 lstanbul Tel (0212) 512 05 05 (20 hat) Faks (0 212)513 85 95 8NtSAN 1998 lmsak:4.59 Güneş: 6.30 Öğle: 13.13 Ikindi: 16.49 Akşam: 19.42 Yatsı: 21.08 Duygumayo kataloğunda • Haber Merkezi - Nelson'un 1998kataloğu için manken-fotomodel Duygu Dikmenoğlu kamera karşısına geçti. Katalog çekimleri boyunca yabancı meslektaşlan ve fotoğrafçılar ile uyumlu bir şekilde çalışan Dikmenoğlu, ilk kez mayo ile poz verdiğini söyledi. Ailesinden aldığı destekle okulla mankenliği dengede tutması gerektiğinin bilincinde olduğunu belirten Dikmenoğlu. mankenlikte emin adımlarla ilerlemek istediğini kaydetti. alamadı • ANKARA (ANKA) - Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay, bu öğretim yılmda yükseköğretime devam edip Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'ndan burs talebinde bulunan 156 bin öğrenciden ancak yansına burs verilebildiğini bildirdi. FP Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın soru önergesini yanıtlayan Uluğbay, kredi alabilen 75 bin öğrencinin Fon tarafindan belirlenen kriterlere uygun saptandığını kaydederek, ek burs isteklerinin karşılanmaya çalışıldığını belirtti. Ramingolap tehlikede • İZMİR(URA)-Gediz Deltası kuş cennetindeki flamingolar ve yüzlerce kuş türü tehdit altında. Kuşlann cenneti olarak tanınan deltaya, tersane ve liman yapılması konusunda girişimler hızlanırken, Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD), Izmir Ticaret Odası'nın girişimleriyle kurulmak istenen limanın engellenmesi için Çevre Bakanlığı'nı göreve çağırdı. Beykoz'da fidanlık yandı • tstanbul Haber Servisi - Beykoz'a bağlı Dereseki köyû yakınlanndaki Serdaroğlu Çiftliği'nin bulunduğu 30 dönümlük özel fidanlıkta dün henüz belırlenemeyen nedenle yangın çıktı. Yangın, itfaiyenin müdahalesiyle söndürüldü. 1997 yılı istatistiklerine göre AB ülkelerinde toplam 2.5 milyon kişi sokaklarda yaşıyor Avrupa kıtası yoksıdlaşıyorÇeviri Servisi - Amerika'dan sonra Avrupa da sokaklarda yaşayan evsizlerin sayısının hızla arttığı bir kıta haline gel- meye başladı. 1997 yılı istatistiklerine göre AB ülkelerinde toplam 2.5 milyon sokaklarda yaşayan insan bulunuyor. Lük- semburg Zirvesi'yle tam üyelik hakkı kazanan ülkeler de dahil edilirse bu sa- yının 10 milyona yakın olduğu kabul edi- liyor. Avrupa'nın en gelişmiş ülkesi olarak görülen Almanya'da sokaklarda 900 bin insan yaşıyor. 'Psikotogie Heute' dergi- sinde yayımlanan bir araşrırmaya göre yoksul olarak sınıflandınlan insanlann oranlannrn eski federal eyaletlerde yüz- de 13, yenilerde ise (eski Doğu Alman- ya eyaletleri) yüzde 8'e çıktığı belirtili- yor. Almanya'nm tümünde gözlemlenen işsizlik sorunuyla eşorantılı olarak yük- selen yoksulluk çıtası, birçok kişi ve ai- • Almanya'da işsizlik ve yoksulluk oranlannın ivme kazanmasının başhca nedenleri arasında, yaşh nüfusun çoğunlukta olması nedeniyle gençlere iş imkânlan bulunmaması ve sanayileşme trendinin doygunluk noktasına ulaşması gösteriliyor. lenin de sokaklarda yaşamasının temel ne- deni olarak gösteriliyor. Yoksulluk sıralamasında yabancılar Almanlann, kadınlar erkeklerin, aileler de tek başına yaşayanlann altında yer alı- yor. Almanya'da işsizlik ve yoksulluk oranlannın ivme kazanmasının başhca nedenleri arasında yaşh nüfusun çoğun- lukta olması sebebiyle gençlere iş im- kânlan bulunmaması ve sanayileşme tren- dinin doygunluk noktasına ulaşması gös- teriliyor. Doğu Almanya ile birleşmenin de bu sorunda büyük rol oynadığı ifade ediliyor. Yıllarca işsiz kalan ya da hiçbir zaman iş bulamamış insanlar, hele de kalabalık bir aileye sahiplerse, kiralannı ödeyeme- yecek duruma geliyor ve birkaç parça eş- yalanm alarak 'sokağa' taşınıyoriar. Köp- rii altlan, yıkılma tehlikesi ya da benze- ri nedenlerle boşaltılmış binalar, artık ku- lanılmayan tren istasyonlan ve yol bara- kalan, bu tür insanlann mekân tuttukla- n yerlerin başında geliyor. Eski bir oto- mobil içinde ya da bisikleti üzerinde ya- şayanlar ve polis ya da belediye tarafin- dan uyanlarak oradan oraya gezenler de var. Istatistikler, evsizlik olgusunun insan- lar üzerindeki sonuçlanna da değiniyor. Bu sonuçlar arasında en dikkat çekeni uzun süre sokaklarda yaşayan insanlann yaşam sürelerin ortalama olarak yanya inmesi. Alkolizm, depresyon ve yetersiz bes- lenme sonucunda ortaya çıkan hastalık- lar nedeniyle evsizlerin üçte ikisi sürek- li hasta ve intihar oranlan yüzde 25. An- cak yoksulluk ve işsizliğin en büyük be- delini çocuklar ödüyor. Genellikle sabit bir yerleşim bölgesinde kalamayan bu insanlann çocuklan ilköğretimden bile yoksun oluyor. Okula gidebilenlerin ba- şan, hatta okuma yazma oranlan çok dü- şük. Yüzde 24'ü psikolojik sorunlar al- tında kıvranıyor, konuşma ve davraruş bozukluklanndan rahatsız. Aşılan yapıl- madığı için salgın hastalıklara, özellikle çocuk felcine daha sık yakalanıyorlar. Foça'da ölü bulunan foktan sonra şimdi gözler bakanlıkta Foklar Akdeniz'de korumasız CEMULUTAŞ Foça'da geçen hafta dişi bir Akde- niz fokunun ölü bulunmasının ardın- dan, Tanm Bakanlığı'nın, yayımladı- ğı avlanma sirkülerinde Akdeniz fok- lanyla ilgili önerilen ve ulusal komi- tenin tavsiye ettiği yasaklara yer ver- mediği ortaya çıktı. Türk Deniz Araşürmalan Vakfi (TÜ- DAV), 5 Mart 1998 tarihli Resmi Ga- zete'de çıkan ve 1998-1999 av döne- mine ait 32-1 numaralı sirkülerin. Tür- kiye'deki su ürünleri neslini korumak değil, adeta 'yok etmek' üzerine ku- rulduğunubildjrdi. TÜDAV Başkanı Doç. Bayram Oztürk. Cumhuriyet'e yaptığı açıklamada, söz konusu sir- külerin cins ve boy yasaklan kısmm- da karides avcıhğından bahsedildiği- ni, ancak Marmara Denizi'nde kari- des stoklannın bittiğini söyledi. Mar- mara Denizi'nde 1 mayıs-1 kasım ta- rihleri arasında yasaklanan karides av- cılığının önceki yıllara göre 1 ay er- ken başlatılmasını büyük bir endişe ile izlediğini belirten Oztürk, 'yasak- lar' konusunda şu bilgıleri verdi: Akdeniz foklanyla ilgili önerilen ve ulusal komitenin tavsiye ettiği yasak- lara yer verilmemektedir. - Sünger konusundaki yasaklar tu- tarsız ve ciddiyetten uzaktır. Süngerav- cılığının, süngerlerde görülen hastalı- Almanya'da okumus gencler Türk eğitimine soğuk bakış e-posta : tan @ vol. com. tr ASUMAN ABAaOĞLU tZMİR - Öğrenimlerinin büyük bölümünü Alman- ya'da yapmış üniversiteli Türk ögrenciler arasında ger- çekleştirilen araştırmada, bu öğrencilerin Türk öğretmen- len. "tüm boyudarda daha yetersiz" bulduklan gözlen- di. Araştırmaya karılan öğ- renciler, genelde Almanla- n olumlu, Türkleri ise olurn- suz nitelendirmelerle değer- lendirdiler. Almanya'da öğjenim görmüş Dokuz Eylül Univer- sitesi (DEÜ) Buca Eğitim Fakültesi Almanca Bölümü öğrencilerinden, Alman ve Türk öğretmenleri "fiziksel, sosyal, du ygusal, zihinsel ve ders verme" konulannda 5 ile 1 puanlan arasındadeğer- lendirmeleri istendi. DEÜ Buca Eğitim Fakül- tesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Havrettin Akyıküz, araştır- mada, katılımcılann yüzde 70'inin Alman eğitim siste- mini 5 tam puan üzerinden 5 puanla. yüzde 28'inin de 4 puanla değerlendirdiğini; Türk eğitim sistemini ise, katılımcılann yüzde 17'si- nin 1 puanla, yüzde 35'inin 2 puanla, yüzde 35'inin 3 puanla ve yüzde 13'ünün 4 puanla değerlendirdiklerini söyledi. Akyıldız, "Katduncdarm \üzde 43'ü tipik bir Alman öğretmeni 5 puanla değer- lendirmekte, yüzde 48"i 4 puanla, >üzde 9"u da 3 pu- anla degerlendirmektedir. Tipik bir Türk öğretmeni- ni; yüzde 4'ü 5 puanla, yüz- de 17'si 4 puanla, yüzde 41 'i 3 puanla,yüzde26'sı 2 puan- la, yüzde 11'i 1 puanla de- ğerİendirmiştir" dedi. ğın izlenmesinden sonra serbest bıra- kılması veya yasaklanması gerekmek- tedir. - Nesli hızla azalan orfoz ve ıstakoz avcılığının tamamendurdurulması ge- rekmektedir. Bu iki su ürünü türünün yavru boyda olanlan bile bazı lüks lo- kantalarda satılmaktadır. - Karadeniz'de azalan kalkan bab- ğı stoklannın korunması amacıyla ka- rasulanmızdakı avcılığın en az 2 yıl sü- reyle tamamen yasaklanması gerek- mektedir. Bu konuda diğer Karadeniz ülkelerinin örnekalınmasvndafayda gö- rülmektedir. - Av yasaklannın ve Türkiye'de do- ğal kaynaklann nasıl bitirildiğinin iyi örneklerinden biri de beyaz kum midyesidir. Marmara Denizi'ndeki stoklar bitmek üzeredir. Bu türün avcılığı kı- yısal ekosistemin tahrip edil- mesine neden olduğundan kum midyesi avcılığı yapı- lan bölgelerde kalkan, pısi gi- bi balıklar yanında kumda yaşayan omurgasız canlıla- nn yaşam alanlan yok edil- mektedir. - Mavi vengeçin denizle- rimizde avcılığı konusunda ilgili geçen yıllarda yayım- lanan yasaklar bu sirküler- de bulunmamaktadır. En azından sirkülerdeki eski ha- linin korunması gerekmek- tedir - Özellik arzeden bireko- sistem olan lstanbul Boğa- zı'nın korunması için mid- ye avcılığının insan sağlığı açısından, bölge ayırtetmek- sizin her türlü aletle yapıl- ması yasaklanmalıdır. - Sirkülerin cins ve boy yasaklan kısmında yer alan 12. maddedeki palarmıt ve torik avcılığına ait av yasa- ğının 1 ay sonradan (1 ma- yıs) başlaması, sulanmızda hızla azalan bu balığın nes- linin tükenmesine yol aça- caktır. Uygulamayeniden 1 nisana çekilmelidir. RTUKten denetimsizlik itirafı 'lOOTVkontrol edilemiyor' ANKARA (Cumhuri- yetBürosu)-Radyo ve Te- levizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı tbrahm Agâh Çubukçu, yaklaşık 1000 radyo ve 100'den fazla televizyonu kontrol edemediklerini belirterek, "Bize geten bflgüere göre, Anadolu'da iıücai vayın çok" dedi. Çubukçu. RTÜK'e en fazla şikayetin şiddet ko- nusunda geldiğini bildir- di. Şiddeti, etnik aynm- cılık, kişi haklanna saldı- n ve dini yayınlara ilişkin şikâyetlerin izlediğini be- lirten Çubukçu, 1200rad- yodan yalnızca 200'ünü kontrol edebildiklerini söyledi. Çubukçu, Anadolu'da bulunan irticai yayınlar konusunda, "Bu bizim res- mi evrakımifl aşanbir du- nımda. Ama ummadığı- mzyerlerdenşika\«der ge- Byor.Onun için bu yoğun- luğun daha fazla olduğu anlaşüryor" dedi Türkiye'nin diğer Is- lam ülkelerine göre daha fazla büyümesinin özgür ortami sayesinde gerçek- leştiğini savunan Çubuk- çu, dinin de, devrimlerin de aklın yolunu gösterdi- ğini söyledi. Dinin siyaset alanına çekilmesinin büyük bir yanlış olacağını vurgula- yan Çubukçu, irtica ile gerçek tslamiyetin ayn- labilmesi için konunun iyi anlatılması gerektiğine işaretetti. Çubukçu, "Camiyegi- den, namazmı kılan, oru- cunu tutan, dinine bağh olan yurttaşlan suçlama- dan, orüaruı inanç ve iba- det özgürlüğünü voırgu- layarak irtkanın da. dini kötüyekullanmakiste\en, menfaate, tkarete, hırsa, mevkiye alet etmek iste- yen bir akım olduğunu i>i anlatmaklazaiı" diyeko- nuştu. Yüzdeki kınşıklıklara tup lu çozum • Yaş ilerledikçe ortaya çıkan ve özellikle kadınlann korkulu rüyası haline gelen yüzdeki kınşıklıklar, artık geri dönüşümü olan ince tüplerle gideriliyor. Prof. Ayhan Numanoğlu, bu yöntemin diğerlerinden en büyük farkınm, tüplerin istenmediği zaman çıkanlabilmesi olduğunu söyledi. SAADETUSLU Günümüzde tıbbın en çok uğraştığı alanlardan birini, bedende doğuştan ya da son- radan meydana gelen bozuk- luklann gideriteıesi oluştu- ruyor. Kopan uzuvlann ye- rine dikilmesi, yanık hasta- lannın bakımı, doku aktan- mı, burun, dudak gibi organ- lann yeniden yapılması ve estetik cerrahi gibi geniş bir yelpazeyi bünyesinde bann- dıran plastik rekonstrüktif cerrahi, çok zaman mucize diye nitelenen başanlara im- za atıyor. Uzun süre lüks bir branş olarak algılanan plastik cer- rahinin aslında çok önemli ol- duğunu vurgulayan Marma- ra Üniversitesi Tıp Fakülte- si Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Baş- kanı Prof. Dr. Ayhan Numa- noğlu. "İnsarüarıngörüntü- lerini güzelleştirerek güven- lerini sağhyoruz. Belki hayat kurtarmıyoruz ama yaşam kaBtesiniVTİksertry^ruz" de- di. Son yıllarda hızla gelişen mikrocerrahide artık l mili- metreden daha küçük damar- lann ve sinirlerin dikilebü- diğini belirten Dr. Numanoğ- lu, bazı çarpıcı örnekleri şöy- le anlatıyor: "Gcçen günlerdebir aske- rin kopan bacağuım denizden çıkanhpyerinedikilmesiçok i>i biröniek. Bu beUdde dün- yada ilk kez otdu. Sonra her iki bacağı da parçalanan bir kişinin sol ayağının sağ baca- ğm ahına dikilmesi ya da koi- lan kopan birinin sağ elinin sol koluna dikilmesi, mikro- cerrahinin sınırlannı göster- mekaçtsındanönemliörnek- lersanınm." Prof. DT. Ayhan Numa- noğlu, toplumda estetik cer- rahinin ayn bir dal olduğu yanılgısının bulunduğuna dikkat çekerek "Aslında es- tetik cerrahi, plastik cerra- hinin bir dau. Plastik cerra- hide anormal uzuvlar düzel- tifir, estetikte ise normal uzuv- lar daha da güzelteştirilir" diye konuşuyor. Yüzdeki kınşıklıklardan ve fazla kilolardan kurtul- maya, göğüs, burun düzelt- me operasyonlanna kadar pek çok soruna çözüm olan estetik cerrahide her gün ye- ni bir gelişmeye sahne olu- yor. Silikon, kollojen gibi pek çok maddenin kularuldı- ğı estetik cerrahinin son ge- lişmesi geri dönüşümlü tüp- ler. Ayhan Numanoğlu, "Po- ütetrafluorethytene" formü- lündeki ince tüplerin uygu- lanmasıru da şöyle anlatıyor: "Bu tüpler yüzdeki derin kmşıkhklann ahına yerie^- tirilerek gerginük sağlanıyor. Yöntemin en önemli özelliği, istenmezse çıkanlabilmesL" SÖYLEŞİ ATTİLA İLHAN Oteki Adı, '40 Karanlığı'... I smet Paşa'nın fevkalâde 'tesbitleri' vardır. Onlar- I dan birine rastlamış, bir kenara not etmişim. Kim- bilir, ne zaman? Hem kişiliğinın bir yanını yansıtıyor, hem de Gâzi'nin inkılâpçılığıyla mukâyese imkânla- n veriyor. Meraklısı bilir, Gâzi'nin başlangtçtaki yol arkadaş- lan' devrim süreci gerçekten işlemeye başlayınca ihtilâfa düşmüş, Terakkiperver Fırka macerasına atl- mışlardı. Peki, neydi onlan ayıran? Çoğu zaman sa- nıldığı gibi, 'hanedana bağlılık' mı? Hayır! 'devrimci' değil, 'reformcu' oluşlan! Ismet Paşa, 'Hatıralannda, bu noktanın altını gü- zelce çiziyor: "...Terakkiperver Fırka erkânı, reformcu kim- selerdi ama, 'Osmanlı' reformcusu idiler. Ben da- hil, hiçbirimiz reformculukta, Atatürk metodlan- nı daha evvel, görmüş, düşünmüş, benimsemiş değiliz. Atatürk metodlan meydana çıkınca, ben sükûnetle vaziyeti mütalea ederek, halin, zama- nm tedbirleridir diye düşünmüşümdür. Atatürk'le konuşmalanmızda, 'yaP'labilirse, şimdi yapılır" dediği zaman, benim inanmam, onlann korkma- sı... farkımız bundan geliyor.." (Ismet Inönü, Hatı- ralar, 2. K'rtap s. 204. Bilgi Yayınevi, 1992) Bu 'tesbiti' doğru değeriendirebilmek için, başka bir açıdan, hem onu, hem Gâzi'yi yakından tanımış bir aydının yaptığı 'tesbit'e ihtiyacımız olacaktır. Fâ- lih Rrfkı Atay, şöyle bir mukâyese denemiş: "...Atatürk'ün, Inönü'yü, yakınındaki kaabili- yetlerin en iyisi, yaptığı ve yapacağı işlerin en çok kavrayıctsı olarak seçtiğine şüphe edilemez. Kuva-yı Milliye devri, Inönü'nün ilk ordunun ku- ruluşundaki müstesna hizmetleri ve kumanda faaliyetleri dışında, Atatürk'ündür. Ismet bey, hiç- birzaman ihtilalci olmamıştr. İlk gençliğinden be- ri, kendini fırsat bulup da tanryanlara saydıran ve sevdiren bir vazrfe adamı idi (...) O bir nizam ada- mıdır, bir hiyerarşi adamıdır. ileri birTanzimat'çı- dır. (Çankaya, Cilt 2, s. 471, Dünya yayınları, 1950). Bilmem ama, ben bu iki 'tesbit'ten aynı sonucu çı- karmışımdır. Ismet Paşa, aslında, Ali Fuat Paşa, Hü- seyin Rauf bey, Karabekir Kâzım Paşa ya da Re- fet Paşa'dan 'farklı' biri degildi; o da, 'ileri bir tanzi- matçı', -kendi deyimiyle- bir 'Osmanlı reformcusu; öne çıkmasının nedeni, onun Atatürk'e inanması, ötekilerin 'korkması'ndan ibaret! Bilmem Anadolu Ih- tilali ve Inkılâbı'nın neden yarım kaldığını bu tesbit- ten daha iyi anlatacak bir tesbit var mıdır? Radikal bir inkılâbı, bir 'Osmanlı reformcusu'na, 'ile- ri bir tanzimatçı'ya teslim ederseniz ne olur? Ne ol- duğu tarihen yaşanmıştır: Tek Parti, Tek Şef, Tek Millet sloganını düstur edinmiş, 'totaliter' Inönü Cumhuriyetii Alafrangalık defiil, 'ulusal' bir çağdaşlık! I smet Paşa, açıkça söylemiş; diyor ki, "...ben da- I hil hiçbirimiz reformculukta, Atatürk metodla- rmı, daha evvel görmüş, düşünmüş, benimsemiş değiliz!". Farkındasınız değil mi, Gâzi'yi 'reformcu' sayıyor 'ihtilâl ve inkılâp' lâfı yok! Oysa, sadece 'Söy- lev ve Demeçleri'n karıştırarak, Gâzi'nin 'inkılâpçı- lığı'n tevsik ve tescil etmek mümkündür. Mustafa Kemal Paşa, demiştir ki: "...Türk İnkılâ- bı nedir? Bu inkılâp, kelimenin ilk anda ima etti- ği ihtilâl manasından başka, ondan daha vâsi bir tahavvülü ifade etmektedir." (Kasım, 1925). Uzun sorumluluk yıllan boyunca, Ismet Paşa'nın bir kere bile olaya bu açıdan baktığını düsünebtlir mtsiniz? Gâ- zi, üstelik 'inkılâbı', değişen ve değiştiren, diyalek- tik bir birikip/sıçrama süreci diye alır; yoksa niye -ha- diyse marksist diyebileceğimiz- şu sözleri söylesin: "...medeniyet yolunda muvaffakryet teceddüde vâbestedir. Içtimai hayatta, iktisadi hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için, yegâne terakki ve tekâmül yolu budur. Hayat ve maişe- te hâkim olan ahkâmın, zaman ile tagayyür, te- kâmül veteceddüdü zaruridir..." (Ağustos 1924). Oysa, Inönü Cumhuriyeti'nde, 'tagayyür, tekâmül ve teceddüt', tıpkı Devtet-i Aliyye'nin son iki yüzyı- lında olduğu gibi, 'garplılaşma' diye ele alınmış, ay- nen 'Osmanlı reformculan' gibi, 'çağdaşlaşmak, 'hârika çocuklan' Paris'e keman ya da piyano tah- siline göndermek; ya da Opera galalannı ihmal et- memek gibi, anlaşılmıştır: Fâlih Rrfkı'nın 'ileri Tan- zimatçılık' dediği, budur. Aradaki zihniyet 'uçurumu- nu' görmek ister misiniz? Gâzi'nin TürkOperası' de- diği zaman, 'anladığı' Ahmet Adnan Saygun'un 'Özsoy' operası idi: halbuki, hatırlıyorum: Inönü Cumhuriyeti'nde, ilk opera temsili, Smeta'nın 'Sa- tılmış Nişanlı'sı olmuştu! Gâzi, ulusal bir çağdaşlık peşindeydi, Inönü ise 'Tanzimat Alafrangalığı' istiyordu: o 'alafran- galığın' cumhuriyet 'aydınlannı' bugün getirdiği yer, dehşet vericidir hep, 'millf ve manevî değerterin muhafazakân olmuş, 'Soğü/csayaş'politikacılan, lâ- ikliği, Rlarmoni konserine gitmek sanıyoriar. TRT ve mahalli Musiki demekleri olmasa, Türk Musikısinin köküne kibrit suyu ekilmiştir; Ahmet Adnan Say- gun'un ardılları, ya 'Van Gogh'u, ya da 'Midas'ı opera diye bestelemiştir; 'dünyaca ünlü' soprano ya da tenorlanmız, ülkelerinin dışında -hatta bazılan, ecnebi adlarla- yaşıyor. Gâzi'nin hayal ettiği 'çağdaşlık' budur deyin de, alnınızı kanşlayayım. 'Yarım kalmıs bir inkılâbın çocuklan' i VT urtlar Sofrası'nın bir yerinde, romanın bir kah- •\ramani, neslinin dramını anlatırken, sanınm de- miştir ki: "Biz yanm kalmış bir inkılâbın çocukla- nyız!" İnkılâbı geliştirip ileri götürmesi gerekenler, 'inks- lâpçı' değillerdi ki! O yüzden de, Anadolu Ihtilâli ve İnkılâbı, 'resmi tarihin' o yürek bayıltıcı, lâflanrKJan ibaret kaldı; yeni yetişen nesiller de, o canhıraş se- rüveni, 12 Mart ya da 12 Eylül gibi, bir 'generaller gecesi' sanıyoriar; yanıldıklannı nasıl söyleyebılirsi- niz, 12 Eylül sonrasında, Evren paşa, Devlet Ope- rası'nı şereflendirmemiş miydi? Hem de, Mevhibe hanımefendi'nin refakatinde: tıpkı o eski 'iyizaman- larda' olduğu gibi! O 'eski iyi zamanlar'm, öteki adı, '40karanlığ'dır.. http:// www. prizma.net tr/ A İLHAN http://www.eda.tr/-bilgiyay/yazar/ailhan.htlm
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog