Bugünden 1930'a 5,500,162 adet makale



Katalog


«
»

30 NİSAN 1998 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR UYCARLIKLARIN İZİNDE OKTAY EKİNCİ 'Kültür varlığı yoktur' denerek orman içindeki antik kalıntılar gözden çıkanldı Kııracaşfle'den tarihi sflecelderCumhuriyet okurlan bilmem animsayabilirler mi? 19 Eİdm 1997 tanhındeki ÇED Köşesi'nin başlığı; 'Barün Hâlâ Kurtanlabilir: Çanakkale Düşmek Üzere.J' şeklindeydı. Bartın'dakı bu •umudumuzun" nedeni. Kurucaşfle'nin Başköyböl- gesinde binlerce kayın ağacıyla bir- likte antik 'Cromna' kentine ait ol- duğu söylenen yerleşme kalmtıla- nnı da tehdit eden bir 'maden ara- ma' ruhsatına karşı Ankara Koru- ma Kurulu'nca inceleme başlatıl- masıydı. Çanakkale'yi düşürmek ûzere olan gelişme ıse Kazdağı'ndaki benzer bir maden arama ruhsatına dayanılarak. tarihi geçmışi de bu- lunan Kocamezarhk Ormanı'nda- ki ağaçlara •kesimişaretlerinin' bi- le konulmuş olmasıydı... İJerleyen aylarda özellikle Kaz- dağı'ndaki 'orman katliamı" hazır- lıklan diğer gazetelerde ve TV ha- berlerinde de genişçe yer alınca, Edirne Koruma Kurulu. maden arama ruhsatı verilenormanlıkara- ziyi banndırdığı tarih ve doğa de- ğerleri nedeniyle 'SİT' ilan ederek korumaya aldı. Karadeniz 'yagışh' (!) Bartın'da ise tam tersi' bir süre- ce girilerek Ekim (1997) ayındaki umutlar 'kaygıya' dönüştü. Yani, şimdı de Kurucaşile'deki maden ocağı hazırlıklan için denebilir ki 'Barnn düşmek üzereL' Çünkü, 6 ay önce yüreklere su ser- pen 'Ankara Koruma Kurulu ince- lemeleri' ne yazık ki duyarlı çevre- lerin beklediği içerikte bir sonuca ulasamadı. Bölgeyi çok iyi tanıyan ve geliş- meleri başından beri izleyerek yet- kilileri sürekli uyaran Yüksei Öz- tepe'ye Ankara Koruma Kurulu Müdürlüğü'nden göndenlen 26.11. 1997 tarih ve 2269 sayılı yazıda şunlar söyleniyor: "bualanın(_)uy- gun mevsim koşullannda incelene- ceğine bügilerinizi rkra ederim." Ne var ki v ıne avTiı bölgede ma- den aramak üzere ruhsat alanlar fa- aliyete başlamak için 'uygun mev- sim koşuUannı' beklemediklerin- den. koruma kurulunun bu yazısi tarihi ve doğal değerleri kurtarma yönünde bir 'önlem' getırmediği Kunıcaşile'deki maden çıkarma izni \erilen ormanlık bölgeye ait bu fotoğrafi iyi saklayın. Eğer bu doğal güzellik koruma karanyla kurtanlanıazsa. elde sadece yine bu fotoğraf kalacak. (Fotoğraf: YÜKSEL ÖZTEPE- 1998) aşabahçe Şişe ve Cam Fabrikalanna 'silisyurrf sağlamak için maden işletme ruhsatı verijen Bartın'ın Kurucaşile ilçesine bağlı Başköy yöresinde antik Cromna kentine ait tarihi kalıntılar ve bunlan asırlardır koruyan ormanlık alanlar dozerlerin tehdidi altında... Bartın sıısmamalı gibi, dahası madencilere 'cesaret' bile veriyor. Çünkü aynı yazKİa resmi tanık' gösterilen Amasra Müzesi Müdü- rü Ziyaettin Taşçı tarafından *tek inuayla'düzenlenmiş 17.10.1997 tarihli bır raporda ise aynen şu ifa- deier yer alıyor: %..) belirlenen alandaki yüzey araşnrmasında 2863 sayılı Kültür \e Tahiat Varlıklannı Koruma Kanunu kapsamınagiren kültür variığı görülmemiştir..." Yine bu müze müdürü. (aslında hiç de üzerine \azife olmadığı hal- de) aynı kısa raporunu da şu 'gö- rüşüyle' noktalamayı ıhmal etmi- yor: "Sonuç olarak bu aianda ku- varsit ocağı açılıp işletilmesi ve tests kurulmasında bir sakınca bulun- mamaktadır. Bilgilerinize arz ede- rim.' 1 'Bilenler' ne diyor? Peki; maden arama ruhsatı veri- len yörede gerçekten önemli dii- zeyde 'konınacak kültür \e tabiat varuğı" yok mudur? Bu sorunun yanıtı. aslına bakı- lırsa sadece Yüksei Öztepe'nin şi- kâyet ve uyan yazılannda değil. bölgeden çekiimış •fotograflarda' da açıkça veriliyor. Bartın ili. Kurucaşile ilçesi 'Baş- köy mevkiT ile bu alana komşu ko- numdakı Kastamonu ili, Cide ilçe- si 'Kirazlıdere mevkü' içerisinde- ki ormanlık alanlarda CAMİŞ Ma- dencilik AŞ'ye verilen maden ara- ma ve işletme ruhsatı arazileri 'bin- lercekayın ağacuıT \ e Karadeniz kı- yı kuşağının 'zenginbitkitürlerini* barındırıyor. 'Görülmeyen' (!) kalıntılar Amasra Müzesi Müdürü"nün ra- porunda 'kalınhsı yoktur' denilen antik 'Cromna" kentine gelince... 'Crombis' adıyla da anılan bu 'Hellenistik dönem' yerleşmesin- den antik çağın ünlü coğrafyacısı ve tanhçısi Amasyalı Strabon'un da 2000 >ıi önce söz ettiği biliniyor. 1000 yıl önce de Cenevizliler ve Fonhıslular bu kenti kullanmışlar. Yüksei Öztepe"nın Ankara Ko- ruma Kurulu'na ikinci kez yaptığı 2.12.1997 tarihli başvurusunda an- tik yerleşmenin kalıntılan şöyle sı- ralanıyor: " 1 - Hacı yerinde mczarlar ve du- var. 2- Kayışlık mevkiindc Idlisc ka- lıntısı 3- Kazan Gölü'nde oyma kuyu ve 100 metrekarelik taban döşemesi. 4- Gökçeağaç pınannda duvar ve mezarlar 5- Bü>ük suyun çıkttğı yerde He- lenistik yazılar ve merdivenler. 6- Lazlar yeriveyukan tarla me\- kiindeyöreyi kilometrelerce dolaşan eski su kanallaru." Işte bütün bu tarihsel bulgular ve çevre değerleri. resmi belge ve saptama raporlanna hâlâ yansıma- dığından. madenciler önceden al- dıkları izin ve ruhsatlarla antik Cromna'yı \e yöredeki doğal do- kuyu yok etmek üzereler. Kuruca- şile'den Yüksei Öztepe"yle bırlik- te aynı bölgedeki Şeyhler Kö- yü'nden Mehmet Darçm ıse Asli- ye Hukuk Mahkemesi'nden *tes- pit' yaptırarak Zonguldak Idare Mahkemesi'nde dava açma süreci içindeler. Dileğimız. Edirne Koruma Ku- rulu'nun Kazdağı'nda gösterdiği çalışkanlığı Ankara Koruma Ku- rulu"nun da Bartın ve Kastamonu illcrinin bu ortak koruma bölge- sınde göstermesi. Çünkü yann, ar- tık çok geç olabılir... i* vı -J. --f-; Türkiye'nin en eski birkaç yerel gazetesinden birisi olan ve 1924ten bu yana "74 yıl- dır" kesintisiz yayımlanan "Barnn gazetesT de Kuruca- şile ilçesindeki bu gelişmele- re geçen yıl dikkat çekmiş ve örneğin 11 Kasım 1997 tarih- li manşetini şöyle atmıştı: "Kunıcaşile'de katüama İzin VermeyeimJ' A\TO haberin di- ğer başlığı ise çok daha çar- pıcı ve anlamlıydı: "Özelle- şen Paşabahçe'nin tabak-ça- nağı uğruna 20 bin ağacı ke- secekkr-." Ne var ki. Cumhuriyefle yaşıt olan ve Cumhuriyet il- kelerini 74 y ıldır hiç ödünsüz savunan bu duyarlı gazetenin ilk uyanlan. Bartınîda-ilginç- tir- yeteri kadar etkili olama- dı. Yaymdan sonra birkaç gün süren tartışmalar, izleyen sü- reçte yerini ürkütücü bir "ses- sfcdiğe'' biraktı. O>sa ki aslında Paşabah- çe'nin kendi "tarihsel kimB- ğj" ve Cumhuriyet'in "kamu yarannı" gözeten temel ilke- leriyle bürünleşmiş "kişifigi'' bile böylesine bir duyarsıztı- ğa engel degil miydi? Ancak, bu köidü kamu kuruluşu da ga- liba "özeBeştikten sonra" ken- di ulusal değer yargılannı bı- rakmış. küreselleşme süreci- nin "rant kültürüne" kapıla- rak gerçekten "tabak-çanak uğruna" ülkenin tarih ve do- ğasma göz dikmiş görünüyor. Nitekim bu duyarsızlık, EnerjiveTabfiKaynaklar Ba- kanlığı"nca maden arama ve işletme ruhsatı verilmesini "sakıncalı bulmayan" diğer ilgili kamu kurumlanna ait resmigörûşlerde de gözleni- yor. Örneğin, ÇED sürecin- deki "yer tespitine" ilişkin 7.10.1997 tarihli komisyon ra- porunda Bartın Sanayi ve Tî- caretMüdüriüğü'nün görüşü şöyle yer almış: "Jlekonomi- sine ve bölge istihdamına bü- yük katkı sağlayacagı aşikâr olan söz konusu tesisin her- hangi bir sakıncası yoktnıf Bu gibi resmi onaylar kar- şısında tek umut bağlanabi- lecek olan kurum ise sadece Kültür Bakanhğı ve elbette "Koruma Kurulu". Yani, bölgenin "arkeolojikve doğal Str*değerini bir an önce gör- mek ve tescil etmek gereki- yor... Belki o zaman Bartın'daki talihsiz suskunluk da biter ve SİT karan alkışlanarak kut- lama törenleri düzenlenir. Tıp- kı antik çağlarda Troa (Tru- va) savaşlanna "Anadohı'yu korumakiçm" dövüşmeye gi- den Parthenia'lı cengâver gençlerin kente dönüşleri ne- deniyle düzenlenen "efeane- vi zaifer şölenleri" gibi... tşte Amasra Müzesi Müdürtüğü raporunda "yoktur" denilen antik \erlesme kalınblan. 'Böyiegiderse dtnleyicikalnutyacak' îngiliz şefHoward Griffıths, televizyonda şiddetyerine müzik ve eğitim programları öneriyor • Bugün konserler sıkıcı hale geldi. Eski heyecan yeniden yakalanmalı. Değişik yöntemler bulunmah. 1yi besteciler yeni eserler üretmeli. Bu yılki'konser televizyondan naklen verilemeyecek; onun yerine fütbol maçı varmış. Çocuklar televizyondan kötü şeyler öğreniyorlar. Bütün dünyada böyle. Gençler daha saldırgan. Saldırgan programlar yerine müzik ve eğitim programlan konabilir. Böyle giderse önümüzdeki 20 yıl sonra konser dinleyicisi kalmayacak. NURDAN CİHANŞÜMUL lstanbul De\ let Senfoni Orkestrası 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bay- ramı kapsamında Îngiliz şef HowardGrif- fiths yönetiminde bir çocuk konseri ver- di. tstanbul Filarmoni Derneği ve UNI- CEF'in ortaklaşa düzenlediği konserden elde edilen gelir ise UNICEF'e bağışlan- dı. Konserde Leroy Anderson. Paul Ram- sier. Bizet ve Strauss'un yapıtları seslen- dirildi. Sık sık Türkiye'ye gelen Griffiths 1996 yılından bu yana Zürih Oda Orkest- rası'nın şefliğini yürütüyor. - Daha önce de İstanbul'da çocuk kon- seri verdiniz. Konserlerini/in çoğu açıkla- malı geçiyor. Bu konser nasıl olacak? GRİFFITHS - Konser birkaç bölüm- den oluşuyor. Çocuklar önce orkestrayı tanısmlardiye önce orkestra çalmaya baş- lıyor. Daha sonra değişik enstrümanlan tanıtmaya çalışıyorum. A>Tica çocuk, de- ğişik enstrümanlann nasıl çaiındığını ve seslerini ögreniyor. Konserde Fareli Kövün Ka>alcısı isimli masal, müzik eşliğinde okunacak. Son bölümde ise çocuklara ak- tif olarak bir şeyler \ ermeye çalışıyorum. Örneğin alkış.ritim.şarkı söyleme. Ço- cuklar böylelikle klasik müzikle daha ya- kın bir ilişki kurabiliyorlar. Belki daha sonra da konserlere gelecekler ve bir mü- zik aleti çalmayı öğrenecekler. Klasik mü- zikle ilk tanışma çok önemli. Ben gittiğim ilk konseri hâlâ hatırlıyorum ve programı- nı saklıyorum. Ben orkestra şefı oldum. ya- nn gelen çocuklardan biri de bir müzisyen olabilir. - Bugünkü klasik müzik dinleyicisi yaş- landı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yalnızca Türkiye'de değil. dünyanm her tarafında böyle. En büyük problemimiz Şef Griffiths'e göre Türkiye'deki orkestralann en büyük proUemi disiplin. bu. Bırçok orkestra. eski eserleri ısıtıp hal- ka veriyor. Eskiden her konser \enı bir film gıbiydi. Bugün bir "Titanik" geldi- ğinde herkes birbirine bu fılmden bahse- diyor. İşte konserler de böyleydi. Bu haf- ta şu var. bu var, mutlaka dinleyin. diyor- du insanlar birbirine. Bugün konserler sı- kıcı hale geldi. Eski heyecan yeniden ya- kalanmalı. Değişik vöntemler bulunmah. 1yi besteciler yeni eserler üretmeli. Yeni bir eser sunulduğu zaman halka bunu anlat- mak gerekli. Besteci de sahne\e çıkarak eseri tanıtılabilir. Böyle olunca da halk daha fazla eğlenir \e anlar. Ben sürekli ço- cuk konserleri \apıyorum ve çok tutulu- yor. Ya\aş yavaş gençler bizim konserle- rimize gelme\e başladılar. Bunun için de yenilikçi olmak gerekli. Orkestralar, yeni fıkirler üreterek her hafta aynı şeyi çalmak- tan kurtulmalılar. Yeni besteler >a da se- yirciyle konuşmak etkili olabilir. Orkest- ra ve seyirci arasında bir iletişimin kurul- ması çok önemli. - Genç dinleyicileri çekmek için neler >apılabilir? Buradaki son konserim harikaydı. Bu yıl- ki konser televizyondan naklen verileme- yecek; onun yerine futbol maçı varmış. TRT'nin naklen yayın aracı maça gide- cekmış. Çocuklar televizyondan kötü şey- ler öğrenıyorlar. Son dönemde Amerika'da öldürme oranı inanılmaz derecede yük- seldı. Örneğin geçen günlerde 11 yaşın- daki bir çocuk arkadaşlannı parka ovna- maya çağınp sonra da onlan vurdu. Bun- lann hepsi televizyonun etkisi. Bütün dün- yada böyle. Gençler daha saldırgan. Mü- zik. insanların ruhunu besler. Saldırgan programlar yerine müzik \e eğitim prog- ramlan konabilir. Çocuklar ve gençler pa- sif olarak televizyon izliyorlar \e etkile- niyoriar. Böyle giderse önümüzdeki 20 yıl sonra konser dinleyicisi kalmayacak. İn- sanlar artık konser yerine futbol maçı iz- lemeyi tercih ediyorlar. Futbol maçlarına yapılan reklam müzik alanında yapılmı- yor. Dünyada gün geçtikçe orkestralann sa- yısı azalıyor \e müzısyenler işsiz kalıyor. Genç \e yetenekli insanlann sayısının art- masına rağmen bugün birçoğu işsiz. fc Şef her sorunla ilgüenmenıeU' - Türkiye'deki orkestraian nasıl değer- lendiriyorsunuz? Geriye dönüp baktığımda orkestra \e genç müzisyenlerin sayısmda inanılmaz bir artış oldu. Izmır'de. Ankara'da. Antalya'da. Mersin'de orkestralar var. Bununla oran- (Fotoğraf: UĞUR DEMİR) tılı olarak genç müzisyenlerin de sayısı arttı. Türkiye'deki orkestralann en büyük problemi disiplin. Orkestra bir takım gibi çalışmalı ve herkes aynı yöne gitmeli. In- giltere'de ve Amerika'daki orkestralar böy- le değıl. sistem daha farklı. lnsanlann hep- si a>nı şeyi düşünüyorlar. Düşünce, bakış açısı ve grup çalışması da çok önemli. Türkiye'de isebelirli birmaaşalıyorsunuz ve devlet memuru statüsündesiniz. Geçen hafta cumartesi günü Ingiltere'de London Mozart Players'la bir konserim \ ardı. Konser için cuma günü gittim ve kon- ser saatıne kadar iki prova yaptık. Ağır bir program olmasına rağmen iki pro\ayla ha- rika bir konser verdik. Burada ise aynı program için beş prova yapmak gerekiyor. Bu yalnızca Türkiye'nin problemi değil. aynı problem Almanya'da da var. -Sizce bu disiplin probleminiçözmek için neler yapılabilir? Zürih'te de aynı problem \ardı. 1yi bir sistem getimıeye çalıştım. Orkestranın ge- lirinin üçte biri devlet, geri kalanı ise Fri- ends of Orchestra Kulübü'nden ve konser- lerden sağlanıyor. Herkes aynı yönde dü- şününce, insanlar daha mutlu oluyor ve iyi sonuç elde ediliyoT. Türkiye'de ise bu du- rum biraz daha zor, çünkü bütün parayı dev- let ödüyor ve yeterli değil. Daha fazla sponsorolması daha iyi olabilir. Bir orkest- ranın sürekli şefi olduğunuz takdirde or- kestranın her sorunuyla ilgilenmeniz ge- rekli. Orkestranın disiplini, sanat sorunla- nyla ilgilenmeli ve orkestrayı iyi bir du- rumagetirmelisiniz. Birbakımaanne-ba- ba gibi oluyorsunuz. Türkıye'deki problem- lerden biri de yönetimle ilgili. Bir şef, or- kestranın organizasyonuyla da ilgilenmek zorunda kalıyor. Orkestranın sanat yönet- meni. organizatörü olmalı ki şef de kendi görevıni tam olarak yenne getirebilsin. > Scyirciyle i\i iletişim kurutmair - Konserlerinizde sürekli yeni yaklaşım- lar geliştiriyorsunuz? Benden önceki şef 50 sene orkestranın başındaydı ve90yılında bınin üzerinde üye- si vardı. 96 yılında orkestraya geldiğimde ise üye sayısı 750'ye düşmüştü ve ilk de- fa bu yıl arttı. Konserlere daha fazla insan gelmeyebaşladı. Enönemlisi konser sıra- sında insanlarla iletişim kurmak. lnsanla- ra ne yaptığınızı ya da ne yapacağınızı an- latmak çok önemli. Her zaman ağır yapıt- lar değil. bazen hafif yapıtlar seçilerek müziklerdeki geçişleriyi ayarlanmah. Bel- ki de değişik mekânlarda konser verilme- li. Örneğin her zaman AKM yerine, gemi- de, Boğaz'da konserler verilebilir ve insan- ların da ilgisinı çeker. -Çok fazla acıklamah konser verilmryor. Aslında dinleyicilerbundanhoşlanıyor. Ayrıca gittiğim ülkelerin dilini öğrenme- ye çalışıyorum ve açıklamalan o ülkenin dilinde yapıyorum. Türk seyircisi bu ko- nuda çok iyi tepkiler veriyor. Orkestra şef- lerınin hepsi birbirinden farklı. Öncelikle grup psikolojisini anlamak gerek. lnsan- lara nasıl davranacağınızı belirlemeli ve en iyisini yapmalan konusunda motive et- melisiniz. Konseri canlı tutacak yöntem- ler bularak seyirciyle iyi iletişim kurma- lısınız. Kendinizi hazırlamalı. programı iyi seçmelisiniz. Eğer doğru seçmezseniz izleyiciyi kaybedersiniz. Sadece kollannı- zı sallamak değil şeflik. Bütün enstrüman- lardan anlamanız da gerekiyor. Birçok şef bu işe başlamadan önce bir müzik aleti öğ- reniyor. - Ilerild projeleriniz neler? Almanya'da beş yıl üzerinde çalışarak Adnan Saygun, Cengiz Tanç, Ulvi Cemal Frkin. Nevit Kodalh \ e Cemal Reşit Re> in yapıtlarından oluşan iki CD hazırladık. Avrupa'da da Türk müzisyenlerine yar- dım ediyorum. Örneğin Almanya'ya Ve- kinel Kardeşler geldi. Faal Say da bir ay içinde Almanya'ya gelecek. Ben de önü- müzdeki günlerde Çin ve Singapur'a gi- deceğim. ODAK NOKTASI AHMET CEMAL 'Alıntı Aydınlar' Üzerine Bir Çeşitleme Yalnız bizde ve yalnız zamanımızda değil, fakat bütün zamanlarda, aydın olma niteliklerinin temel kaynağını; bildiklerini paylaşmada, özgün düşünce üretmekte, öğrendikçe bildiklerinin azlığının bilinci- ne vararak daha bir alçakgönüllü olmakta ve başka- larıyla böyle bir alçakgönüllülük içersinde diyalog kurmakta bulan gerçek aydınların yani sıra, "alıntı ay- dınlar" diye adlandınlabilecek bir tür de varlığını hep korumuştur. Bu ikinci türe giren aydınlann başan kazanma, da: ha doğrusu sözlerini dinletebilme ve kendilerini çev; relerine bir otorite olarak benimsetme şanslan, do-, ğal olarak yaşadıklan çevrenin genel bilgi ve düşün- me düzeyiyle doğrudan orantılıdır. Başka deyişle, yaşadıklan çevredeki genel bilgi düzeyinin düşüklü- ğü ve "düşünme özürtü" insanların fazlalığı, alıntı ay- dınlar için neredeyse bir variık koşuludur. Belki de bu nedenledir ki, böyle aydınlann genei söylemi hep: "Gel, sen de öğren ve bil!" degil, ama: "Sen beni dinle ve. oku, yeter!" tarzındadır. Bu ölçülere varan bir ben- merkezci tutum, gerçekte "başkalarının aynı konu- da onlardan daha çok bilmeleri" olasıhğını kafaların- da bir karabasana dönüştüren alıntı aydınları bakir mından doğal sayılması gereken bir savunma içgü- düsünün dışlamasıdır. Çünkü alıntı aydınları için bi- rincil önem taşıyan nokta, bilgiyiyaymak değil, fakat çevresinde belli bir ya da birkaç aianda herkesten çok bilirgörünerek sağladığı ayncalıklı birkonumu ve te- melsiz bir saygınlığı ne pahasına olursa olsun koru- yabilmektir. Öğrenmeye uzanan yolda yanlışlar da yapmayı doğal sayan ve en kalıcı bilginin doğrulann yanında yanlışların da yaşandığı bir serüvenli yolculukta ka- zanılabileceğini iyi bilen gerçek aydınlardan farklı olarak, alıntı aydınların birinci hedefi başkalannın - gerçekte olan, ya da olmaya da bilen!- yanlışlarını ya< kalamaktır. Böyle bir yanlışı bulduğu anda alıntı ayt- dın, ikili bir tepki sergiler: Kendince yanlış yapana, çoğunlukla bu yanlışın sınırlannı çok aşan, onun kim- liğini de hedef alan bir saldırı yöneltmek, ardından da örneğin: "Keşke benim yazdıklarımı okusaydın!" diyerek, kendine atıfta bulunmak. Öte yandan yapı- lan atfın mutlaka somut konuyla ilgili olması da ge- rekli değildir; önemli olan, ilintili ya da ilintisiz, alıntı aydının yazdtklannı bir yeriere sıkıştınvermesidir. Zaten özet olarak söylemek gerekirse, her fırsatj ta kendine atıfta bulunmak, böylece de yukarıda s&- zü edilen ayncalıklı konumu ya da üstünlüğü vurgu- lamak, alıntı aydın için her şeydir. Bu bağlamda, ör 1 neğin yazdıklannın özgünlüğü! ya da salt başkala- nndan -çoğunlukla da elbek yabancı yazahardan!- yapılma alıntılardan oluşma bir kolaj niteliğini taşıma* sı, alıntı aydın için hiç önemli değildir; aslına bakılır* sa, alıntı aydının. başkalarından alıntıladığı düşünce^ lerden yola çıkarak ortaya özgün bir senfez koymak gibi bir kaygısı da yoktur. Alıntı aydın, çoğunlukla - genelde ne ölçüde bildiği de tartışmaya açık olan- bir yabancı dilde okuduklarını kendi ortamına ken- disininmiş gibi tanıtma peşınde olan kişidir. Alıntı ay- dının kişiliği bu bakımdan büyüteç altına alındığın- da, aslında bu. kişiliğin de alıntılardan oluştuğu gibi, ilk bakışta şaşrrticrbir manzarayla karşıtaşılır. Gelge- lelim şaşırtmaması gereken bir manzaradır bu; çün- kü alıntı aydının büründüğü kişilik, alıntı merakı vedil- şünüp senteze varmaktaki yetersizliği nedeniyle, yal- nızca başkalarının düşünüp söylediklerinden ariyeî alınmış elden düşme bir kişiliktir, adı üstünde, salt alın- tıdır. Alıntı aydının bu kişiliği, kendini en açık biçimde uzmanı olduğunu savladığı alanlarda iş, özgün dü- şünce üretmeye geldiğinde açığa vurur. Diyelim bu kişi, kendine "uzmanlık" (!) dalı olarak -örneğin re- sim, heykel ya da sinema konularında- sanat eleş- tirmenliğini seçmişse eğer, genelde en "verimli" ot- duğu alan, o sanatın "Batı'daki" durumu olacaktır, çünkü Batı'da, o sanat üzerine zaten çok yazılmıştır ve orada yazılanlardan yapılacak alıntılan bu ortama "benim" diye getirmek, bir ayncalık sağlamaya ye- tecektir. Buna karşılık sıra. yine o sanatın "bizdeki" durumu üzerine değeriendirme yapmaya geldiğinde, bu değeriendirme ancak bizdeki eserierden yola çı- kılarak ilk kez üretilen düşüncelerin yardımıyla ger- çekleşebileceğinden, alıntı aydın -yüzeysel söylem- lerin dışında- bu noktada suskunluğa bürünür! Neyse ki adına "yaşam" dediğimiz, sonuçta bir ne- hir- roman gibi akıp giden koskoca bir bütündür ve bu bütün içerisinde alıntı aydının ömrü, içerdiği bü- tün yetersizlikleıie ve yapaylıklaria, çoğu kez fıziksel ömrünün sınırlanna bile ulaşamayacak kadar kısa- dır. 17. ULUSLARARASIİSTANBUL FİLM FESTIVAU BUGUN ı • Emekte 12.00 ve 18.30'da "tlişkiden Sonra". j 15.00'te "Ruh Sızısı", 21 30'da "Sessizliğin I Ötesinde" izlenebilir. ı • FHaşta 12.00 ve 18.30'da Orbis Pictus", 15.00 ... ve 21.30'da "Orkestra Provası" gösteriliyor. -: • Alkazar'da 12.00 ve 18.30'da İsa Eboli'de ' Durdu", 15.00 de Pazar, 21 30'da "Parasızlık > Öyküsü" izlenebilir. ' • Beyoğlu'nda 12.00'de "Yanlış Saksının ÇiçeğT. ' 15.00'te "Adı Vasfiye", 18.30'da "Deniz Bekliyordu" 21,30'da "Gerilla" yer alıyor. • Sinemada 12.00'de "Usta BeniÖldürsene". 15.00'te "Doğu Sarayı Batı Sarajı". 18.30'da "Kusursuz Çember". 21.30'da "Güven" gösteriliyor. • Moda'da 12.00'de "Çılgm Yabancı". 15.00'te ' "Kınk", 18.30'da "Masumiyet Adına". 21.30'da " "Aylaklar" izlenebilir. " | YÂRIN ^ • Emek'te 12.00 ve 18.30'da "Ateşkes", 15.00'te "Rüzgann Dansı", 21 30'da "Sağol Yaşam" izlenebilir. • Fitaş'ta 12.00ve 18.30'da "AşkÖvküleri". 15.00, ve 21.30'da "Ve Gemi Gidiyor" gösteriliyor. • Alkazar'da 12.00 ve 18.30'da "Albay Korugan",. 15.00 de "Sessizliğin Ötesinde". 21 30'da "Ruh Sızısı" yer alıyor. • Beyoglu'nda 12.00'de "Çökertme". 15.00'te : ' Kaçış" 18.30'da "Masumiyet". 21.30'da "Nihavend ' Mucize" izlenebilir. • Sinema'da 12.00'de "Kuşatma Altında Aşk". ı 15.00'de "Pazar". 18.30'da "Birader". 21.30'da ı "Kumarbaz Bob" gösteriliyor. i • Moda'da 12.00'de "Parasızlık Öyküsü". 15.00'teT "Suzaku". 18.30'da "Dağmık Yataklar", 21 30'da v "Kalpazanlar Çetesi" \er alıvor. ' • Özel Gösterimler "Teutonia'da" 15.00'te "semfes b. unplugged" izlenebilir. ı
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog