Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

26 NİSAN 1998 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 15 Abdühnühür8 yıl önce "hediyeleri" ve "üü'Meri dağıttıktan sonra devlete trilyonluk uçak satan Nezih ve Zeynel Abidin Erdem kardeşlerin geçenlerde Paris'te "devlet adına" 21 milyar « K liraya satın 2 aldığı Abdülhamit'in iki mührü, alay-ı ~ vâlâ ile Topkapı Sarayı Müzesi'ne kondu. Bir de ne görelim, Abdülhamit'in 14 mührü, müzenin bir köşesinde yıllardır dururmuş da kimse yüzüne bakmazmtş! Salmama Çanakkale'de Op.Dr. Mustafa Zafer Doğan'a iki ayda 4 bin 804 kw elektrik tüketmiş gibi gönderilen fatura konusunda TEDAŞ Çanakkale r^\ Müessese Müdürü dhp Fikret ilter, "Sayaç fcf sökülerek kontrol için Sanayi Bakanlığı Bölge Ticaret Müdürlüğü'ne gönderildi. Sayaçta, hatalı endeks atma tespit edilirse fatura iptal edilecek" dedi. ilter, tahsil edilemeyen elektrik parasının faturalarda oynama yapılıp "salma" yoluyla toplanmasının söz konusu olmadığını belirterek, Çanakkale'de tahsilat oranının yüzde 98'i bulduğunu da açıkladı. Elektronik posta: Deniz.Som@raksnet.com Tel: 0.212.512 05 05 Faks: 0.2*2.512 44 97 - Yılmaz'la Baykal seçime gitmeye karar vermiş... "Kendi kendilerine güvey oldular ama ortada gelin vok!" yrıhkçı terör örgütü PKK'nin iki numaralı adamı Şemdin Sakık'ın Kuzey Irak'ta ya- kalanıp Türkiye'ye getirilmesi üzerine "Sa- kık'ın yakalanmasında neyin nasıl olduğu- nu tam anlayamamaktan yakınanlar, Sakık'ın sor- gulanmasından sonra ortaya çıkacak yeni bilgileri anlamakta da zorluk çekmezler umarız" demiştik... Bu arada, Prof.Dr. Aydın Aybay da, ABD'nin Ku- zey Irak'tan Guam'a götürdüğü "CIA Kürtleri"nin son durumuna ilişkin gelişmeleri aktarırken şu yo- rumu yapmıştı: "Kıssadan hisse: ilhan Selçuk ustamızın sapta- ması ile bizim medyada mevzilenmiş 'CIA Türkle- ri'nin kulaklarına küpe olsun!" Sakık'ın Diyarbakır'daki sorgusundan yansıyan ilk bilgilerden anlıyoruz ki 'CIA Türkleri' yalnızca medyada mevzilenmemiş... PKK parasıyla beslenen insan hakları savunucu- larından, PKK'yi besleyen işadamlarına kadar ge- CIA Turkleriniş bir cephe kurulmuş. Cephenin içine siyasiler de girmiş. Sakık'ın anlattığına göre, "Biz milleti değil ümme- ti esas alırız" diyen siyasi düşünce, kurulacak bir Kürt devleti ile yıkılacak Türkiye Cumhuriyeti'nin yerine geçecek islam devleti arasında "sınır" sorunu olma- yacağı mesajını vermiş. Ayrılıkçı kesimle şeriatçı kesim arasında sağla- nan uzlaşma, birbirlerini demeç yoluyla bile olsa eleştirmemeye kadar uzanmış. Böylesi bir ilişkiler yumağının içinde "kalem erba- bı"nın da oiması normal sayılmalı. Ancak, Sakık'ın söylediğine bakılırsa, para karşı- lığı PKK lehine yazı yazanlar varmış ki "düşünce sa- hibi" gazeteci ve yazarların PKK'den aldıkları para karşılığında düşüncelerini yazıya dökmeleri biraz garip kaçıyor! Ama neyse ki kalemlerini PKK parasıyla satma- yanlar da varmış: "Bazı Türk gazeteciler bize destek için bizden pa- ra istemiyor, gönüllü çalışıyor." PKK propagandası karşılığında bakkal ekmek, kasap et vermeyeceğine göre "gönüllüler" maaşla- rını nereden alıyor acaba? Kimin nerede çalıştığı belli; şu bizim medyadaki "işyeri" sayısı bir elin parmaklarından az! Parmaksız kod adlı Şemdin Sakık'ın ilk sorgusun- da "CIA Türkleri"nin görüntüsü bulanık da olsa or- taya çıkmaya başladı. Guam'a götürülen "CIA Kürtleri"nden kimisinin başının dertten kurtulmadığını anlatıyordu Prof.Dr. Aydın Aybay: "Ne kadar ihtiyatlı olurlarsa olsunlar, daha önce Vietnam'da ve başka yerlerde de görül- düğü gibi gün olup devran dönünce, CIA bağlantı- ları kişilere yüzde 100 güvence sağlamıyor." SESSİZ SEDASIZ (!) NURİKURTCEBE Yüksek Yerilim Hattı Erdinç UTKU Hafif insanların havalanması kolay olur. Yazara yazı yazacak yer gerekmez Afyon Bolvadin'de babadan kalma dükkânındaki kiracıyı çıkartıp evde kitap koyacak yer kalmadığı için dük- kânı hem depo olarak kullanmak hem de daktilosunu da götürüp "yazıları- nı yazma mekânı" olarak değerlendir- mek istemiş Süleyman Ekim ve Bol- vadin Sulh Hukuk Mahkemesi'nde davaaçmış... Mahkeme. bilirkişi vasıtasıyla yap- tırdığı keşifte dükkânın yazarlık ama- cıyla çalışma yeri olarak kullanılmaya uygun olduğunu belirlemiş ve kiracı- nın tahliyesine karar vermiş. Vefat eden babasından kiracılığı devralan ve mal sahibiyle arasında bir kira sözleşmesi bile olmayan kira- cı Mehmet Saim Doğruyol bir yan- dan yılda 20 milyon lira kira verdiği dük- kânı boşaltmış ama anahtarı teslim etmemiş, öte yandan mahkemenin kararına karşı Yargıtay'a başvurmuş. Ve Yargıtay 6. Hukuk Daire- si'nin 2530 esas, 2512 karar sayılı ilamı: "Olayda, davacı yazar oldu- ğundan kiralananı işyeri gibi kul- lanacağına göre, bu ihtiyacın zorun- lu olduğu kabul edilemez. Bunun için bir başka taşınmaza ihtiyaç olduğu söylenemeyeceği gibi gerçekte iddi- ada belirtilen ihtiyacın yasanın amaç- landığt işyeri ihtiyacı niteliğinde olma- dığı da ortadadır. Bu nedenlerle da- vanın reddine..." Yani, bir yazarın çalışmalarını sür- düreceği ayrı bir mekâna ihtiyacı ola- maz! ÇED KÖŞESI OKTAY EKİNCİ 'Kayserili müteahhitler...' Geçen Kurban Bayramı tati- linde gözüme çarpan "Mimar Sinan'ın Torunları Mostar'a Talip" başlıklı bir haber şöyle başlıyordu: " Kayserili müteahhitler, 1993'te bombalanarak yıkılan tarihi .Mostar Köprüsü'nü 10 milyon doların altında bir fi- yatla aslına uygun olarak ye- niden yapabileceklerini iddia ettiler. Mostar Köprüsü. Kanu- ni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine yine Kayserili olan Mı- mar Sinan'ın çıraklarından Hayreddin tarafından 450 yıl önce yaptırılmtştı..." (10 Ni- san 1998 Yeni Yüzyıl) Aynı habere göre, Kayseri Va- kıflar Bölge Müdürü Mehmet Çayırdağ,ülkemizdeki Selçuk- lu ve Osmanlı döneminden kal- ma tarihi eserlerin restorasyon işini yapan müteahhitlerin ço- ğunluğununda"Kayserili" ol- duğunu belirttikten sonra diyor- du ki: "Restorasyon Kayseri- liden sorulur. Müteahhitleri- miz Kıbrıs'tan Kırgızistan'a konağı restore etmek bir yana. belediyenin vahşiliğini durdur- mak için ne yaptılar?.. Ya aynı garaj projesine tarihi çeşmesiyle birlikte kurban edi- len Mollaoğlu KonağTna ne de- meli?.. 17. yüzyıldan kalma bu mimarlik anıtı. üstelik Kayse- ri'nın "ilk belediye başkahı olan" Mollaoğlu tarafından da bir süre "ilk belediye binası" olarak kullanılmıştı. Şimdi iki- de bir tarihten söz eden Kayse- ri BüyükşehirBelediyesi iştebu konağı da yerle bir ederken. Kıb- ns"tan Orta Asya'ya kadar Türk eserlerini korumakla öv ünen mü- teahhitler yine nerelerdeydiler?.. Vakıflar Kayseri Müdürü de mi bu tarih katliamının hesabını so- ramazdı?.. Kayseri'nin kültür dokusu içinde çok özel bir yeri olan gü- zelim Tavukçu Mahallesi'ni ise anımsadıkça içim burkuluyor. Birbirinden zarif ve mimaride- ki işlevsel taş işçiliğinin dünya- da eşi az bulunur örneklerini ta- şıyan sıra evlerle bezeli bu öz- Kayseri'nin yıkıma terk edilen taş evleri, "Mimar Sinan'ın Tofunlarını"' bekliyor... (Fotoğraf: OKTAY EKİNCİ 1997) kadar tarihi eserlerin resto- rasyonunu yürütüyorlar..." Doğrusu. bunları okuyunca. gözümün önüne ne Mostar. ne Kıbns, ne de Kırgızistan geldi. "Kayseri'yi" düşündüm ve da- ha geçen yıl bile bu "talihsiz" kentin. aynı talihsizliğini payla- şan tarihi yapılannı anımsadım. Sonra da tekrar Yeni Yüzyıl'da- ki demeci okudum: "Restoras- yon Kayseriliden sorulur!.." Peki. söyler misiniz, yok olmak üzere can çekişen Kayseri'nin güzelim tarihi taş konaklan ve hatta "yok edilen" eski binalar acaba "kimden sorulur?" Bir kaçını birlikte anımsaya- lım. Örneğin. Anadolu'daki en es- ki taş sivil mimarlık örneklerin- den Zennecioğlu Konağı... Dü- şünün ki Fatih'in Istanbul'u al- dığı yüzyıldan bu yana Kayse- ri'yi süsleyen ve daha iki yıl ön- cesine kadar da varlığını koru- yabilen bu eşsiz kültür varlığı- mız artık "yok". Neden mi? Be- lediyenin "minibüs garajı" pro- jesine yeraçılması için yıkıldı da ondan. Acaba şu Mostar'a talip olan Kayserili müteahhitler. bu gün mahalle artık "ölüme" ter- kedilmiş durumda. Yine geçen yıl belediye bu uvgarlık dokusu- nu "gece karanlığında" yık- maya kalktı da Ka>serı Mimar- lar Odası neyse ki buna müda- hale etti ve durdurdu... Önce kendi tarihinizi koruyun İşte bütün bunlar. sadece son bırkaç yıl içinde olanlar. Daha öncesiyle de birlikte Kayseri şimdi tarihi kimliğini yitirme- nin acısını yaşıyor. "Mimar Si- nan'ın torunları"(!) denilen Kayserili müteahhitler ve Vakıf- lar Müdürü ise yıllardır bu yok oluşa seyirci kaldıktan sonra ga- zetelere demeç verip "Mostar'a talibiz" diyorlar... Bence. önce aranızda para top- layın ve örneğin şu yıkılan Mol- laoğlu Konağı'nı rölöve ve fo- toğraflarına bakarak yeniden Kayseri"yekazandınn. Kazandı- rın ki Mostar Köprüsü'nü yerle bir eden kültür düşmanlanyla bu konaklan aynı şekilde orta- dan kaldıran "hemşerilerinizi" tarih hiç değilse aynı kara say- falarayazmasın... HAYVANLAR İSMAİL GÜLGEÇ KİM KİME DUM DLMA BEHIÇAK b&h(cak(â furif.net' ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI HARBİ SEMtH POROY TARİHTE BUGÜN MVMTAZ ARIILAS 26 \isan 'SERGUZESr ROMANINI rAZMtSTL SU&UN, ş DAM, S/)MİPAÇA2AC>E SSZAİ *6 Y/tftNOA OLMÜŞ- TÜ. EĞİTIMİ ÖZSL. OC4GAK, 8/4g/)£l \s£2fR AgDtlgr RAHMAN SAMt PAŞA TA/eAPrNDAN YAPrrRlLAN £E- SEy, EPESİYArLA rLSlL£NMEYE GEfJÇ I . N/IMIK K£MAL'f>EN Ç.OK. , BAr/oAKi ü PA DIKKA7T.E /ZLSMİŞri. SAgA IZ.OMAĞINDAKİ KÖLEi-E1ZD£'M eS/NLEMe&E'K, 7TEK /SOMAfJI OLAMtr SEfSSUZEfr"l<fy YAzMIÇ, EPESİYAr-tMIZDA YEPYE- ıV/ BİR HAISA yARArMifri. EN DOĞAL HAKLA&N- PAN YOKSUN YAŞAMAK ZJORUMPA OLAN KÖLE- t-ERıN KAGŞIL/IŞrtKLAK/ GÛÇI-ÜKLEfe, /O4FKA£- YA'DAN KAÇiKlL/P ISTANBuLPA SAriLAN Pit-BE~/g'- İN ÖYKÜSUNPE PlLE SEMSlLMISn.. fj») Se.ruven. PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Her Zaman Anlaşılmamak Bilmem dikkat ettiniz mi? Sayın Deniz Baykal partisinin Meclis Grubu'nda yaptığı "Salı Toplan- tılan"r\da konuşurken mühendislikle ilgili teknik kavramlara son zamanlarda daha sık yer veriyor. Sosyal demokrat lıder, uzun yılların dil deneyimle- rine dayanarak geliştirdiği retoriğinde. özgün mi- mik ve jestlere de giderek artan bir yoğunlukta başvuruyor. Söylediklerinin anlaşılabilmesi için bü- yük bir çaba harcıyor. Bilindiği gibi "retorik", gü- nümüzde "dinleyici" gibi sözel iletişimde edilgen konumda bulunanları "eğitme ilkeleri" olarak tanım- lanıyor. Retorik uzmanları, "dilaracılığıyla gerçekleşen tüm iletişim biçimlerinin aynı zamanda bir sav içerme- si gerektiğini" öneriyoıiar. "Söylemlerin dinleyici- nin tepkisini temel alacak biçimde çözümlenmesi" görüşünü ileri sürüyorlar. Bu anlayış son çözüm- lemede "karşısındakini ikna etmek" ilkesine daya- nıyor. "Tekbeyin, teklider, tekhatip"zem\r»r\depo- litika yürüten Cumhuriyet Halk Partisi gibi "ola- ğandışı" siyasal örgütlenmelerde liderin retoriği bu açıdan büyük önem taşıyor. Sayın Baykal'ın iki hafta önceki Salı Toplantı- sı'nın video kayıtlanna bakıyorum: Hükümetin yan- lışlannı somutlaştırmak için kullandığı "pilotaj ha- tası" sözcüğünü söylemeye hazırlanırken, sağ eli- nin parmaklarını boyun çizgisinin sağ yanında ve gövdesinden kırk santim kadar uzakta birleştiriyor. Elini bir süre havada hareketsiz tuttuktan sonra bi- leğinden itibaren kolunu yaylandırmaya başlıyor. Sonra elini sol omuz yönünde, -yine yaylanarak-, harekete geçiriyor. Her şeyin çok çabuk olup bit- mesine karşın, milletvekilleri bu jestin "havada gi- den bir uçak" anlamına geldiğini kolayca anlıyor- lar. Gözlerini başkanlarının el hareketine koşut ola- rak soldan sağa çeviriyorlar. Kafalarını, onun yay- lanan koluna uyumlu bir biçimde "biraşağı biryu- kan" sallıyorlar. Buraya kadar iyi! Fakat Sayın Genel Başkan tam "pilotaj hatası" dediği anda elini kürsünün üzerin- de duran sürahiyi işaret eder gibi ani bir hareket- le inişe geçiriyor. Salonu bir anlık derin bir sessiz- lik kaplıyor. Herkes birbirine bakıyor. Çünkü millet- vekilleri uçak "pike mi yapıyor", "yere mi çakılı- yor", yoksa "karnı üzerinde zorunlu inişe mi geçi- yor", anlayamıyorlar. Yüz çizgilerine, bakışlanna birtedirginlik, endişe ve yanlış anlaşılma korkusu egemen oluyor. Neden sonra anlayanların ilk alkı- şıyla birlikte rahatlıyorlar. Anlamayanlar da sanki an- lamışlar gibi yapıp hep birlikte el çırpıyorlar. Bu sı- rada Sayın Baykal aynı sözcüğü bir kez daha yi- neliyor. Sonra, kısa bir süre için susuyor. Kendisi- ne el çırpanları izliyor. Herkesin söylediklerini an- ladığını sanmanın "aldatıcı" mutluluğuyla gülüm- süyor. Evet, anlaşıldığını sanarakaldanıyor. Çünkü "pi- lotaj" sözcüğü havacılık dilinde bir helikopteri ya da bir uçağı kullanmak eylemini ifade ediyor. Fa- kat uçuştekniğindegenelde "aygıtla pilotaj", "oto- matik pilotaj" yahut "uzaktan kumandalı pilotaj" gi- bi, bu kavrama açıklık getiren ikinci bir sözcükle bir arada kullanıldığı için, Başbakan Mesut Yıl- maz'a yönelik kullandığı "pilotaj hatası" sözcüğü ile rtedemek istediği, istenilen derinlikte kavrana- mıyor. Sayın Baykal söz konusu eleştirisinde, "oto- matiğe bağlanmış, pilotun müdahalesi dışında sey- reden" bir uçağı mı, yoksa "belli birmerkezden yön- lendihlen uzaktan kumandalı" bir uçağı mı kaste- diyor? Bu anlaşılamıyor. Eğer bu seçenekler söz konu- su değil de, kastedilen doğrudan doğruya "pilot" ise, bu durumda "pilotaj hatası "nda yardımcı pi- lotlann payları ne kadar? "Kara kutu" nerede? Uça- ğı kendisi kullansa. nasıl kullanacak? Rotayı kim çizecek? Bu önemli sorular da yanıtsız kalıyor. Bu belirsizlikler, kendisinin aldanmasına neden olma- nın yanı sıra birçok sosyal demokratı da zor du- rumda bırakıyor. Türk siyasal literatüründe bu kavramın ilk kez kul- lanıldığı günü izleyen hafta sonunda hava yoluyla Ankara'dan ayrılan çok sayıda CHP milletvekili gözlerini, Sayın Baykal'ın konuşmasınıtelevizyon- lardan izlemiş, bu spesifikterminolojiyeaşinaTHY personelinin sorgulayan bakışlarından kaçırmak zorunda kalıp, "sıkıldıklannı" söylüyorlar. Çünkü birisi kalkıp, "Peki, sizin uçuş ehliyetiniz var mı?" diye sorsa, ne yanıt vereceklerini bilemiyorlar. Şimdi videoda Sayın Baykal'ın son Salı Konuş- ması'nagöz atıyorum: "Türkiye'nin fişiyanlış takıl- m/ş"derken, sağ elinin iki parmağını boşluktaki "sa- nal" prizlere sokup çıkartıyor. Milletvekillerine ba- kıyorum... Gözlerinde yine aynı tedirginlik, yine ay- nı endişe... Yine her şeyi anlamıyor gibiler. Ne ya- lan söyleyeyim, ben de bir şey anlamıyorum. Bu yazınınpekanlaşılırolamamasınınbirnedenidebu zaten! BULMACA SEDAT YAŞAYİN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 I I I UI 9 \ SOLDAN SAĞA: 1/ Ovma. 2/ "Senelerle ren- gi solmuş ' Bir tek çocuk- luğum" (Ziya Osman Saba)... Karışık renkli. 3/ Dolma yap- mak için hazır- lanankanşım... Yaylayadabah- çe kulübesi... Bir gıda madde- 8 si. 4/ Tepkilı uçak... Tabak- lanmış deri. 5/ Mahke- me sonucunu gösteren resmi belge... Köşk. sa- ray. 6/ Domates. baharat 2 gibi şeylerle yapılarak 3 yemeklerin üzerine dö- külen terbiye... Kötüle- me. yerme. 7/llkelben- lik... iskambilde koz... Molibden elementinin simgesı. 8/ Jokeylerın giydiği kenarsız başlık... Hz. Muhammed'e yar- ° dım eden \e Islamiyetin yayılmasına hizmet eden kim- seler. 9/Alyuvar. YUKARIDANAŞAĞIYA:1/Cinse!sogukluk.2/Mey- veleri şekerle kaynatarak hazırlanan tatlı... Eski Yunan mimarlığının üç bıçemınden bin. 3/ Duman lekesi... Içi- ne sulu şeyler konulan kap... llgi eki. 4/ Kısık sesli kü- çük keman... Yeni Zelanda'da vaşadıgı bilinen. deveku- şuna benzer. soyu tükenmiş kuş türü. 5/ Büyük yerleşim merkezlerinin üzerinde toplanan kirli hava... Yakacak odun için kullanılan oylum ölç_üsü birimi. 6/ Bir tür er- kek deve... Bırleşmiş Milletler Orgütü'nün Ingılizce sim- gesi. 7/ Şaşma belirten bir ünlem... tşve... Nazi partisi- nin askeri polis örgütü. 8/ Ispanyollann sevinç ünlemi... Halk edebi>atı şiir türlerinden biri. 9/ Konusu cansız varlıklar va da nesneler olan resim.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog