Bugünden 1930'a 5,498,464 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 16 NİSAN 1998 PERŞEMBE 12 KULTUR Ayfer Karamani'nin retrospektif sergisi, yann New York Ageless Sanat Galerisi'nde açılıyor 'Yattığım yerde büe çahşacağun' ESRA ALİÇAVUŞOĞLU 41 yıl seramiğe adanmış bir yaşam. Çamur da çamur diye tutturup elini, beynini, yüreğini sonuna dek harcamayı göze al- mış bir yaşam... Geçen yıl Tü- nel'deki atölyesinde 40. sanat yı- lım kutlayan Ayfer Karama- ni'den başkası değil anlattığı- mız. Sanatçı, 17-25 Nisan tarih- leri arasında New York'taki Ageless Sanat Galerisi'nde ret- rospektif bir sergi ile sanatsever- lerin karşısında olacak. "Yatüğun yerde bile çahşaca- ğnn" diyor Karamani ve ekliyor: "EDerün tutar, kafam işlerse ta- bii... Böylesi bir hayat biçimi ol- du benim için seramik.'" "41 yıla sığdıramadığınız çok şey oWu mu" diye soruyoruz, he- yecanlanıyor: "Amanneçokşey var biliyor musun? Atölyemde- ki öğrencüer beUd de çalişmamı baltalıyoriar. Onlann o kadar çok işi oluyor ki, öğretirken çok zamanım gidiyor. Bu yüzden dört-beş ay Bodrum'da kalryo- rum. Tek başıma çalışryorum." Yapıtlanndan konuşurken tıpkı bir çocuk gibi... Heyecanlı, tut- kulu... Sheraton Oteli'ndeki du- var panolan için çok endişelen- diğini söylüyor. "Belki de yıkıl- mîştır. Korkudan gidemrvorum" diyor. Ayfer Karamani'nin gerçek- leştirmeyi en çok istediği şey fi- rizlerinin tamamını yerleştirece- ği bir yer bulmak. "Ey mimar- lar neredesiniz?" diye sesleni- yor, sonra pişman olup; "Bu da iş istemek gibi olmaz mı? Firiz- lerimin kıvrüarak gittiğini bir kere görsem yeter" diyor son olarak. Ayfer Karamani ile Ameri- • 41 yıhn ük sekiz-on ydtnı soyut olarakgeçirdim. Sonra bu soyut çalışmalan kaya etkisi verecek figürlere dönüştürdüm. Bunun nedeni akademinin son yûlannda tamamen soyut desen çahşmam. Bunu seramiklerimde de devam ettirdim. Sonra kayalanmın üzerinde insan figürleri belirmeye başladı. Daha sonraJd ydlarda insanlar ön plana, kayalar arkaplana geçmeye başladu Ve anafikir de aşk oldu hep. ka'daki sergisi ve seramik üzeri- ne konuştuk. - Fransa ve Avignon'dan son- ra Amerika'da bir sergi açma fikri nasıl oluşru? AYFER KARAMANİ - Üç yıldır Amerika'da sergi açmayı düşünüyordum. Paris'te açtığım sergi güzel geçmişti. Burada gördüğüm ilgi Amerika için ce- saretlendirdi beni. Amerika'ya gitmek istiyordum zaten. Gidin- ce de bir sergiyle gitmenin daha yerinde olacağını düşündüm. Muharrem ve Bige Irmak atöl- yeme gelerek kendi galerileri olan Ageless'ta sergimi açmamı istediler. Aslında geçen yıl açıl- ması düşünülüyordu ama ancak bu yıl gerçekleşebildi. - 41 yıl seramikle iç içe yaşadı- nız. Bu sergi bir anlamda sanat yaşamınızın da büyük bir kesiti- ni sunuyor değil rni? 41 yılın ilk sekiz-on yıhnı so- yut olarak geçirdim. Sonra bu soyut çalışmalan kaya etkisi ve- recek figürlere dönüştürdüm. Onlara da pek figür denemez, soyut sayılabilir. Bunun nedeni akademinin son yıllannda tama- men soyut desen çahşmam. Bu- nu seramiklerimde de devam et- tirdim. Sonra kayalanmın üze- rinde insan figürleri belirmeye başladı. Daha sonraki yıllarda insanlar ön plana, kayalar arka plana geç- meye başladı. Ve ana fikirde aşk oldu hep. Ondan sonra modern dans. bale figürleri çahştım. Bu- nun içinde ruh ve anlatım da var. Bu çalışmalarda kayadan fişlar- mış insanlarön planda. Antik fi- rizlerimde de yine modern bir anlatım var ama çerçeveler ta- mamen antik kahpta. Boyalanm zaten öyle şıkır şıkır seramik bo- yalan değil. Hepsi çok doğal... Sonra renkler en doğal biçimde. çoğu zaman hiç boyanmamış et- kisi yaratıyor. Halbuki hepsi sır- lanmış. Büyük çalışmaya alışfam - Küçük objelerinizin yanı sı- ra büyük bm duvar panolannız da dikkat çekici. Büyük boy ça- üşmanın ne gibi avantajlan var? Büyük duvar çalışınca insa- nın beyni de büyük çalışmaya alışıyor. Bunu acı acı Amerika için hazırlanırken anladım. Çün- kü ulaşım kolay olsun diye kû- çük tutmaya çalıştım çalışmala- nmı. Böyle olunca da hepsi bi- rer eskiz gibi oldu. Yeni espriler yakalamış olmama rağmen tam anlamıyla veremedim. Onlann hiçbirini götürmüyorum. Asla tatmin ermedi. Fakat kendim için çalışmaya başladığımda 1.5 metre panoyu açtım. Çok alış- mışım büyük çalışmaya. - Geleneksel seramiğe bakış açınız nasıl? Çiniyi hiç sevmem. Çini bana taban tabana zıt. Çiniyi yüzeyse! olarak görüyorum. Ama saygım büyük. Zaten çok farklı çalışıyo- rum. Bir tek Iznik'i ayıracağım. Iznik'teki yalınlığı çok seviyo- rum. Galiba Kütahya'yı sevmi- yonım demem lazım. Belki de Amerika da özellikle gençler internette, videoda ve televizyonda izliyor Sessizsinemanın seslidönüşüKültür Servisi - Izleyiciyi sinema sa- lonlanna sokmak bakımından "Tita- nfc"in rakibi olamazlar belki," Jurrassic Park"taki özel efektlerle boş ölçüşecek halleri de yok; devamlan çekilmiyor, çe- kilmeyecek - bir "Potemkin IV" olmaya- cak hiçbir zaman.., Ama bir zamanlann sessiz filmleri, sessiz sedasız geri dönü- yorlar! The Observergazetesinde yayım- lanan bir habere göre, Amerikalı genç- ler sessiz filmlere giderek artan bir ilgi gösteriyorlar. Sessiz filmlerin yıldızı Buster Ke- aton'ın beş klasik kısa filminin gösteri- mi sırasında New York'un 78. Cadde- si'ndeki Theater Lab önünde oluşan uzun kuyruklar, görenleri şaşırttı. Gös- terimin olacağını internetten ya da New York Times türü gazetelerden öğrenmiş- lerdi. 'Valentino da epey yakışıkhymış' Theater Lab (Tiyatro Laboratuvan) si- nemasının kuruculanndan Ben Model. sessiz fılmler sırasında piyano çalıyor. Izleyicinin, çoğunlukla gençlerden oluş- ması şaşırtmış onu: "Üstelik ilginç fihn- ler peşindeki sinema meraklısı tipine de girmivorlar. Filmierden zevk aldıkları için, bu fUmleri komik bulduklan için ge- Hyorlar. Geçen Keaton gösteriminde aya- ğa kalkıp alkışlay an çocuklar vanü." Yapımcı Eric Nightingale, sessiz film- ler göstermeye başladığında 'dedelerin torunlarrylâ geldiğini', ancak bu filmle- re 'torunlann artık tek başına geldikleri- ni' belirtiyor. Sessiz fılmler, 1920'li yıl- lann sonunda sesli sinemanın başlama- smdan bu yana ilk kez bu denli yaygın- laşıyor. Sinemaseverler, yeniden Ke- aton'ın, Harold Lloyd'un. CharlieChap- lin' in filmlerinı gönneye gıdiyorlar. Amerika'da son yıllarda çok sayıda sessiz film festivali de gerçekleştiriliyor. Üstelik bu festivaller artık yalnızca sanat filmleri gösteren küçük sinemalan da mekân seçmiyorlar. Geniş bir sessiz film koleksiyonu bulunan New York Modern Sanatlar Müzesi, artık sessiz film etkin- likleri gerçekleştiren tek kurum değil. İnternette sessiz film gösterimlerini lis- teleyen sayfalarbulunuyor. Yalnızca ses- siz sinemaya aynlan Silents Majority ad- JL apımcı Eric" 1 Nightingale, sessiz fîlmler göstermeye başladığında 'dedelerin torunlanyla geldigini', ancak bu filmlere 'torunlann artık tek başına geldiklerini' belirtiyor. Sessiz filmler, 1920'li yıllann sonunda sesli sinemanın başlamasından bu yana ilk kez bu denli yaygınlaşıyor. lı web sayfasmı geçen ay 200 bin kişi '»- yaret' etmiş. Sessiz film göstenmlerinde bazı film- ler, tıpkı eski günlerde olduğu gibi or- kestra eşliğinde izlenebiliyor. Geçen yıl Amerika'da gerçekleştirilen gösterimle- rin orkestrayla birlikteliği, 1990'lann ba- şına kıyasla 10 katı artmış. 24 yaşında bir öğrenci olan Jo-Ann Li- ebermann, New York'ta Theater Lab'in üç yıl önce kurulmasından bu yana ses- siz filmleri izlemeye gidiyor. "Tabii ben de DiCaprio fihnlerini seviyorum ama sessiz filmlerin çok hoş, çok heyecan ve- rici özetUkleri var. Modern filmlerde dü- şünmek gerekmiyor, yönetmen işin duy- gusal tarafını izleyki için çözümlemiş olu- yor. Sessiz dünyada dunım çok farklı. Hem Valentino da epe> yakışıklıymış!.." 'Bu filmlerin ayn bir cazibesi var' Amerika'da aynca sessiz filmlerin vi- deobantlan da çok sayıda alıcı buluyor, aynca yalnızca sessiz filmler gösteren kablolu TV istasyonlan da var. Üstelik sessiz filmler artık sesli filmlerde kulla- nılan ve sessiz filmlerin gösterim kalite- sini düşüren malzeme ve tekniklerle de gösterilmiyor. Film tarihçilerinin, sözge- limi bu alanda başı çeken Ingiliz Kevin Brownkw'un restorasyon çalışmalan sa- yesinde izleyiciler sessiz filmleri orijinal kalitesiyle izleyebiliyorlar. Ben Model 'e göre. "Sessiz filmlerin ayn bircazibesi var_ Kimsenin konuşma- dığı bir performansı izlemek farklı. Mr. Bean"in bu denli ilgi görmesi de buna bağ- lanabüir. Bugünün komedi filmleri ya çok saçma ya çok alay sı. Sessiz komedÜer in- sanı giildürmekle kalmıyor, düşündürü- yor ve esen veriyor_." Buster Keaton'ın 95 yaşındaki kansı Eleanor Keaton ise Theater Lab'in önün- deki kuyruklara şaşırmıyor. Ölen koca- sının sessiz dehasının belli dönemlerde yeniden fark edilip ilgi odağı olmasına alışmış artık: "1995 yüı hem iyi hem kö- tüydü» Buster'ın 100. doğum günü kut- landı dünyada. Berlin'den Rio'ya, Rio'dan CaİiforniaŞa, Kansas'a, Michi- gan'a, Los .\ngeles'a ve sonunda New York'a Buster'ın özel göstenmlerinde dolaştım durdum~" 'semiha b. unplugged' belgeseli sergi ve bienallere davet edildi Kültür Servisi - "kutluğ ata- man's semiha b. unplugged" bel- geseli 17. Uluslararası Istanbul Film Festivali kapsamında iki gün süreyle izleyicilerin beğenisine sunulacak. İlk olarak 5. Uluslara- rası İstanbul Bienali çerçevesinde Darphane'de gösterilen filmin, İstanbul Film Festivali'ndeki gös- terim günleri 27 Nisan Cuma gü- nü saat 15.00 ve 1 Mayıs Çarşam- ba günü saat 11.00 olarak belir- lendi. Gösterim, Tettonia- Alman Kültür Merkezi'nde gerçekleşti- rilecek. 9 bölümden oluşan, top- lam 7 saat 42 dakikalık ve her bir bölümü birbirinden bağımsız iz- lenebilecek şekilde çekilen fil- min gösterim günlerinde bölüm aralannda 10'ar dakikalık mola- lar verilecek. 5. Uluslararası istanbul Biena- li kapsamında Istanbul'da bulu- nan sanatçılar ve kuratörlerle ku- rulan ilişkilerle, filmin yurtdışı tanıtımı da bir anlamda başlamış oldu. Uluslararası birçok önemli sergi ve bienale davet edilen film. sanat dokümanter kategorisine girmesi nedeniyle, özellikle çağ- daş sanat alanında ilgi görüyor. Aynca Semiha Berksoy'un kişili- ği ve mesleği doğrultusunda, Av- rupa'daki devlet operalan da fil- min gösterimi ile ilgileniyor. Manifesta ve Hamburg'da Avrupa'da düzenlenen önemli uluslararası, çağdaş sanat bienal- lerinden biri olan Manifesta. Av- rupa'da seçilen 39 sanatçınm ça- lışmalannın sergileneceği, görsel alandaki en kapsamlı sanat olayı olarak tanımlanıyor. Ilki 1996 ya- zında Rotterdam'da yapılmış olan bienal, bu yıl 28 Haziran-11 Ekim tarihleri arasında Lüksem- burg'un değişik mekânlannda gerçekleşecek. Manifesta'nın ana amacı Avrupa'da sanat alanında yeni gelişmeleri, enerjileri yaka- lamak ve tüm Avrupa'yı kapsa- yan bir bilgi alışveriş ağı kurmak. Bienal aynı zamanda çağdaş sanatı, Avrupa'daki sosyal ve po- litik değişimlere bir ayna olarak kullanmayı hedefleyen ilk gerçek girişim. Yurtdışındaki sevindiri- ci gelişmelerden biri de çağdaş sanatlar alanındaki en önemli ya- yın organlanndan biri olan 'Flash Art'ın Aralık '97 sayısında Kut- luğ Ataman ve Semiha Berksoy'a yer ayırmış olması. Dergide, Kutluğ Ataman, Berk- soy çalışmasıyla en etkileyici pro- jesini gerçekleştirmiş kabul edil- mekte ve Berksoy'un yaşamı "iz- leyenlere, gerçekten yaşamış bir gerçeği, hayali hissettiren mono- loglaria; sanaü, emeği, aşkı ve po- litikayı da yansıtarak anlatan çar- pKibireser" olarak tanımlanıyor. Yazıda Semiha Berksoy'un, sana- tında, vücudunu bir sanat olarak kullanmasından söz edilerek aşkı tanımlamasına da yer verilmiş: "Aşk enerjisinde çeviri diye bir Kutluğ Ataman'ın çektiği belgesel 7 saat 42 dakika sürüyor. şey vardır. Enerji, bir insan vası- tası ile sanat yapıtı formunda maddeye dönüşür ve bu, ulaşda- bilecek en yüce ifadedir." 88 yaşındaki, Türkiye'nin ilk kadın opera sanatçısının hayatını, sanatını anlattığı bu belgesel film Hamburg Devlet Operası tarafın- dan ilgiyle karşılandı. Kendi öğ- rencilerine özel bir gösteri yapma çalışmalannın, önümüzdeki gün- lerde sonuçlanması bekleniyor. Aynca. sanat eleştirmenlerin- den Harold Szeemann, 1999 yı- lında yapılacak olan Uluslarara- sı 2. Çağdaş Sanat Festivali'ne (Hellerau/Dresden Nisan 99, Es- sen Art Open Temmuz 1999) Kutluğ Ataman'ı ve Semiha Berksoy'u davet etri. çocukluktan bu yana gördüğüm için. Çıplak saksılara bayılınm. Gnıplaştırarak söylemek gere- kirse de Çanakkale'yi renk ola- rak severim. - Zamanmızm büyük bir kıs- mını atöhenize gelen öğrenciler- le paylaşıyorsunuz... lnanılmaz güzel şeyler yaşı- yorum onlarla. Bugün isim yap- mış olan öğrencilerim var. Artık atölyelerini kurdular, kendileri çalışıyorlar. Benim her gün me- mur gibi atölyeye gitmemi sağ- lıyor en önemlisi. Ders olmadı- ğı günlerde bile gidiyorum. He- yecanımı hep en yüksekte tutu- yorlar. Sonuçta onlardan müthiş bir gençlik aşısı geliyor bana. Ben de onlara bunu sanat aşkı- na çevirip öyle veriyorum. Oy- lesine doyuyorum ki onlar- la... - Türkiye'de seramiğe olan Ugjyi nasıl degerlendi- riyorsunuz? 1955'lerde seramik atöl- yesinde bir tek öğrenci var- dı; SadiDiren. Düşünebili- yor musunuz seramik atöl- yesinde bir öğrenci ve iki hoca. Bugün ise artık ög- renci ahnamıyor. Bu da gençlerin çok ilgi göster- diğini ortaya koyuyor. 1950'lerde ortaokulu biti- rip akademiye girdiğimde seramik diye bir bölüm ol- duğunu bilmiyordum. Re- sim, heykel ve süslemenin bile konulannı bilmeden girdim ben akademiye. Re- sim yapmak istiyordum önceleri. Ama süsleme bö- lümü olduğunu, onun da tekstıl, grafik, seramik ve dekorasyon bölümleri ol- duğunu sonradan öğren- dim. İlgi gittikçe atmaya başladı. İlk Füreyya usta, bız onu tanıdık. Arkasın- dan başka hocalanmızın sergisi oldu. Sadi mezun oldu. O yıllardan hatırladı- ğım en büyük ve en güzel sergi Sadi'nin sergisiydi. Akademide ne boya ne de fınn vardı. Ayak tornası vardı. 5 cm'den yukan çı- kamıyorduk. Sonradan tor- nanın çarpık olduğunu öğ- rendik. Küstük, çahşmayı bıraktık. Türkü söyleyip sigara içiyorduk. Bir gün Nejat Eczacıbaşı geldi ve Kartal'daki seramik atölye- sinin hepimize açık oldu- ğunu söyledi. Bundan son- ra neredeyse fabrikadan çıkmaz olmuştuk. 1957'de özel atölyemi kurdum. O günden bugüne aralıksız çalışıyorum. Ana malzemem çamur - Seramik çahşmalarını- zm yanı sıra resimle de ilgi- lendiginizi biliyoruz. Bun- lan sergilemeyi hiç düşün- dünüz mü? Profesyonel resim hiç çalışmadım ama kendim için resim yapanm. Ama ne onlan sergilemekten ne de göstermekten hoşlanı- yorum. Heykele yakınlı- ğım ise akademiden geli- yor. Akademide atölyeler arası derse girmek yasak olmasına rağmen. yaşımın küçüklüğü nedeniyle bana töleranslı davranılırdı. Böylece resim ve heyke- le olan ilgim devam etti. Zaten seramik, resim bil- gisi gerektiriyor. Resim bilmezseniz neyi, nasıl çi- zeceksiniz? Ama çamur üstünde değişik şeyler ara- dım. Örneğin, Venedik Bi- enali'ne yollanan bir pa- nom vardı, o hakikaten il- ginçti, onun üzerine ma- denler kojTnuştum. Böyle- si araştırmalanm var ama ana malzemem her zaman çamur. Sır aramak zaten yetiyor bir seramikçiye. IŞILDAK VE YELPAZE ATİLLA BİRKİYE Önce Bahar Geldi... Önceki yıllarda, genellikle film festivalinden sonra gelirdi bahar. Dahası, festival bahan muştulardı. Ama Istanbul'un bahan da bir tuhaftır, günler ya yaöışhdır ya da bol güneşli. fstanbul, -özellikle de son yıllarda- adama ceket giydirmez. Oysa ceket giymenin başka bir havası vardır. Sıcaklayıp kolunuza alsanız da; ya da gençliğiniz- deki gibi, kızlara caka satarcasına omzunuzdan ar- kaya doğru sallandırsanız da, ceketle dolaşmak in- sana sanki çocuksu bir haytalık verir... Bircebinde kesinlikle Orhan Veli'nin şiirteri vardır, ya da Ömer Hayyam'ınkiler... Bu sene öyle olmadı; önce bahar geldi memleke- te; güzeller güzeli, dünya kenti Istanbul'a, ardından da film festivali... Bahar sevinç demektir, gemlenemez bir coşku- dur; aşkın farklı bir biçimde imlenmesidir bahar. Sabahları kuş ötüşlerinin sesiyle uyanmak naif bir aşkı imlemez mi? Istanbullu sinemaseverler, çoğunluğunu genç in- sanlann oluşturduğu mutlu bir kitle, yine sinema sa- lonlan arasında koşuşturup duracak. Istiklal Caddesi, yine, sinemayla uyanıp sinemay- la yatacak, on beş gün... Perdelerden caddelere doğru film şeritJeri dökülü- verecek... Her sene olduğu gibi, sinema dostlan ve dostla- nm Onat Kırtlar ile Aziz Çalışlar'dan söz edeceğiz, kafelerdeki iki film arası sohbetlerde... Kafelerden, ama Istiklal Caddesi'ne çok farklı kim- lik kazandıran şu kafelerden söz ediyorum... "Mati- ne" saatleri yaklaştıkça ve film çıkışlannda yer bul- mak güçleşecek, bir kahve içimlik zaman için de ol- sa... Bu yıl yine, Beyoğlu gibi bir kültür semtini "yönet- me" onurunu kazanmış belediye yöneticileri, dışan- ya masa konmasına izin vermeyecekler. (Verirler mi acaba?!) Ve, her yıl olduğu gibi, hoş geldin Avrupa sinema- sı, hoş geldin dünya sineması, diyerek selamlayaca- ğız, bütün yıl Istiklal Caddesi'ne "lök" gibi çöken Hoilywood filmlerine inat... Buyıl, Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin on ye- dincisi. Dünyanın dört bir yanından gelen yüz elli bir film gösterilecek. Sabah sineması, gece sineması değişik renkler ka- tacak festivale... Ustalara saygı, yanşma bölümleri, sanatlar ve si- nema, edebiyattan beyazperdeye, bir ülke bir sine- ma, dünya festivallerinden, çağımızın aynası sinema vb. yine festivalin bölümlerini oluşturuyor. Ünlü yönetmenlerin olduğu kadar genç sinemact- lann da filmlerini izleme olanağı bulacağız. Sanatsal alandaki bir kurumlaşmanın bizler de yıl- lar içinde canlı tanıklan oluverdik... Film festivalinin en güzel yanlanndan biri de sine- ma salonlannın dışındaki atmosferdir. Sinema salonlanndaki havanın önemini anlatma- ya gerek yok. O öytesine heyecan verici entelektüel bir doyurndur ki, hani derler ya görünen köy kılavuz istemez, işte onun gibi... Ama dışardaki hava, bambaşkadır. Festivalin bir başka yüzü vardır... Birçoklar» için de çekim alan» oluşturur. Gerçi, tüm festivallerin, sokağa yansıyan yüzü ke- yiflidir... Bu, hiç kuşkusuz ki, katılım sayısının çokluğu ve onlann da çoğunluğunun gençlerden oluşmasından- dır. Nerede gençlik varsa, orada atan yürekler vardır... Coşku vardır... Heyecan vardır... Aşk vardır... İstanbul insana ceket giydirmez. Eskisi gibi de- ğil... Bir cebinde Orhan Veli'nin ya da ömer Hay- yam'ın şiirierinin bulunduğu ceketiniz yoktur artık, yanınızda. Neyse, o eski bahariar, o eski havalar kalmadı, a- ma festivaller var. Kim bilir, belki de "gelecekte", Hintli bir tarikat ön- derinin, kehaneti" gerçekleşecektir; Istanbul'un "dünya kültür başkenti" olması yolundaki... 'HayaBer ve Hikâyelep' İletişim Yayınları'ndan çıktı • Kültür Servisi - Jorge Louis Borges'un 'Ficciones/ Hayaller ve Hikâyeler' adh kitabi, Tornris Uyar ve Fatih Özgüven'in çevirisiyle İletişim Yayınlan'ndan çıktı. Latin Amerika'nın ve dünya edebiyatının tanınrruş isimlerinden J. L. Borges yapıtlanyla çağımıza damga vuran bir şair, öykü ve deneme yazan. Bugüne dek defalarca Nobel Ödülü'ne aday gösterilen Borges, Sur Dergisi'nde yayımlanan öykülerinden bazılannı 1944 yılında 'Ficciones' başlığı altında kitap haline getirmişti. Borges, bu sözcüğü ilk kez, Buenos Aires'in 400. kuruluş yıldönümü için yazdığı bir broşürde, hamasi goşo öyküleriyle kentin atmosferinin abartıldığını anlatmak için 'ficciones portenas'a (Buenos Aires Kurgulan) yaptığı göndermede kullanmıştı. 'El jardin de senderos que se bifurcan' (Yollan Çatallanan Bahçe) ve 'Artificios' (yaratı, hile, yapmacık, iğreti. makina, mekanizma) başlıklı iki bölümden oluşan ve ilk yayımlanışında yazın çevrelerinde pek ilgi uyandırmayan bu kitap, 20 yıl sonra bütün dünyada Borges'un 'büyük yapıtlan'ndan biri sayılıyor. Trabzon Belediyesi 2. Ulusal Karikatüp Yarışması • Kültür Servisi - Trabzon Belediyesi Kültür Müdürlüğü ve Karikatürcüler Derneği Trabzan Temsilciliği tarafmdan bu yıl 2.si düzenlener Ulusal Karikatür Yanşması'nın konusu 'Şehir ve Sorunları' olarak belirlendi. Tüm amatör ve profesyonel çizerlere açık olan yanşmaya gönderilecek oan yapıtlann 25x35 ebatlanndan büyük olmaması ve daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olması gerekiyor. En fazla üç adet karikatürün gönderileceği ve tekniğin serbest bırakıldığı yanşmaya katılmak isteyenlerin en geç 27 Nsan tarihine dek Trabzon Belediyesi Kültür Tunzm Tanıtma ve Spor Müdürlüğü Uzun Sok. No 51 Trabzon adresine yapıtlannı göndermeleri gerekiyor. Dereceye giren yapıtlar için 8-15 î/layıs tarihleri arasında bir sergi ve ödül töreni düzenlenecek. Aynntılı bilgi için: (0 462 321 Süleyman Saim Tekcan'ın sergisi • Kültür Servisi - Grafik sanatçısı ve eğıtm?ı Süleyman Saim Tekcan'ın yağhboya ve gravir çalışmalanndan oluşan sergisi 18 Nisan-13 Mayıs tarihleri arasında Tolga Eti Sanat Evi'nde görülebilir. Sanatçı yapıtlannda, ülkemizin kiltür v tarih birikiminden faydalanarak gelenekselk çağdaşı biçim ve içerik potasmda eriterek kullanıyor. (0 216 368 26 79)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog