Bugünden 1930'a 5,499,166 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 15 NİSAN 1998 ÇARŞAMBA 12 KULTUR Birbirinden farklı konulardaki bahar sayılannda üç derginin dosyası ortak adda toplanıyor Dergîlerde 4 görseüik' provaları ERDALDOGAN Dergilerin bahar sayıları birbiri ardı- na ve birbirinden farklı konularla çık- maya başladı. Fakat üç derginin. Papi- rüs, kitap'lık ve EvTensel Kühür'ün ış- ledikleri dosya konulannı ortak bir ad- da toplamak mümkün: Görsellik. İstanbul Film Festivali'ne şurada bir- kaç gün kala, Papirüs dergisi. festival- severlerden.öte sinemaseverlere yöne- lik hazırladığı "Çağunıan AynasıSine- ma" dosyasıyla, 20. yüzyılın diğer sa- nat dallanna göre "bir adım önde gitti- ği" söylenen "sinema sanaü"nı tartişı- yor. bu ay. Dosya kapsamrnda Tunca Ars- lan' ın Engin Ayça, Rekin Teksoy, Atillâ Dorsay, Macit Koper ve Giilsen Tun- cer'le yaptığı konuşmalar daha çok si- îiemanın gelişimi, Hollywood egemen- liği. Avrupa ve Üçüncü Dünya sinema- sını içeriyor. Fakat gerek konuşmalar- da gerekse Tunca Arslan' ın kendi yazı- sında yer yer deginilen sinema-edebi- yat. özellikle de sinema ve roman iliş- kisi yeni tartışmalar yaratacağa benzi- yor. en az dosya adı kadar. Arslan'ın yak- laşımı "burjuvazinin yükselişine para- lel gelişen romarTın artık miadını ta- mamlamış olduğu yönünde. Doğrusu, Rekin Teksoy'un "evet,ama sinema da burjuvazinin yarattığı bir sa- nat dalı" sözünü burada yineleme ge- reğini duyuyorum. Kısaca, bu dosyanm festival tarihlerini aşacağı söylenebilir. Öte yandan, geçen ayki yazıda, edebi- yatçılann da içinde yer aldığı. ama ede- biyat dergilerinin kıyısından bile geç- mediği birtartışmaya. "medyatik şiir", "travesti şür" tartışmalanna dikkat çek- miştik. Geç de olsa, bu kıyıya bir dergi, Pa- pirüs dergisi "Medyanın şiirsel skan- dallan" başlıkh bir yazıyla uğradı. Yi- apirüs dergisi, festivalseverlerden öte sinemaseverlere yönelik hazırladığı 'Çağımızın Aynası Sinema' dosyasıyla, sinema sanatını tartışıyorbu ay. Dergilerde görselliğin ikinci sacayağını 'Fotoğraftan Sonra Yazm' dosyasıyla kitap'lık'ın "bahar 98' sayısı oluşturuyor. Evrensel Kültür dergisi ise 'Televizyon, ideoloji, politika' adlı dosyasıyla bu ay 'televizyon'u masaya yatırmış. ne derginin bu sayısmda. Gökhan Cen- gjzhan' ın küçük lskendere yönelik hay- li ilginç bir eleştirisi yer ahyor. Yazıda söz konusu edilen, küçük Iskender'in "Si- hirli Degnek" adlı kitabı. Yazının son pa- ragrafından küçük bir bölüm aktanyo- rum: "Değnek'Hyazüardak.lskender'in bütün derdi, kendini 'sapkın' bir imge olarak gösterebilmek. Bir tatmin aracı olarak 'eline aldığı' şairler, k. İsken- der'in kendi kirliliğine, çirkinliğine ba- hane oluşturuyor. (...) k. İskender'den şaiıiere ve şiirlere yaklaşımında yerli ye- rinde. derli toplu eleştirikr beklemek safdillikolur. k. İskender 'şiirli değnek- leri'. her zırvasına sayfa açan dergi edi- törleri sayesinde aynı ayncalıkla. aynı seroestlikle, aynı o>uncıilukla sürdürü- vor. 'Fotoğraftan sonra yazm' Dergilerde görselliğin ikinci sacaya- ğını, "Fotoğraftan Sonra Yazuı" dos- yasıyla kitap'lık'ın "bahar 98" sayısı oluşturuyor. Nicediredebiyat dergilerin- de ürünleri yayımlanan yazar ve şairle- rin, ürünleri kadar kimi zaman da fotoğ- raflanna rastlanz. Bu, yalnızca dergiler- le smırlı kalmamış. kitaplara da sıçra- mıştır. Öyle ki. bir kıtapta yer alan fo- toğraf ya da resim, o kitabın tamamla- yıcısı olarak düşünülmüştür. Fakat, bir an gelmiş ve yazın adamı objektifin karşısına geçmiş, böylece okur, eline aldığı yapıtın yaratıcısını. suretiyle bir- likte tasavvur etmeye başlamıştır. Oy- sa okur için, bu çoğunlukla bir hayal kı- nkhğınm dabaşlangıcıdır. kitap'lık der- gisinde de. fotoğraf sonrası, birbaşlan- gıç noktası olarak alınmış, yazındaki konumu irdelenmiş. edebiyatın birbi- rinden farklı yerli ve yabancı örnekle- rine yer verilmiş. Denilebilir ki, yazın ıle fotoğraf ilişkisi, dergiciliğimizde ilk kez bu denli kapsamlı bir şekilde ince- leniyor. Tabii, "Fotoğraftan Sonra Ya- zm" dosyası, derginin bir bölümünü oluşturuyor. kitap'lık'ın bu sayısmda da. doğrusu pek beklenmedik yazı ve söyleşilerle karşılaşıyoruz. Adnan Benk'in "1970 TRT Roman Ödülü"ya- nşması için hazırladığı ön rapormetni, "LeylaErbil'ın Borgesdenemesi, "Sir- te Kıyısı"nın yazan Julien Gracq ve "90'ların Stendhal'ı" olarak nitelendi- rilen Alain de Botton'la yapılan konuş- malar gibi... 'Eğlencenin ideolojisi' İlk sayısından itibaren, düzenli olarak her ay bir dosya hazırlayan Evrensel Kültür dergisi ise, bu ay Tetevizyon'u ma- saya yatırmış. "Televizyon, ideoloji ve po- litika" adlı dosyayla, küçük ekranın as- lında pek de masum olmadığının üze- rinde duruluyor, "ideolojikyeniden üre- tim ve politik biçimlendirme işlevini na- sıl yerine getirdiği" tartışıhyor. Artık "gazetelerin" köşe yazarlannın bile mal- zemelerini televizyon programlanndan çıkardığı bir dönemde, belki de. "Asri Zamanlann Neşeli Papazı" başlıkh ya- zısında Göksel Aymaz'ın dediği gibi "eğlence ile gelen bir kaçış"a, "yalnızlı- ğa" açılıyor küçük ekranlar. Evrensel Kültür'ün bu dosyasını. "hazza boğul- madan" okuyabilirsiniz. Derginin bu sayısmda Can Yücel imzasını yeniden ve yine ikinci sayfada görüyoruz. Sanı- rım bundan sonra da, her sayı bir Can Yücel şiiri okumaya devam edeceğiz. Bir süredir, dergilerde öykülerine pek rast- layamadığımız Adnan Özyalçıner ise. "Kadın Emekçilerin Öykücülüğümüze Yansunası"nı yazmış. Şiirde olduğu gi- bi, nedense öykücülüğümüz üstüne yapılan çalışmalann da iyisi, yine öy- kücülerden çıkıyor. Tabii, bu daha ne kadar sürer, bilinmez. Yazın serüvenlerinde dergilerin işleviYeni Biçem dergisinin son sayı- sında, 5 Mav ıs 1997 tanhinde Ulu- dağ Cni\ersitesı Kültür Şenlikleri haftasında yapılan bir toplantınm metnine genişçe yer \ erilmış. Hul- ki Aktunç ve SinaAkyoTun konuk olduklan toplantıda, sorulan Ra- misDarave Mustafa Durakyönelt- miş. İlk ürünlerini 70"li yıllarda yayımlayan Aktunç ve Akyol, ya- zın serüvenlerini anlatırken, dergi- lerin bu serüvende ne denli önem- li bir rol üstlendiğine sık sık dik- kat çekıyorlar. Şiirlenni, "ciddiola- rak ilk kez" 27 yaşında Enis Ba- tur'un Yazı dergisinde yayımlamış Hulki Aktunç. Sina Akyol ise, adı pek anılmayan ya da bilinmeyen ilk kıtabını, lıse bırincı smıftayken bas- tırmış. Bugirişimini. *Hergenç,de- likanlı. genc, ku. yazar ya bir şey- ler. işte ben deöyle yazrvordum 1 " şek- linde açıklıyor. Fakat, "evetişte,bu genç delikanh şiire doğru adım an- yor, dedirtebilecek" şiirlenni ise Salim ŞengiT ın Dost dergisinde ya- yımlıyor. Hayli keyifle okunabile- cek bu toplantı metnı, neredeyse dergiler ekseninde gelişiyor diye- bıhpz. Ülkfi Tamer'in bugüne kadar yüz otuz beş kitabının yayımlan- dığını bilıyor muydunuz? Yazın dünyasının köşesine çekilmiş. ses- sızce çalışmalannı yürüten isim- lerindendir Tamer. Üstelik yüz otuz beş kitaba ulaşacak kadar. Fakat edebiyatta sessizlik. tam an- lamıyla bir madalyona benzer, iki türlüdür. Bunun bir yüzü, yazın adamının kendi tercihidir. Diğer yüzü ise, kendisi dışında gelişir. Doğrusu. Ülkü Tamer şiinnden pek söz edilmediği bir dönemde, Ludingirra dergisinin çıkıp da, "bahar *98" sayısmda bu şairimi- zi dosya konusu yapması, sessiz- liğın ikinci yüzünü az da olsa ağarttı, denebilir. Tamer'le uzun bir söyleşi, şiiri üstüne yapılan in- celemeler, yapıtlann dökümüyle dosyanın. iyi bir kaynak olduğu söylenmeli! Derginin diğer yazı- DIZElllıaı «nee roıuM ( \ vurgul Pı'stıv.odcrnızy udıngirra arner Can Bilinenlerdenfarklıyeni bir dergiIlk sayısını yalnızca kitabevlerinde gördüğüm. ama şu sıralar ikinci sayısına bayilerde de rastladığım, iki ayhk bir dergiden, aura'dan söz etmek istiyorum. aura, psikiyatristlerin hastalanyla birlikte çıkardığı bir dergi. Doğal olarak psikiyatri üstüne inceleme yazılanna ağırhkla yer veriliyor dergide. Fakat bununla kahnmıyor. Şür, öykü, deneme ve inceleme yazılan, iki sayıdır dergide kendine yer bulabiliyor. "Kıyıda köşede kabmş". yani pek kimselenn tanımadığı insan portreleri, derginin bir başka yönünü oluşturuyor. îlk sayıda, 30 yıldır Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıklan Hastanesi'nde yatmakta olan Polonyah bir isim, "Madam K."nin öyküsü yer alıyordu. İkinci sayıda ise, bütün bir ömrünü şiirle yaşamış Recep Güngör Öztokm. Yine bu sayıda Tagore'dan üç şiiri Gökhan Oflazoğlu çevirisiyle okuyoruz. "Akıl hastahğı miti" başlıkh yazınmsa ikinci bölümü yayımlanmış. Bu yazıyı çeviren Cemal Dindar'ın "ŞHr eylemi ve çözühne", başlıklı yazısınınsa şıirseverlerce ilgiyle karşılanacağmı düşünüyorum. Afşar Timuçin'in de bir yazıyla katıldığı ikinci sayıda, hasta resimlerinin yer aldığı "tçimizâeki Doğa" sayfalan, aura'nın, bilinen dergilerin aksine farklı bir damardan akacağınm, belki de bu damann bir buluşma noktası olacağının ipuçlannı verivor. lanna göz attığımızdaysa. 98'in şi- ır tartışmalannın da su yüzeyine çıkmaya başladığını görüyoruz. Bunlar, Ergin Yddızoğlu'nun Ro- ni Margulies ı eleştıren "ÇevTİ- lemeyen Şiirler Mahzun Olma- sın" ve Yalçın Sadak'ın .\hmet Oktaj'ın "tsrafil'in Sur'u" adlı kitabını ele aldığı "OperaOdağuı- da Sulan Bulandırmak!" başlık- lı yazılan. Bellı ki. bir süre daha dergilerde. "çevrilemeyen şür, şi- ir mtdir. degil midir?", "edebiya- bmızda ahlaki çözülmenin vardı- ğıAaracagıboyutiar" tartışılacak. Buzlar kırılmalıl Dize dergisinin yeni sayısmda YaşarGûneş'ın "Buzian Kmnak" başlıklı yazısı, "şürinçıkmazdaoJ- duğu" tartışmalanna yeni bir yo- rum getiriyor. Güneş, yazısının başında şunlan söylüyor: "Dün olduğu gibi bugiin de şiirin çık- mazdaolduğu,çünkü insanın çık- nıazda olduğu gibi bir psikopato- lojik düşünüş kalıbı zihinlerimize yerleştiriünek isteni>or. Bu sav ne- reden, hangi kesimden gelirse gel- sin ona karşı bir duruşu en başta şairler alnıaya yönelmedikçe, du- yusula ilişkin \ artık rüm tinselli- ğimizi yok eden bir eyleme dönii- şecektir." Güneş'e katılmamak mümkün değil. ama zaman za- man kimi şairlerin de şiirin çık- mazda olduğunu dillendirdikle- rinı göz önüne aldığımızda. kar- şı duruşun adı biraz da sessizlik olmuyor mu? Tabii, her dönem bir "çıkmazda" tartışmasına rağ- men, her dönem. yine de kendi şi- irini çıkarmayı sürdürüyor. Buz- lar, bu ürünlerle kınlıyor. Buzian kırmaya çahşan bir baş- ka isim de, Mehmet H. Doğan. Geçen ay yayımlanan "Adam Şi- ir Villıklan" nın altıncısımn ardm- dan. derginin yeni sayısmda da. "Bir Ydnk'ın Hazırlanma Öykü- sü"nü yazmış. Doğan. yazıda, bir yıllık uğraşının sonunda. kendısi- nin dışında gelişen hatalann. ya- nı dizgı yanlışhklannın üstünde duruyor. Bu yanlışlıklardan da kendisinin suçlandığını söylüyor. Doğrusu dizgi hatalannı da kıta- bı hazırlayana yüklemek. pek in- saflıca değıl. Buna rağmen Doğan, yıllık için gelecek "fahri yardım- lan" beklediğını bir kez daha yı- neliyor. Bellek unutmuyor Virgül dergisi, nisan sayısmda da birbirinden farklı konulara yer \eriyor. Postmodernizme ilişkin iki özgün ve yerli yazı. "Peynir ve Kurtlar"ın yazan Carlo Ginz- burg'la söyleşi. polemikler, de- ğinmeler gibi geniş bir yelpaze- de okuru kucaklıyor. Kitap tanı- tım dergilerinin sayıca çoğaldığı şu dönemde. periyodunu aksat- madan yedinci sayısına ulaşan Virgül'ün, haylı özenli bir çalış- manın ürünü olduğunu söylemek, doğrusu yerinde olur. Bununla birlikte. derginin yazıişleri mü- dürü Mustafa Arslantunalı nın deyişiyle. VirgüTü en fazla ayda iki paket sigara fiyatına (Uzun 2000) alabilirsiniz. Üstelik, "siga- ra kadar keyif verid olmasa bile, sağhginıza onun kadar zararlı de- ğil. (Belki bir parca gözleri bo- zar.)" Bir kapısı geçmışe açılıyor bu dergınin. Yalnızca yeni kitap- lara değil, unutulan kitaplara da sayfalannda yer veriyor. Yeniden ele almıyor ve inceleniyor bu ki- taplar. Bu kadarla kahnmıyor ama, küçük kupürleriyle, yazılardan, mektuplardan kısa alıntılarıyla Virgül'ün "Sanat" sayfalan, geç- mişle kurulan ilişkinin güzel bir örneği. tşte. yıllarönce Bedii Fa- ik'in "Yalana* adlı romanı için ha- zırlananbirilanmmetni: "Zehir- li kalemi ile siyasi hasımlanru pe- rişan eden Bedii Faik'in aynı za- manda çok kuvvetii bir romancı olduğunu biliyor muydunuz? Ya- lancı, acı bir kalemden tatiı bir eser. Çağlayan Yayınevi." Dergilerde 'bahar' • Zaman zarhan edebiyat dergi- lerimizde, yazın dünyasının ara- mızdan aynlan ve de önemli sa- yılan adlanna yönelik "öKimvedo- ğumvıldönümkri" yazılanna rast- lanz. Oysa, uzun bir süredir ara- mızda göremediğimiz birçok ya- zıya, şiire, öyküye konu olan ba- har, dergilerde yalnızca bir sayı- ya tekabül etti. Nisan ayında. Bu bağlamda son sözü, görsel kültür dergisi Albüm'ün yeni sayısmda yayımlanan "Bahar Fotoğrafla- n" yazısından kısa bir ahntıya bı- rakıyorum: "Doğanın uyandığı- nı, etrafin taptaze koktuğunu fark ettiğimi/ bir zaman dilimi olmak- tan ne zaman çıktı bahar?.. Ne za- mandır erik ağaçlannın tomur- cuklannı görmeden, ılık bahar riizgârlannın hışırdattığı yaprak- lann sesini dinlemeden sıcak yaz günlerini karşüıyoruz?»" 25 sanatçı, çocuklanyla birlikteyaptıklan resimlerle bir sergi açacak r ^ l Çocuidarın gözüyle bakabilmehKültür Servisi - lngiltere'de 25 sa- natçı, kimsesiz çocuklara ka>nak sağ- layabilmek amacıyla özel bir proje- ye giriştiler: Çocuklanyla birlikte yaptıklan resimlerle bir sergı açacak- lar ve elde edilen geliri Çocuklan Koruma Vakfi'na bağışlayacaklar. İngiliz sanatçılararasındabasına da yansıyan hummalı bir çalışma başla- mış durumda... Onlarçocuklannapa- tates baskısı yaptırmıyorlar! Sanatçı CraigVVbod, iki yaşındaki kızına yü- zünü boyatmış, sergide yüzünün fo- toğraflannı sergiliyor. Gary Hume. oğ- lu Joseph'le birlikte ellennın şeklini alüminyum panellere çizmiş, şekille- rin içini oğlu boyamış. Gavin Turk. çocuklanyla hayvan resimleri yap- mış. Damien Hirst. iki yaşındaki oğ- lu Connor'un önüne kendi tuvallerin- den birinı koymuş. çocuğunun resme istediği gibi müdahale etmesıne izın • Kimsesiz çocuklara kaynak sağlayabilmek amacıyla özel bir projeye girişen 25 sanatçı, çocuklanyla birlikte yaptıklan resimlerle bir sergi açacaklar ve elde edilen geliri Çocuklan Koruma Vakfi'na bağışlayacaklar. Söz konusu projeden çıkan 34 sanat yapıtı, Saatchi Galerisi'nde gerçekleştirilecek müzayedede satışa sunulacak. vermış... Sergi. söz konusu sanatçılann pek çoğunun koleksiyoncusu olan Char- lesSaatchi'nin galerisinde gerçekleş- tiriliyor. Söz konusu etkınlik. Çocuk- lan Koruma Vakfı'nın heykeltraş Tes- sa Robbins'e vakfın çalışmalarına kaynak sağlamak amacıyla bir sergı düzenlemesinı ıstemesiyle başlamış. Robbins bu fikrı çok beğenmiş ve sanatçılardan projeye yapıt bağışla- malannı nasıl sağlayacağını düşü- nürken aklına adını "Ben deÇocuk- tum" koyduğu bu sergi düşüncesi gelmiş. Çocuklu sanatçılara başvııran Robbins'in sergisıne çok sayıda sa- natçı destek vermiş. Söz konusu pro- jeden çıkan 34 sanat yapıtı, Saatchi Galensi'nde gerçekleştirilecek müza- yedede satışa sunulacak. Sergide yer alan sanatçılar arasında. bazılannı Uluslararası İstanbul Bienalleri'nden tanıdığımız Richard \Venbwrth. Sam Taylor-\Vood, Jane Harris. Jake Tîl- son. Magnus Hammkk, Michael Cra- ig-Martin ve Anish Kapoor bulunu- yor. Sergiye katılmak isteyen ama ço- cuklan olmayan sanatçılar da çıkmış. Onlar da başkalarının çocuklarını 'ödünçalmışlar'1 Çocuklan Koruma Vakfi, daha ön- ce de çeşitli sanat etkinlıkleriyle ço- cuklara kaynak sağlamaya çalışmış- tı. 1920'li yıllarda, vakfın kurucusu olan Eglannt>ne Jebb, Avusturya'da ProfesörFranzCizek'in kimsesiz ço- cuklar için gerçekleştirdiği çocuk programlanna destek vermiş. bu prog- ramda gerçekleştirilen yapıtlan tn- giltere ve Amerika'da sergilemiş ve o günlerde vakfa 2.300 sterlin kaynak sağlamıştı. Çocuklan Koruma Vak- fı'ndan Corrine Woods, "Sanat, ço- cuklann dünva>a bakış açısını göder önüneserebilmek için kuUanılabilecek en güçlü ifade araa" dıyor: "BMm vaknmızın da amacı bu zaten: Dün- yava bir de çocuklaruı gözünden ba- kabilmek..." DEFNE GOLGESİ TURGAY FİŞEKÇİ Sapanca TEM Otoyolu'nun yapılışından bu yana Sapan- ca'dan her geçişimde Zürih'e giriyormuşum duygu- su uyanıyor bende. Güzel bir yol... Bir yanı yemyeşil ormanlarla kaplı tepeler, öte yan göl... Yamaçlarda küçük güzel köy- ler... Kocaeli'ni geçene dek süren sanayi ve çarpık yapılaşma karabasanmdan bir anda kurtuluyor in- san. Gelgelelim bu görünüm hızlı bir değişim gösteri- yor son yıllarda. Istanbul'a yüz kilometrelik bir uzak- lıkta oluşu, Sapanca'nın hafta sonları için gözde bir dinlence yöresi olarak keşfedilmesine, dolayısıyla da kendisini bir anda amanstz bir rant kavgasının için- de bulmasına yol açtı. Artık orman alanı. tanm alanı dinlenmeden gelsin siteler, bağımsız villalar... Maşukiye köyünden baş- layıp ilçe merkezine dek hızlı bir görünüm bozulma- sı sürüp gidiyor. Kimi zaman güzel, alçakgönüllü köy evlerinin ara- sına dikilen apartmanlar, kimi zaman daracık alan- lara dip dibe yapılmış villalardan oluşan siteler... Or- tak bir yerleşim anlayışı olmadığı gibi, gözü rahatsız etmeyecek bir görünüm sağlama konusunda da özen görülmüyor. Orman içine yapılan bir sitenin vil- lalannı hem yeşile boyayıp, hem de son derece ra- hatsız edici bir görünüm uyumsuzluğunun nasıl el- de edilebildiğini anlayabilmek güç. Burada biraz Zürih'ten söz etmeliyim. Isviçre'nin ünlü bankalannın merkezlerinin bulunduğu kenttirZü- rih, ülkenin en büyük kenti, zenginlığin de başken- tidir. Bu kentte yaşayan milyarderlerin sayısı belir- sizdir. Bu insanların çoğu, kent çevresindeki orman- larla kaplı tepelerin yamaçlarındaki lüks villalarda otururiar. Ancak kente girerken otoyot boyunca dik- katli bakışlannız yoksa, ayrımsayamazsınız bile bu evlerin varlığını. Kimi zaman bir pencereden yansı- yan güneş ışığıyla anlarsınız orada evler olduğunu. Dünyanın en zengin ülkesinde bile zenginlik, do- ğayı bozmanın gerekçesi olamaz. Yapacağınız en lüks yapı da doğaya, kent dokusuna uyumlu olmak zo- rundadır. Yine bu nedenle dünyanın en büyük ban- kalarının merkezleri bizim Karaköy'deki Bankalar Caddesi'ndeki yapılara benzer. Hiçbirinin gökdelen- leri yoktur. Herkesin kendi oturacağı yapıyı kendi beğeni öl- çütlerine göre yapması, sonunda kentlerimizin bu- gün içinde bulunduğu görüntü çirkinliğini ortaya çı- karmaktadır. Ormanlık bir alanda yan yana iki villa yapanlardan biri evini fıstıki yeşile. öbürü turuncuya boyadığında bu evlerin ikisi de çirkin görünmekte- dir. Uygar dünyada ınsanlann oturdukları evlerin gö- rünümünü gönüllerince belirleyebilme hakkı, yalnız- ca evlenn iç düzeniyle sınırlıdır. Yapıların dış görü- nümünü belirleme, aynı zamanda kent ve çevre dü- zeniyle de ilgili olduğundan kamu yönetıminın yet- kisindedir. Yerel yönetim bir yerleşim yerinde, diye- lim yörenin kırmızı tuğladan yapılan iki katlı gelenek- sel yapı biçimini benimsemışse, artık orada taştan evler ya da dilediğiniz renge boyayabileceğiniz apart- manlar yapamazsınız. > •, ı >,. •» Çok gerilere gitmeye gerek yok. Yirmi yıf öhce, 1970'lerde İstanbul halkı gönül rahatlığıyla kent için- deki Florya'da denize girebiliyordu. O zaman ne Sa- panca'ya gitmeye gerek vardı, ne Saros Korfezi'ne. Gözüdönmüşlük koca Marmara'yı yok etti. Zürih Gölü'nde ise bugün de rahatça yüzebilirsiniz. Kent- te yayımlanan gazeteler, her gün yınelenen ölçüm so- nuçlarını, kentin havasındaki, suyundaki olmayan kirlilik oranlannı yayımlarlar. Şu günlerde elma, ayva, erik çiçekleriyle bezen- miş Sapanca'dan geçerken düşündüm bunları. Ay- vaların çıçek açması, yazın geldiğinın habercısidir. Hem bunca varsıllık, Sapanca'ya sökün ederken oraya yeni, ileri bir kültür de götürebilmelidir. Kent; sinema, tiyatro, kitaplık salonlarına, spor alanlarına kavuşmalıdır. Elma, ayva çiçekleri gölde dans eden sörflerin, yelkenlerin renkleriyle karışsa seyre do- yum olmazdı. Dame Judî Dench, artık söyleşi yapmayacak • Kültür Servisi - Dame Judi Dench, geçen hafta basınla söyleşi yapmamaya karar verdi. Bununla birlikte ünlü İngiliz oyuncu Dame Judı Dench, John Miller'in yazdığı ve gelecek ekim ayında yayımlanacak olan 'Judi Dench, With a Crack in Her Voice' isimli biyografi ile ilgili bir söyleşi yapabilir. Sanatçı. *Radio Times'da yaptığı bir söyleşide özel vaşamı ile ilgili olarak konuşmaktan bıktığını belirterek bunun belki de son söyleşisi olduğunu vurguladı. Dame Judi Dench. konuşmasında. insanların sanatçılar hakkında fazla bilgiye sahip olmadığı eskı günlerin daha iyi olduğunu belirtti. Sanatçı, görüşlerini söylemenin \ e taıiışmanın bir anlamı olmadığını ve papağan gibi aynı şeyleri tekrarlamaktan bıktığını söyledı. Dench. Mrs Srovvn filmindeki rolüyle 'en iyi kadın oyuncu' Oscar'ına aday olmuştu. Sanatçı şu sıralar Trevor Nunn'sn 'Shakespeare in Love' isimli filminde rol a!ıv.or. Kraliçe 1. Elizabeth'ı canlandınyor. Fılmde a\nca Ralph Fiennes'in kardeşı Joseph Fiennes de rcl alıyor. liyatro Oyunevi, Hizmetçiler'i sahneliyop • Kültür Servisi -Tiyatro Oyunevi 1997 sezonunda sahnelemeye başladığı Jean Genet'ın "Hızmetçiler" oyununu ve yeni yapımı olan Sofokles'in 'Antigone'sini dönüşümlü olarak Sahne Foks'da sahnelemeyebaşlıyor. geçen yıl Efes Pilsenin katkılanyla sahnelenen ovun cuma gününden başlayarak her hafta cuma 20.30 ve cumartesi 15.00'te yeni bir kadro ile ovnanacak. Mahir Günşiray'ın yönettiği oyunda Şehsuvar Aktaş, Boğaçhan Sözmen ve Mahir Günşiray rol alıyor. (240 28 26) 'Gökyüzüne Bensiz Doğma' • Kültür Servisi - Gölge Tiyatrosu,' Gökyüzüne Bensiz Doğma' isimli tek perdelik çok boyatlu gölge oyununu 23 Nisan saat 19.00'da TankZafer Tunaya Kültür Merkezi'nde sunacak. Mehpare Aksoy Yiğit'in tasanm ve yönetımni üstlendiği gölge oyununda Gülin Hayat. Hahl Kınş, Serdar Aksoy, Fahrettin Yiğit. Yavuz Öztürkoynatıci olarak görev alıyor Işık oyunlanyla farklı renkler gölgeler oluşturan grubun gölge oyununda doğaçlama hâkim.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog