Bugünden 1930'a 5,499,166 adet makale



Katalog


«
»

12NİSAN1998PAZAR CUMHURİYET SAYFA 15 Metin'in doğum gününü; ailesi, gazeteciler, avukatlar, sanatçılar ve arkadaşlan Andon Bar'da kutladılar Göktepe Odülü Güreli'nintstanbul Haber Servisi - 7Ocak 1996'dabirolayı izlerken gözaltına alındı. 8 Ocak sabahı ölü bulundu. Metin Göktepe yaşasaydı önceki gün 30 yaşına girmiş olacaktı. Metin'in doğum gûnünü; ailesi, gazeteciler. avukatlar, sanatçılar ve arkadaşlan Andon Bar'da kutladılar. Metin'in doğum gününde hüzün yasaktı. Gazeteci Rıdvan Akar ve Ümit Özak'ın hazırladıklan kısa belgeselde anne Fadime. abla Meryem, ağabey Derviş Göktepe, Metin'i gülümseyerek anlatıyorlardı. Gecenin konuşmacılanndan gazeteci Celal Başlangıç. "Hepimiz birer Metiniz" sloganını anımsatarak "Onun için bugün hepimizin doğum günü" dedi. Güreli, Metin'in, gazeteciliğin bedelini hayatıyla öderken çok şey anlattığını ifade ederek şunlan söyledi: "Acıları aşarak inançla dayanışma içinde bir şeyler yapılabileceğini gösterme olanağını bizlere verdi. Bizler bu olanağı kullanarak susmadan, yılmadan, yorulmadan bir şeyler yapılabileceğini göstermeye çalıştık. Yüzlerce faili meçhul cinayetin işlendiği, kimin nerede nasıl Göktepe davasını izleyen gazeteciler, avukatlar ve ailesinin her yıl vermeyi kararlaştırdığı "Metin Göktepe Gazetecilik Ödü- lü"nü Fadime Ana'nın elinden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli aldı. (Fotoğraf: HATICE TUNCER) öldürüldüğünün bilinmediği bir ülkede a\ağa kalkıp hep birlikte sahip çıkıldığında, ısrarla takip edildiğinde. suçluların bulunup yargı önüne çıkartılabileceği gibi bir ilk deneyi bizlere kazandırdı. Metin Göktepe"nin vahşice öldürülüşü acıdır ama bir kazançtır." "Metin Göktepe olavının davasının takibi aslında halkın gerçekleri öğrenme hakkı demek olan basın özgürlüğünün, insan haklarımn, demokrasinin, hukuk devletinin, insan haklarımn savunulması davasıdır. Metin hayatı pahasına bu davaya hizmet etti" diye konuşan Güreli, Metin davasının, takip edenlere basın özgürlüğü. demokrasi, hukuk devleti, insan haklan inancının sahipsiz olmadığını gösterdiğini söyledi. Güreli, ödülü, basının bağımsızlığı ve özgürlüğü yolunda demokrasi için, hukuk devletinin üstünlüğü için, insan haklan için, mücadeleyi emreden görev verme belgesi olarak değerlendirdiğini belirtti. Güreli. ödülü. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Basın Müzesi'ndeki "Basın Özgürlüğü" bölümüne vereceğini kaydetti. Fadime Ana gözyaşlannı zor tutarak yaptığı kısacık konuşmasında sadece tüm gazetecılere davayı izlemede gösterdikleri kararlılık nedeniyle teşekkür edebildi. Fadime Ana ve Güreli daha sonra doğum günü pastasını birlikte kestiler. Nevzat Şenol ve Orhan Aydın'nın şiirlerle süsleyerek sunuşunu yaptığı doğum gecesinde Sadık Gürbüz, llkay Akkaya, Ferhat Tunç türküler söyledi. Metin'in en sevdiği türkü olan "Kırmızı gül demet demet"i ablası Meryem ve ağabeyi İhsan Göktepe birlikte söylediler. Seslerine güvenen gazeteciler de mikrofonu alıp Afyon yolculuklannda gelenekselleşen türküleri söylediler. şiirler okudular. ÇED KÖŞESİ OKTAY EKINCI Gemile'deki "Ayrıcalık' Muğla Valisi Cemil Serhad- lı, doğal SİT konumundaki Gö- kova Körfezi kıyı kuşağında Ka- racasöğüt'e dikilen kaçak otel bi- nasını geçen ay "dinamitle" >er- le bir ederek duyarlı kamuoyun- da takdir topladı. Yalçın Bayer bundan esinlenerek Hürriyet'te- ki köşesinde Türikye'nin diğer" "dinamitlenecek" ünlü kaçak- lannı sıralarken, vali Serhadlı da aynı hızla Fethiye'nin Gemile Koyu'na yüklendi... Ne var ki arkadaşımız Özcan Özgür'ün haberlerine göre, Ge- mile'deki bütün kaçak yapılar için başlatılan yıkım operasyon- lannda aynı koyu betonlaştıran Özyerler fırmasına ait "mühür- lü" otel inşaatına "dokunulmu- yor." Çünkü bu inşaatlar mühürlü ama aynı zamanda "ruhsatlı 1 " (!) durumdalar. Muğla Valili- ği'nin bu bölgeyi 8 Ağustos 1997'de "doğal SİT" ılan eden Koruma Kurulu karanndan tam "12 gün önce" verdiği inşaat nıhsatına dayanılarak kısa süre- . de "kaba inşaatları tamamla- nan" Özyerler Tesisleri, aynı sü- reçte ilan edilen SlT uygulama- " ^fethıye Ç\ Körfezı ^±Pa&rtz •v Bugıu <12LADA Ç AKDEN VO<aş. Kalkar, A ÜNLÛKBAŞl/ A n t a ^ ) ^ /ı-^elmessos J ' 1 /*\ı r \ OEMİLEKOYV 1 DökiAbflfi Burnu doğal StT karan da alınacağı ön- ceden Kültür Bakanlığı"nca be- lirtilen bir Kurul toplantısını "beklemeden", 25 Temmuz 1997"de bu inşaata verdiği "baş- lama ruhsatı" acaba ne anlama geliyordu?.. Bu sorunun yanıtı. aynı SİT "kârannın "hemen ardından" yine valiliğin tutumu>la açıkça ortaya çıkmıştı. Kararda "ruh- sat verilen inşaatın da hemen durdurulması" belirtıldiğı hal- de Koruma Kurulu'nun bu yasal ısteği ancak "1 ay" kadar sonra yerine getirilmişti. Olayı başındanberi izleyen ve doğa katliamını durdurmak için başvurmadık makam bırakma- yan Saynur Gelendost'un sap- tamasına göre. Muğla Valiliğı'nin Kurul karanna dayanarak inşa- atlan mühürlediği tanh yapı ta- til zaptında 26 Ağustos 1997 ola- rak görünüyordu. Oysa StT kra- n alındığı gün "ivedi müdaha- le" için valiliğe "faksla" ıletil- miş, hatta \alilik elemanlan da 13 Ağustos'ta koydakı inşaatla- nn henüz subasmanlan yeni ge- çen "sevhesini" saptamışlardı. Ne var ki mühürleme işlemi için bir 15 gün daha beklenince. Ge- mile Koyu'nda hızla süren inşa- atlann "çatı se- viyesine" dek yükselmesi için deyeterlizaman kazanılmıştı... sına karşı "dava açtıkları" ge- rekçesiyle "yıkım programı dı- şında" tutuluyorlar. Böylece SlT karan için mah- kemece yürütmeyi durdurma ka- ran verilmemiş olsa bile, valilik kendi "tartışmalı ruhsatım" çiğnememek için sıra bu inşaata geldiğinde yıkım operasyonunu durduruyor. "Beklenen" ise sa- dece davanm sonuçlanması de- ğil, aynı zamanda Koruma Ku- rulu'nun da Gemile koyu'nun "kaçıncı derece SİT" olduğu konusunda ikinci karannı ver- mesi. Açıkçası eğer Izmir Kuru- lu korumadan "ödün" verir ve bu doğa cennetini "I. derece" ka- bul etmezse, SlT ilanından he- men önce alınan ruhsatlarla yük- selen inşaatlara "devam" vize- si de sağlanmış olacak. Çünkü bu kez Koruma Yüksek Kuru- lu'nun eskiden aldığı. "2. dere- ce SİT'lerde turistik tesis ya- pılabilir" şeklindeki ilke kara- n devreye girecek... Muğla Valiliği'nin, aslında 'ErteleneıT umut!.. lşte şimdi böylesine bir "bürokratik kayırma" için- de Gemile Ko- yu'ndaki kaçak yapı yıkımmdan da "kurtulma- yı" başaran tu- ristik tesisler için gözler bir kez daha Koruma Ku- rulu'na çevrilmiş durumda. Ku- rul'un 8 Ağustos 1997'de "ile- riki bir toplantıya ertelediği" StT derecesinin belirlenmesi ko- nusunu ise hâlâ neden "günde- mine almadığı" bilinmiyor. Ge- cikme sürdükçe de bu konuda Kurul'a hep yardımcı olan çev- re dostu gönüllülerin yüreğine bir "kaygı" düşüyor. "Acaba" sorulan kartopu gıbi büyüyor ve bundan "Kurul'a olan güven" de elbetteki sarsılıyor. Nitekim ılke kararlarındaki son düzenlemeler. "mahkeme- lik" olan konularda da kurulla- nn "korumadan yana olan" kararlannı devam ettirmelerine olanak sağladı. Bunun ilkolum- lu örneğini Gemile'de göstermek için Izmir 2 Numaralı Koruma Kurulu'nun artık daha fazla bek- lememesı gerekiyor. Hem bir do- ğa cennetimizi kurtarmak için hem de bugüne dek sergilediği duyarlı tutumuyla elde ettiği ken- di saygınlığını "koruması" için. HAYVANLAR ISMAIL GLLCEÇ ^"V.CN f KİM KİME DUM DUMA BEHÎÇAK behicakta turk.net H A R B İ SEMlH POROY BULUT BEBEK MRAY ÇÎFTÇI %ürt o sabahhklp dolzşması TARIHTE BUGUN MÜMTAZ ARIKAN 12 AV .-^jK-^SSr 1 KURAMCI Y£ BfSTECİ SUPHİEZGİ.. 1962 'PE BUGUN, ÛfJUJ TJJKK MLJZIĞt BİLGİMİ VE 8ESTE- CJSİ SUPHİ £ZSf, 33 yAŞtHPA ÖLMuÇTÜ. MÜZİKSEVER gig AİLEMİN ÇOCJJĞU OL&U6UNDAU, NACI AEİF g£Y, Z£K4/ PEDE GİBİ 8ÜYÜK S£STSC/L£gi>E/U KÜÇÜK Wf- TA PERSUEZ ALMtÇrr-DAUA SONKA A&CEef rrgBİYEYİ Bi- -rmEBEK UE/CİM OLAN St/PHl BEY, 21 YU- T»48LLt£6AXf>- T# GÖKEY YAPMIŞTr. EMEKİJ OLDLHCTAM SOM6A VİUE rOĞUN BİÇİMDE MÜZİKLLE USHAÇA^AyA ASoyULAİUpTJ. RAUF rEK7H SEY VE HÜSEYİN SAPETTffJ AREVLE &İKÜK- re TÜKZ MÜZ/'Ğr ÜZE/StHDE 4e#ÇT7#MALAG >HPMfÇ, SONUÇTH, SCILTLfK. BÛYÜK YAPm OlAAf "A/AZAIPf YE AM£Lİ~ TÛK/t: MuSfK/S-i "M rA2Mtfn. TÜKK MÜZİSt- HlN SES SİSTEM/Nİ BÎLİMSSL 7£MEU-EGE OTU&mN BU YAPfr OlŞtMOA, ĞOO "OEN ÇOK BESTE VEGMİÇTİ.. E *6S TANES/Hr YAYtMLATMIŞm'.. PANO DENİZ KAVUKÇUOGLU Politikacılar 1984 yılının yağmurlu bir sonbahar günüydü. Arabamla Köln'den yola çıkmış Hamburg'a gidi- yordum. Midem karıncalanmaya başlayınca bir şeyler atıştırmak üzere 43 numaralı otoyolun biti- mindeki sapaktan Münster'e doğru yöneldim. Ka- tedrali ve üniversitesi ile ünlü bu tarihi kentin giri- şindeki küçük lokantalardan birinin önünde park ederek içeri girdim. İlk kez geldiğim bu lokantanın lavabosunda ellerimi yıkarken, hemen yanı ba- şımdaki sıcak hava aygıtında ellerini kurulayan kır saçlı adamı sanki bir yerlerden tanır gibi olmuş- tum. Önümdeki aynadan adamın yüzünü göıme- ye çahşıyor ama başaramıyordum. Üzerinde bol bir kazak, altında kalın fitilli kadife spor bir panto- lon vardı. Aynadan yüzünü seçemeyince başımı ona doğru çevirdim, göz göze geldik. Ben tam bir şeyler söylemeye hazırlanırken o gülümseyerek "Merf)aba"dedi. "Ben, HeinerGeissler.'"Bende adımı söyledim, dili dönene kadar adımı yineledi. Bir kent girişinde küçük bir lokantanın lavabo- sunda Almanya'nın en ünlü politikacılanndan bi- rine, iktidardaki Hırıstiyan Demokrat Parti'nin ge- nel sekterine rastlamak beni şaşırtmıştı. Yanında ne bir koruma ne de partili bir yandaşı vardı. Elle- rimi kurutmamı bekledi, sonra hafıfçe koluma gir- di, birlikte lokantaya doğru yürüdük. "Eğer ister- seniz bizim masamızda oturabilirsiniz" deyınce, "Olur" dedim. Heiner Geissler o sıralar Alman- ya'nın yabancılar politikasında. kendi partisindede yoğun tepkilere yol açan, ama ülkedeki yabancı- ların geniş kesimlerince destek bulan görüşler sa- vunuyor, ilginç öneriler geliştiriyor. bunları kamu- oyunda tartışmaya açıyordu. Masa arkadaşlan o çevrede yaşayan sıradan insanlardı. Beni onlara, "Bir Türk dostum" dıyerek tanıştırdı. Yemek sıra- sında iyi bir yazar, liberal bir aydın, aykırı bir Hırıs- tiyan demokrat olan deneyimli politikacının ayda en az bir kez bu lokantada dostlarıyla buluştuğu- nu öğrendim. Haftada en az iki kez ne yapıp edip zamanını bu tür buluşmalara ayınyordu. Toplumun farklı kesimlerinden çeşitli insanlarla günlük geliş- meleri değerlendiriyor, onların düşüncelerini öğre- niyor, onlarla tartışıyordu. O akşam benimle yaban- cılar sorunu üzerine uzun uzun konuştu. Biraları- mızı içerken anlattıklarımı dikkatle dinliyor, masa- dakilerin görüşlerini alıyor, küçük cep defterine notlardüşüyordu. Ayrılırken beni kapıya kadar ge- çirdi. Güleryüzlü, konuşkan, sevecen bir insandı. İki hafta önce yapılan CHP II Kongresi'nde ön sıralarda oturan koyu takım elbiselı, ciddı yüzlü sos- yal demokrat politikacıları izlerken nedense bir an Heiner Geissler'i anımsadım. Bizim politikacıları- mız halka yakın olmayı, sürekli "vaat" dağıtmak ola- rak anlıyorlar, abartılı bir "ciddiyet"\ önemli kişi ol- manın vazgeçilmez koşulu olarak algılıyorlardı. Onca milletvekili, bakan, üst düzey yönetici ara- sında, -birisi dışında- hiçbirinin yayımlanmış bir ki- tabı, kaleme aldığı bir makalesı, tartışmaya değer toplumsal-siyasal bir önerisi yoktu! Günlük siya- sal yaşamları içinde yalnızca "laf" üretiyorlar, yan- daşlarına ve halka sunduklan, onların olası çıkar güdülerini gıdıklayacağını umdukları yüzeysel, po- pülist önerilerle Iktidar olup ülkenin ve toplumun yazgısını değiştirebileceklerini sanıyorlardı. Oysa toplumun çağdaşlaşma yönünde ilerleme yolları- nı tıkayan yerleşik kalıplan kırabilmenin, kangren- leşmiş yapıları değiştirebilmenin, köklü dönüşüm politikalan üretebılmenin yolu, herşeyden önce po- lıtikacıların birer birey olarak kendılerıni değiştir- melerinden, yenı bir bilinç kazanmalarından geçi- yordu. Ne var ki hiçbiri bu değişim kararlılığı için- de değildiler. Bu kararsızlık tüm davranışlarına yansıyor, kendilerini ancak kendilerıne bağlı yan- daşlan arasında güçlü hissediyorlardı. Bu neden- le özel yaşam alanlarında bile yandaşlannın varlı- ğına gereksinim duyuyorlardı. Yaşamı doğal yaşa- nırlığında yaşamıyorlar, kendilerine yapay yaşam alanları yaratıp sonuçta giderek yaşamın doğallı- ğına karşı yabancılaşıyorlardı. Onlara örneğin, Adapazarı, Elazığ, Trabzon, Di- yarbakır ya da Tekirdağ girişinde, günlük giysile- riyle sade bir yurttaş gibi, küçük bir lokantada dostlarıyla yemek yerken rastlamak olası değildi. Artık politikacı olmazdan önce gittikleri berbere git- miyorlar, dolmuşa, otobüse binmiyorlar, günlük alışverışlerini kendileri yapmıyorlardı. Temsıl ettik- lerini düşündükleri toplumun sıradan bireylerinin erişemeyecekleri, ulaşamayacaklan mekânlarda da- ha rahat hareket ediyorlardı. Belki de bu nedenle toplumun günlük sorunlanna bu kadar uzaktılar! Belki de bu nedenle toplumdan bekledikleri ilgiyi göremiyoriar, belki de bu nedenle birtürlü "iktidar" olamıyorlardı! Bilmiyorum... Faks: (0.216) 418 84 10 BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Canlıda. bir dürtünün etkı- 1 siylebelıren ışe p ya da öğrenme- ye geçme ıste- 3 gı. 2/ Inleme. . inilti...Kapağır- hğı.3/Çoksıkı 5 kapanan bir fer- muartürü... Kı- nakınadan elde edilen \e sıtma tedavısmde kul- lanılan bevazal- kaloit. 4/ Kö- pek... Sığınn altı aylık- tan bir yaşına kadar olan yavrusu. 5/ Kadıriye ta- 2 rikatının kollanndan bi- 3 ri. 6/ A>ağın üstündekı tümsek yer... Adlan sı- fat yapmakta kullanılan bir yapım eki. 7/ Kapa- lı bir biçımde. dolaylı 1 2 3 4 5 6 7 8 8olarak söz söyleme... Denize uzanan dar \e alçak kara parçası. 8/ Doğalgazın önemli bir bileşenı olan gaz... Mobılyanın uzunlugunca konulan dar ayak. 9/ Çobanaldatan da de- nilen bir kuş. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Pamuk ve ipekle karışık dokunmuş harelı kumaş... Sessız. uslu. 2/ Birçokluğu oluş- turan \arlıklann her biri... Janntanımaz. 3/ Dennliğın bıttığı yer... "Tahsın — ": Ünlü şainmız. 4/ Ses... Özel bir nokta üzerinde belirtilen görüş. 5/ Hep olduğu yerde kalan büyük fıçı. 6/ Sahıp olma. kazanma... Barjum ele- mentının sımgesi. II "Yok" anlamında argo sözcük... "Şevket—": Ünlüressamımız. 8/Oylumlu... Vücuttaki AIDS vırüsünü saptamakta kullanılan test. 9/ Büyük tonajlı taşıtlar imal eden bir Alman fîrması... Duyuru.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog