Bugünden 1930'a 5,499,360 adet makale



Katalog


«
»

DEĞİŞEN DÜNYADANHÜSEYİN BAŞ Başkaniş gedsinde Amerikan Başkanı WHHam CKnton'ın, eşi ve yûzlerce işadamı ve uzmandan oluşan gerçek bir çıkarma birliği ile başlattığı Afrika safarisi, şenltkli bir biçimde sûrûyor. Ne var ki, uzun yıllar boyunca Avrupa'nın eski ve yeni sömürgeci ûlkeleri tarafindan soyulup sogana çevrilen, daha iyi ve rahat talan için etnik aynmlann körüklenip insanlan birbirine kırdınlan siyah kıtanın almyazısı ne yazık ki değişeceğe benzemiyor. Sömürmekten yorgun düşen Avrupa'nm yerini şündi, onlara rahmet okutacak çok daha çağdaş ve etkin yöntemleri, muazzam ekonomik ve askeri göcüyle yeni dünya düzeninin efendisi alma yolunda. Başkan Clinton tarafindan, Jimmy Carter'ın 1978'de yaptıgı Afrika gezisinden 20 yıl sonra gerçekJeştiriîen ve tarihi olarak nitelenen bu gezinin amacı, yakın tarihteki sayısız örnekleriyle inandıncılığını çoktan yttırmiş *Kaııannıa,ıstiknırve demokrasi' söylemlerine karşın, kimsenin saklısı değil. Amaç, uzun süre Avrupa'nm özel etki alamnda kalan 700 müyon nüfiıslu 'siyah pazara' el atmak, kıtamn yüzyılhk talanma karşın hâlâ bakir sayılan zenginliklerine ulaşmaktır. Ancak Washington'un bilinen dayatmaları, bu konuda da geçerli. ABD ile işbirliği önceiikle 'demokratikfeşmeye' ve kuşkusuz, Hberal tercihlerin benimsenmesine bağh. 'Derookratikleşme' aslında Washington'ın pek umurunda değil. Örneğin, Ortadogu'nun despot rejimleri dahil, Birieşik Devletler, demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan çok sayıda ülkeyle içli dışlı ve uyumîu ilişkiler sürdürmekte, bu ülkelerle ticareti 'demokratikleşme' koşuluna bağlama çabasmda görünmemektedir. Ör nekleri çoğaltmak mûm kün. ABD'nin Afrika politikası da ne denli ince yöntemlerle kamufle edilirse edilsin, eski sömürgecilerden, temelde pek farklı olmayacaktır. Zira bir koyup beş götürmenin başka yolu henûz keşfedilmiş değiidir. Sopa ve havuç bir arada götürülecektir. Aynca siyah kıtamn eski sömürgecileri bu verimli alanı henüz bütünüyle terk etmemiştir. önümüzdeki dönemde siyah kıtanm Avrupa'yla ABD arasında giderek sertleşen kıyasıya bir rekabete sahne olacağını söylemek kehanet sayılmamahdır. Ne var ki, Washington'un istekîerini dayatmak için zaman zaman Birleşmiş Milletleri ve NATO'yu da peşine takarak siyasa! baskıdan ambargoya, giderek doğrudan silahlı müdahaleye kadar varan yöntemler kullanmaktan çekinmedığini de hesaba katmak gerekmektedir. Ostelik bu yöndeki girişimlerindeki 'çifte standartlar' göz tırmalayıcıdır. Örneğin kimi bölgelerde çıkan çatışmalara 'müdahale\Washington'un iç ve dış politik çıkarlanna endekslidir. Kimi bölgelerde patlak veren çaüşmalara büyüîc bir hızla her türlü müdahaleyi örgûtlerken, çıkarlan belli bir düzeyin altmda seyreden bölgelerdeki çatışmalara bütünüyle seyirci kalmaktadır. Bunun son örneği Ruanda'da yaşanrnıştır. Batılı eski sömürgecilerin kışkırttıklan etnik çatışmalar karşısında Birieşik Devletler, BM'ler ve Güvenlik Kûnseyi inanılmaz bir biçimde hareketsiz kalnuş ve bu umursamaz tutumlan beş yüz bini aşkın insanın katledılmesıne, milyonlarcasının da evlerini barklanru terk ederek yollara düşmesine yol açmıştır. BM Genel Sekreteri Kofl Aanan Fransız Liberation gazetesinin 18 Mart nüshasında yayımlanan konuşmasında, katliamda Batılı güçlerin hareketsizliğinin payı bulunduğunu açıklamış ve iyi donatılmış sadece beş bin kişilik bir güçle katliamın pekâlâ önlenebileceğini itiraf etmiştir. Irak'ta, Bosna'da ya da şimdilerde Kosova'da son derecede duyarlı davranan ve acil müdahale örgütleyen ya da örgütlenmesinden söz eden ABD, BM, NATO ve genel olarak Batılı güçler, Ruanda'daki katliam karşısında seyirci kalmayı yeğlemiştir. Nitekim Başkan Clinton 25 Mart'taki Ruanda durağında ABD ve Batı'nın bu trajedideki sorumiuJuğunu aienen kabul etrniş ve özür dilemiştir. Ancak bunun nedenlerini açıklamaktan özenle kaçınmıştır. Dahası, Birieşik Devleder'in müdahale gücü, 1993'te Somaii'de sivii haJka ateş açarak, resmi açıkJamalann savladığı gibi 200 değil, bin kişiyi katlettiği ortaya çıkmıştır, Kesin olan. ABD ve Batılı güçlerin tehlike amndaki insanlara yardıma koşmayı. 'çıkarlarmm' düzeyine bağlamak ahşkanlığında oiduğudur. PhffippeLeymarie'nın bu sayfada aktanlan incelemesi Başkan Otnton'un siyah kıtaya yaptığı büyük çıkarmaile küreselleşen dünya ticareti çerçevesi içinde Amerikan yatmmcılannın şimdiye değin kusur kaldıklan son bakir sömürü alanına el atma girişimini ve Washington'un bu konuyla ilgili art niyetlerini ortaya koyuyor. HüseyinBaş SamAmca 'nın Afrika çıkannası F ransız hükümetinin Afrika'daki teknik yardım kadrolannı giderek azalttığı yıllann ardından 'Işbirliği Bakanlığı'm da lağvettiği bir sırada Başkan WiIBam Clinton -son yıllardaki bütçe kısıtlamalanna karşın- Amerikan yönetiminin yabancı ülkelerdeki müdahale aracı olan ve şimdiden otuza yakın Afrika ülkesinde faaliyet gösteren 'banş gönüllüleri'nin sayüannı 6500'den 10 bine yükseîtmiştir. Yeni 'Afrika tutkusunu' sürekli inkâr eden bir ülke için simgesel bir davranış. 90'h yıllann başında, soğuk savaşın stratejik ve ideolojik prizmasından kurtulur kurtulmaz Amerika, 'Siyah Kıta'yı yeniden keşfetmiş görünüyordu. 1998'deise giderek artan bir biçimde Afrika, bu ülkenin Seni sınırlanndan biri" halıne geTmış bulunmaktadır. Amerikan Başkanı'nın, Güney Afrika Başkanı Nelson Mandela'nın çağnsıyla Güney Afrika'nın yani sıra dört Afrika ülkesini kapsayan Afrika turu, bir dizi ilginç belirtinin somutlanmasıydı. Başkan Clinton 27 Ocak'taki 'BirBğin Durumu' konuşmasında -iki partinin de desteğiyle- Afrika'nın güneyindeki ülkelerden gelen 1800 ürün için gümriik duvarlannın kaldınlması ya da indirilmesini öngören yasanm, 'African Grtmth and Opportunity Act'ın yürürlüğe gireceğini açıklamıştı. Bu, Avrupa Birliği devletleri ile Afrika, Karayipler ve Pasifîk ülkeleriyle imzalanan, ancak yeniden görüşülmesi çıkmaza giren Lome konvansiyonuna rakip bir düzenlemeydi. Beyaz Saray'ın her yıl Afrika ile ticaretle ilgili olarak hazirladığı ve 1997 Aralık ayında parlamento komisyonlan başkanlanna gönderdiği beş rapordan üçüncüsünün ekli olduğu mektubunda Amerikan Başkanı 'kalkınmaya' da destek sağlayacak bir işbirliğini oluşturan noktalan sıralamış ve bundan öncelikle 'demokratik rejimlerini' güçlendiren ve 'insan kaynaklannı' yeniden değerlendıren ülkelerin yararlanacağını açıklamıştı. Başkan, belirgin bir biçimde ticaretin, yani özel girişimin rolünün altinı çiziyor, 'Afrika ihracaönın pazarianmıza geniş bir biçimde girmesi düşüncesindeyiz', diyordu. Başkan, aynı zamanda, özellikle ticaret alanında, teknik yardım. Amerikan özel girişimini teşvik, en yoksul ülkelerin borçlannın silinmesi ve her yıl 'ekonomik forum' ve Afrika ve Amerikan yöneticileri arasında bakanlıklararası konferanslar da öneriyordu. Amerikan Ulaştırma Bakanı Rodney Slater, Afrikalı sivil havacılık sorumlulan önünde yaptığı konuşmada durumu çok daha açık bir biçimde ortaya koyuyor ve bu konudaki düşüncesini, 'Bizim vizyonumuz çok basit Pazannıza girmek istiyoruz. Sizin de bizim pazarunıza girnıcnizi arzu ediyomz' diyerek özetliyordu. Başkan Clinton. sonunda, Birieşik Devletler'de ağırlık kazanan 'Trade not aid' (yardım değil ticaret) düşüncesi çevresinde oluşturulan ünlü belgeye katılmıştı. Böylece, yatınmlarla ilgili Amerikan kuruluşunun Başkanı George Munoz, 'Afrika'nın yeni bir pazar olarak ortaya çıktığının alnnı çizerken, Afrika'yla ticaret yasasının babası Demokrat temsilci Charles RangeL 'Dümada. gerçek anlamda yaürını vapmadığımız ve ticareti teşvik etmediğimiz tek yer Afrika kıtası'dır, diyordu. Afrika işleriyle ilgili bakan yardımcısı Susan Rice, Afrika konusunda belediye başkanlannın katılımıyla düzenlenen bir konferansta, siyah kıtanın. 'gelişen, ne var ki, henüz tam olarak yararlanılmayan muazzam zenginlikleri ve Birieşik Devletler'de istihdam yaratabilccek 700 müyonluk bir pazanndan" söz edivordu. Yeni pazarlar fethetmenin coşkusunun ardında, aynı zamanda, politik kaygılara da yer veriliyordu. Susan Rfce'ın açıklamalanna göre 'son on yıl boyunca sahranın güneyindeki ülkelerde demokratik rejimler beş kao artmışûr. Bugün yirmi bes ülkede demokratik sahip bulunduğunu açıklamıştır. Başkan Clinton"ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Sandy Berger'in düşüncesine göre 'siyah kıtaya açılan yol, hiçbir zaman bu kadar açık ve cazibeli' olmamıştır. Medyalann her gün yoksulluk ve çatışmalardan söz etmesine karşın, olayın öbür yüzünün, yani, tablonun bütününün görülmesi gerekmektedir. Bu, yeniden gelişmeye dönülmesi ve yeni yöneticiler kuşağıdır. Birieşik Devletler, Afrika tarihinin gelecekteki bölümünün yazılmasında ön planda rol almalıdır. Parls'i "arka bahçesi nden etmek Tüm bu girizgâhın iş dünyası içinde henüz ikna olmamış kpsimHp razihp varatılmaçını geçerlikten yoksunluğu ya da Fransız topluluğu ülkelerinde 'demokratikleşmede' ilerleme kaydedilememesi Fransa'nın başansızlıklan arasında yer almaktadır. Paris'in 1998 başında. 'arka bahçe' kompleksinden anndınlmış daha kıtacı yeni bir Afrika politikasını de\Teye sokma çabalan, 1997 yılı boyunca süren krizlerin ardından Fransız-Amerikan rekabetini dengelemevi amaçlamaktadır. Paris. ABD'nin kendisini Kigalı'den olduğu gibı Kinşaşa'dan da uzaklaştırmayı planladığından kuşkulanmaktadır. Haziranda Denver'deki G7 zirvesi sırasında Başkan Clinton'ın Afrika girişimi yönündeki tutumu, Fransa'yı Güney'ın unutulmuş ülkeleriyle ilgili geleneksel, ne etki alanlanna aynlarak dış güçlerin, bazı devlet gruplannı bütünüyle kendi özel alanlan içinde görmelerinin artık zamanı geçmiştir' şeklinde açıklamalar yapması bunun örnekleri arasındadır.Gerçi. Başkan Clinton 1997Temmuzu'nda, Amerika'nın Fransa'yı Afrika 'dan kovmak niyetinde olmadığını açıklamıştır. Ne var ki Başkan için, Avrupa'nın eski büyük güçleri tarafindan desteklenen yardım politikalannın başansız kaldığı açıktır. Örneğin Susan Rice'a göre Afrika'nın yeni yönetici kuşağı, hiçbir sonuç vermeyen eski sosyo ekonomik politikalardan kurtulmak . istemektedir'. Sam Amca'nın gözdeler) Vt hükümener oluşmuş durumdadır. O kadar ki, Güney Afrika Başkan Yardımcısı Tsabo Mbeki, hakJj olarak bir Afrika rönesansmdan söz edebilmektedir.' Afrika yeniden dönüşün en coşkulu taraftarlanndan siyah parlamenter Charles Rangel'e göre. Birieşik devletler'in amacı, amaçladığından kuşku yok. 'Beyaz Adam'ın eski yükünün bütünüyle ve salt özel sektörün levyesiyle sırtlanılarak, Afrika'nın Amerikan usulü küreselleşmenin ağı içinde yer almasının sağlanması, Clinton ekibinin kongre ve Afro- Amerikan topluluğunun bir bölümünden de destek gören soylemlennden etmiş görünmektedir. Okarlar zaman zaman Nijerya, Angola, Kongo, Kamerun ya da Gabon'un petrol yataklan konusunda çatışmaktadır. Rekabet, pazann tümü söz konusu olduğunda daha da çetindir. Banşın korunması için Amerika'nın patronluğunda bir Afrika Ayncalıklı "ortaklann" seçımi, tıpkı resmi gezilerin etaplannın çoğu gibi. 'bağunsızfak' yolundaki bir Afrika'nın coğrafyasıyla uyumludur. Bu konuda 'aslan payı', Güney Afrika'nın. Kuşkusuz burada Ronald Reagan'ın başkanlığı sırasında doruğuna ulaşan ırk aynmı rejimi (apartheid) Amerikan Başkanı \Villiam Clinton'ın, eşi ve yûzlerce işadamı \e u/mandan olu>an gerçek bir çıkarma birliği ile başlattığı Afrika safarisi. şenlikli bir biçimde sürüyor. Amaç, uzun süre A\rupa"nın özel etki alanında kalan 700 mihon nüfuslu 'siyah pazara" el atmak, kıtamn yüzyıllık talanma karşın hâlâ bakir sayılan zenginliklerine ulaşmaktır. (Fotoğraf: AP) yeni bir çerçeve oluşturularak kıtanın kalkınmasuta yarduncı olmaktır.' Temsilciler Meclisi'nin Afrika Komisyonu'nun etkin Başkanı Cumhuriyetçi Edward Royce, 'Eski modeüer başan sağlayamanuşhr. Yeni demokrasi, insan haklan savunması ve pazar ekonomisi akımlan daha güçlendirilmek zorundadır. Birieşik Devletler'in Afrika'nın bu değişimuıde ojnayacağı büyük rol vardır\ derken Susan Rice. 5Şubat 1998'de VVashington'da siyah işadamlan önünde yaptığı konuşmada, 'Birieşik Devletler'in. Afrika'nın dünya ekonomisiyle bütünleşmesinin hızlandınlmasında anahtar role açık amacını oluşturmaktadır. Öyle ki bu hedef, eski sömürge güçlerinin bütünüyle suskunluğa büründüğü, olayın yeniden canlandınlması kapasitesinden ve bu konuda tutarlı bir söylemden yoksun duruma düştükleri bir sırada gösterişli bir biçimde ortaya konmaktadır. Kıtanın küçük bir bölümünün geleneksel hamisi Fransa bu durumdadır. Ruanda'da 1994'tekı soykınmın sorumlusu olanlarla utanç verici işbirliği içinde olması, 1997'de eski Zaire'nin jeopolitik dengesini bozan felaket. Kongo- Brazaville'in dağılması, Bretton Woods kurumlannın baskısıyla girişilen Merkezı Afrika Frankı'nın devalüasyonunun ûlkeleri arası gücün oluşturulması, siyah kıtada konuşlandınlan, ancak hareketsizliği nedeniyle gereksizliği daha açık bir biçimde ortaya çıkan Fransız askeri gücünün kısmen de olsa lağvedilmesinde bunun payı bulunduğundan kuşku yoktur. Bütün bunlara; 1997 başında, genellikle Fransa ile Amerika arasında bir 'düello' olarak takdim edilen Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği sorunu da eklenmıştir. Aynca çok sayıda 'dokundurtna' da Paris'in sırtına saplanan bıçaklar arasındadır. Eski Dışışleri Bakanı Warren Chirstopher, 19% Ekimi'nde Afrika'ya yaptığı ziyarette 'siyah kıta'nın yanmda yer alan 'yaptcı angajman' çerçevesindeki 'hayati stratejik çıkariar' söz konusu değil. Söz konusu olan Başkan Nelson Mandela'nın evrensel prestiji ve ülkenin hâlâ muazzam boyutlardaki potansiyeli, Güney Afrikalı yöneticilerin girişimcilikleridir. Bu yüzden Güney Afrika, Siyah kıtanın tümüne yanaşmak isteyenler için vazgeçilemez bir etaptır. Amerikan hükümeti ekonomik performanslan açısından Bostwana, Gana, Maunce Adalan ve daha da fazla bir biçimde Mozambık'i tercih etmektedir. Göreli olarak iyi sayılan politik durumlan açısından ise Fransızca konuşan Senegal ya da Mali gibi ülkeler seçilmiştir. Bu ûlkeleri, jeopolitik önemleri açısından da sırasıyla Güney Afrika ûlkeleri, petrolü ile çok sayıda ülkeye askeri müdahalesiyle bölgenin yeni jeopolitik haritasında önemli bir öğe sayılan Angola, soykınmı sonrası Ruanda ve Fransa'nın etki alanından çıkan son ülke olan. dahası kıtanın yansını istikrar açısından etkileyebilecek yeni demokratik Cumhuriyet Kongo ve Washington'un geleneksel müttefıkleri arasında yer alan ve Amerika'nın desteğiyle Sudan'daki Islamcı rejimin yayılmasına set çeken Uganda ya da Etiyopya izlemektedir. Söz konusu olan, toplam olarak yarar sağlayacak bir Afrika'dır: 1997'de en çok gelişme gösteren yirmi beş ekonominin beşi tüınü Sam Amca'nın siyah kıtada tercih ettiği ülkeler arasında yer almaktadır. Bu Afrika'da, Amerikan hükümetine olduğu gibi uluslararası finans kurumlanna da ev sahipliği yapan Washington'un üstünlüğü, sözle bile olsa, yadsınmamaktadır. Bu Afrika, sembolik olarak, özellikle de Afrika-Amerikan topluluğunda cesareti ve aşağılanan siyah adamın öcünü almasıyla Nelson Mandela, kazandığı zafere, sağladığı refaha karşın yönetimi bir başkasına bırakma karan veren Bostvvana Başkanı Kerumile Masıre ve liberalizme geçen Ugandalı gerilla, 'Afrika rönesansının' yorulmaz kahramanı Yoweri Musaveni tarafindan temsil edilmektedir. Bununla birlikte, çoğu zaman varolmayan pazarlann açılmasında bazı endişeler de yok degildir. On yıldan fazla bir sürede yapısal düzeltmelerden kınlgan hale gelen, kapitalistten de pazardan da yoksun olan bu ekonomiler, 'küresel ekonominin'' çoğunca ölümcül r - sonuçlar veren dansına katılmakta zorlanmaktadırlar. Birieşik Devletler kıtanın ikinci ortağı durumuna gelmesine karşın, Afrika'ya ihracatının değeri. Avrupa Birliği ülkelerinin ihracatının ancak yansı düzeyindedir. Yeniden değerlendirilmesine karşın Washington tarafindan kamuya yapılan yardımlann toplamı da Fransa ve Avrupa Birliği tarafindan sağlanan kredilere ve kıtanın ihtiyaçlanna göre oldukça zayıftır. Küreselleşmenin ağını metodik biçimde örmekle meşgul bir yetkili, kısa bir süre önce 'Şimdi sıra Afrika'da', diye açıklıyordu. Cok sayıda insan, bu söylemin ardındaki tecimsel sinizmin farkındadır. Birieşik Devletler'in, geçmişte, gerekli gördüğünde Angola, Kongo, Uganda, Mısır ya da Nijerya gibi ülkelerdeki çoğulcu politikalar ve insan haklanna saygı konusunda cıddı sapmalara gözlenni kapadığı bilinmektedir. Afrika Birliği Örgütü (OUA) Liberya ve Sierra Leona'da operasyon yapan Batı Avrupa gücü Ecomag'a maddi destek sağlarken ya da Afrika krizlerine kendi yanıt mekanizmalannı harekete geçirirken (African Crisis Response lnitiative, ACRI) Birieşik devletler, bunu, saptanan yüce bir hedefîn önkoşulu saymaktadır. Bu hedef, Afrika'nın, dünya ekonomisinin büyük oyunu içinde bütünleşmesidir. ' Philippe Leymarie le Monde Diplomatique Mart 98 1997'de Fransa'da Jaguar satışlan yüzde 33 oranın- da artış kaydetti. Bu patlama, sekiz yıldan bu yana böylesi bir gelişmeye tanık olmayan ünlü otomobil fîrmasında sürpriz yarattı. Önsel olarak Jaguar'lar 1996'ya göre ne daha popüler, ne de daha ucuz. Ola- yın tek açıklaması Jaguar alıcılannın alım güçlerinin artmış olmasıdır. Aslında aynı yıl Borsa da yüzde 27 oranında artış sağlamış. bu da Jaguar alıcılanru faz- lasıyla hoşnut etmiştir. Maklne Eğer borsa taş gibi sağlıklı ise bu onun gelecek- teki kârlann kokusunu almasındandır. Borsa. bu işin sanat erbabmın dediği gibi, sürekli artan kârlan ön- ceden sezmiştir. Ekonomik kuruluşlann, en azından büyüklerinin. işleri tıkınndadır: Borçlannı sıfırlar- ken, oto finansmanlannı da zirveye taşımışlardır. Kâr hesaplanna ve bilançolanna bakıldığında ekonomik krizin neredeyse hiç varolmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu arada. orurup yanlışı bulun. Zira toplum boğa- zına kadar kriz batağına gömülmüş durumdadır: 3,4 milyon işsiz. 350 bin işsiz stajyer, 1.5 milyon insan kendi seçmediği işte geçici işçi olarak çalışmakta, moral çöküşüyle, iş aramaya bile yanaşmayan 250 bin KaıiarveParadokslar işsiz, 1.5 milyon geçici işçi, giderek artan eşitsizlik- ler... lyimserlere göre 1997'de kârlann tavana vurması iyi haberdir. Çünkü bu Avrupa"da ekonomik canlan- mayı yansıtmaktadır. Ekonomik dönemin yeniden canlanması evresinde kârlar her zaman tavan yapar: Siparişlerin artması karşısında kullanılmayan üretim kapasitelerine sahip kuruluşlar, yeni makine ve işçi alımına gitmeksizin beş kuruş harcamadan talebi kar- şılar. Kârmarilan böylece, birdenbire artar. Gelişme belli bir ritme oturduğunda ancak, yeniden yatınm yapma ve işçi sayısında artınma gitme zorunluluğu ortaya çıkar. Bu ise maliyet artışı anlamına gelir. Oksijen Ama kârlann artış olayını kötümser bir gözle gör- mek ve bunun krizin bir başka yüzünü yansıttığını ile- ri sürmek de olasıdır. Sonunda. geçen yıl ekonomi- nin yeniden canlanmasıyla gelen oksijen, kâr payla- nndan çok, pekâlâ işçi ücretlerine yansıtılabilirdi. Peki bu neden böyle olmadı? Birinci izah: kuruluşlann bünyesinde güç oranla- nndaki değişimdir. Kitlesel işsizliğin olduğu ülkeler- de işlerini kaybetmekten çekinen ücretliler, ücret ar- tınmı ile ilgili istekîerini dayatacak durumda değil- lerdır. Sendikagüç kaybetmiş, sosyal diyalog çıkma- za girmiştir. Katma değerin paylaşımı, 80'ii yıllann tümünde ücretlerin aleyhine, seımayenin kân lehine olmuştur. Olay, 1992-95 dönemindeki 'gerilemede' durmuş, ne var ki, güç dengeleri değişmediğinden, aynen sürmüştür. Aç gözlüler pusuda tkinci faktör, finansal küreselleşmedir. Kote olan büyük kuruluşlar, uluslararası finans pazannda reka- bet içindedirler; yutulup gövdeye indirilmeden ya- şamlann sürdürmek için hissedarlanna sürekli artan verimlilik sunmak zorundadırlar. Anglo-sakson fir- malan tarafindan saptanan norm -ki onlarkültür ola- rak kısa vadeli randımanlara ayncalık tanırlar- yüz- de 12 ile yüzde 15 arasındadır. 'Sana lOOfrankyan- nm, bu bana yü sonunda 15 frank getirir', gibi. Bu kurala uymayan büyük firmalar Borsa'da çabucak hıcuz' hale gelirler. Bu ise, finansal pazann yırtıcı- lannın açgözlülüğünü kışkırtır. Bu yüzden büyük gruplann tümü, sermayenin istemlerini yerine getir- mek için maliyetlerini kısıtlamaya bakarlar. Üçüncü faktör, teknolojik devrimdir. Ekonomist Dainel Cohen ve Patrick Artus, Fransa'da katma de- ğerin nasıl paylaşıldığını sektör sektör incelediler. İş- te vardıklan sonuç: Ortalama olarak bu paylaşım, kuşkusuz, sermayenin lehinedir. Ama olay tekdüze degildir Sanayi ile sınırlıdır ve özellikle de teknolo- jinin ileri olduğu kuruluşlar için gecerlidir. Daha açık bir deyişle, uç sanayiler robotlaşma sayesinde kârla- nnı katlamışlardır. Bu ise kuşkusuz, kalifiye olma- yan iş gücünün dışlanması sayesinde gerçekleşmiş- tir. PascalRkne
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog