Bugünden 1930'a 5,499,360 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 1 NİSAN 1998 ÇARŞAMBA 12 KULTUR Ayşe Emel Mesçi, Dario Fo ve Franca Rame'nin metinlerinden oluşturulan bir oyun sunuyor parçası obnayın' •Ayşe Emel Mesçi, Ankara Birlik Tiyatrosu'nda, Fo ve Rame'nin yazdığı oyıın metinlerinden seçilerek oluşturulmuş 5 ayn episodu, 'Karanlıkta Işık Damlalan' adı altında, Zeki Göker'in yönetmenliğinde sahneliyor. ÖZLEMGÜLŞEN Dario Fo, Franca Rame ve Ayşe Emel Mesçi. Kimi zaman aynı; kimi zaman fark- lı ortamlarda, ama hep aynı düşünceden; işık damlalan'ndan yola çıkarak tıyatro- severlerle buluşmuş üç isim. Bugünlerde Ayşe Emel Mesçi, üç buçuk yıl aradan sonra kendisine kucak açan belki de tek ti- yatroda, Ankara Birlik Tiyatrosu'nda, Fo ve Rame"nin yazdığı oyun metinlerinden seçilerek oluşturulmuş 5 ayn episodu, 'Karanlıkta Işık Damlalan' adı altında, Zeki Göker'in yönetmenliğinde sahneli- yor. Bir fabrikada müzik eşliğinde çalışan işçi kadınlann gitgide robotlaşarak siste- min bir parçası haline gelışlerini anlatan bir episodla; 'Band Sistemi'yle başlayan oyun; Franca Rame'nin başından geçen gerçek bir olayı, 4 polisin kendisine teca- vüz ediş anını anlatan 'Tecavüz' adlı epı- sotla devam ediyor. Oyunun ilk perdesi, Fo ve Rame'nin Italya'daki biranlatıdan yola çıkarak oluş- turduklan 'Medea'yla sona eriyor. tkinci perdede, Stamheim Cezaevi'ndeki toplu kjyım olaylannı anlatan'Vann Olacak'ta. Mesçi, salt beden ve ışık dilini kullandığı farklı bir teknilde çıkıyor seyirci karşısı- na. Son episot 'Ben Ulrike Bagjnyorum'da ise Ulrike Memhoff'un, hiç kimsenin ol- madığı 8 katlı bir bınanın ara katındaki hücresinden Jean Paul Sartre'a yazdığı mektuplar seyirciye aktanlıyor. Rame'nin çok ilginç yöntemi Yönetmen, koreograf, oyuncu ve bir sürgün sanatçısı Mesçi. Bugüne dek yurt- dışında biyomekanik oyunculuk tekniği; Orta Asya, Mezopotamya ve Anadolu ri- tüellerinin çağdaş sahne plastiğine taşın- ması; tiyatro estetiği, mask kullanımj ve çağdaş koreografi teknikleri üzerine araş- tumalar yapan sanatçının şu anda sahne- lediği ve Türkiye gündemiyle de özellık- le devlet-işçi sınıfi ve polis konulannda bağdaşan oyuna yaklaşımı nasıl olmuş? "1980'ta* ydlarda yurtdışına çıktıktan sonra 'dünya tiyatrosu' üzerine araşürma yaparken, Italya'da Dario Fo ve tiyatrosu üzerine de birçok bilgi edinmiştim. 1980 öncesiTürkiye'de Dario Foekolü ve Fo'nun ismi dahi pek konuşulımıyordu. Dario Fo tiyatrosunun. ttalyan geleneksel halk tiyat- rosundan özellikle ortaçağ halk tiyatro- sundan kaynaklanarak çağmıız tiyatro- sunda bir sentezyaratnuş olduğunu öğren- dim. 1981 yılında Londra'da Franca Ra- me'nin kadın oyunlannı oynadığını duyar duymazoraya gittim. Rame'den izledigim oyunda çok ilginç birtiyatrobiçimiyie kar- şılaşum. Oyunun bitiminde bir kadın pa- neii olduğunu. herkesi oraya davet ettiğini belirterek şö> le sö> ledi: l nutmayın ki ben sadece bir sanatçı değil a>ıu zamanda bir militan sinaşçıyım.'' Bu olay üzerine Mesçi, Rame'yle tanı- şıyor. Rame. sanatçıya tskandinavya tem- silcisınin adını venyor: Carlo Barzotti. Barzotti, 1985'te oyunu izledıkten sonra Mesçi'ye kadın oyunlannı sahnelemesi için teklıfte bulunuyor. O zaman seçılen üç episot ise şöyle: 'Ûyanış', 'Bir Teröristin Annesi' ve 'Medea'. Bu dönemde Mesçi. Tempera'da oyun sahneleyen Fo ve Ra- me'nin yanına gidıyor ve ılk kez bir Türk sanatçısı olarak. Fo tarafından Finlandıya basınına tanıştınhyor. 1985'te Milano'da düzenlenen Fo festivaline de üçü katılıp oyun sahneliyorlar. 199O'lı yıllara dek Mesçi, bu oyunlan çeşitli ülkelerde sahneliyor. 1993 yılında Avignon Fesrivali'nde sahnelediğı 'Dün- yaya Aülan Bir Çığkk' adlı oyundan son- ra da Türkiye 'ye geri dönüyor Mesçı.Ta- nk Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde bir ay süreyle bu oyunu Türk seyircisiyle bu- luşturduktan sonra. uzun bir dönem -asıl yapmak istediği- tiyatrodan uzak kalıyor. O dönemde 'Buhışma' ve 'Aşk Öiümden Soğuktur' adlı filmlerde rol alıyor. ABT ile tanışması bu yaza rastlıyor. Fo. henüz Nobel Edebiyat Ödülü'nü almadan önce Füsun Demirel'le birlikte episotlan seçi- yorlar. Bu seçimde de, biçim ve öz olarak hem Türkiye gündemiyle özdeş. hem de evrensel bir ileti taşıyan episotlan seçme- ye özen gösteriyorlar ve ortaya 'Karanlık- ta Işık Damlalan' adı altında bu oyun çı- kıyor. Uzakdoğu tekniği ve bilim Pekı bunca yıldırpolıtık tiyatro yapma- ya gönül vermiş bir sanatçı olarak Mesçi, 1970'li yıllardan bu yana Türkiye'de bu alanda yapılan çalışmalan nasıl değerlen- dinyor? *Bir getişim sürcciyaşandığmainanıyo- rum. Thatro zaten politiktir. Mesela btır- juvatiyatrosuda bir tür politik tiyatrodur. Yalnızönemli olan biçim ve tarzdır. Birim. Türkiye'de ilk dönemde yapnğunız tiyat- ro: bence çok kaba. çok dogma, daha çok ajitasyona dayab bir politik tiyatro biçimry- di Bu tiyatro biçiminin kaynağınaindiğim zaman da karşıma bir Meyerhold, Tairov, Vakhtangor gibi ünlü ustalar çıku. Onla- nn tiyatroya yaklaşımı bizim yaklaşımı- mızdan elbetteki çok farklıydı. Çünkü on- lar dramatiktiyatronunbabasıolarak anı- lan Stanislavskı'nin kuramııu en yakın- dan izleme olanağına sahip insanlardı. Özellikle gelenege dayalı birtiyatrobicimi- ni araşnrmışlar. bütün halk tiyatrosu gele- neklerini incelemişlerdi. Halk tiyatrosu ge- lenekkrinin içinden işçi sınıfının günlük çalışma biçimlerini, o biçimdeki vücutsal dengeleri işçilerin ortak hareketlerini, bu- nun özündeki hareket ekonomisi. enerji ekonomisi gibi çok önemli unsurlan tiyat- roya taşunışlardı. Bu unsurun adı da bi- omekanik teknik idi. Bu konuda araşur- malanm ve uygulamalanm oldu." Mesçi, bu aşamadan sonra Brecht üzerine de in- celemeler gerçekleştiriyor. Oyunun yönetmeni Zeki Göker'le ilk çahşması Mesçi'nin. Göker, olabildiğince özgür bırakmış sanatçıyı. Özgürleştikçe de üretim artmış. Mesçi, kendisinde biri- ken enerjiyi seyirciye aktarabilmenin mut- luluğunu yaşıyor bu oyunda. Özellikle 'Te- cavüz' adlı episotta kotanlması oldukça zor bir durum göze çarpıyor. Episodu oy- namadan, şimdiki zamanla geçmiş zama- nı iç içe geçirerek seyirciye o anı aktar- mak. Rame, bunun oynanmasuıı değil, anla- tılmasını istiyor. Mesçi, 'Tecavüz'ü oyna- madan, çok fazla duygulann derinine in- meden anlatılmasımn kendisini zorladığı- nı; ancak bu şekilde seyirciye aktanlma- sının, iletinin yerine ulaşması açısından daha doğru olduğunu belirtiyDr. Oyunculuk tekniği üzerine de pek çok incelemesi bulunan Mesçi. bu konuda ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyor? Sanatçı, tasavvufun da içinde olduğu Uzakdoğu tekniklerini kullanıyor. Bu oyunda, bu tek- nığin en çok ön plana çıktığı episot: 'Me- dea'. Ancak sanatçının asıl amacı Uzak- doğu teknikleri ile kuantum fiziğini birleş- tırmek. Mesçi 'ye göre artık tiyatroya ye- ni ve farklı biçemler gerekiyor. Bunun içinse sürekli bilimi takip etmek... Tiyatronun tutkuya dönüştüğü bir be- dende Mesçi son olarak şu soruyu yönel- tiyor izleyiciye ve belki de tüm insanlığa: "Karanhğın bir parçası olarak mı kalmak istersiniz? \bksa 'Karanlıkta Işık Damla- lan'olarak mıT Kültürün Cücü' zlrveslnde Türkiye, Makedonya ve Yunanistan kültür bakanlan buluştu GÜRHANUÇKAN STOCKHOLM - UNES- CO tarafından Stockholm'de düzenlenen "Kültürün Gü- cü" adlı zirve toplantısı, pa- zartesi günü eskı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ja- vier Perez de Cuellar'ın ko- nuşmasıyla açıldı. 228 ülke- nin katıldığı toplantıda yak- laşık 30 kişilik Türk heyeti- ne Kültür Bakanı tstemihan Talay başkanlık ediyor. Açı- lış konuşmasında de Cuellar, kültürün marjinal bir konu olmaktan. hep kenarda tutul- maktan kurtanlıp, politik ka- rarlar verilen merkezin tam ortasına yerleştirilmesi ge- rektiğini söyledi. Dört gün sürecek zirve toplantısı ha- zırlanacak olan "Kalkınma İçin Külfürel Politika Konu- sunda Hareket Planı" adlı bel- genin mutlaka yaşama geçiril- mesi gerektıği- ni de vurgula- yan eski BM Genel Sekrete- n, politikacıla- nn üısana özgü kültürel ve di- ğer değişiklik- lere hoşgörüyle yaklaşmalan gerektiğini de söyledi. Zırvenin ilk gününde, Ma- kedonya Cum- huriyeti'nin Bitola kentinde birçok ülkeden gelen gençle- rin "Eski Makedonya Evle- ri" konulu resimlerinden olu- şan serginin açılışında Türk, Yunan ve Makedonya kültür bakanlannın biraraya gelme- si büyük ilgi yarath. Make- donya Kültür Bakanı Slobo- dan Unkovski, Yunanistan Kültür Bakanı EvangetosVe- nizetos ve lstemihan Talay, kültürün banştıncı ve banşı güçlendirici özelliğinin şere- fıne kadeh kaldırdı. Venize- los, Talay'ı Atina'ya da\'et et- ti. Talay da komşu bakanı, Ankara ve Istanbul'da ağırla- mak istediğini söyledi. Veni- zelos, Yunanistan'daki eski Osmanlı yapılannj onarmak- ta olduklannı söyledi. Talay, tstanbul'daki Bizans evlerini azartesi günü Stockholm'de başlayan "Kültürün Gücü" adlı zirve, 100'den fazla ülkede, politikacılan ve sanatçıîanyia bir araya geldi. Türk delegasyonuna başkanlık eden Kültür Bakanı tstemihan Talay, Yunanlı meslektaşıyla iyi niyet görüşmesi yapü. de Türkiye'nin koruduğunu ve bakımdan geçirdiğını be- lirtti. Venizelos şu yorumda bulundu: - Kültür banş aracıdır. a- ma ne yazık ki zaman zaman çadşma aracı da oluyor. lstemihan Talay bu sözle- re şu yanıtı verdi: - Biz hep kültürün banşçı yönünü yeğledik ve bu yönü- neinandık. Zırvenin ilk gününde ko- nuşmacı çokluğundan ötürü lstemihan Talay'ın konuşma- sı 1 Nisan gününe kaldı. Öte yandan zirvenin bü- yük forumunda ilk gün 20 heyetbaşkanı 10'ardakıkalık konuşma yaptı. Bunlar ara- sında olan Evangelos Veni- zelos. kültürün geçmişteki ve günümüzdeki yerini anlatan konuşmasında, 2000-2004 yıl- larında Ati- na'da "Kültür OlimpiyatT düzenleneceği- nı açıkladı. 1997 yılında Avrupa'nın kültür başkent- liğini yapmış olan Selanik'te "Pro Culture" adı altında bir araya getirilen 12 maddelik acentenin bu yılın kültür başkenti olan Stockholm'de gündeme geti- rilmesinden duyduğu hoş- nutluğu da belirten Venize- los, zir\eden kalıcı sonuçlar alınmasmı umduğunu söyle- di. Zirveye katılan Ingiltere heyetinden Mc Donald Ar- keolojik Araştırmalar Ensti- tüsü Başkanı Lord Coiin Renfrew, Türkiye'nin New York Metropolitan Müzesi'ni dava etme cesaretini ve eko- nomik riskini göze alarak dünya kültürüne büyük bir hizmette bulunmuş olduğu- nu ve davanın kazanılması sonucu Anadolu topraklan- na ait olan hazinenin geri ge- tirilmesinin büyük müzelere karşı yargı yolunu seçmeye cesaret edemeyen diğer ülke- lere önemli birömek oluştur- duğunu söyledi. August Macke 'ninyapıtları 21 Mayıs tarihine dek Madrid Thyssen Bornemisza Müzesi 'nde Macke'nin renkleriMadrid'de ESRA ALİÇAVUŞOĞLt MADRİD - Ünlü ekspresyo- nist August Macke'nin suluboya, yağlıboya ve çizimlerinden olu- şan kapsamlı bir sergi. Madnd Thyssen Bornemisza Müze- si'nde açıldı. 21 Mayıs tarihine dek sürecek olan sergide Alman sanatçının yapıtları izleyıcilere sunuluyor. 3 Ocak 1887'de Almanya'nın Meschede şehrinde dünyaya ge- len Macke, 26 Eylül 1914'te 1. Dünya Savaşı sırasında Fransa'da Marne savaşında vurularak yaşa- mını yitirdi. Alman dışavurum- culuğu doğrultusunda yapıtlar veren ve Der Blaue Reiter (Mavi Süvari) grubunun öncülerinden olan sanatçı. 1904-06 yıllan ara- sında Düsseldorf Akademisi'nde okurken bir yandan da sahne ve kostüm tasanmlan üstünde çalı- şıyordu. 1907'de Paris'e giden Macke, o sıralarda yaygın olan fovizme yakınlık duydu. Aynı yıl Ber- lin'de LovisCorinth'in öğrencisi olan sanatçı, ilk yapıtlannda ho- casından olduğu kadar, kübist ve izlenimci ressamlardan da etki- lendi. 1909-10 yıllan arasında Münih'te Kandinsky ve Marc'la tanıştı ve 1912 yılında Marc'la birlikte Pans'te yaptığı bir başka gezide R. Delaunay'ın renk kul- Macke'nin 1913 yılında yaptığı Giysi Dükkânı adlı yapıtı. lanımından etkilenerek bu doğ- rultuda yapıtlar verdi. 1910 do- laylannda dışavunımculuğu be- nimsediyse de yaradılışı nede- niyle dışavurumcuların şiddet dolu üslubuna ve konulanna ya- kınlık duymayan Macke. daha çok Fransız resim geleneğınin, özellikle de manzara resminin havasını ve zarif hareket duygu- sunu, Alman sanatındaki evren- sellik duygusuyla birleştirdi. 1914'te Paul Kke ve Louis Moilliet'yle birlikte Tunus'u ge- zen ve orada yaptığı resimierde figürleri saf renklerden oluştur- duğu bir ızgara üzerine yerleşti- ren sanatçı. bu resimlerinde or- fizmin üzerindeki etkisini ortaya koyarak sanat dünyasında beğe- nilen yapıtlannı oluşturdu. Işık-rengi kullanarak 'zaman- daş konrrast' yeniliğıni bulan ve çok canlı tonlar taşıyan yapıtla- nnda, çoğunlukla çağdaş sahne- leri (Büyük Işıklı Vitrin 1912, Hannover Müzesi) konu alan Macke'nin sanatı, 'Yeşil Ceketii Kadın' ve 'Ağaçlar Altında Kız- lar' gibi resimlerinde de göriil- düğü gibi empresyonizm, fovizm ve oıfizm etkilerinin öznel birbi- leşimini ortaya koyar. Yapıtlann- da neşeli bir hava ve dışavurum- cu bir tavn yansıtan Macke, bu dönemde Münih'te yaygın olan ruhsallığa ve doğaüstü sorunlara ilgi duymamış, yaşadığı dünya- nın gerçeklerine bağlı kalmıştı. Macke, 1913 'te bir ara non-f igü- ratif çalışmış ve Alman sanatçı- ları içinde Fransız sanatına en yaklaşan ressam olmuştu. Sanatçının yapıtlan arasında; 'Yeşü Ceketii Kadm-1912', 'Pal- yaço Kılığında Kendi Portresi- 1913', 'İki Kadm-1913', 'Ağaçlar Altında Kızlar-1914', 'Kairouan 1-1914', 'Tunus'ta Liman-1914', 'Inek ve Develi Manzara-1914' sayılabilir. Yapay zekâ, sanat ve düşünce ilişkisi Kültür Servisi - Yapı Kredi Sanat Ya- ymcılık tarafından üç ayda bir yayımla- nan Cogito'nun bu sayısı 'yapay zekâ' konusunu ele alıyor. Son yıllann en önemli tartışma ko- nulanndan biri olan yapay zekâ, edebiya- ta, sanata, daha doğ- rusu tamamen 'insa- ni' olduğu için sevı- nilen insani işlere fena halde el atmış durumda. Bu da kaçınılmaz olarak dünyada yaşayan bın- lerce yazan, bilgisayar uzmanını. ressamı. müzis- yeni, sanatçıyı ilgilendiriyor ve etkiliyor. Yapay zekâ ürünü şiirler dergilerde boy gösterip resım- ler müzelere çoktan girmişken, bilgisayar. özel- likle de Internet bizleri esir etmişken Cogito da bu ay bu konuyu aynntılanyla okuyuculanna ak- tanyor. Derginin dosya bölümünü oluşturan 'Yapay Zekâ',Girven Güzekkre'nin 'Yapay Zekâ'mn Dii- nü, Bugünü, Yannı', Allen NeweU ve Herbert A. Simon'un 'Ampirik Araşürma Olarak Bilgisa- yar Bilimi: Semboller Arama". John Searle'nın 'Bilgisayartar DüşünebiHr mi?', Cem S»'ın 'Ak- la Doğru'. Haldun M. Özaktaş'ın 'Yapay Zeka: Bilgi Çağında Akıl-Beden Sorunu", Nevzat Erk- mcn'ın 'Keza Zekâ', Harold Cohen'ın 'Ressam Aaron'un Yeni Başanlan'. Ercüment Aytaç'ın 'Yapayazar', Herbert A. Simon'un 'Edebiyat Eleştirisi: Bilişsel Bir \aklaşım' \e Varol Ak- man'ın 'Bir Metni Farklı Dikişlerinden Sökmek' gibi başlıklarla irdeleniyor. SelçukDenıirel'in ilginç desenleri. Ne\zat Erk- men'in zekâ oyunlan, yapay zekâ ressam Aa- ron'un şaşırtıcı resimleri, yapay zekâ şaır ve hi- kâyecilerin insani ciddi bir şekilde edebiyatın içindeki insan unsurunun bir kenara itilebilece- ğini düşündürten ürünleri de Cogito'nun bu sa- yısmdayeralıyor. Derginin dosya dışı bölümünde. Charles Tay- lor'la yapılan röportajda, ülkemizin önemli bir sorunu Türk-Kürt meselesine. dünyanın öbür ucundan. Kanada'dan, benzer bir tecrübeyi yakın zamanda yaşayan bir ülkenin düşünürlerinden yeni öneriler geliyor. Cogito bu aydan başlayarak düşünürlerin ha- yatlanna farklı bir gözden bakmayı amaçlıyor. Yaşananlarla üretilenlerin yadsınamaz paralelli- ğinin gözler önüne sermeye çahşılacağı bu bölü- mün bu sayıdaki ilginç yaşam portresi, Afthus- ser'in hayatı, onunla bir dönem mektuplaşmış, yaşammı yakından izlemiş olan MuratBelge'nin kaleminden okuyuculara sunuluyor. Dosya dışı bölümün bir başka köşesini de 'l nurulmuşYazdar' oluşturuyor. Türkiye'nin dü- şünce hayatındakı önemli yeriyle ve özellikle Din ile tlim, Osmanlı Türklerinde llim gibi yapıtla- nyla harırladığımız A.Adnan Adıvar'ın Tarih ve Biyografya başlıklı yazısı, 40 yılı aşkın bir süre sonra, döneminin dilini koruyarak yeniden gün- deme getiriliyor. Cogito'nun bu sayısında aynca. ŞerifMardin, Exclusive yazısını. Hasan Ersel, 'gündem'den bir türlü düşmeyen IMF'yi, şakacı bir gözle 'günde- mimize' eklerken Güven Turan, postmodemizm- müzik ilişkisini irdeliyor. Iki çevirmen %rda- nur Saunan ve îlhan Güngören, iki klasik yazıy- la. Tbomas Husley ve D.T. Suzukfnin düşünce- leriyle Cogito okuyuculanyla buluşuyor. Yüzyıhn ünlü Dreyftıs davası, Emile Zola'nın kaleminden. dönemin cumhurbaşkanına yazıl- mış mektupta ve ilk kez Türkçede, bu sayıda ye- nni alıyor. DEFNE GOLGESÎ TURGAY FtŞEKÇİ Arkadaş Şairler Necati Cumalı ile karşılaştım. Bütün yapıtlannı yayımlamayı sürdüren Çağdaş Yayınlan'nda^ş/f da Gezer adlı romanı yayımlanmış. Onun sevinci için- deydi. Derken şiirlere, şairiere geldi söz. '401ı yıllann o unutulmaz dostluklannı andık. Cahrt Srtkı'yla pay- laştğı odadan, 'Yağmurdan Sonra Bayram Yeri' ad- lı şiirini gösterdiği Orhan Veli'nin bu şiiri nasıl kısal- tarak sekiz dizeye indirdiğini, kendisinin de bunu be- nimseyip öyle yayımlayışını anlattı. Yeni kuşaktar arasında eskiler denli derin dostluk- lann bulunmadığının aynmındaydı. "Biz birbirimize şairdemezdik. Behçet Kemal Çağlar'a şairderdik. Yahya Kemal'e bıle 'Yahya Kemal Bey' derdik" de- di. Konuşmalanmızın etkisiyle o günlere ilişkin anı ki- taplanna dönüp kanştırmak geldi içimden. Cumalı'nın güncesi, Yeşil BirAt Sırtında ile başla- dım. Bu kitapta Nâzım'ın 1958'deki Paris gezisiyle ilgili anılar vardır. o sayfalarda oyalandım bir süre. Sonra Melih Cevdet Anday'ın unutulmaz Akan Zaman; Duran Zaman 'ını aldım elime. Bu kitaptaki yazılardan birinin başlığı olan 'Coşkulu Günler' o yıl- lan belki de en iyi anlatan sözdür. Gerçekten de bir yandan dünya klasiklerinin dilimize çevrilmesi; Köy Enstitüleri'nin kurulması gibi büyük atlımların başla- ttmış olması, ötede Garip akımı çevresinde gelişen şiirimizdeki değişim hareketi, bu dönemi benzersiz kılar. Ben, Melih Cevdet'in bu kitabını herokuyuşumda, elbet yazanmızın benzersiz inceliklerfe dolu anlanmı- nın etkisiyle de o coşkuya kaptınnm kendimi. O dö- nemin kişileri. Nurullah Ataç'tan Sabahattin Eyu- boğlu'na, Orhan Veli'den Tarancı'ya, buyük roman- larda rastladığımız inanılmaz kişilikterolarak görünür- ler gözüme. Şiirin toplumsal gündemde kendine nasıl yer aça- bildiğinin de önemli bir tanığıdır o günler. Salâh Birsel'in Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu'su da Beyoğlu'nun eski mekânlannı anlatmak gibi bir amaçla işe koyulmuşsa da sonunda içinde edebiyat- çılann dolaştıklan bir canlı edebiyat tarihi kitabı olup çıkmıştır. Hangi şiirin hangi mekânlardayazılışınadek zengin aynntılarla doludur bu kitap. Okumaya doyum olmayan bu kitaplardan başka- lan da geliyor aklıma: Oktay Akbal'ın Şair Dostla- nm, Mehmed Kemal'in Şaırier Dövüşür. Günümüz şairlerine dönersek, şairlerin yakın arka- daş olamadıklannı, dahası birbirlerinin şiiri üstünde de tarttşamadıklarını görüyoruz. Bunun nedenlerini düşünmekte yarar var. Neden? Şairler, yazdıklarını üstünde tartışılamayacak den- li kusursuz mu buluyoriar, oturup konuşabilecekleri ortamlar mı yok, hayatlannda şiirden daha önemli iş- ler var da şiir boş zamanlann bir yan uğraşı olarak mı yapılıyor, dergilerde şiir eleştirileri neden salt övgü ya da salt yergiden öteye gidemiyor, düşünce aynlıkla- n şairlerin birbirini sevmesine engel mi?.. Sorular uzayabilir. Aslolan kültür ortamımızın can- lılığı ve venmliliği. Bunca övgüyle söz ettiğim '401/ yıllann kültür or- tamtnı anarken Abidin Dino şöyle diyor, "Biz hepi' miz bir bütün harekettik, birbirimızden etkileniyor, birbirimize kanat olup uçuruyorduk, ama öyie birda- ğıtıldık kiyeryüzünde tek tekkaldığımızda, birlikte ol- manın verdiği gücü bulamadık." Bu sözler, kapalı hayatlardan oluşan bir edebiyat dünyasının zengin bir ufka sahip olamayacağını an- latmıyor mu? Beraber tırmanmadık mı ağaçlara Siz kanatmadınız mı ellerimi Pen Yazarlar Dernegj'nden Hesimleme' ve 'RlnT yarışmaları • Kültür Servisi - Pen Yazarlar Derneği, hem 'edebiyat-resim' ve "edebiyat-sinema' ilişkilerini gündeme getirmek hem de kimi yazarlan anmak amacıyla 'Resimleme' ve 'Film' yanşmalan düzenliyor. Belirli bir edebiyat yapıtının resimlerunesini öneren ilk yanşma, Abidin Dino'nun beşinci. Oktay Rifat'ın onuncu, Bedrettin Cömert'in yirminci ve Halikarnas Balıkçısı'nın yirmi beşinci ölüm yılı dolayısıyla açılıyor. Seçici kurulun Semih Balcıoğlu, Ferit Edgü, Bülent Erkmen, Alpay Kabacalı ve Gürol Sözen'den oluştuğu yanşmaya katılmak isteyenlerin, tanınmış yazarlann bilinen yapıtlanndan birini konu alan yayımlanmamış en az üç resimleme ile 15 Kasım 1998 tarihine dek başvuruda bulunmalan gerekiyor. Onat Kutlar anısına, annesi Meliha Kutlar'ın katkısıyla açılan film yanşmasının seçici kurulu ise Füruzan, Seher Karabol, Zülfü Livaneli, Tekin Özertem. Olkü Tamer, Rekin Teksoy ve Turgay Fişekçi'den oluşuyor. Yanşmaya, Kutlar'ı yitirdiğimiz tarihten bu yana Türk edebiyatından sinema ve televizyona uyarlanmış yapımlann yönetmen ve yapımcılan katılabiliyorlar. Son başvuru tarihi 1 Aralık 1998. Yanşmalarla ilgili geniş bilgiyi Pen Yazarlar Derneği'nden alabilirsiniz. (TeJ: 292 00 26) K Ü L T Ü R 0 Ç İ Z İ K K Â M t L M A S A R A C I
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog