Bugünden 1930'a 5,453,825 adet makale



Katalog


«
»

1998 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 UYCARLIKLARIN İZİNDE OKTAY EKİNCİ "EKÜL, Mimar Sinan ve Yıldız üniversiteleri, Birgi'yi kültür ve eğitim kenti yaptılar Birgî artık 4 öğretmeye' de başladı Tarih ve doğa kenti Selvi, nar ve Birgi'nin efsanevi yapılan... • Tarihsel kimliğini yıllardır kendi çabasıyla korumaya çalışan Birgi, Cumhuriyetin 75. yılından itibaren sürekli bir "yaz akademisi" olmanın kalıcı adımlannı attı. MSÜ yaz okullanm "kendi arazisindeki" ilk kampıyla başlatırken ÇEKÜL, "çevre ve kültür evini" kuruyor. YTÜ ise mimari proje çalışmalannı Birgi'de yoğunlaştınyor. Doç. Dc CLKÜ ALTTNOLUK ' EgeBölgesi'ndeBozdaglar'ın ilk yükseltisinde yerini almış olan Birgi, 1308'de Aydınoglu Beyliği'nin başkenti olmuş, 1580'lerde ise nüfiısu en yük- sek düzeye ulaşmıştır. Sdvf Birgi'de bazı evlerin duvarla- -tmın çatıya yakın bölümlerine kiremit ve beyaz çakmaktaşla- n kullanılarak kimi tek kimı de tçift selvi motifi işlenmiştir. î Hayat ağacı anlamına da ge- ¥ten selvi kûllanımı eski çağlar- dan beri yaygindır. Fakat Birgi'de selvi kullanımının bir başka sim- gesel anlamı daha vardır. Kor- san denizciligiyle ünlü Aydı- noglu Beyliği'nin f1308-1426) arması selvidir. Bölgedeki hâ- kimiyetleri boyunca Osmanlı ile sürekli çatışma içinde.olan beylik ve donanması, Osmanlı egemenliğine girdiğinde. bütün selvi sembollerinin bir bir yok edilrnesi ıçin feraıan çıkartıl- mıştır. Birgi girişindeki anıtsal sel- vi ağacı, evlerin duvarlannda- ki selvi desenleri, mezartaşlann- daki-sanki hepsi de başka usta- nın elinden çıkmış ya da her ta- şm sahibi için ayn ayn tasar- lanmış ve uygulanmış gibi- sel- viler, günümüze ulaşan örnek- lerdir. Dervişağa Medresesi'nin artık tek kalan kapi kanadında. -belki de Birgi'deki en son ör- nek- selvi biçimli bir de dikey menteşe bulunmaktadır. Nar... Bereket sembolü olarak ka- Jjj^editen.rçar da Birgi'de sık olarak kullanılmıştır. Çakıraga Konağı'nın tavan bezemelerinde, Sandıkoglu Ko- nagı merdiven tırabzanında. yi- ne neredeyse hepsi de sanki baş- ka başka ellerden çıkmış gibi, kapılan açıp kapamaya yarayan kapı mekanizmalannda -man- dırazlannda-, anahtar deliğini çevreleyen demir çerçevelerde, Kerimağa evinin çıkarmasını taşıyan dış payandalann her bi- ri heykele dönüştürûlmüş alt uç- lannda, nar çiçegi ve nar, sap- tayabildiğimiz örneklerdir. Kûpuçuranlar Kulesi Birgi çayı yakınındaki ilk yük- sek noktada; taş ve yer yer tuğ- la kullanılarak on ikigen plan- da yapılmış, alt böiümü daha geniş, çatıya yakın bölümünde ise havalandırma menfezleri olan bir kuledir. Kûpuçuranlar Kulesi ve çev- resi 1922 öncesinde bir Rum'a ait meyhane olarak kullanılmış. Sonraki yıllar uzun sûre depo olan çam ağaçlannm altmdaki bu bina, günümüzde boştur. Söy- lenceye göre bu ortaçag kulesin- den küp uçurulur; bu küpler ya- kındaki Bayezitler Köyü'ne ka- dar gidermiş. ÇukurYağhane Diger ismi Kırk Kızlar Hama- rru cür. Dere yatağında yapılmış olan ve zaman içinde harap ha- le gelen bu binanın ön avlusu, onjinal haliyle halen duran taş bahçe duvanyla çevrilidir. Bi- nanın içerisinde yağ imalatha- nesi olarak kullanıldığı zaman- dan kalan yuvarlak, masif, ezi- ci büyûk taşlarve bunlara ait te- mellerle büyükçe bir yag kûpü bulunmaktadır. Efsaneye gore bir gün düğûn eglencesi sırasında genç kızlar yıkanırlarken Bozdaglar'dan bü- yük bir sel gelir. Dere yatagın- daki bu hamam hızla sulann al- tında kalır. Kızlar kaybolur. Halk, sayılannın ne kadar ol- dugu bilinemeyen kızlann anı- sı için hamama "Kırk Kıziar HajnamT ismini verir. Kûpuçuranlar Kulesi, Çukur Yaghane. ÇEKÜL'ün yaptır- makta oldugu "İtetişim Merke- n" binasınm hemen yanındaki nar agacı, nar, selvi,..., bunlar- dan bınsı bile yapılacak çalış- malarda eksik olursa, Birgi için en büyük yanlışlık yapılmış olur kanısındayız. Ülke degerlerine karşı sorum- luluk duyan ve bunu artık ku- rumsal işlevleriyle de bütünleş- tirmeye karar veren üniversiteler ve kimi sivil toplum örgütleri, yaz aylannda sadece tatil yap- mak yerine "dinlence ve egrtimi birtiktesürdürmeye'' başladılar. Bütün zamanlannı "Türkiye'nin geleceğine'' adamakla eşanlamh olan bu özverili çabanın ögre- nim ve ögretim mekânlan ola- rak da yıllardır bilimin ve sana- tın ilgisine ve "bimayesine" su- samış olan kentlerimizi ve yöre- lerimizi kucakJayarak belirliyor- lar. Temelinde yurt ve insan sev- gisi olan bu alçakgönüllü ama "yüksekbflmçK" çalışmalann ge- çen yaz en yoğun olarak yaşan- dıgı yörelerimizden biri de Bir- gi oldu. Mimar Sinan Üniversitesj'nce (MSÜ) ağustos ayında düzenle- nen ve degişik okullardan da ka- tılımla çok sayıda ögrenci ve ög- retim üyesinin Birgi'yle ve Bir- gililerle birlikte tarihi ve dogayı "uygarhkdersfiği'' yaptıklan^az okulu coşkusu, YAhzTeknikLni- versitesi'nin (YTÜ) yine Birgi'yi ele alan mimarlık eğitimi proje- lerinin "yöreseleaıt'' ziyaretleriy- le devam etti. Buduygulu yürüyüş ekim ayın- da gerçekleşen ve ÇEKÜL ile MSU'nün ortaklaşa düzenledik- leri "BirgiGünleri '98" etkinlik- leriyle de buluşunca, bütün Tür- kiye mafya ve çete tartışmalan içinde bunalırken, Birgililer ise "ayduüanmanın" ve "ulusal so- rurnluluklann" gerektirdiği en dogru gündemi yaşamlanna kat- tılar. Gelecegin güvencesi ola- rak yağmanın kirlettigi siyasete tutsak olmak yerine. "geçmişten gelen uygariık kimHklerincsahip çıkmak ve sürdürmek" karannı aldılar... Kahcı bir dayanışma Birgi Beledıye Başkanı Meb- met Hıfia Aslankaraoğlu, ÇE- KÜL'ün 11-15 Ekim 1998 tarih- lerinde düzenledigi Birgi Gün- leri'ndeki konuşmasında sözü- nü şöyle tamamlamıştı: "Çevre- nin ve kültürel mirasın konın- masmda birinct derecede sorum- luluk yerel yönetimlerde ve hem- şerilerdedir. Bu nedenle artık ge- dkümeden bu sonımluluğu te- tneialanbirvapıianınavagidilme- İL." Bu sözlerin ardından. MSÜ RektörYardımcısı Prof. Dr. Ismet Vfldan Aipteldn de şunlan vur- gulamıştı: "Eğfömkurunılanda kent yöneticileriyle birlikte arük sorumluluk almalı. Bu, hem eği- timin zenginleşmesi hem de ülke- sine duyariı gençlerin çoğalması- mn kaynağı olacakrjr." Ülkesiyle "bünjnJeşen" böyle- si bir eğitimin ne anlama gelece- ğini de ÇEKÜL Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen şöyle özetliyor- du: "Arök Türkiye'nin günde- minin çevre ve kültür önceiikli olacağı kaçımlmazdır. Kamu-ve- rel- özel-shil birlikteliğin yarata- cağı güçk 21. yiizyılı karşılamak, gerçek bir kimlik ara>ışıdır..." Nitekim. son yıllarda bu duyar- iı birlikteliğin Muğla, tzmit ve Amasya'daki güzel örneklerine veren eski bir bina, bundan böy- le uygarlık yaşamını "ÇEKÜL- Birgi Araşürma ve Uygulama Merkea" olarak sürdürecek. Vak- tiyle "haikevlerinin" yarattıgı coşkuyu bu kez "çevre-kültür evi" kimligiyle Birgi'de yeniden yasatacak... Mimarlık ve şehircilik öğren- cilerinin kentle kucaklaşması ise belediyenin Taşpazan Mahafle- si'ndeki 38 dönümlük bir okul arazisini 49 yıllıgına MSÜ'ye tahsis etmesiyle artık kalıcı bir egitim sürecine dönüşüyor. Ge- çen yıl yine Birgi'de yapılan bir panelde, MSÜ Rektörü Prof. Ta- mer Başoğfu, bu sürecin hem üni- lunun ilk kültür ürünleri arasın- da... 'Gerçek laboratuvar 5 MSÜ yaz okulunu yöneten Mi- marlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cengiz Eruzun, 17 ögrenci ve 4 ögretim üyesiyle sürdürüien bu ilk çalışmanın önceiikli amacını şöyle özetliyor: "Mimarlıkvesa- nat egitiminde gerekli olan atöl- ye çalışmalannı gerçek laboraru- var olan tarihi kent mekânlann- da veçevrelerindesürdürmek(~) öğrencikrin yaztatiDerini bu kül- tür ortamında verimli ve anlam- hkümak-." Aynı amacın kazanımlannı Yıl- Birgi'de Sandıkoglu Konağı'nın başodası... Mimarlık eğitimi için eşsiz bir öğretmen. imza artıktan sonra şirndi de tz- mir'de aynı yürüvüşü sürdüren Vali KemaJ Nehrozoglu da Birgi Günleri '98'ın "kamutemsifcisi" olarak devlete düşen "çağdaş so- rumluluğu" tek cümleyle özetli- yordu: "Sivflörgüaeriebiriikte ol- mak, onlara katkı saglamak. he- pimizin ortak görevi olmalıdır." 'Çevre-kültür evV ÇEKÜL ve MSÜ, işte bu ça- lışmalannı sadece 1998'in yaz aylanyla sırurlı tutmamak, Bir- gi yi süreldi bir "kültür,egitim ve koruma kenti" kılmak için de kalıcı adımlar atmış durumdalar. Yöresel mimarinin alçakgönül- lü ama "gurur" dolu özgünlü- günü taşıyan, 1928'deki yazı dev- riminde de kentin "okuma oda- a" olarak aydınlanmaya hizmet versite hem de yöre halkı açısın- dan taşıdıgı önemi şöyle özetle- mişti. •'Yazokuhiçahşmalanııuz başlmıp sürekli olarak her yıl de- vam ettikçe. mimarhğı, şehirdtt- ği ve kültürii Birgi'nin tarihsel birikimlcrinden öğreneceğüniz gibi. öğrendiklerimizi de yine Bir- gi'ye kazandırmış, olacağız..." (4.12.1997) Nitekim şimdi kentin parkını ve içinden geçen Birgi Çayı'nın kenarlannı süsleyen "heykefler", MSÜ'nün geçen agustos (1998) aymdaki ilk yaz okuluna katılan ögrencilerin burada ürettikleri armaganlar. Aynca 8 eski ev, 15 dükkândan oluşan arasta, 4 ha- mam, 1 kule, 1 demir magaza, fi- nn, çeşme, 25 mezar taşı ve ka- le burçlanyla diğer kalıntılann da "röloveferi" yine aynı yaz oku- dız Teknik Ünrvenitesi ögrenci- lerine de taşımak için kollan sı- vayan ve 3. sınıf ilk yanyıl proje konusunu lstanbul'un yanı_sıra Birgi'dende seçen Doç. Dr. Ülkü Alnnoluk da diyor ki: "Öğrenci- leriIkkezAnadolu'daldBeytikler Dönemi'ne ait bir cami gördükr. Çakıraga Konağı'yla tanıştılar, bir nar ağacının eski bir binanın yarunda ona nasıl yakıştığuu fark ettiler. >erel değerleri yaratan ve yaşatan halkla sövlestiler ve kül- türümuzleügili derinlemesineduy- gular.düşünceler> üklenerek,vağ- maalığa karşı daha bir bilinçli şe- küde tstanbul'a döndüler- n Şimdi YTÜ'nün Mimarlık Fa- kültesi öğrencileri de işte bu bi- rikim ve izlenimleriyle kış bo- yunca kaleme, kâğıda ve cetvele sanlacaklar. \ 7. Istanbul Kitap Fuarı 'nda 'Çağdaş Türk Edebiyatında Eleştiri' üzerine tartışıldı 'Eleşûıinin olmadığıyerdeiyiyapityoktur'Kültür Servisi - TÜYAP 17. lstanbul itap Fuan kapsamında 'Çağdaş Türk debiyannda Eleştiri' konulu birpanel dü- •nlendi. Türkiye Yazarlar Sendikası ta- fından düzenlenen panele Doğan HH- n, Tahsin Yücel ve Muzaffer Uyguner »nuşmacı olarak katıldılar. Panelde açılış konuşmasını Hızlan yap- Hızlan, konuşmasında eleştirinin, cum- ıriyet rejiminin bir parçası ve cumhu- /etle gelişen bir edebiyat türü olduğu- ıvurguladı: "Cumhurrvetdöneminden nra verilen eserlerin bir değeriendiril- esi yapılmalıydı. işte eleştirinin işlevi ırada başladû" Hızlan, Türkiye'de edebiyat eleştirisi- i Nurullah Ataç'la başladıgının söyle- bilecegini, ancak daha öncelere gidip ebiyat tarihçilerinin özellikle de Türk ceddü Edebiyatı Tarihi adlı yapıtın sa- 3i Ismail Habib Sevük'ün de bu sınıf- ıdırmaya dahil edilebileceğini belirt- "Ataç eleştirrvi Bab felsefesi ve kültür Iayq^cumhurivetideoiojisiy1eyonun- h. Ancak ben eteştirtafa içtoesadeceeteş- i yazarianru degil, edebiyat tarihçileri- »ç araştjrmaalan da koymak istrvorum. ^msd birsınıflandırma yaparsak, Tah- Yücel'i de eleştirmenler arasına ala- ı\abiliriz, ama ben kısıtlama taraftan JUJm." Hızlan Türk edebiyatında eleş- deyince akla gelen isimlerin arasın- Ataç'ın yanında Cevdet Kudret, Fa- Onger,\edatGünvol,Asun Bezira,Sa- lıattin Eyuboglu, Fetfai Naci, Memet at ve Konur Ertop'un da sayılabilece- i belirtti. lızlan'dan sonra söz alan Tahsin Yü- de salt eleştiri olarak nitelenebilecek :biyat türünün yanı sıra başlangıçta rbiyat tarihçilerinin de denemecilerin îleştiri sınıfina alınabileceğini vurgu- ı: "Birçok yapıtiarda eleştiri öğeleri uruz. Orneğin edebiyat tarihi ister is- & 17. lstanbul Kîtap Fuarı D Panele konuşmacı olarak Doğan Hudan, Tahsin Yücel ve Muzafler Uyguner kaüldılar. r oğan Hi2İan, eleştirinin içine edebiyat tarihçilerini ve araştırmacılannı da koydu. Tahsin Yücel, yeni edebiyat kuşağının Ataç'a çok şey borçlu olduğunu vurguladı. temez eleştiriyi icerir, çünkü akunlann ve yazarlann yaşamlaruun yanı wa ya- pırlanndan ve edebiyat olguJanndan da sözeder. Denemeler >e Baü'da daha yay- gın olan >a^amö> küleri için de aynı şey- leri söyleyebüiriz. Burada da bir vuzar, bir diğer yazan aniaorken yapıtlanna eğttir. Edebrv at eleştirisi içeren bir başka tür de edebi\atçıdır. Y'azann rüm vapıdan ya da bir tek yapıö ele ahnırken aynnota çö- zümkmesi yapıtar." Yücel. eleştirinin "Bir okumadeneyi- mininyansnbnas" ya da "Birsö>1em üze- rine oluşturulmuş iidncil söylem" olarak tanımlanabilecegini belirtti. Türkiye'de ya- zarlar ve bilim adamlannın, eleştiri ve eleş- tirmenler konusunda olumsuz yargılan- nın oldugundan söz eden Yücel, bu yar- gılara Oscar VVOde'ın bir sözüyle yanıt verdi: "En önemli tür eleştiridir. Eleştiri ve eJestirmenin olmadigı ortamda m ya- pıt da yoktur" Yücel, VVilde'ın eleştiri- yi, bir karşılaşma, degerlendirme, man- tık yürütme olarak algıladıgını da sözle- rine ekledi. 'Eleştirinin kurucusu Ataç' Yücel, eleştirmenlerin, yeteneksiz kim- seler olduklanndan ve başka bir şey ya- zamadıklanndan eleştiriye yöneldikleri fikrine de ozan ya da romancı olup, eleş- tirmen kimlikleriyle de bilinen Oktay Ri- fat,Meiih Cevdet Anday,Vktor Hugo," Ho- nere de Balzac gibi isimleri örnek göste- rerek karşı çıktı. Yücel de Ataç'ı, Türkiye'de edebiyat eleştirisinin başlangıcı ve doruk noktası olarak degerlendirdi: "Ataç, eleştirinin kurucusudur. Hem çoksayıda eleştiriyap- nuş hem de eleştiri kavranu, eleştiri ne- dir, nesnd eleştiri nedir, öznel eleştiri ne- dir, Baü'da rvi eleştiriyi kim yapar gibi so- rular üzerinde durmuştur. Ataç'ın bir özelliği de Türk yazan ve okuru tarafin- dan çok iyi tanınmasıdır. BeUi konular üzerine düzenli olarak dönmüştür. Bir şeyi'sevmedim' dcdiğizaman,neden sev- mediği anlaşılır. Aynca Ataç genel yazın sorunlanna da sık sık egUmiştir. Yeni ede- biyat kuşağı Ataç'a çok şe> borçludur. Benzerine az rastlanır bir ileştiri etkinli- ği gösteren Ataç, rüm bir edebiyat kuşa- ğını yetiştirmiş, eleştiriyi canlı tutmuş- tur." Kitap Fuan'nın bu yılki onur konuğu Fethi Naci'nin de bir eleştirmen olarak ortaya çıktığını, ancak ilk zamanlarda Ataç'la sürtüşmeleri olsa da giderek Ataç'a yaklaştıgını belirten Yücel, Naci için şunlan söyledi: "Naci, eleştirinin yönfeme dayandınlmasını ve nesnelofına- 9 gerektiğini savunur,Ataç'ı öznei olmak- la suçlardı. Naci, eleştirinin nesnel bir ba- kış gerektirdiğini, çünkü toplumsal bir işleviolduğunu söylüyordu. Ancak günü- müz eleştirisinin en önemli temsilcUerin- den olan Naci de Ataç'ın özellikierini bu- luruzartık. HattaNaci bazenAtaç'tan da öznel olabilmektedir." 10 tûrlfik edebhat eleştirisi Türkiye'de, Avrupa düzeyinde olmasa da bir edebiyat eleştirisinin olduğunu be- lirten Yücel, Avnıpa'da eleştiriye verilen önemin, yazına verilen degerle, gazete- lerin işlevleriyle, geniş okur kitlesiyle ve yazarm da eleştirmenlere verdigi önem- le dogru orantıh olduğunu sözlerine ek- ledi. Yücel, gelmiş geçmiş tüm edebiyat eleştirmenlerimize saygılannı sunarak sözü MuzaffeT Uyguner'e bıraktı. Konuşmasına, kendini bir eleştirmen degil, kitap tanıtmanı olarak kabul etti- gini belirterek başlayan Uyguner. eleşti- rinin, "Hem eksikliginden şikâyet edilen hem de varfağma tahammül edilemeyen." bir şey olduğunu dile getirdi. Uyguner, eleştiriyi, "Biryapıtyada kişiyleUgüiin- celeme, yorumlama ve yargılama", eleş- tirmeni de "bu yargryı Idşisel görüşü ya da beürti ölçülere göre ortaya koyan Idşi" olarak tanımladı. Uyguner, öznel ya da nesnel aynmmın ötesinde. MahirÜnlü'nünyaptıgı lOtür- lük edebiyat eleştirisi sınıflandırmasını özetledi: "Kuram ve kurallara baglı eleş- tiri, olgusal eleştiri,gerçekçive bttunseleleş- tiri, toplumsal eleştiri, sosyalist eleştiri, tinbflimsel eleştiri, icsel eleştiri. Ldenimci eleştiri, varoluşçu eleştiri, \apısal eleştiri" Eleştirmenlerin degerlendirmelerinin çok farklı olabilecegini belirten Uyguner, kitap tanıtırken kendi yöntemini uygula- dıgını sözlerine ekledi. ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Kavram Boşlukları Kavramlarfa düşünmekten yana özürlü toplumlar- da ne yaşanıyorsa, onu yaşamaktayız. Başka deyiş-, le, toplumumuzda kavramlar ya bilinçli ya bilinçsiz alaya alınırcasına kullanılmakta ya da üzerinde hiç düşünülmemekte. Once Levent Kırca olayı. Yılların sanatçısı Levent K/rca "açl/kgrevi" kavra- mıyla alay etti. Belki amaçlamadı bunu, ama tutumu sonuçta "açlık grevi" gibi ciddi bir kavrama alayın, hafrfliğin gölgesinin düşmesine neden oldu. önce "şartlı" açlık grevi ilan etti; "Halkım istemezse yap- mam" dedi. Ardından erteledi, sonra da vazgeçti. Oysa açlık grevi, tıpkı intihar gibi, çok, ama çok ciddi bir kavramdır Sayın Levent Kırca! öyle ki, ağ- za ya altnır ya da alınmaz. Ama bir kez alındı mı, tıp- kı bizde olduğu gibi, tıpkı örneğin bir zamanlar Ku- zey Irianda'da olduğu gibi sonuna kadar gidilir Mizah, insanlann uğruna öldükleri kavramların ka- pısında durmalıdır. Şimdi Sayın Levent Kırca'ya, eğer bir sanatçı olarak tutariıysa yapacak tek bir şey kal- mıştır: En kısa zamanda kendi sahnesinde kendi aç- lık grevi kavramını hicvetmek! Sayın Levent Kırca, "açWr grevi" kavramını hafıfe almadığını göstermek için bunu yapmakzorundadır! Şimdi gelelim sanat kavramına. Once şunu belirteyim ki, Savaş Ay'ın programını artık yine çok yararlı buluyorum. "Artık yine" diyo- rum, çünkü bir ara içime kuşku düşmüştü. "Bunca gelişigüzel, bunca cahilce konuşmalar da yararlı mı- dır" diye. Şimdi ise Sayın Savaş Ay'ın haklı olduğu- nu düşünüyorum. Durumlann saklanmasının hiçbir anlamı yok. Nasılsak, kendimizi öyle izleyebilmeliyiz. Çünkü ileride bir şeylerin değişebilmesinin yolu, bu- gün ne ölçüde gerçeklerden yola çıkabildigimiz so- rusuna verilecek yanıtla doğru orantıh. Savaş Ay'ın özellikle son programlan, hem bir kı- sım halkıyla, hem de "sanatçılarının" büyük bölü- müyle toplumumuzun nerede olduğunu çok iyi gös- terdi. Ama bu yer ya da buraya varılmış olması, ke- sinlikle saşırtıcı değil. Kafalan aydınlatmaya kapalı eği- tim sıstemleriyle, aymazhğı aydınlık sayan kimi ay- dınlanyla ve başta demokrasi olmak üzere, en temel kavramlara neredeyse her gün ters düşen politika- cılarıyla bu toplumun bundan başka bir yere varabil- mesi zaten düşünülemezdi. Yurtdışında peş peşe ödüller kazanan "Hamam" filmi için haberprogramlarında Hamamcılar Deme- ği Başkanı'nı konuk etmeyi habercilik sanan zihniyet ile "A Takımı" programında sanatçıya "nasıl durma- sı gerektiğini" dikte etmeye kalkışanlar arasında hiç- bir fark yoktur. öğretmenlerden düşünen değil, fakat "dersmi ez- berieyen" uslu öğrenciler yetiştirmelerini istemeyi eğitim sananlann zihniyeti ile sanatçıdan topluma "öğretmenlik" etmesini isteyenlerin düşünceleri ara- sında da hiçbir fark bulunmamaktadır. Sanatçıya "nasıl olması, ne yapması" gerektiğini anlatmaya kalkışanlar bana hep hüzün vermiştir. Sizler, yani "sanafç////(öârefmen/eri"gerçekten bir şey yaraftığınız oldu mu hiç? Yaratma sürecinin sancılanyla^ rpüthiş bir yalnızlı- ğı yaşadığınız hiç öldıT mu? Ya da hiç biraz olsun anlamaya çalıştmız mı bun- lan? örneğin Van Gogh gibi bir çift eski postaldan tu- vale kocaman bir yalnızlığı, terk edilmişlıği yansıta- bilmenin ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü? Ya da bir türkü, bir bestede kullanılmış dıye, yapı- lanı estetikölçülerleyargılayacakyerde, hemen "hır- s/zWr"diyeadlandınverenler, müzikte "çeşitleme" ya da varyasyon" diye bir olgunun varlığından, klasik Ba- tı müziğinin tarihinde kaç sanatçının başka besteci- lerin eserieri üzerine ne görkemli yapıtlar kurduğun- dan haberiniz var mı? Haberiniz yok diye suçlamıyorum. Ama koskoca bir bin yıl geride kalırken siz de kendi kafalannızın di- kine hemen "hayır" diyecek yerde, ne olur biraz me- rak edin, biraz araştınn! Ve bir de, şu "halkı" her yerde "temsil etme" me- rakından artık vazgeçin! Çünkü emin olun ki o halk, sizler gibi kendini bilgili sanan düşünme özürlülerin- den kurtulduğunda kendi yolunu daha iyi bulacaktır! Cemal Süneya Şiir Ödülleri'ne başvııputar sürüyor • Kültür Servisi - Aydınlık dergisı tarafından düzenlenen 9. Cemal Süreya Şiir Ödülleri'ne başvurular devam ediyor. Yayımlanmamış yapıt ve yayımlanmış kitap dallannda yanşmaya İcatılacak dosyalann 15 Aralık'adek 'Aydınlık Dergisi, Istiklal Caddesi, Deva Çıkmazı 7'6 Beyoglu' lstanbul' adresine gönderilmesi gerekiyor. Seçici kurul, Eray Canberk, Cevat Çapan, Tank Dursun K., Enver Ercan ve Tugrul Tanyol'dan oluşuyor. Ödül sonuçlan 9 Ocak'ta açıklanacak. Cumhuriyet I ^ . kitap kulübü I »GUNU" TUYAP 17. İSTANBUI KİTAP FUARrNDA 1 •Ç//T7 Pcrscrvbe Stand No:85-86 (Alt kat) Tüyap Sergi Salonu Tepebaşı-lstanbul
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog