Bugünden 1930'a 5,432,496 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 8TEMMUZ1997SAU 12 KULTUR 2. Balkan Şiir Günleri Büyük Ödülü, 'Bosna-Hersek'in yaşayan en büyük şairi' İzet Sarayliç'e verildi Nâznn sokağında yüriimek... ESRA ALİÇAVUŞOĞLU Bosna-Hersek'in yaşayan en büyük şaıri olarak nitelendırilen İzet Sarayliç, 3-4 temmuz tarihleri arasında Çatalca Belediyesı \e Türkiye Yazarlar Sendı- kasi'nın düzenlediği ve bu yılki konu- sunun 'Çağdaş Bosna-HersekŞiiri' ola- rak belirlendıği. 2. Balkan Şiir Şenliği için lstanbul'daydı. 2. Balkan ŞiirGün- leri Büv ük Ödülü'ne layık görülen Izet Sarayliç, 1930 yılında Doboy"da dünya- ya geldı. Felsefe Fakültesi mezunu olan Sarayliç'm 'Karşılaşınca' adlı ilk şiir kitabı 1949 yılında yayımlandı ve öz- gür şiiri ve kendine özgü kişıliğiyle çevrildıği bütün ülkelerde büyük ilgi gördü. Necati Zekeriya'nın 1974'teçevirdi- ği 'Sunu' adlı kitabıyla Türkiye'de de büyük ilgı gören Sarayliç, 1990 yılın- da tstanbul Kitap Fuan'na katılmak üzere tstanbul'a geldi. Umut ve umut- suzluk arasında mekik dokuyan lirik bir şaır olarak nitelendirilen Sarayliç, yayımlanan ilk şiirlennden günümüze kadar. düşlerinde hep yenı baştan şekıl- lendırdıği, sahıp olduğumuz yaşamaya değer dünyanın şiirini yazdı. Yaşadığı- mız çağın karmaşa ve bunalımlannı, günlük hayatın beraberinde getirdiği anlaşmazlık ve uyumsuzluklannı. ken- dine has, alaycı bir üslupla şiire taşıma- sını bilen Sarayliç. küçük mutlulukla- nn, düşsel ve gerçek dostluklann. ıç- tenlik dolu büyük şiirini yazdı. Insan olarak. şair olarak taşıdığı umutlara, kurdugu düşlere ters düşse de insanlı- ğın geleceğini büyük belirsizlikler kar- şısında bırakan yüzyılımızın acı ger- çeklerini yüreği sızlayarak kaleme al- dı. tnsanca, şairce inançlannın kendisi- ni yanılttığını görmenin acısını döktü dizelerine. Hiçbir zaman içinden ata- madığı. savaşın bütün acılannı vaşamış *bir gencin", insanlığın her an yeni bir savaş tehlikesiyle yüz yüze gelebileee- ğı endişelerini de her fırsatta dile getir- di. Sarayliç. 1992 yılında patlak veren Bosna-Hersek iç savaşında, ülkesinin bölünmez bütünlüğünden yana tavır koydu v e yaralanmasına rağmen Saray- bosna'yı terk etmedi. İzet Sarayliç ile gazetemizi ziyareti sırasında görüştük: - Türkhe'ye ilk kez 7 yıl önce tstan- bul Kitap Fuan için geldiniz. Bu yıl is- tanbul'a gelişiniz ise oldukça anlamlı: Çatalca Belediyesi ve Türkiye Vazarlar Sendikası'nın düzenlediği Erguvan Şenliği kapsamındaki 2. Balkan Şiir Günleri Büyük Ödülü'nünsahibi oldu- nuz. Bu ödülü değerlendirebilir misi- niz? SARAYLtÇ - Ödül almak güzel bir şey. Ama yine de bir şaırin bıyografisi • "Benim için ödüllerin en büyüğü. bir gün Istanbul'a gelip Nâzım Hikmet'in adını taşıyan bir caddeden geçiyor olmak ya da İstanbul Boğazf ndan geçerken onun adına yapılmış bir anıtına çiçek koyabilmek olurdu. İstanbul'u padişahlar yoluyla değil, onun şairleri olan, Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Fazıl Hüsnü Dağlarca yoluyla sevdim. Ama hepsinden önce Nâzım Hikmet vardı. Nâzım, ilk Türk aşkımdır benim, hâlâ bu sevdama sadığım. Türkiye'de şiir insanlann yüreğine giden yolu bulmuş. Nâzım, şiirle hayatı banştırmayı, uzlaştırmayı başardı. Türk okurunda çok şeyler kaldı Nâzım'ın yarattıklanndan." (Fotoğraf: SAADET USLU) 'Derinycmi:im, enbüyüködfflimdür' Değerli dostlar. sevgili Çatalcalılar Bosna'dan ve Sarayevo'dan geliyorum. Öyle olmasa, Sarayliç adı nasıl açıklanırdı? Orada, Saraybosna'da ölümlerin arkasindan söylenen sözleri telaffuz etmeyi öğrendim. Onun için, böyle ödül törenlerinde neler söylenmesi gerektiğini tümüyle unuttum. Bugüne kadar aldığım en büyük ödül, bir Sırp el bombasından kopan parçanın alnımda açtığı derin yara izidir. Eğer bu ödülü saymazsak, uluslararası tek bir ödülüm var: Italya'dan aldığım Alpa Adriya Ödülü. Fakat bana bugün burada \erilen Balkan Şiir Günleri Erguvan Ödülü. benim için özel bir anlam taşıyor. Bu ödül bana, birçok dostumun bulunduğu ülkede, Türkiye'de veriliyor. Bu ödülü, bir kardeşimin, Ataol Behramoğlu'nun doğduğu kent olan Çatalca"da almış olmaktan aynca mutluyum. Fakat ne acıdır ki bugün benim doğduğum bir kent artık yok. Çünkü doğduğum kent. Doboy, Sırp faşistlerinin elindedir. Buna karşılık, adını anmaktan mutluluk duyduğum bir başka kent var. Bu kent, benim gelecekteki ölümümün kenti olacak olan Saraybosna'dır. Pazar günü oraya döndüğümde, torunuma biraz böbürlenmek için, işte sana bir ödül getirdim diyeceğim; İstanbul yakınlarındaki Çatalca'dan. Akraba kadar. akrabadan da yakın birçok dostumuzun bulunduğu Türkiye'den. Bana bu onuru verdikleri için Türkiye Yazarlar Sendikası'na ve Çatalca Belediyesi'nin değerli Başkanı Fırat Ayknt'a, çok. pek çok teşekkür ederim. için önemli olan şeyın. halkıyla ve ya- şamla bırl ikte gerçek bir şair hayatı ya- şamak olduğuna inanıyorum. Dolayı- sıyla çok önemlı değıl ödül almak Be- nim için ödüllerin en büyüğü. bir gün. lstanbul'a gelip Nâznn Hikmet'in adı- nı taşıyan bir caddeden geçiyor olmak ya da İstanbul Boğazı'ndan geçerken o- nun adına yapılmış bir anıtına çiçek ko- yabilmek olurdu. İstanbul'u padişahlar yoluv la değil. onun şairleri olan Orhan Veli, Melih Cevdet Anday. Fazıl Hüsnü Dağlarca voluyla sevdim. Ama hepsin- den önce Nâzım Hikmet vardı. Nâzım. ilk Türk aşkımdır benim. hâlâ bu sev- dama sadığım. - Yaklaşık 5yü kuşatma altındaki Sa- ra> bosna'da yaşadınız ve birtakım ola- naklar sağianmasına rağmen oradan ay nlmak istemediniz. O günlere ait dü- şüncelerinizi anlanr mısınız? SAR4YLİÇ - Uzun yaşamımın en gerçek bölümü o beş vıldı. Korkunç günlerdi. üç milyon bomba atıldı Bos- na'va. Bu yıllar, bütün bu acılara rağ- men gerçek bir tarih ve yaşamdı. Bu yüzden bu yılları hayatımın en önemli dönemı olarak görüyorum. - Savaştan sonra neleroldu Saraybos- na'da? SARAYLİÇ - Bir dede otarak toru- numun ehnden tutup Bosna'da bomba tehdidi olmadan dolaşmak büyük bir mutluluk benim için. Ama savaş sıra- sında bir idealimiz. bir fikrimiz vardı. Bugün ne yazık ki böyle bir şey yok. Fakat, gerek bizler gerekse dünya ka- muoyunun tasarladığı ve yaratmak is- tediği yeni Bosna ile bizim kaybettiği- mız Bosna arasında bir ilişki yok. Sa- vaş sırasında çok şey kayboldu ve bir daha geri gelmedi. - Türk şiiri hakkında neler düşünö- yorsunuz? SARAYLİÇ - Kompliman yapmak- tan hoşlanmıyorum. ama her yerde söy- lediğim gibi Türk şiirini sevdim ve sev- meye devam edeceğim. Çünkü Türk şi- iri bana göre dünyanın en güçlü ve önemli şiirlerinden. Aynca. Türk şair- lerinin şiirleri yoluyla Türkiye'nin bü- tün hayatını görebilirsiniz. Türk şiirini çeviriler yoluyla öğrendim, fakat artık Necati Zekeriya hayatta olmadığı için yakından takip edemiyorum Türk şiiri- ni. - Şiirinizde savaş sırasında ve sonra- sında ne gibi değişiklikler oldu? SARAYLİÇ - Son yıllann Bosna şi- irini çok iyi izleyebildim diyemem, bu benim için yeni bir şiir. Şıir adına biraz oyun oynanıyormuş gibi geliyor bana. Şiirin başka şeylere araç olarak kulla- nılması hoşuma gıtmiyor. Bugün. daha önce ne yazıyorsam yine aynı şeyi ya- zıyorum. Zamana göre şiirimi değişti- ren biri değilim. Ama şöyle bir para- doks var: Bütün yaşamım boyunca sa- vaşa karşı şiir yazdım. ama şimdi savaş- tan söz eden şiirler yazmaya başladım, çünkü çevremde bir savaş varken bunu görmezden gelemem. - Çatalca'da bir çeşmeçevresinde top- lanan insanlara şiirler okudunuz. Neler hissettiniz bunca insanı bir arada gö- rünce? SARAYLİÇ - Doğrusunu söylemek gerekirse salon dışında şiir okumaktan pek hoşlar.mam. Salonda şiir okurken yabancı dilde de olsa insanlann >üzle- rinden ve gözlerinden neler hıssettıkle- nni anlıyorsunuz. Şiirin onlarüzerinde- ki etkilerini sezinleyebiliyorsunuz, a- ma açık havada bunlan hissetmek güç- leşiyor. Çatalca'da hissettiğim şuydu: Türki- ye"de şiir insanlann yüreğine giden yo- lu bulmuş. Bir gün Fazıl Hüsnü Dağlar- ca ile gittiğimiz bir lokantada herkesin ona sevgiyle yaklaştığını gördüm, çok sevindirdi bu beni. Dün aynı şeyi Ata- ol Behramoğlu'na da gösterdiler. Bana öyle geliyor ki bu yine Nâzım Hik- met'in büyük bir hizmeti. Çünkü Nâ- zım, şiirle hayatı banştırmayı. uzlaştır- mayı başardı. Türk okurunda çok şey- ler kaldı Nâzım'ın yarattıklanndan. GSTi bestecflerimizin konseri ve CD'siLEYLA PAMÎR 25Mayıs 1997'de Lütfı Kır- dar Salonu'nda düzenlenen Ga- latasaraylı çağdaş bestecılerimı- zin: Erkin, Usmanbaş, Mima- roğlu, Y. Tura, Sinangil, A. Y'ü- rür,T.Sek;ukve C.R.Rey"in çe- şitli çağdaş üsluplarda bestelen- miş yapıtlannı, Gürer Aykal'ın yönettiği Bilkent Orkestra- sı'ndan dinlemek gerçekten he- yecan vericiydi. Müzik eleştir- menimız Evin İh/asoglu'nun, bu konserin düzenlenmesınde bü- yük katkılan olduğu gibi konse- rin CD'smi ve bestecılerimize ilişkin kitapçığı gerçekleştıren de yine kendısi olmuştur. Yapıt- lann kalıcılığını sağlamıştır. Kendisine en candan teşekkürle- rimizi sunuyoruz. Merhum bestecimiz Uh/i Ce- mal Erkin'in Köçekçe'sinin can- lı girişıni izleyen, nefeslilerin dokiinaklı, modal ezgileri çeşit- li müziksel düşünceler ve Zey- bek, art arda dizilen bloklar et- kisıni yaratıyor. Orkestranın. ez- gisel müzik maddesini hep uni- son'da tekrarlaması. nefeslilerin folklonk ezgilerinde, hep eşlık- te olmasıyla Köçekçe, akılda ka- lan. kolay anlaşılan, karmaşık bileşımleri. özgün bir teknıği. çağdaş bir kıvılcımı içermeyen bir yapıt etkisinı bırakıyor. Ne var ki müziksel yorumlanndaki birikimini ve olgunluğunu çok- tandır kanıtlamış olan Gürer Ay- kal'ın aldığı hızlı tempolar ve Bilkent Orkestrası'nın mükem- mel uyumuyla Köçekçe, iddiasız dinleyiciyı yine de coşturmuş- tur. Yalçın Tura'nın Toccata'sı Folklor öğeleri. aksak ritım- leri ve modal yapısiyla Yalçın Tura'nın Toccata'sında ise hız- la yükselen "otuz ikililer~den ve aksak ritimli •'sekizli. on alnb-se- kizli" hücreresinden oluşan Gi- riş ve bu Giriş'ı izleyen sessiz- lik. gizemi bir an'da yaratıyor. Yapıtı ilkdinleyişimizde, tekrar- lanan ezgilerin ve motif parça- cıklannın çeşitli çalgılara serpiş- tirildiğıni, motif aralıklannın ve ritimlerin çeşitlendiğini. değişi- me uğradıklarını, ama sıkı bir vJalatasaraylı çağdaş bestecilerimizin: Erkin, Usmanbaş, Mimaroğlu, Y. Tura. Sinangil. A.Yürür, T. Selçuk ve C.R.Rey'in çeşitli çağdaş üsluplarda bestelenmiş yapıtlannı, Gürer Aykal'ın yönettiği Bilkent Orkestrasf ndan dinlemek gerçekten heyecan vericiydi. Günümüz dünyasında dinleyici, her konserde çağdaş bir yapıtın tanıtılmamasını bir kusur olarak görüyor. Bu bakımdan Galatasaraylı bestecilerin yapıtlannı. en parlak bir icrayla tanımamız bü>ük kazancımız olmuştur. (Fotoğraf: KUBİLAYTÜNTLL) akrabalık ilışkısinin yine de var olduğunu sezebıldik. Müzik maddesi. dört kez nefeslilerin ve vurma çalgılannın oluşrurduğu keskin disonanslı bir akorla ke- silip duraksıyor. Doğal olarak gelişen ve insanı heyecanlandı- ran bu disonanslı doruklann ar- dından gelen an'lık sessizlikler, çağdaş bir aykırılığı ıletıyor a- ma, kolay gibi görünen bu tonal yapıtta. ilk an'da çözemediğiniz başka şevlerin de var olduğunu düşünüyorsunuz. Bestecinin orkestra partisyo- nuna baktığımızda. girişteki "se- kizli-onaltılı-sekizli"" ritımlı: "fa- re-mi": ınıci mınör üçlü ve çıkı- cı ikili aralıklardan oluşan ve bu son hücrenin. Toccata'nın ana hücresi olduğunu gömyoruz. Diğer figürlerde olduğu gıbı. bu hücrenin de ritım ve aralıkları mınımal değişimlere uğruyor. Örneğın. ana hücrenin aralıkla- rı "yengeçte". (sondan başa okunmasında) "ayTia*'da (ikılı aralığın başta. üçlünün sonda) sergilenmesinde de görülüyor. Bach ve Brahms'tan sonra Schönberg ve \Veberende de kulanılan bu gibi yöntemlen Y. Tura. mikro-aralıklı. folklonk Toccata'sında gerçekleştiriyor. Bir dans havasını ileten ezgile- rin ntımlenne karşı. nefeslilenn ya da vurmalılann direngen. du- rağan ntmık hücreleriyle. dikey planda oluşan polirıtimler de Toccata'nın bir başka çağdaş özellığı. •• Mimaroğlu'nun ûslubu \'uruşlu akor ve pasajlanyla 16. yüzyılın Toccata'sı. 17 . yüz- yılda. Frescobaldi ve Bach'ta v irtüöz bir parça olmakla birlik- te. sıkı bir fug yapısında beste- lenmişti. Monte\erdi"de vurma- lann. nefeslilerin. fanfar tınıla- nnın da katıldığı bir şölen par- çasıydı. Matematıkselbırkesin- keslikle yazılmış olan Y. Tu- ra'nın Toccata'sı da kontrpuan. çağdaş konstrast. aksak ritimle- nn çeşıtlıliği. değışken ölçü bi- rimleri. mikro aralıklann değış- kenliğı. özgün caniı ezgileriyle dünyanın her köşesinde çekicı- liğinı kanıtlayabileceğine inanı- yorum. İlhan Mimaroğlu'nun Yaylı Dördülünde, dördülün eşlığın- de duyurulan bir kadın sesinin romantik ezgisi, bilınçli olarak biraz da kitch'e kaydırılıyor. "En güzel deniz vanlmamış olandır" Ingılizce sözcükleri hüzünlü bir umutsuzluğu dışa vururken romantizmi bir an'da kesen. "bu dünya.bu korsan ge- misi batacaktır" sözcüklerini içeren bir resitatifle karşılaşıyo- rıız. Burada eşlik de dıbe doğru ınıyor. \'e dördül Tract'la birle- şıyor. Geçiş noktasında. bir mi- nör üçlü'yle başlayan. eksilmiş beşli'ye vükselen, kaydınlarak ınen Siegeal'ın kısık sesinden. "kirazlann aşkını" Fransızca olarak duyuyoruz. Eşlikje. çalgı- ya elektronik tınılar da kanşıyor. Yine bir kadın sesinin "bu dün- y a batacak, taş çatlasa batacak" ;-özcükleri. Erdem Buri'nin Fransızca ve Ingılizce resitatifi \e en arka planda Nâzım Hik- mefin Fransızca sözcükleri sıra- sında hafifleyen kadın sesiyle. Tract sona eriyor. Bana ılginç gelen iki yapıtın bağlantı nokta- sı olmuştur. Sanınm. 20. yüzyı- lın anlamsızlığını insancadeğer- lenn yıtirilişini sergilemektedir Mimaroğlu, kendine özgü üslu- buyla. Serbest atonalite'nin içinde yazılmış olan değerli bestecimiz İlhan l smanbaş'ın Viyolonsel için Müzik-94parçasının Lutos- la\ski'nin anısına yazılmış oldu- ğunu öğrendik. Yapıtta. iki ya da üç sesten oluşan lirik-ezgisel, çağnşımlı minimal motifler. bestecinin bilinçaltındaki büyük müzik birikiminden kaynaklan- mış olabilir. Bu çeşitli motifler, soyut fıgürlerle süreklı olarak kesilmekte. değişimler hızla oluşmaktadır. Sinangil ve Arerin yapıtlan Viyolonselin bastaki hızlı yay çekimleri ve çeyrek aralıklany- la bütüne varan bir müzik dü- şüncesinin, bir an'da ilettiği ka- ranlık. hemen ardından yükse- len itıce kadansiyel pasajlar. pes- le tiz arasındaki karşıtlıklanyla Viyolonsel için Müzik 94, Reşit Erzin'ın büyük bir duyarlılık ve presizyonla gerçekleştirdiği yo- rumuv la. büyüleyici bir yapıt ol- muştur. Birçok müzikscver ve müzik- çilerimizi yadırgatan A. D. Si- nangilın 1970,11. Senfoni'si, kü- çük motiflerden oluşan temala- nn mozaik işçiliği. çeşitli çalgı- lann sürekli değişimleri \e kısa süreli devinimleriyle bir renk parçası olmaktadır. Piyanonun da katıldığı bütün bir orkestranın i *pianissimo"daki ilk yükselişin- de. müziğin içine çekiliveriyor- sunuz. Daha sonraki yükselişlerde bir Marakes'in çıkırtısını, çu- buklann çifte vuruşlannı, celes- ta, timpanı. silofon ve vıbrofo- nun kısa motiflerini duyuyorsu- nuz. Pıyano ve vurma çalgılann doğaçlamalannı, viyolonsel ve kemanlann başlattığı soyut-lirik bir ezgi ve tek bir kemanın ge- niş aralıklı solo ezgisi sonuçlan- dınyor. Bütün çalgılann oluşturduğu disonanslı doruk noktasının ge- riliminden sonra bu kez tuba. korno. trombon. kontrfagot. bas klarnetin kendilerini motifleriy- le duyurmalan. nefeslilerin uzun, hazin "vapur sireni", ak- lımızda kalan izlenimler. Çeşit- li çalgılann hem münferit hem de bir bürünün içinde renkleri oluşturduğu Sinangil'in I.Senlb- ni'si. ıncelıkli. eklektik bir mü- zik olmaktadır. Bülent Arel'in "Mimiana Flux" elektronik yapıtının, akın- tı ve değişim anlamına geldiği- ni, küçük ktepçıktan öğreniyo- ruz. Yapıtın aklımdan sılinme- yen bir bölümü ne yazık ki CD'ye alınamamış. Bu bölüm- de. tokmak tınılan suyun için- den geçer gibi tınlıyor. sayila- mayacak kadar çok çeşitli ritim- ler, yedi-sekiz kat üst üste bini- yor ve nefes kesici bir ritmik kontrpuan oluşuyordu. 1970'li yıllarda. Bartokyapıt- lannın çalınması bile bir cesaret işiydi. Günümüzün dünyasında ise dinleyici, her konserde çağ- daş bir yapıtın tanıtılmamasını bir kusur olarak görüyor. Bu ba- kımdan Galatasaraylı bestecile- rin yapıtlannı, en parlak bir ic- rayla tanımamız büyük kazancı- mız olmuştur. Ne var ki yorgun dikkatlerimizi, bize yabancı ve zor gelen yapıtlan dinleyerek çoğaltmamız, beyinlerimizi es- nekleştirmemiz, ancak daha çok çağdaş. soyut yapıt tanıma olanağını bulmamızla mümkün- dür. YAZI ODASI SELİM İLERİ Dağınıklık Annem: "Ne kadar dağının bir çocuksun!" derdi. Demek bu dağınıklık hastalığı çok eskilerden baş- lıyor. Kumar gibi tutkulu alışkanlık. eskilerin deyişiyle, 'iptilâ' olduğunu düşünüyorum dağınıklığın. Çocukluğumdan bugüne sürüp geliyor: Kazakla- rımı ters çıkarınm, ters bırakınm; pantolonlanmı ters çıkannm, bir yere fırlatınm. (Gerçi şimdi ütü soru- nundan pek öyle eskısi kadar özgür değilim panto- lon fırlatmada.) Gardırobum son yıllar az buçuk düzenli. Eskidan karmakanşıktı. Aradığımı bulamazdım. Hoş, kemer- lerimi yine bulamıyorum. Sokağa çıkacağım, üste- lik geç kalmışım, kemer yok! Bütün gözleri açıp bakıyorum, yok! Ter içinde ka- lıyorum, yok! Sonra küçük odadan çıkar; küçük odadaki koltuğun kenanna kaymıştır, bir ucu gözük- mektedir... Daha ilkokuldan başlayarak, öğretmenlerim de yakınırdı dağınıklığımdan, savrukluğumdan. Defter- lerinin, ders kitaplarının yaprak uçları kıvnla kıvnla şişmiş, parmaklan murekkep lekeli, siyah önlüğün- de beyaz yakası çarpılmış çocuklar vardır ya, işte onlardandım. Ama haşan filan değildim. Hatta lapacıydım. Bel- kıs Öğretmen: "Koşmazsın etmezsin, yakan nasıl kayar?!" diye sorardı. Nasıl kayardı?.. Yazı masamın üstüne bakıyorum; adeta ürküntü- ye kapıldım: Hayır, hiçbir zaman düzene sokamam. Öksüruk şurubu kıştan kalma, köşede duruyor, uç- ta. Hemen bitişiğinde, masaya güzellik katsın diye, ahşap kutuda, kolu bacağı kopuk, boncuk gözle- rinden tekı düşüp gitmiş oyuncak ayım, zavallı toz içinde. Şamdandaki mum yaz sıcağında eğrilmiş. Ikide birde elektrik kesildiğinden elimin altında tutanm bu şamdanı. Yalnız kibrit, çakmak yok ortada. Geçen gün saymıştım: On iki çakmak var. Hani biri ikisi kay- bolursa, dördü beşi imdadıma yetışsin diye. Dostlanmın armağanı güzelim küçük vazolar, kü- çücük biblo baykuşlanm. balerin kız örümcek ağın- dan giysiler kuşanmışlar. Kitaplar-kitaplar... Evime ilk kez gelecek bir konuk.. konuklar için bu masayı derieyip toparlamak yanm günümü alır. Der- leyış toparlayış üzüntüsü geceden başlar. Nihayet düzene koyabilmişsem, kendi kendime söz veri- rim, bir daha dağıtmayacağım diye. Hemen ertesi gün dağıtma eylemı egemenlik ku- racaktır oysa. İşte şu telefon parası makbuzlan 1995 yılından kalma. Olamaz! İki yıldır yazı masamda mı pineklediler?! Kitaplığım bir yıkım! Aradığım kitabı bulamıyo- rum. Sozgelimı daha dün gözüme çarpmıştı Orhan Kemalin kaç zamandır aradığım Küçücük romanı; bugün yitmiş. Bir ara Moby Dick'i yeniden okumaya karar ver- miştim. Günler süren aramalardan sonra buldum. Hemen yazı masama getirdim. Ama bugün o da sır- ra kadem basmış. Zaten eşyalann, nesnelerin gizlı hayatlar sürdük- lerine inanırım. Bizim ayırt edemediğimiz bir devin- genlikleri vardır: Geceleyin, biz uyuduktan sonra saklanıp dururlar. Tozlu eşyalan severim. Yıpranmış eşyalan seve- rim. Perdelerin rengi ille biraz solmuş olsun isterim. Her şey usul usul eskimiş olsun isterim. Yoksa da- ğınıkhğım bilinçaltının oyunu mu? Demin söz açtığım küçük odada birtakım dosya- lar var, üst üste duruyorlar. Belki beş yıldır deıieye- ceğim, gereksiz her şeyi çöpe atacağım. Beş yıldır ellemedim. Hem ben eskıden, çok eskiden, kâğrt parçalannı bile atamazdım, sokakta yalnız kalırlar, üşürler diye. Akşam saati haber bültenlerini izliyorum televiz- yondan. Evlerinden kamyon kamyon çöp çıkartılan 'ruh hastaları'nm haberlerıne eskisinden sık rastla- nılıyor. Onlar kardeşlerim benim, diye düşünüyo- rum, en yakınlanm. Bu dünyanın ıssızlığında çöp- leri sevmışler, büyük yalnızııklarını çerçöp avut- muş... Muhakkak bir ruh kardeşliği var aramızda. Baş- kalannın tiksindiği çöp sevdalılanna kalbimde san- cılı pay var. Virginia Wootf'un Dalgalar'\ nerede? Lâcivert kadıfe gömleğim nerede? Dün aldığım Novalgin'i nereye koymuş olabili- rim?.. Dağınıklığım, sevgili gölgem! » Takvimde h Bırakan: "Her yılbaşı, itiraf edin, yeni yıla yeni ve olumlu karartaria girmiyor muyuz? Bu yıl artık daha verim- li çalışmalıyım. Yeni bir ajanda alıp yapacaklanmı bir bir yazmalıyım. Bunlan zamana en uygun şekil- de ayarlamalıyım. Oosyalanmı, kitaplanmı bir dü- zene koymalıyım. Sağlığıma daha özen gösterme- liyim. Biraz kilo vermeliyim. Sabah cimnastiklerini ihmal etmemeliyim. Ailemle, dostlanmla, meslek- taşlanmla daha insancıl ilintilere özen göstermeli- yim..." Haldun Taner, Yaz Boz Tahtası, Bilgi Yayı- nevi, 1977. BÜSK'de bu hatta • Kültür Servisi - 35 yılı aşkın bir süredir sinema alanında çeşitli etkınlıkler düzenleyen Boğazıçi Üniversitesi Sinema Kulübü (BÜSK), bu yıl da sezon boyunca salon bulamayan Türkiye sıneması son dönem filmlerini 5 ağustosa dek "Türkiye Sınemasından Yeni kareler" adı altında gösterecek. Bilet fiyatlarının ögrencı 150.000 TL. tam 250.00 TL olarak belirlendiği sinema günleri kapsamında, bugün saat 19.00'da Erbil Eratalay'ın vönettiğı "Intihann El Kitabf, yann saat 12.00'de Biket tlhan'ın yönettiği "Sokaktaki Adam', saat 17.00"de Yavuz Özkan'm yönettiği 'Bir Kadının Anatomisi". saat 19.00'da 'Bir Erkeğin Anatomisf, perşembe saat 19.00'da Bıket llhan'm yönettiği 'Sokaktaki Adam'. cuma saat 19.00'da "Yaz Yağmuru', saat 21.00de Tomris Giritlioğlu'nun yönettiği '80. Adım". cumartesi saat 19.00'da Ömer Kavur'un yönettiği 'Akrebin Yolculuğu', ve pazar saat 19.0'da trfan Tözüm'ün yönettiği 'Mnm Kokulu Kadınlar' adlı filmler izlenebilir. Boyner Grubu'ndan bilgiye yatmm • Kültür Servisi-BoynerGrubu, kışısel gelışımı sağlamak amacıyla 'Boyner Grubu Yayınlan' adı altında bir dızı kitap yayımlıyor. 18 kitabı 22 dıle çevnlen ve 36 milyondân fazla satan O. G. Mandino'nun 'Dünyadakı En Büyük Satıcı" adlı yapıtı Boyner Yayınlan'nın ilk ürünü. Ikinci kitap ise iletişim çağında hızla globalleşen, çok kültürlü ve çok merkezlı dünyada ayakta kalabilmenin sekız ıpucunu anlatan ve liderlik becenlerine ışık tutan Jennifer James'in yazdığt 'Gelecek Zamanda Düşünmejc". Boyner Holding Yayınlan'ndan çıkacak diğer bir kitap ise, Albay Michael V. Harper tarafından kaleme alınan 'Umut Bir Yöntem Olamaz'. Kitapta, ABD Kara Kuv-vetleri'nin : yıllarca uyguladığı bürokratık yöntemlen terkederek '. dönüşümü nasıl tamamladığı anlatıhyor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog