Bugünden 1930'a 5,415,297 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 4TEMMUZ1997CUMA 10 KULTUR 89 yaşında ölen James Stewart, yıllarca beyazperdede idealist Amerikalıyı oynamıştı Hollywood son çmaruıı da yitirdi CUMHUR CANBAZOĞLU Hollyvvood. sert ve asi yıldızı Robert Mitchum'un ölümünden 24 saat geçmeden bu kez iyı ve kırılgan kahramanı James Ste- wart'ı bır kalp krizi sonucu yitir- di. 89 yaşındaydı Stevvart: mimar- lık eğitiminin yanında oyuncu- luk dersleri almış, ıki yıl kadar Broadway"de tıyatro yaptıktan sonra girdiğı Hollyvvood'da 1935"ten başlayarak iyi roller bulmuştu. 'Mr. Smitfa Goes to VVashing- ton' (Bay Smith \Vashington'a Gidiyor, 1939). 'The Shop Aro- und the Corner' ve 'The Phila- delphia Story' (1940). 'The Man VVTıo Knev* too Much* (Çok Şey Bılen Adam) gibi filmlerde çiz- diği karakterlerle bellekJere yer- leşen; Capra, Hitchcock, John Ford, George Cukor gibi büyük yönetmenlerle çalışmış ünlü oyuneu James Stewart'ın. Frank Capra ıle karşılaşması artistık yönünün ortaya çıkmasına öna- yak olmuş. 1938 yapımı "Ba> Smith VVashington'a Gidiyor"Ia Amenkan demokrasısıne inanan prensıp sahıbi. kötülere karşı ıyi- lerin safında yer alırken tesadüf esen kahramanlaşan. her türlü zorluktan sıynlıp mutlu sonu ya- kalayan bu yeni tip. tam Ameri- kan halkının özledığı cinstendı. 1940'tabaşrollerini Katherine Hepburn'le paylaştığı Cukor fil- mi "Philadelphia Oyküsü"yle Oscar heykelciğini kazanmıştı. 1941 yılında gönüllü olarak ABD Ha\a Kuvvetleri'ne yazı- lıp Ikınci Dünya Savaşı'na İcatıl- mıştı. Beyazperdedekı gibi nor- mal yaşamında da kahraman ol- muş. savaştan onur madalyasıy- la e\ ine dönmüştü... İld Oscar ödülü aldı Uzun süren savaştan sonra Ste- vvart. yeniden Capra'nın yanın- daydı. Hâlâ her Noel'de onlarca Amenkan TV'sinde gösterılen "YaşamakGüzeldir'*le çıkışlan- nı sürdürmüşlerdi. Film her yö- nüyle Capra ve Stevvart'ın kişi- liklerını gözler önüne seren il- ginç bir çalışmaydı. İyi. yardım- sever, dürüst. demokrat, gururlu tipi çok beğenmişti Amerikan Mnema kahramanını yitirdi. Amerikalılann en sevdiği aktörü James Stewart 'Bay Smith VVashingtorf a Gidiyor'daki saf, sevimli, dürüst taşralı tipiyle kahramanlaşırken, 2.Dünya Savaşı sonrasında özel yaşamında da kahraman olmuştu. Amerikan orta sınıf insanını en iyi yansıtan oyuncu, Hitchcock'un gözdesi, Capra'nın unutulmaz partneri, 'büyük oyuncu, vatansever ve centilmen'di. James Ste\\art 1994 yılında 45 yıflık çok sevdiği eşi Gloria'yı akciğer kanserinden yitiurdikten sonra inzivaya çekilmişti. (sağda) mutlak birgüven sağlayan Frank Capra'nın 'Stop' dediğınde, her şeyin kusursuz bir biçimde ger- çekleştirildiğine yürekten inanı- yordu. Henüz sinemaya yeni baş- ladığında, 1935te 'fhe.Murder Man' adlı bir filmin çekimınde Spencer Tracy'nin büyük deste- ğini asla unutmamıştı. 'Kendimi oynuyonınT Kariyerinin en parlak dönemi- ni de şöyle aktanyordu: "1930'la- nn ikinci döneminden başlaya- rak büyük keyifaldığım işler yap- Ok. O sıralarda Spencer Tracy, Joan Cravvford gibi ojnncularla çalışıvordum. tşe iyiden iyiye ver- miştim kendimi. O dönemde Holly Mood, küçük küçük şirket- lerden oluşan kocaman bir ailey - di. Hem birbirleriyle rekabet ha- lindey diler hem de inanılmaz bir dayanışma içindey diler." En keyıfli çalışması ıse Hith- cock'un 'Arka Pencere'siydi. "Yaşadığımız en keyifli set çalış- masıydı. Grace Kelly iîe başrol- leri paylaşıyorduk. Hepimiz. tüm oyuncular sabah Grace'in gelişi- ni görmek üzere sette. sabırsızca bekkşirdik. Öylc güzeldi ki_" "Ben James Stewart James Stenart'u kendi kendimin çeşitie- melerini oynuyonım" diyen Ja- mes Stevvart. bir aktör olarak her zaman doğru bir yolda olup ol- madığına ilışkin bir soruyu da şöyle yanıtlıyordu: "Bunu pek düşünmedim.. Yapmak zorunda olduklanmı yapbm o kadar. Ta- bü bir de şartlar ne>i gerektirdiy- se onu... 1 * Margaret Sullivan'a aşkı Akciğer kanserine yenılen eşı Gloria'nınölümünü bir türlü ka- bullenememış. dostlannın anlat- tığına göre eşınin hiçbır eşyasını ortalıktan kaldırmadan tek başı- na yaşamayı seçmiştı. Kendını toplumdan ve gösteri dünyasından bu kadar soyutla- masında kulaklannın duymama- sının etkisi de vardı. Toplantıla- ra katılıp fotoğraf makinelennın önüne işitme cihazıyla çıkmayı kabullenememışti. Magazin basını ise Stevvart'ın 30'lu yıllarda yıldız olmasını sağlayan Margaret Sullivan'a Savaş sonrası olgunlaşmış ye- ni imajıyla halkın önüne çıkan James bu özelliğini "Geciken Adalet" (CalJ Nothside 777), "Ölüm Karan" (Rope)gibı film- lerdeki daha ayağı yere basan se- naryolarlaileritaşımıştı. 1950'de Anthony Mann'le tanışmış, bir- likte "Winchester73'\''Fedai]er Kenanı", "Çıplak Mahmuz", "Fırüna KörfezT, "Lnutulmaz Melodiler", "Stratejik Hava Ko- mutanlığı", "Lzak Llke", "tnti- kam Kanunu" adlı sekiz fılm ya- parak Frank Capra çizgisinı sür- dürmeyi başarmıştı. Hıtchcock'la çok iyi bir uyum sağlamıştı. Hitchcock onun kla- sikleşmiş kınlgan. centilmen. ra- fine adam tipinin ardına çeşitli sapJantılar gızlemeyi başararak "Arka Pencere" (Rear YVııukm), "Ölüm Korkusu" (Vertigo), "Çok Bilen AdanTda (The Man Who Knevv Too Much) yeni bir yüz sunmuştu sinemaya. Stevvart. Ford'dan (Kahramanın Sonu) Le Roy'a (FBI'nın Hikâyesi) ve Si- egel'a (The Shootist) kadar dığer 'büyükler'le çalışma mutluluğu- nu da tatmıştı. Amenkalılann tartışmasız en sevdiği aktör olan Stevvart'ın iyi yönetmenlerle yaptığı 80 kadar filmını 1984'te 'Kariyer Osca- n'yla ödüllendirmişti Hollyu-o- od. 1989 yılında yayımladığı •Jimm> Stewart and His Poems' adlı kıtapta. yirmı yıldır bir kö- şeye koyduğu şiirlerinı sunmuş- tu havranlanna. Ancak. hayranlannın bitme- yen ilgisinin getirdiği mutluluğu öze! yaşamına pek yansıtamtyor- du. Çok sevdiği eşı Gloria"nın ölümcül hastalığı onu derinden etkiliyordu. DonDewey'ın geçen yıl basılan James Stevvart bıyog- rafısinin son paragrafı sanatçının ne zor günler yaşadığını özetli- yordu: u Bir Hovvard Hughes gibi öm- riiniin son yıllannı sterilize edil- miş bir odada geçirmemişti ama aşağı yukan av nı küskünlüğü v a- şamıştı hav ata karşı. İki vıldır Be- verh Hills yakınlanndaki evine çekilmişti, kimscyi görmek iste- mivordu. E> çok büyüktü ama o valnız yatak odasım kuüanıyor- du. İriandalı sadık hizmetçisi her gece salondaki sofrayı itinay la ha- nrlıvor. heyecanla patronunu bekliyordu. ancak Stevvart çok nadir iniyordu yemeğe." Amerikan orta sınıf insanını en iyi yansıtan oyuncu, Alfred Hitchcock'un gözdesi. Frank Capra'nın unutulmaz partnen. bırçok ünlü tiplemenin başanlı oyuncusu zor bir ihtiyarlık döne- mi yaşamıştı. Mayıs 1996'da 88 yaşını kutlarken de yanında üç çocuğu, birkaç dostundan başka kimse yoktu. Tracy'nin büyük desteği 45yıllıkeşıGlona'yı 1994yı- lında yıtirdıkten sonra dış dün- yayla ılişkilerinı tümüvle kopara- rak inzivaya çekilen James Ste- vvart, basın ve televizyona röpor- taj vermekten ısrarla kaçınıyor- du. Sinemada 60 yıhnı doJdUıj<to};'- ğu, 88. yaşını kutladığı geçen yıl, Independent On Sunday gazete- sinden Gregon Solman iîe yap- tığı söy leşıde. geçmişten. birlik- te çalıştığı yönetmenlerden söz etmişti. Söyleşide, Alfred Hitch- cock'un oyunculanna müthiş gü- vendiğini ve büyük birözgürlük verdiğini belirtiyordu. Capra ve özellikle Preminger'in gerekti- ğinde çok katı olduklannı anla- tan Stevvart'a göre John Ford gerçekten de hayran olunacak bir yönetmendi. 'Shop Around the Corner'da birlikte çalıştğı Lu- bitsch'in ne istedığini anlatması- nı Ford ya da Hithcock'tan daha iyi becerdığini düşünüyordu. Kendısine yönetmen olarak ca 196O'taıntıharermiştı)duydu- ğu aşkın karşılıksız kalmasını bir rürlü unutamadığını. Marlene Di- etrich, Olivia de Havüland, Kim Nm'ak. Grace Kelly gibi flörtle- rinin bıle unutturamadığı bu aş- kın onu yiyip bıtirdiğine bağla- mıştı suskunluğunu... Hayranları meslektaşı Ronald Reagan yenne ABD Başkanı ol- ması halinde Stevvart'ın dünyayı çiçek bahçesine döndürebilece- ğine ınanmışlardı ve bir dönem bu tıp bir kampanya başlatılmış- tı. Bu kadar sevilen Stevvart'a Amerikan halkının duyduğu hay- ranlığı Clinton, bir toplantıda şu sözlerle özetlemışti: "Büyük oyuncu. büyük \atanse\er ve bü- \iik centilmen." Emma Thompson eşcinselleri canlandırmıyor Külrür Servisi - Amerikan sinemasını yeniden Jane Austen'ın cazibesiyle ta- nıştıran Ingiliz sanatçı Emma Thomp- son. Hollyvvood'dan gelen bir lezbıyen rolünü geri çevirerek filmin senaryosu- nun degıştırilmesine neden oldu. Son günlerde eşcinselleri canlandırmak Hollyvvood'da moda halıne gelmesine karşın Thompson 'Primarv Colors'baş- lıklı politik taşlamada. kurmaca da olsa lezbiyen bir Hillary Clinton canlandır- mak ıstemedı. 38 yaşındaki sanatçi. ay- nı zamanda 1920'lerde yazılan ve iki ka- dının aşkını konu alan 'The VV'eU of Lo- neliness' adlı filmde rol almayı da red- dettı. On milyon dolarlık bir bütçe ayn- lan filmin çekımleri ağustos ayında baş- layacaktı. Thompson, Sharon Stone'un beş yıl önce "Temeltçgüdü'de canlandırdığı bi- seksüel rolünden sonra Hollyvvood'da moda haline gelen 'eşcinsellik' temasını gerı çevıren ilkkadınoyuncu. Bumoda- nın Amerika'dakı önde gelen temsilcile- ri arasında Ellen DeGeneres ve Anne Hechesayılabilir. 'Kanşık tlişkiler'adlı. lezbiyenlen ko- nu alan korku filmi ve lezbıyen bır ka- dına tutulan bir adami konu alan 'Cha- sing Ms Right' adlı filmden sonra pek çok Hollyvvood yıldızı 30 yaşın üzerin- deki kadın oyuncular için eşcinsel roller dışında rol bulunmadığı konusunda ya- kınmaya başlamıştı. ISIMIU 25 ULUSmRARASI I, İSTHNBUL n MÜZİK FESTİVAIİ Bill Clinton'ın başkanlık seçımlenn- dekı ilk zaferinı konu alan 'Primary Co- lors'adlı filmin senaristi JoeKlein. Hil- lary Clinton'ı eski bır arkadaşıyla lezbi- yen ilişki içınde aktanyor. Hillary Clin- ton'ın arkadaşını Kathy Bates'ın canlan- dıracağı film çoğunlukla kurmaca öğe- lerden oluşuyor. Thompson'ın tngilız yönetmen Mike Nichols'ın yöneteceği filmde rol alması içın Hillary Clinton'ın lezbiyen ılişkileriyle ilgili bütün imalar senaryodan atılırken, yakışıklı başkan adayının çapkınlık maceralan da en aza indirgendi. Çekimler de bu yöndeki bü- tün değişikliklerin tamamlanmasından sonra başlayabildi ancak. Thompson'ın eşcinsel kadınlan can- Istanbul Kültür ve Sanat Vakfı 25. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali programında yer alan 20.6.1997 tarihli "Amsterdam Concertgebouvv Kraliyet Orkestrası" konserinin gerçekleştirilmesındeki değerli katkıları için Koçbank A.Ş.'ye teşekkür eder. Pestrval Sponsonj IHEczacıbaşı Bu tlan Cu katkıs'v'a y rryet Gaieieı nlanm^t.r 15 Haânn - 8 femmtıı 1997 J!XX5istanbul Kültür ve Sanat Vakfı 25. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali programında yer alan 21/22.6.1997 tarihli "Orfeo" gösterilerinin gerçekleştirilmesindeki değerli katkıları için Vehbi Koç Vakfı/Fiat, Organik Holding A.Ş., Perfektüp Ambalaj San. ve Tic. A.Ş.'ye teşekkür eder. PCftFEKTUP F&stıval Sponsofu •HEczacıbaşı v REMCIJ Bu ılan Cumhunyeı Gaıeiesı landırması istenen rolleri kabul etme- mesinin asıl nedeni ise keskin zekâsı; soğuk, kendine güvenli bakışlanyla Jo- die Foster ve DeGeneres'le birlikte eş- cinsel kadınlann gözdesi haline gelmiş olması. Sanatçı. Kenneth Branagh laev- lenmiş olması ve 'Aşk ve Yaşam'ın Os- kar kazandığı törene son sevgilisi Greg NVise'la katılmış olmasma karşın. eşcin- sel olduğu yönündeki söylentileri engel- leyemiyor. Yakınlan, sanatçı bundan sonra eşcin- selleri canlandırmasa bile artık kendısi hakkındaki söylentilerin önüne geçeme- yeceğini savunuyor. Birtakım Hollyvvo- od kaynaklan ise Thompson'ın bu eşcin- sel rolleri geri çevirirken oldukça çıkar- cı yaklaştığını. filmler ta- mamlandığında izleyicıle- rin bu konudaki bütün açlı- ğı tükeneceği için filmlere ilgi göstermemesinden korktuğundan bu rolleri ge- ri çevırdiğini belirtıyorlar. Radycİyffe Hall tarafın- dan kaleme alınan 'The VV'eU of Loneliness' iç savaş yıllannda ıki kadın arasın- da yaşanan aşkı konu alı- yor. 1928'deyayımlanması yasaklanan kitap hakkında açılan davalar. Ingiliz hu- kuk tarihının en müstehcen davalan olarak geçti kayıt- lara. Filme bütçe sağlayan Kudos Production hâlâ Thompson'ın filmde rol al- dığını bildırırken sanatçı- nın Los Angeles'taki söz- cüsü Catherine Olin böyle bir şeyın söz konusu bile olmadığını açıkladı. Emma Thompson ise 'Primary Colors'ın çekımlerinden sonra senaryosunu kendisı- nin yazdığı bır bır film pro- jesıne başlamak ıstediğini söylüyor. YAZIODASI SELtM İLERİ 'Sırmalı LâciverfAlbiim Öner Ciravoğlu arkadaşımızın hazırladığı Fo- toğraflarla Attilâ llhan'ın Yaşamöyküsü, Büyük Yollann Haydutu'nu (Sel Yayıncılık) tadına vara vara okuyorum. Bazan fotoğraflara dalıp gıdiyo- rum. Bazan fotoğraf altı yazılan gönlümü çeliyor. Attilâ llhan çocukluğundan başlıyor anlatma- ya. Öner Ciravoğlu giriş yazısından sonra "Eski- den Izmir" çıkageliyor. Artık izdüşümleri bile si- linmiş bir Izmir. Attilâ llhan şüphesiz son tanıkla- rından. Kitabın on beşinci sayfasında şu tasvir: "(...) beyaz, ince vezanfKörfez vapuıiarı, hele yazın, hele mehtap paldır küldür sulara dökül- müşse, sahilde dolaşanları sırmalı lâcivert birsi- hir âlemine sürüklerdi." (Sel Yayıncılık'ın özenli baskısına saygı duydu- ğumu belirteyim hemen. Ama şu uzatma işaret- lerini büsbütün ortadan kaldırmış imlâsına itiraz ettiğimi de ekleyerek. Başta Attilâ llhan'ın Attılâ'sı- nın şapkasız yazılışından tedirginlık duydum. Sonra lâcivertin, âlemin uzatma-inceltme ışare- timizden arındırılıverilişine.) Şimdi dönüyorum yukarıda alıntıladığım, yağ- lıboya peyzaj lezzeti taşıyan tasvire. O 'sırmalı lcivert'e kapılıp gıttim. Gözümün önünden bütün ışıklı denizler geçti. 1960 sonrasından bu yana aralıksız, hemen her eserini, her kitabını okuduğum, gazete yazılarını kaçırmamayaçalıştığım Attillâ llhan, birazda 'sır- malı /âc/ref'üslûbun ta kendısi değil midir, diye düşündüm. Alıpgötüren, okura renkler, ışıklar, ra- yihalar, resimler, görüntüler armağan eden üslûp. Ya kökenleri bu üslûbun? Bir söyleşımizde Fa- lih Rıfkı Atay'dan söz açmıştı Attilâ Bey, Zeytin- dağı yazannın edebî üslûba katkısından. Ama Falih Rıfkı Atay'ın akıcı, zengin üslûbun- da, her şeye karşın çarpıntısızlık duyumsarım ben. Zevkle okurum da, coşkulara kapılmam; bü- yük serüvenler, yolculuklar, ayrılışlar, kavuşama- malar üşüşmez aklıma. Attilâ llhan bunlann hepsidir. Büyük Yollann Haydutu, Attilâ llhan'ı Attilâ ll- han kılmış yaşantılara şöylece bakıp geçiyor. Iz- mır'ı "Uzaktan Sevmek" izliyor. Şiirınde ve roma- nında derin iz bırakmış 'uzaktan sevmek'\ bu kez Attilâ llhan'ın yaşamında yakalıyoruz. Yalın, hemen herkesın yaşayageldıği ılkgenç- lik, lise aşklarından örülmüş, bir yaşam felsefesi- ne dönüştürülmüş, sonra, sözgelımı Fena Halde Leman'a unutulmaz sayfalar sunmuş 'uzaktan sevmek' motifi, bakıyorsunuz, yazınsal üretım için bir gizilgüç olup çıkmış: "Belkı uzaktan sevilenler, bitmek tükenmek bıl- mez hayal kurma imkânlarıdır; oysa yakınlaşıldı mı, hele gündelik hayata birlikte girildi mi, bütün hayal kurma imkânlan ortadan kalkıyor (...)" Yüz yirmi altıncı sayfada bir okul bildirgesi: "Sayın Bayım, "Okulumuz talebelerinden velisi bulunduğu- nuz Attilâ llhan'm okuldan kovulması hakkındaki Disiplin Kurulu karânnın Maarif Vekilliği yûksek katınca tasdik edilmiş bulunduğu (...)" Kovulma sebebi, tutuklanış, Manisa Tımarha- nesi günleri elbette çok düşündürücü. Bununla birlikte daha düşündürücü olan bir şey var; Atti- lâ llhan fotoğraf altı yazısıyla saptamakla yetin- miş: "Bir süre sonra, TOAralık 1941 tarihinde, yu- kandaki belge bize tebliğ edildi: Maarif Vekâleti 'yüksek katı' okulun verdiği kovulma (tard) kara- nnı onaylamıştı. Böylece tutuklanmış olmakla kaf- mıyor, aynı zamanda okulsuz da kalıyordum. Işin en ilginçyanj, otarihte Maarif Vekâleti'nın başın- da, Hasan Âli Yücel'in bulunmasıdır." Doğrusu, yürek sızlatıcı. Büyük Yollann Haydutu'nda "Hangi Beyoğlu" ve "La Boheme" bölümleri, daha dünün Istan- bul'unda kültüre açık, düzeyli, gerçekten 'entel- lektüel' sanat ortamlanna anılar perspektifinden yaklaşıyor. Attilâ llhan o hep kendine vergi anla- tımıyla çiziveriyor bohem dünyasını. Zaten şunu söylemek istiyorum: Dostum, us- tam, ağabeyım Attilâ llhan'ı dinlemek ayrı bir mut- luluktur. Bu kitabı onu dinler gibi okuyorum; anı- lar-anılaryüklü fotoğraflara dalıp gittikçe, Attilâ ll- han'ın birkaç ciltlik bir anı, özyaşamöyküsü kita- bı yazmasını diledim. Büyük Yollann Haydutu belki bir başlangıçtır. Takvimde İz Bırakan: "Uzaktan, soyut, hemen hemen yok bir şahsı sevmekten güzelini tasavvuredemiyorum. Yakın- da olmayan sevgili tahayyülde yaşatılır, hayalde yaşatmak az evvel açıkladığım kaideye uygun olarak, onu kendine benzetmektir; yanında bu- lunmayacağından, o buna ne itiraz edebilir, ne müdahale: Sevdiğini, hayalinde değiştirdikçe, kendine benzettikçe daha çok seversin, böyle- ce denge, korunmuş olur. Sevmek! Sevmek esa- sında alıp başını gitmektir!" Attilâ llhan, Fena Hal- de Leman, Karacan Yayınlan, 1980. K Ü L T Ü R » Ç İ Z İ K K Â M İ L M A S A R A C I
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog