Bugünden 1930'a 5,418,095 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

3 TEMMUZ 1997 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 13 KİTAP TIRTILI SELİM tLERİ 4 Utanmaz adam': 21. yüzydııı kahramanıAvnussalâh şöyle öğüt veriyor: "Aptallık lâzun değiL resmen hırsızlık olmaz, Biitün hırsızhklar gayri resmklir. Sen vicdan denilen adı var nesneyi, önünde her iş içiıı telkin verilen bir mabet mi saıu- yorsun? ADah'ın labtesine karşı bi- le ne fisk ii fücuriar dönüyor. Ne alırsa bereket versin demeve çahş, işin gerisine bak." A\Tiussalâh da kim diyeceksi- niz. Hüseyin Rahmi Bey onu tanı- tırken: *Ne mübarek isim, ne nef- retedüecek isim sahibL." diye yaz- mış. O. Utanmaz Adam romanı- nın baş kişisi. Kitabın son sayfasına baktıgı- mızda. "Heybeliada.8Mavıs 1930 Ferşembe" tarihine rastlıyoruz. Romancıyla kahramanı altmış ye- di yıl öncesinden sesleniyorlar; a- ma sanki yanna sesleniyorlar. Kitaplığımda bazı eserlerin de- ğişik basımlan bir arada durur. Utanmaz Adam da onlardan. Edındiğim ilk Utanmaz Adam 1947 basımı; romanin ikinci bası- lışıymış. Aksaray - Beyazıt arası bir so- kak sergisınde rastlamıştım. Utan- maz Adam kaldınmlarda alıcı bekliyordu. Birlikte eve döndük. Dili yahnlaştınlmamış bu basımı, itiraf edeyim ki, güç belâ okuya- bilmiştim. Yukandaki alıntılar Mustafa NihatÖzön'ün o kadar başanlı gü- nümüz dılıne uyarlamasından. Bu emek 1969'da gerçekleştirilmiş. Demek, günûmüz okuru yakın bir geçmışe kadar Utanmaz Adam'ı tadına vara vara okuyamamış. Ne büyük fırsat kaybı! Roman, ılk okuduğumda da hıssetmiştim, Hüseyın Rahmi'nin başyapıtlanndandır: Toplumun 'örtûk' yüzünün açımlanması. Münif Fehim 1947 basımına pek de çılgınca sayılamayacak bir kapak resmı yapmıştır. Sonrakı, 1969 basımında MünifFehim Bey yepyeni, pek şenlikli bir kapak resmı yapar. Utanmaz Adam, Avnussalâh banknotlar uçura uçura. kâğıt pa- ralar savura savura, kapağın tam ortalık yerinde şıkır şıkır oyna- maktadır. Başında alafranga şap- kası, sırtında yelekli patlıcan mo- ru takımı. boynunda kırmızı bo- yunbağı, bu genç, külhanî adam >üyük bir kara alay ustası olan Hüseyin Rahmi, kişilerini konuştururken, dolandmcılık, hırsızlık mesleklerinin toplulumuzda niçin bunca rağbet gördüğünü, ceza mekanizmasının nasıl olup da işlemediğini, hukukun niçin kalın kalın yasa kitaplannda kalakaldığını dile getiriyor. Yaşamın her alanında çifte ahlak karşımıza çıkar. Hüseyin Rahmi, II.Abdülhamid'i anlatıyor ama, yıllar sonrasının yepyeni Abdülhamid'lerini sanki 1930'lardan sezinlemiş. öylesine mutludur ki, romandan mutluluk sırlan öğreneceğinizi söyler, nsıldar gibidir. Fonda, bize göre sağ köşede bir Istanbul camii. Sola doğru, sıra sı- ra, ahşap, eski tstanbul evleri, iki- şer kath. Belki Fatih, belki Aksa- ray - Yenikapı arası. Yalmz, yine bize göre sağ alt köşede pek şık üç hanım var: Üçü de son moda şapkalı. Biri narçiçe- fi kırmızısı döpiyes giymiş, biri de çağla yeşili. Çağla yeşılinınki- nin kıpkırmızı küpelen var. Orta- daki kahverengi döpiyesli, şapka- sından sorguç gibi kaz tüyü fışkı- nyor... Kjm bu hanımlar? Ahlâkh olup olmamak Sonra o palyaçonun ne işı var kapak resminde? Nargile önünde derin düşüncelere dalmış, yaşlı, sakalı uzanuş, bezgin adam kim? Roman okundukça gizler çözü- lecektir... Utanmaz Adam, "ahlâk" kav- ramının bize özgü felsefesıni sap- tamakla işe koyulur: "DefikanİL ahlâk ve açhk ara- sında kurunruya daldı. Ahlâklı Tadımlık "Bu altın suyu Fuzuli 'nin, Nefı 'nin, Nedim 'in zamanlannda içileydi kimbUir övmek için ne kadar kasideler söylenirdi. Şimdi şiirlerde içki içmek beğenilmiyor. Şairlerimiz içiyortar ama övmeye cesaret edemiyorlar. Hem efendim, esrar, kokain, morfin dururken şampanyadan ilham arayacak kadar cüzdanları şişkin şairler nerede şimdi? Şimdi en taşhnları ilhamlarım açlıktan alıyorlar. Açhk, açhk... açlıkla beyinleri yıldırımlanıyor, etrafa hvılcımlar saçılıyor. Korkunuz bu kıvdcımlardan. Evet, açhk... Sözümüze gelelim, artık koca nineye cevap vereceğim. Burast Apustol 'un meyhanesi değilmiş, evet biliyorum. Burası gediklilerinin vicdanlartyla (ersine olarak yüksek bir meyhanedir. Burada cemiyet içinde•filliğe yükselmiş insanlar yiyip içebilirler. Bugün burada yalmz ben bir başıma yirmi beş otuz lira verdiğimi hesaplayamayacak kadar aptal değilim. Ben şuradan buradan otlayabildiğim kozalaklaria yaşamaya ugraşan bir keçi ıdim. Bugün sizinle beraber doymaz birfil oldum." Hüseyin Rahmi Gürpınar, Utanmaz Adam. olup olmamakda bir tafih oyunuy- du. Bugün ahlâklanyla övünenler bu hale düşseler acaba doğruluk- lannı koruyabilecekler miydi? "Açlığın zorlamasryla çalanlara acaba hangi insaflı kanun 'Yeme, öl!" dhebilirdi'Çalışdakazan..." sözü gibi görünmeven beylik bir öğüttür. 'İş, ış...' diye havada çır- pınan boş eflere niçin geçim dola- bından bir kulp tutturulmuyor? "Çahşmak isteyen her iyi niyet- li kimseye iş \ar mı? Açhk, hayaun en büyüközrüdür. Asıl zararü hır- sızlar mideleri için değil. kasalan- nm yaranna çalanlardır. Çaldıkça paralannı kabartarak doymak bilmeyenkrdir.'* Hele bu son sözlerden sonra. gözümüzün önünden yakın zama- nın ne tanınmış kişileri geçit töre- nine çıkıyorlar! Beylik ahlâkın toplum düzenin- de sökmeyeceğini daha küçük yaştan algılayan Avnussalâh artık serüvenden serüvene koşacaktır. Bir çalıp çırpma dünyasıdır ki, ça- lıp çırptıkça yükseliş, mevki, iti- bar sizi beklemektedir. Üstelik dolandıncılık lerinde Avnussalâh tek başına de- ğildir. Önce. kendi yetiştırmesi AB Safder'le dolandıncılık 'mesleğin- de' dıkıı, tutturur. Sonra çeteye Binlik Mestinaz'ı katarlar. Hani şu. Yenıbahçeli. gözüpek fahişe Binlik Mestinaz. Büyük bir kara alay ustası olan Hüseyin Rahmi. kişilerini konuş- tururken. dolandıncılık, hırsızlık mesleklerinin toplumumuzda ni- çin bunca rağbet gördüğünü, ceza mekanizmasının nasıl olup da iş- lemediğini, hukukun niçin kalın kalın yasa kitaplannda kalakaldı- ğını dile getinyor: "Çakhm. Dolandırdım. Sağdan soldan sızdırdım. Karşıma hiçbir da\ r acı çıkmadı. Çünkü, yere vur- dukianm. benden mücrim mah- keme kaçkınlanydı. Yakalannı adalete tcslinı etmeden, benieieve- remezlerdi." Böylesı bir ortamda 'ahlâk' yal- nızca para ışlerinde acıklı-gülünç görünümde değildir. Yaşamm her alanında çifte ahlâk karşımıza çı- kar. Hüseyin Rahmi Bey, IL Ab- dülhamid'i anlatır görünüyor a- ma, > ıllar sonrasının. yepyeni Ab- dülhamid'lerini de sanki 1930'lar- dan sezinlemiş: "Zamanın halifesi, sanatkâr Kaner'in çıplak bir kadın tabJosu karşısında fena haldc coşarak şöy- le haykırnuş: 'Buçıplakavratabir don gıydirmesi hakkında Harici- ye Nezareti "nden ressama bir teb- lıgat ıfası irade ettim."" Neler yok Utanmaz Adam'da, kimler yok, günümüzün, ta bugü- nümüzün nasıl canlı bir tablosu bu roman! Kapitaüstin febefesi Meselâ, demin andığım Binlik Mestinaz; efendim. onun 'BüıHk' lakabına kavuşması ikballi za- manlannda: Müşterisi o kadar çokmuş kı. bu kızışmış müşterinin ayağını biraz olsun kesebilmesi için vücudunun fiyatını Mestinaz bin kuruşa çıkarmış. Yenibahçeli Binlik Mestinaz ar- tık "altmışlık esld bir oturak"tır. Üstelik toplumun sözümona ah- lâklı çevrelerinde handiyse el üs- tünde tutulmaktadır. Doğrusu Mestinaz da "zamandan. ahlâk- •^ tan, sp>asettcn" yakınmaktan geri durmaz; dahası öfkelendikçe ağ- lar, taşar, sızıldanır... O arük içi- mizden biridir. Nitekim Avnussalâh da mal mülk edindikten, bol paralar 'ka- zandıktan' sonra toplumun saygın kişileri arasmda yer alacaktır. 'Te- selli Yurdu'ndaki son konferansm- da halkı aydınlatır. însanlann ağızlannın suyu aka aka dinledik- leri konferans, Avnussalâh'in ye- ni konumunu tammlamasıyla noktalanıyor. Vakit kaybetmeden dinleyelim: "tşte ben bu an'a kadar hakla hak obnayanın çarpışüğı bu yıkü- nmlann, boralann arasında do- laşOm, fınnlarda kızaran ekmek- ler gibi piştim. Güneşe, aj aza da- yanır, hakaretkUtifab bir tutar bir adam oldum. Fakat keyfıne engel tanımayan anarşik hayatın hay- dutiugu önünde ritredim. Gücüm yeteceğini anladıgım adamı küçük bir çıkanm uğruna tepeleyeceğim, gözüne kestirirse daha önce o be- ni bitirecek_ "Hayır. bu gücü gücüne \etene anarşisinin bugün hiç tarafİısı de- ğilim. Topladığun para ile >aşa- mak isteyen bir kapitafistim. Elim- dekileri Idmse ile payiaşmak iste- mem." Utanmaz Adam, Avnussalâh ar- tık toplumun yeni örnek insanıdır. Teselli Yurdundaki o akıllara dur- gunluk verici, tüyler ürpertici kon- feransı sona ererken roman da noktalanmaya koyulur. Yalmz Hüseyin Rahmi Bey son bir kez araya girecek, Teselli Yur- du'ndaki dinleyicileri şöyle bir ta- rayacak, bir 'genç'te karar kılacak- tır, elbette geleceğın kotancısı 'genç'te: "A\iıussalâh derin reveranslar- la sahneden çıkarken dinleyenler arasmda bulunan gendn biri faz- la kaçırmışolduğu birkaç kadehin atesryle şöyle haykırdı: "- Hey gidi utanmaz mübarek adam, felsefen beni uyandınü. Bü- tün çalıp çırptıklann da benden yana sana helâl obun." Galiba şimdi tıpatıp bu nokta- dayız. Dörtbir yanımızı sarmış, kuşatmış 'utanmaz mübarek adam'lara hayranlıkla bakakalı- yoruz, yetinemeyip, - Sana helâl obun - sana helâl olstınL" dıyo- ruz. Ayrıntılarla Armstrong Kültür Servisi - Tüm zamanlann en başanlı caz müzisyenlerinden biri olarak nıtelendirilen Louis Armstrong'un uyuşturucu, fahişe ve bağırsak ilaçlanna olan bağımlılıklannın aynntılı olarak anlatıldığı biyografisi gelecek hafta yayımlanacak. Laurence Bergreen'in hazırladığı 'An E\travagant Life' başlıklı kitap. Armstrong'un yaşamına dair bütün zaaflannı, kadınlara olan düşkünlüğünü, polıtık düşüncelerini, müziğine olan inancını ve daha birçok ayTintıyı içeriyor. ,'Vrmstrong'un yaşamı kitap olmak için idealdi. Bu yüzden de daha önce iki yazara ilham kaynağı oldu ünlü cazcı. Bergreen'in kitabı Satchmo'nun yaşamına dair her şeye ışık tutarak uyuşturucu bağımlıhğını tüm netliğiyle anlatıyor. Caz tarihine satchelmouth'ın (torba ağız) kısalnlmışı 'Satchmo' adıyla geçen Armstrong, gençliğinde New Orleans'da pezevenk olarak da çalıştı. Armstrong 'gage' takma adını verdiği otlara düşkünlüğü içki yasağının olduğu günlerde başlamıştı çünkü bunlar hem daha ucuz hem de daha güvenliydi. Armstrong uyuşturucu kullananlann beyinlerinin, kullanmayanlara oranla çok daha açık ve hızlı çalıştığına, bu kişilerin müzikte çok daha başanlı yapıtlar ortaya koyduklanna inanıyordu. Bergreen'in açıklamalanna göre Armstrong, konser ya da kaset çalışmalan yapmadan önce mutlaka 'ot'larla ilişki kuruyor, kendini bu durumda daha yaratıcı ve üretken buluyordu. Yazann kitabında değinmediği bir başka aynntı ıse Armstrong'un uyuşturucuyu daha sağlıklı olmak için kullandığı. Armstrong yaşamında büyük bir önemi olan fahişeleri hiçbir zaman aklından çıkaramadı. Bir kölenin kızı olan annesi Mayann, Armstrong'un babası tarafından terk edıldikten sonra kandınlıp oğlu Louis ile New Orleans'ın utanç verici genele\ lennde büyümek zonında kaldı. Armstrong tam dört kez evlendi fakat hiç bir evliliğinde eşlerine sadık kalmadı. O daima seksüel gücüyle övündü ve kız arkadaşlanna yüksek sesle porno dergıler okudu. Bergreen'e göre Louis'in felsefesi, sevgilisi Lucy'e ayakkabılannı çıkanp coşmayı teklif ettiği 'It's CoM Outside' adlı parçasında da kendisini belli ediyor. lstemihan Talay'dan öncelikle beklenen, 'Kahraman'm tahribatı'nı durdurmak ve onarmak Kültür BakaıılığfiHİa 'restorasyon' ükeleri OKTAY EKİNCt Türkıye'yı 'bir yıl 1 gibi kısa bir süre içinde onlarca yıl geri- ye götüren REFAHYOL hükü- meti, siyasal gerilım ve sosyal huzursuzluklann yanı sıra en geniş ve en 'kaha' tahribatını hiç kuşkusuz 'kültür ve uygar- lık değerlerimiz' üzerinde yap- tı RP'lı eskı Bakan İsmail Kah- raman'la birlikte bu 'partizan' yönetime büyük hizmetlerde bulunan Koruma Genel Müdü- rii Altan Akat'ın yaptıklan. uy- garlık tarihimıze 'karanhk bir dönem' olarak geçiyor. Bu ta- lihsiz dönemin yarattığı zarar- lardan ülkemizi bir an önce kur- tarmak görevi ise artık yeni Kültür Bakanı tstemihan Ta- üıy'a ve yardımcılarına düşü- yor... Bu yaşamsal 'restorasTOn'a Kültür Bakanlığı'nda nasıl ve nereden başlanacağı konusun- da ise yıne şu geçen 'bir ydlık kraat' yeterince açıklık getin- yor. Tek bir cümleyle söv lene- cek olursa. 'İsmail Kahraman dönemindeld tüm kadro ve ka- rar değişikliklerini yeniden ön- ceki durumuna getirerek işe başlamak', hem Türkiye'nin geleceğini de tehdit eden 'şeri- at ve yağma sürecini' durdura- cak hem de lstemihan Talay ve arkadaşlanna çağdaş ve de- mokratik bir Kültür Bakanlığı hizmetini yapma 'ortamını' sağlayacak. Bu konuda verile- cek en ufak bir 'ödün' ise RE- FAHYOL'un yarattığı karanhk çağın ileride yeniden 'filiz ver- mesine" kaynak oluşturacak... Dilerseniz şimdi, 1996 yılı başlanndan bu yana olanı bite- ni yeniden anımsayalım ve ön- celikle yapılması gerekenlere kısaca bir göz atalım. İlkeler ve kadrolar Daha REFAHYOL kurulma- dan önce, ANAYOL dönemın- de Koruma Genel Müdürü Al- tan Akat'ın başlattığı 'ilke ka- ran değişiklikleri' ülkenin kül- tür ve doğa değerlerini koruma- ya dönük tüm olumlu ve duyar- lı birikimi tersine çevirdi. Bir yıl süreyle Koruma Yüksek Kurulu'nda aralıksız sürdürü- len bu değişikliklere karşı açı- lan davalarda Danıştay durdur- ma ve iptal kararlan vermesine rağmen, yine Altan Akat'ın et- Jfsmail Kahraman dönemindeki tüm kadro ve karar değişikliklerini yeniden önceki durumuna getirerek işe başlamak, hem Türkiye'nin geleceğini de tehdit eden şeriat ve yağma sürecini durduracak hem de lstemihan Talay ve ekibine çağdaş ve demokratik bir Kültür Bakanlığı hizmetini yapma 'ortamını' sağlayacak... kısındeki Yüksek Kurul 'yeni- den aynı kararlan alarak' hem tarih ve doğa mirasını hem de hukuku birlikte çiğnedi. İsmail Kahraman'm da 'hi- mayesinde' yaşanan bu yıkıcı ve hukuk dışı sürecin acilen durdurulması, ülkenin değerle- rine saygılı ve gerçekten 'koru- madan yana' yeni bir Yüksek Kurul'un oluşturulması, ardın- dan da 1996-1997 döneminde alınan yağmadan yana tüm ilke kararlannın hemen iptal edile- rek. uygarlıklar ülkesi Türki- ye'ye yakışır bir 'koruma hu- kuku'nun yeniden oluşturul- ması, öncelikli görevlenn ba- şında geliyor. Fransa'da 1830'larda kurul- masına rağmen, ülkemize an- cak'Cumhuriyet döneminde' kazandınlan Koruma Kurulla- n, 1996 başlanndan bu yana yi- ne Cumhuriyet döneminin en büyük baskı, kıyım ve hatta 'hakaret' dolu davranışlanyla karşılaştı. tstanbuL Trabzon, Iz- mirgibi kentlerdeki tarih ve do- ğa düşmanı REFAHYOL proje- lerine engel olmak isteyen ku- rul üyeleri durmadan 'kapının önüne' konurken. Erzurum gi- bi kentlerdeki kurullar da 'sür- Bodrnm Katest'ndelrî şapefin üzerinde inşa edüen yeniminare, uv'garkk tarihinin değH. "Kahraman döneıniııin" bir simgesL. (Fotofraf: OKTAY EKtVCl) gün vııvası" olarak çalışrınldı. Şimdi yeni yönetimin, önce- likle 'devlet adına" bu onurlu kurul üyelerinden özür dıleme- si. kurullara atanan 'RP parti- zam' kişilerin bu görevlerden uzaklaştınlması ve İsmail Kah- raman'ın 'zulmüne'uğrayanla- n da yeniden göreve çağırarak saygınlıklannı koruması gere- kiyor. Benzer şekilde, yine son bir yıldır sadece 'laik, demok- ratveAtatürkçü'olduklan için bulunduklan görevlerden alına- rak uzmanlık ve birikimleriyle hiç ilgisı olmayan yerlere ata- nan yüzlerce 'kültür emekçi- si'nin de onurlannı iade etmek, 55. hükümetin tarihsel görev- leri arasmda yer alıyor... SİT kararlan Son yıllarda Koruma Kurulla- n'nca alınan SİT kararlannın bırçoğu. önce ANAYOL döne- minde. ardından da REFAH- YOL süresınce Yüksek Kurul ve genel müdürlük müdahalelen ile 'geçersiz ve işlevsiz' kılındı. Bakan! ığın açıkça 'vağnıaya hizmet etmesi' anlamına gelen bu sürecin de hem durması hem de artık 'SİT kararlanna mü- dahaleedilmeyen' uygar bir po- litikanın yeniden izlenmesi ge- rekiyor. Türkiye, tarihini ve do- ğası'nı yok eden değil. 'StFle- riyle onur duyan' bir ülke ol- mayı bekliyor... Bunun önemli bir adımı da, yine Kahraman' ın durdurduğu 'arkeolojik kazıla- n' yeniden ve hemen başlat- mak... Toplumla dayanışma Yıne ANAYOL döneminde Agâh Oktav Güner'le başlayan ve REFAHYOL'la birlikte İs- mail Kahraman'm da 'doruğa' çıkardığı duyarsız politikalar- da en gerilimli ortam, kültür ve sanata duyarlı demokratik ku- ruluşlarla yaşandı. Kültür Ba- kanlığı ile bukuruluşlar arasın- da daha önce oluşturulan 'daya- nışma w işbirliğf süreçleri bir anda kesilirken, Mimarlar Odası'na yapılan hukuk dışı davranışlarda olduğu gibi, top- lumun 'korumadan yana güçk- ri'ne karşı da adeta 'terör' esti- rildı. Sanatçı kuruluşlan ve çağdaş kültürü savunan diğer tüm dernek ve vakıflar da Kül- tür Bakanlığı'nın yandaşı de- ğıl, sanki 'düşmanı' gibi görül- düler. lstemihan Talay ve ekibinin, H.\BITAT-n'ye ev sahipliği yapmış bir ülkedeki bu büyük 'devlet ayıbını' da temizlemek üzere hemen kollannı sıvama- lan bekleniyor. Türkiye'nin kültürüne. sanatma ve tarihsel, doğal değerlerine sahip çıkan kuruluşlarla Kültür Bakanlı- ğı'nın yeniden ve yüksek bir coşkuyla 'kucaklaşması' gere- kiyor... Uygarlık dışı projeler tstanbul'da 'Taksim'e cami dikmek' ve 'Ayasofya'yı yeni- den cami yapmak' üzere yapı- lan hazırlıklar. 'kadrolaşmayta' da önemli birmesafe aldı. Bu i- ki siyasal projeye onay verecek olan 1 Numaralı Koruma Kuru- lu'nda 'çoğunltık' artık İsmail Kahraman'm 'güvendiği' kişi- lerden oluşuyor. Benzer şekilde Trabzon daki Koruma Kuru- lu'nda da üyelerdeğiştirilip ço- ğunluk sağlanarak, tarihi kale surlannı ayaklan altında eze- cek uçan-yol projesine onay alındı. Bu kentteki Ayasof- ya'nın da 'geleceğine' yine aynı 'Kahraman yanlısı' kurul karar verecek. Yeni yönetimin, işte bu gibi güncel projeleri dikkate alarak hızla davranması ve Koruma Kurullan beklenen kararlan (yani 'onaylan')almadan 'siya- si kadrolaşmayı dağnması' ge- rekiyor. Bu konu yavaştan alı- nırsa, yann tüm bu tür siyasal projeler 'yasal nıhsatalma' aşa- masına gelebilirler... Evet. Bütün bunlann yanı sı- ra Bodrumlular da haklı olarak yeni Kültür Bakanı'nın 'çok acele' Bodmm'a gelmesini ve Kale'deki tarihi şapel içinde ha- zır bekleyen 7. yüzyıl batığını 'görkcmB bir törenle' hizmete açmasını bekliyorlar. Doğu Ro- ma (Bizans) kilise gemisim'n şapelde 'repüka' edilmesi Fık- riSaglar'ın izniylebaşlamış, İs- mail Cem'in desteğiyle sürmüş ve Tımurçin Savaş da replika- nın ilk çivisıni çakmıştı. Agâh Oktay Güner bu uygar- lık hizmetinde yer almazken, ismail Kahraman da engel ol- maya ve 'yok etmeye' kalkıştı. Şimdi İstemihan Talay son 'al- tm çrviyi' çaktığında, Kültür Bakanlığı'ndaki 'pasfa bir dü- şünce' de umanz tarihe kanş- mış olacak... ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Emanet Dostlar... Yazın başlamasıyla birlikte, epey uzun bir za- mandır yapmak istediğim bir işe giriştim, kitaplı- ğımı düzeltmeye başladım. Çok ufak çapta ve birkaç kitabı bir yerden alıp bir başka yere koymanın sınırını aşmayan düzen- lemelerin dışında, Haziran 1993'ten bu yana kitap- lığıma "kapsamh" bir biçimde el atmamışım. Tarihi bunca kesin anımsamamın nedenine ge- lince, şu: 27 Haziran 1993 tarihinde düzenlediğim ve 30 Haziran günü Beyoğlu 22. Noterine kapalı olarak tevdi ettiğim bir elyazısı vasıyetname ile, ki- taplığımı olduğu gibi Eskişehir Anadolu Üniversi- tesi Kitaplığı'na vasiyetetmiştim. Bu vasiyetname- nin bir kopyasını da, o zamanki Rektör Prof. Dr. Yıl- maz Büyükerşen'e vermiştim. İşte o işlemler sırasında kitaplığımı da iyice bir elden geçirmiştim. Aradan geçen dört yıl içersin- de, evde odamın dört duvanndaki raflardan taşıp önce koridora, oradan da -kendilerince sinsice!- oturmaodasının üç duvanna "sıçrayan" kitaplan- mı bir daha düzeltmedim. Bugünlerde bu işe gi- riştiğimde ise, mutluluk kaynağı olduğunu söyle- yebileceğım bir şaşkınlıkla, kitaplığıma eskisınden çok farklı duygularla baktığımın ayırdına vardım. Bu, iki nedenden kaynaklanan birfarklılık. Birın- cisi, düzenlemem sırasında anladım ki o çok sev- diğim kuruma -elbet kişısel değeriendirmeme gö- re- gelecekte hiç de önemsiz sayılmayacak bir ki- taplık bırakıyorum. Edebiyattan felsefeye, esteti- ğe, ruhbilime, sanatın kuramına ve çeşitli dalları- na kadar uzanan bir yelpazede, üç dilde eserler- den oluşma bir kitaplık. Başka deyışle, bana ken- disine hizmet etmenin onurunu vermiş bir üniver- siteye, yüzümü kara çıkartmayacak bir küçük ar- mağan... Kitaplığıma şimdi daha farklı duygularla bakma- mın ikinci nedenine gelince, bu nedenin artık onun geleceğini güvence altına almış olmanın rahatlığın- dan kaynaklandığını söyleyebılirım. Yıllar önce an- latılan bir olay, beni çok sarsmıştı. Sanırım Mo- da'da, kitaplığına her şeyden çok değer veren bir bilge kişinin mirasçı bırakmadan ölümünün ardın- dan, gelen geçen kitaplıktan bir şeyler alıp götür- müş; yani koca kitaplık bir anlamda talan edilerek dağılıp gitmiş. O günden sonra içime gittikçe bü- yüyen bir tedirginlik yerleşmişti. Ondan sonra odamda çalışı r ken, dinlenme anlanmda gözlerimi kitaplarımda gezdirdiğımde, hep: "Benim yaşa- mım da elbet herkesinki gibi sınıriı, o gün gelip çat- tığında, sizler ne olacaksınız?" diye düşündüğü- mü anımsıyorum. Kitaplarımın geleceğini düşünmemek, gözüme sanki müthiş bir bencillik gıbı gözüküyordu. Kimı zamanlar, yaşamımdan herkes çekip gittiğinde, onlar hep benimle kalmışlardı. Ya da ben herkesi gönderdiğimde ve bütün seçilmiş yalnızlıklanmda, yalnızca onları alıkoymuştum. Genelde her şeyimi başkalanyla paylaşırken, onları paylaşmayı bir an bile aklımdan geçirmemiştim. Ya da, o kitapların içindekileh başkalanyla paylaşmayı hep sürdüre- bileyim diye onları yanımdap hiç ayırmamıştım, bi- lemiyorum. İşte bütün bunlardan ötürü, yukarda sözünü et- tiğim vasiyetnameyı imzaladığım gün, çok farklı bir huzuru da yaşamaya başladım. Kitaplarımı, yaşa- mım boyunca benim bir parçam olarak kalan o sevgili varlıkları gelecekte kimsesizlikten kurtar- mıştım. O gün geldiğinde, kitaplanm yepyeni bir ortama gidecek. Belki ilk başta bunu biraz yadırgayacak- lar. Oğlan, Fingirdek, Büyük Pofuduk ve Küçük Pofuduk'un -odamda bannan, gevezelikleri hiç bitmeyen dört muhabbet kuşunun- seslerini ara- yacaklar, çok büyük ve çok düzenli bir ünıversite kitaplığına taşınacaklan için, belki türlü kâğıtlarla disketlerin, binbır kalemle biblonun, müzik kase- dinin ve plakların, renk renk kutuların ve örtülerin karmaşasını bir süre olsun özleyecekler, gecenin geç saatlerine, kimi zaman da sabahın ilk ışıkları- na kadar yanan bir masa lambasını yeniden gör- mek isteyecekler. O yeni ve büyük kitaplıkta bir- birlerinden büyük bir olasıhkla aynlacaklar, her bi- ri kendi alanının raflanna yerteştirilecek. Bu yüz- den, bir süre birbirlerinden ayrı düşmenin acısını da yaşayacaklar. Ama sonra, yeni ve benden sonraki artık sürek- li yaşamlan başlayacak. Bıriyle yaşamışlığın mut- luluğu zamanların perdesının ardında eski bir dü- şe dönüşürken, bu kez birinden başka kuşaklara kalan bir miras olmanın tadına varmaya başlaya- caklar. Ve hazzın böylesınin, bir zamanlar onlan bir araya getirmiş olan kişi ve o kışinın onlarla paylaş- tığı mekânlar bütünüyle unutulup gittikten sonra da süreceğinin bilincine varacaklar. Bir kişiden yüzlerce, binlerce kişiye miras kalmışlığı, zaman- la gerçek variık nedenlerine dönüştürmeyi öğre- necekler. Evet sevgili kitaplanm, artık bende yalnızca ge- lecek kuşaklara ait bir emanet olarak duran dost- lanm, benim yeryüzü zamanım akşama meyletti- ği ölçüde, sizlerin bu kez sonsuz ve eskisinden çok daha üretken bir yaşamın kıyılanna doğru giderek artan bir hızla yelken açmanız, doğumla ölüm ara- smda sıkışıp kalmış bir zamandan öteye de köp- rüler uzatılabileceğinin en güçlü kanıtı değilmi? Yeni kadroyla Yeni Tiirkü • Kültür Servisi - Fuat Oburoğlu, Cengiz Onural ve Murat Buket'in aynlmasıyla dağılan Yeni Türkü grubu, Derya Köroğlu'nun önderliğmde bir araya gelen yeni elemanlarla yoluna devam etmeye hazırlanıyor. Daha önce konserlerde gruba eşlik eden Erkin Hadimoğlu (klavye. keman), Raci Pişmişoğlu (bass), Murat Özbey (vurmalılar) katılan Yahya Dai (nefeslıler), Erdinç Şenol (davul), Fatih Ahıskalı (ud), Furkan Bilgi'yle birlikte eleman sayısı yediye ulaşan Yeni Türkü'nün klasik soundunu (kemençe ve tambur) korurken yeni elemanlann cazcı yanlanndan da etkilenerek farklı tatlar deneyebileceğini belirten Derya Köroğlu, geçen hafta sonu iki konser verdikleri yeni oluşumla yıl sonuna doğru bir albüm çıkarabileceklerini bir basın toplantısıyla açıkladı. 25. ULUSLARARASI ISTANBUL MUZIK FESTIVALI BUGUN • Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon'da saat 19.00'da Berlinli Çağdaş Besteciler, Aya İrini Müzesi'nde saat 19.00'da BBC Senfoni Orkestrası ve Korosu yer alıyor. YARIN • Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon'da saat 21.30'da Ravi Shankar, Aya İrini Müzesi'nde saat 19.00'da Maxim Ven^rov (keman), Mikhail Mouratch (piyano) izlenebilir.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog