Bugünden 1930'a 5,409,364 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 1TEMMUZ1997SALI 12 KULTUR Sadık Yemni bir yıl içinde üçüncü kez Türkiye'deki okurlanyla buluşuyor Yeııi çağda büinısel metafîzîkGÜLERÇETİN Türkiye'de yaşayan okurlanna biraz geç ulaştı Sadık YemnL Ancak, belki de bu gecikmişliğin acısıyla, bir yıl içinde üç Türkçe roman sundu okurlanna. Sa- dık Yemni, Hollanda'da yaşayan bir Türk yazar. İzmir'de geçen çocukluk ve genç- lik döneminden sonra bir bagaj kitapla yollanmış Hollanda'ya. Bol bol okuduk- tan sonra da ilk romanı çıktı 1990'da. 1990-96 arasında önce Türkçe yazdığı sonra Hollandaca'ya çevrilen 6 kitabıy- la bu ülkedeki okurlanna ulaştı önce. Geçen yıldan bu yana da Metis Yayın- ları yazarın 'Muska', 'Amsterdam'ın Gülü' ve 'Öte Yer' adlı romanlannı çı- kardı Türkiye'de. Yazarlığa başlaması gibi tarzı da ol- dukçadeğişik Yemni'nin. Türkiye'de ya- yımlanan kitaplannı mistik gerilim. mi- zahi polisiye, ürkütücü bilimkurgu gibi tanımlarla niteleyebiliriz. Kendisinden önce Türkçe bir gerilim gelenegi olma- dığı için de tamamen özgün bır dil ve tarz yarattığını belirtiyor yazar. Kurgu ise bi- raz özyaşam öyküsüyle, biraz da hayal gücüyle biçimleniyor. Ancak hiç sonu gelmeyen, kolay anlaşılmayan, zaman ve mekân kavramlannı sorgulatan bu kurgulan oluşturmak hiç de kolay değil. Büyük panolar üzerinde matematiksel he- saplarla kurguladığı olaylar dizisinde i3adık Yemni'nin bir yıl içinde üç kitabı, 'Muska^ 'Amsterdam'ın Gülü' ve 'Ote Yer' adlı romanlan yayımlandı ülkemizde. Mistik gerilim, mizahi polisiye, ürkütücü bilimkurgu gibi nitelendiren yapıtlan için, yazar kendisinden önce Türkçe bir gerilim gelenegi olmadığı için tamamen özgün bir dil ve tarz yarattığını belirtiyor. Kurgu ise biraz özyaşamöyküsüyle, biraz da hayalgücüyle biçimleniyor. yazar bilekayboluyorkimi zaman. 'Mus- ka', Sadık Yemni'nin korku-gerilim tü- ründeki ilk romanı. 1967'de Izmir'in *94. Sokağı'nda altı gün içinde geçen olay- lan işliyormuş gibi görünsede 1922'den günümüze uzanan bir zaman dilimini kapsıyor. Bu karmaşık ancak ince işlen- miş uzun olaylar ve kahramanlar dızisi ise büyülü bir ayna ile bağlaniyor birbi- rine. Uç iyi kalpli. bilge cadı ile yoğun- laşmış kötülüğü temsil eden kara nesne- yle arasındaki mücadeleyi konu alan ki- tapta iyi cadılann en büyük silahlan du- alar, kahve fallan ve muskalar. Roma- nın asıl kahramanı ise hayalle gerçek arasındaki sının belirleyemeyen, üç iyi niyetli cadı tarafından yetiştirilen gizli güçlere sahip Sarp Sarmaz. Sadık Yemni 'Ote Yer' adlı romanın- da yine Sarp Sapmaz'ın Amerikalı bi- lim adamlan ve Izmirbölgesindeki koz- mik olaylarla ilişkisini konu alıyor. Sarp Sapmaz ve Yemni'nin yaşamlan da pek çok noktada örtüşüyor. Muska'nın iyi cadılanndan Cemile ile de Yemni'nin gerçek yaşamdaki 'tnedyum' anneanne- si tanıtılıyor okurlara. Yazar bu roman- lannda fizik ile metafizık arasında bir denge kuruyor. Gerilim ya da korku ro- manlannın mistisizmden, metafızikten aynlamayacağmı belirten yazar, bir yan- dan da batıl, banal metafızikten kaçını- yor ve yaşamdaki bütün olaylann bir gün bilimle açıklanacağına inanıyor. Bu nedenle metafiziğin antitezine de yer veriliyor kitapla. Hatta metafızikle ken- di kahramanlan mücadele ediyor: Ro- man'ın kahramanlanndan Halit Duman bir Fızikçi ve fızik- metafızik çatışma- larmın güçlübirtemsilcisi. Romanın iyi cadılanndan Seher de yaptığı işin büyü- cülük olduğunu kabul ermesine karşın "Sarp zamanuı çocuğu. o /amanına ben- zeyecek" diyerek gerçekle bağlantıyı ku- ruyor. 'Amsterdam'ın Gülü'nde ise Hol- landa'da yaşayan Türk dedektif Orhan Demir, ünlü bir Türk işadamının kayıp kızının peşine düşüyor. Yemni. bu roma- nıyla Hollandalılar tarafindan görmez- den gelinen. Batı yaşam tarzına daha yakın, çoğunlukla 'Türke hiç benzemi- yorsunuz' türünde yorumlarla karşıla- şan, buna karşın bir türlü Hollandalı da obnayan insanlan anlanyor. Yemni bu ke- simi 'görûnmezTürk'olarak adlandın- yor. Türklere yönelik önyargılan göz önüne seren bu kitap. bu ülkedeki Türk gençlerinin dili olmuş adeta. Bu neden- le Yemni Hollanda'da büyük ilgi görü- yor. Yazar Türk okurundan ilgi görme- yebaşlarken, AbfYdmazda 'Muska'yı sinemaya uyarlamayı düşünüyor. Sadık Yemni geç başladığı yazarhk serüveni- ni artık ömrünün sonuna kadar sürdür- mek istiyor. Yazar Türk okurlanyla bağ- lantısını Metis Yayınlan aracıhğıyla sür- dürecek. Önce 'Yaür' adlı romanla Sarp Sapmaz'ın İzmir maceralannı konu alan üçleme noktalanacak. Sarp bu romandan sonra iki romanla önce Avustralya'yı sonra da lstanbul'u ziyaret edecek. İstanbıd ve Berlin festivalde buhışuyor Japon dansçı Junko VVada gösteri sunacak. KültfirServisi-lstanbul Kül- tür ve Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 25.lluslararası İs- tanbul Müzik Festivali bu yıl, Berlin Senato Bılım, Araştırma ve Kültür Daıresi, Goethe Ens- titüsü ve Istanbul Kültür ve Sa- nat Vakfı tarafından gerçekleş- tirilen "Sınırsız: İstanbul- Ber- lin Kültür Buluşmalan" başlı- ğı altında toplanan bır kısım çağdaş müzik etkinliklerine ku- cak açıyor. Etkinlikler 1-7 tem- muz tarihlen arasında Atatürk Kültür Merkezi Aziz Nesin Sah- nesi ve Atatürk Kültür Merke- zi Oda Tiyatrosu'nda gerçek- leştirilecek. Mart veEkim 1997 tarihleri arasında lstanbul'da ger- çekleştırilen "Smırsız: İstanbul- Beriin Kültür Buluşmalan'' da bu kültürel ahşvenşı devam et- tirmeyi ve hızlandırmayı amaç ediniyor. Geçen aylarda İstanbul Kültür ve Sanat Vakn'nın düzen- lediği 16. Uluslararası İstanbul Film Festivali ve 9.Uluslarara- sı İstanbul Tiyatro Festivali et- kinliklerinden sonra 25. Ulusla- rarası istanbul Müzik Festivali de Avrupa'nın iki önemli ken- tinin kültürel etkinliklerini bu- luşturuyor. "•SBHTSE'' dizisi, Ber- lin duvannm yıkılmasından son- ra Berlin'in kapılannı yabancı ülkelerin kültürlerine açması an- lammı kapsıyor. "SMTSE İstanbul-Berlm Kfl- tür Buluşmalan" etkinlikleri kapsamında 1.2 ve 3 temmuz- Film ve tiyatro festivalinden sonra müzik festivalinde de 'Smırsız: tstanbul Berlin Kültür Buluşmalan' sürüyor. Panel, gösteri ve konserler 1 -7 temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek. da babel Mundry, Juiane Kle- in. PeterAblinger, DieterSchne- beL,Georg Katzer, Erhard Gro- osskopf.NVdtorZinımermannve HdmutOenring gibi çagdaş Al- man bestecilen önce bır tanıtım paneline katılacaklar. Daha son- ra bestecilenn yapıtlan Roiand Klutting yönetimındekı Kanv- merensembte Neue Musik Ber- lin(Berlin Yeni Müzik Oda Top- luluğu) tarafindan seslendirile- cek. 6 temmuzda vurma çalgı- larda David Moss, akushk piya- noda Gordon Monahan ve ken- di toplulugu The Orchestra of ExdtedStrings ile AmoH Dreyb- latt müzıkal gösterilerini suna- caklar. 7 temmuzda ise Hans Brter Kuhn'un müzıği eşliğin- KammerensemMe Neue Musik Berlin (Berlin Yeni Müzik Oda Toplulugu). de Japon dansçı Junko Wwla bir dans gösterisi sunacak. "St- nırsız: tstanbul-Berlin Kültür Buluşmalan'' etkinlikleri kapsa- mında 1, 2 ve 3 temmuz tarih- lerinde Atatürk Kültür Merke- zi Aziz Nesin Sahnesi'nde saat 19.00'da ilk olarak Berlinli çağ- daş bestecelerin tanıtımına yer verilecek ve bestecıler yapıtla- nndan örnekler sunacaklar. Et- kinliğin yönetimini Frank HD- bergüstlenirken Berlinli beste- cilerin eserlerini Roiand Klutting yönetimindeki BerimYeni Mü- akOda TopUuğu seslcndirecek. Etkinliğın ilk günü VValter Zim- mermann, PeterAblingerve Ge- org Katzer gibi besteciler tanı- tılacak. Etkinliğin ikinci günün- de bestecilenn tanıtıimasına ve yapıtlanmn seslendirilmesine devam edilecek. Juliane Kfein, ErhardGrosskopf. DieterSche- nebd, Sven Ake Johansson gibi bestecileT tanıtılırken yine bu bestecilerin yapıtlanndan ör- nekler seslendirilecek. Etkinlik- lerin üçüncü gününde Berlin Ye- ni MüzikOda Toplulugu tarafın- dan Berlinli Sven Ake Johans- son'un, Roiand Khıtüg'in yo- rumlayacagı DieterSchenebd'in ve Leroj Anderson'ın bazı ya- pıtlan seslendirilecek. 6 tem- muzda Atatürk Kültür Merkezi Aziz Nesin Sahnesi'nde saat 19.00'da David Moss'un, Gor- don Monahan' ın ve Arnold DreyNatt and The Orchestraof Sanatçılara büyük destek veren 91 yaşındaki Denis Tual hâlâ sanat için çalışıyor Sanatçı dostu anılarınıyayımlıyorKültür Servisi - Denis Tual, özyaşam öy- küsünde kullanmak için Rudolf Nureyev'in fotoğrafinı çekmek istediğinde Nureyev bu fotoğrafin yalnız Pans Opera Btnası 'nın ça- tısında çekilebileceğini söyler. Tual, zemin oldukça kaygan ve dik olduğu için çekinir- ken Nureyev bacağının sargılı olmasına kar- şın ısrar edince kendilerini çatıda bulurlar. Tual, Nureyev'in bu konudalci ısrannı gök- yüzünde olmaktan hoşlanmasına bağlıyor. Yükseklerdeki bu yolculukta Nureyev'e eş- lik etmenin ödülünü elbette güzel bır fotoğ- rafla alıyor Tual. Bugün pek çok kişiye Denis Tual ismi pek de tanıdık gelmeyebilir. Ancak doksan- lık zarif bayan yanm yüzyıl boyunca sanat dünyasında pek çok ünlünün koruyuculuğu- nu, danışmanlığını ve dert ortaklığını üstlen- di. Tual küçük bir kızken Claude Debussy için piyano çalar, neşeli aile toplantılannda Isadora Duncan'ı ızlerdi. Daha sonra And- re Gide ile kahvaltı etmeye, Marlene Diet- rich ile yemek yemeye, Christian Dior'la da tatile çıkmaya başladı. Aynca kendisi de sa- nata büyük katkılar sağladı. Şair Jacques Prevert ve besteci OhMer Messiaen'i keşfe- derek sanat çevresine kazandırdı, 1952'de Stravinski'nin 'Oedipus Rex' başhklı yapı- tınm yeniden gündeme gelmesini sağladı ve Rudolf Nureyev'i modern dansı da dene- mesi konusunda ikna etti. Yaşamı bdgesele dönüştûrüldü 'Sisler Rıhümı" ve 'tnsan Denen Hayvan' gibi klasikleşmiş Fransız fılmlerinin çekimin- de etkili olan Tual 1930'larda kendi film şirketini kurdu. Synops adlı bu şirketin, Fran- sa'nm en ünlü yayınevlerinden olan Galli- mard ile yakın bağlantısı vardı. Film şirke- ti yayınevinden çıkan romanlan sinemaya uyarlardı. Marcel Came'nın 'CennetinÇo- cuklan' adlı filmiyle parlayan Jean-Louis BarrauK da Denise Tual tarafından keşfedi- len sınema sanatçılan arasmdaydı. Bugün 91 yaşındaki Tual. sanata ilgisini hâlâ sürdürüyor. Kendi yaşamöyküsünü bel- gesel haline getiren bir Fransız televizyonu- na yardımcı olan sanatçı dostu. aynı zaman- da bir romanı sinemaya uyarlıyor ve anıla- rını yayımlamaya hazırlanıyor. Tual'in evi- nin duvarlan sanatçı resimleriyle dolu. Bun- lann arasında LaurenceOIKier'ın üzerinde "Sevgili Denis'e, tnceöğine minnettar bir dosttan saygı ve sevgilerle'' yazıh resmi, Nu- reyev'in Pans Opera Binası'ndaki resimle- ri de yer alıyor. Babası yayıncı, annesi viyolonsel sanat- çısı olan Tual, bu nedenle daha küçük yaş- tan müzik ve edebiyat dünyasının kaymak tabakasıyla ilişki içindeydi. Annesi her çar- şamba PaMoCasalsve Debussy'nin katıldı- ğı müzik geceleri düzenlerdi. Casals. Pans yolculuklan sırasında mutlaka evlerine uğ- rar çoğunlukla geceyı orada geçirirdi. Tual, Casals'ı şöyle tanımlıyor: "OMukçaetkile- yici ve her zaman çok neşeli bir insandL" Bu ziyaretler sırasında Casal'ın kucağına otu- rarak onun başında piyano çaldığını belir- terek "Başuun sıcakhğmı hâlâ hissedebiii- yorum" diyor. Ailenin Debussy ile ilişkileri ise daha sı- • Denis Tual küçük bir kızken Claude Debussy için piyano çalar, neşeli aile toplantılannda Isadora Duncan'ı izlerdi. Daha sonra Andre Gide ile kahvaltı etmeye, Marlene Dietrich ile yemek yemeye, Christian Dior'la da tatile çıkmaya başladı. nırlıydı. Edebiyata meraklı olan sanatçı, zi- yaretleri sırasında Tual'in babası ile uzun tar- tışmalara girerdi. Debussy, annesinin ısrar- lan üzerine Tual'in piyano eğitimi ile ilgi- lenmeye başlamıştı. Ancak bu çalışmalar hem Tual hem de Debussy için dayanılma- sı güç saatlerdi. Tual'in müzik konusunda ye- terince yetenekli olmadığını düşünen Debussy bir keresinde genç öğrencisine burnu olduk- ça güzel olduğu için sinema sanatçısı olabi- leceğini söylemişti. Genç sanatçılan keşfediyordu Tual, hiç sahneye çıkmamasına karşın sa- nat yaşamına ilk olarak sahne tasanmıyla baş- ladı. Uzun sürmeyen bu uğraşı Pabkt Picas- so, Coco Chanel ve Jean Cocteau gibi ünlü- lerle tanışmasına yardımcı oldu. Oldukça sinirli bır ınsan olarak tanınan Cocteau' nun kendisine karşı oldukça kibar davrandığına değinen Tual, onun sayesinde şiiri ve sanat- taki yeni akımlan tanıdığını söylüyor. Daha sonra film yapımcılığı işine girişen sanatçı ikinci eşi Pierre Bateheff sayesinde de Luis Bunuel ile tanıştı. Üçüncü eşi Ro- iand Tual, sürrelist akımin temsilcilerinden- di. Tual'in kedisi Civet camdan düştüğün- de komşusu yazar Colette kedinin onuruna bir parti vermişti. Savaş yıllannda müzik yönetmenliğine soyundu Tual. Işgal alöndaki Paris'te 20'den fazla kişinin bir araya gelmesi mümkün de- ğildi. Bunedenle sanatçılar, yazarlar birara- ya gelip yeni yapıtlannı, yeni kuramlan tar- tışamıyordu. Tual bu sorunla başa çıkabil- mek için seçkin bir grup aydın için klasik mü- zik konserleri düzenlemeye başladı. Savaş sonrasında elbette Paris'in kültür sanat ya- şamı büyük bir canlılık gösterdi. 1952'de Rus besteci NkolaiNabokov'Yirmind Yüz- yMSanatCrünleri'başlıklıbirfestivaldüzen- lemek için Tual'den yardım istedi. Bu festi- val için Stravinski'nin 'Oedipus-Res'başlık- lı oratoryosunuyeniden gündeme getınne gö- revini üstlenen Tual, Stravinski ile ilişkisi- ni şöyle anlanyor: "Tanışana kadar ondan çok korkuyordum. Kontrat konusunda çok fazla sorun çıkarttı. Neredeyse bir servet ödememiziistiyordu. Ancak tamşnğumz an- da çok etküendim kendisinden. Çok komik bir adamdLUzun biryemeşn somında sadece yaprtmı kimin çalacagnu sordu." Denis Tual, sanatçı dostlan Bunuel, And- re Masson ve Nureyev'in yaşamlannı konu alan belgeseller çekti. Nureyev'le Roiand Petit aracıhğıyla çalışan Tual onu Petit'in modern koreografısinde rol alma konusun- da ikna etti. Aşın kaprisli bir dansçı olarak tanınan Nureyev provalarda çok fazla sorun çıkarttığında onu yatıştırmak için Tual çağ- nlırdı. Tual pek çok ünlünün kendisinm büyüsüne kapılıp onunladost olmasını şöyle açıklıyor "Oniarı güldürmeyi başanyordum. Ancak insanlaıia taıuşmak için kendim hiçbir çaba harcamadım. Zaten çoğunlukla sanatçılan daha oolar ünlü olmadan tanırdım." Peki bunca yıl boyunca ünlülerle bir arada yaşayan Tual'in tanışmamış olmayı tercih ettiği birisi oldu mu hiç? "Hayır" diyor Tual, "tngil- tere Kraüçesi dışında hiç kimse olmaoV Exdted Strings'in (Heyecanlı Yaylı Çalgılar Orkestrası) eser- leri yer alıyor. 7 temmuzda ise etkinlikler kapsamında, Hans fleter Kuhn'un müziği eşliğin- de dansçı Junko VVada bir dans performansı sahneleyecek Çağdaş bestecilerden Peter Ablinger'ın yapıtlannda basit ile karmaşık bir arada bulunu- yor. Bu da kimı zaman karma- şık biçimde iç içe geçmiş olan ritimlerin doğal görünümlerin kopyası gibi algılanmasına ne- den oluyor. Bestelerinde kendi geliştirdiği 'Loops' yöntemini kullanan besteci ErhardGross- kopf, üst üste tabakalar oluştu- rarak sürekli yeni düzenlemeler yaratıyor. Bilgısayar yardımıy- la yaptığı 'Bve' elektronik do- ğaçlamalarla müzikte yeni yollar açan GeorgKateer. her türde yapıtlan olan bır sanat- çı. Çeşitli ses kaynaklannı belli bir iletişim içinde birbi- rine yaklaştırarak tınılar üre- ten Juliane Klein. gündelik yaşamın şiırinden etkileniyor. Gordon Monahan Çizgisel olmayan gelişme- lere dayalı tını süreçleri ile il- gilenen IsabeDe Mundry nın bestelennin motifleri, çizgile- rin parçalanmasıyla oluşan lifler ya da birbirinden uzak- laşıp tekrar yaklaşan yollara benziyor.Hehnut Oehrin ya- pıtlannda yumuşak enstrü- mantal tınılarla, elektronik olarak deforme edilen tını ka- lıntılan arasındaki karşıtlıklar yoluyla oda müziğini drama- tize ediyor. Dieter Schenebel 'Maulwerker Ensemble'nın kurucusu. VValter Zimmer- mann'in yapıtlannda ise Amerikan müziğinın. özel- likle Morton Feldınan müzi- ğinın etkisi görülüyor. 20. yüz- yılın üç büyük müzisyenini, Bach, Cora-aine ve Cage'i kendisine örnek alan David Moss, etkinlik kapsamında 'JohnCage'in MüzjöifleOnun İçinveOna Karşı' isimli par- çayı seslendırecek. John Ca- ge'e göre 'Piyanoda şimdiye kadar duymadığnnız sesleri çıkaran' sanatçı Gordon Mo- nahan. doğal unsurlan kulla- narak yeni tımlara ulaşmayı denemiştir. New York'ta ken- di grubu 'The Orchestra of Ejtcited Strings'i kuran Ar- nold Dreyblatt alışılmamış enstrümanlan, yeni çalma tek- nikleri ve seslendirme sistem- lerini kullanıyor. Berlinli tı- nı sanatçısı' HansPeterKuhn ve Japon dansçısı Junko VVa- da ise gösterilerinde gücünü mutlak kesinliğin şiirleştiril- mesinden ve geometriden alan bir içerik oluşturuyorlar. YAZI ODASI SELtM tLERİ Alh-Yedi Eylül Gramofon Hâlâ Çalıyor'üa romanlaştırmaya ça- lışarak yazdığım gibi, AJtı-Yedi Eylül olayı lstanbul'da onmaz yaralar açmıştır. Bu konuda anılarda, roman- larda daha çok sayfaya rastlanılması gerekirdi di- ye düşünüyorum. Levent Dönmez'in "Son Madamlar, Son Mü- sûler" adlı güzel yazısını Argos dergisinde yayım- lamıştık. Yedikule dolaylanndaki Altı-Yedi Eylül di- le gelir bu yazıda. Aynı semtte, yıllaryılı birlikte, kardeşçe yaşamış insanlann birdenbire, adeta bir gece içinde birbir- lerine düşman edilmek istenişlerinin ipuçlannı ya- kalamak olasjdır yazıdan. O son madamlar, son 'mû- sü'ler kadar, mahallenin Müslüman-Türk kalaba- lığı da olup bitenden korkar, acı duyar. Bir de Çelik Gülersoy'un özlü bir yazısı olma- lı. Beyoğlu'nda Gezerken'\ baştan sona taradım, bulamadım veya telâştan göremedim. Gerçi ya- nılıyor olabilirim: Belki de Gülersoy eşsiz söyleşi- lerinden birinde dile getirmıştir. Daha akşamüstü lstanbul'da bir şeyler olacağı belliydi o 6 Eylül. Dingin sonbahar, sanki birden- bire kaynamaya koyuluyordu. Sonra haberler çıkageldi. Köprü'den Beyoğ- lu'na mı, Beyoğlu'ndan Köprü'nün öteki yakasına mı kalabalıklar geçip gidiyor, geçip giderken her yeri yakıp yıkıyor, yıkıp yakıyormuş. Böylesi eylemlerin sebeplerini kavrayabilecek yaşta değildim. Cihangir'de çocukluğun erinciyle yaşıyordum. Evdekiler sağa sola telefon ediyorlar, bilgi devşirmeye uğraşıyorlardı. Üstelik, Kadı- köy'ünde oturan teyzem o gece Tünel'de bir eve yemeğe gidecek, dönüşte artık Kadıköy'üne geç- meyerek, bize, Cihangir'e gelecekti. Biryandan da teyzem merak ediliyordu. Sonra gün iyice battı. Radyo başındaydik. Ama radyodan haber sızmıyordu. Tıpkı Yedikule'de, Samatya'da olduğu ve Levent Dönmez'in yazısında belgelendiği gibi, Cihangir'de de yalnız azınlık yurttaşlanmız değil, biz hepimiz, bütün mahalle endişe içindeydik. Olaylann Kıbns yüzünden çıktığı söyleniyordu. Kıbnslı babam Kıbns-Türk Cemiyeti'nin ikinci baş- kanıydı. Evde, derneğin dergileri vardı. Bu dergi- lerin kapak illüstrasyonu kırmızı-beyaz, ay-yıldız- lı Türk bayrağı ortasında Kıbns'ın yeşil ada çizimiy- di. Galiba bir de alt yazı: 'Kıbns fürk'tür, Türk ka- lacaktır'... Şimdi babam. karşı evden komşumuz sağlık memuru irfan Bey bu kapak resimlerini kesiyor- lar, bütün apartmanlara illüstrasyonlar yapıştınlı- yor, Rum azınlık komşularımızın Kıbns sorunuyla ilintisizlikleri vurgulanmak isteniyordu. Bir ara: "Güruh buraya geliyor!" denildi. Hemen aşağımızdaki Ege Bahçesi'nden Kumrulu Yokuş Sokağı'na elleri sopalı, çivili değnekli, naralar atan kalabalık çıkmaya başladı. Ne söylüyoıiardı, ney- di haykırdıklan, anlaşılamıyordu. Yine karşımızda oturan yaşlı Müslüman-Türk hanımının iki katlı küçücük evinin kapısına o der- gi kapaklarından yapıştırılamamıştı. Başörtülü, yaşlı hanım bize gelmiş, ağlıyor, son kurtuluş ça- resi olarak o dergi kapağından istiyordu. Fakat dergilerin kapakları çoktan bitmişti. Babam: "Uzülmeyin, ben kapınızda dunıp sizin Türk olduğunuzu söyleyeceğim " dedikçe, komşu- muz teselli bulamıyor, hep ağlıyordu. Oyle bir an gelmişti ki, cam şangırtıları, bağırtılar, kalabalığın ayak sesi her şeyi aşmıştı. 'Güruh' sokağımızdan nihayet çıkıp gitti. Sıra- selviler'e çıkarken dört bir yanı yerle bir ettiklerini ancak ertesi günü görebilecektim. O gece, çok geç saat bize dönebilen teyzemse Beyoğlu diye bir cad- denin kalmadığını söylemişti. Yalnız Beyoğlu mu? Bütün İstanbul, dahası Ada- lar... Istanbul'un korkunç yıkımlarından birine ta- nıklık etmiştik. Altı-Yedi Eylül olayı, Türk siyasal hayatının yüz- karalanndan biri olarak tarihe geçti. Nice yıllar son- ra Kemal Tahir'den dinlemiştim: Suçun 'komünist' biiinenlere nasıl atıhverdiğini. Kemal Tahir herza- mankı babacanlığıyla anlatmıştı. (Dahası, işte tam o sıralar, Celâl Bayar ille kendisiyle görüşmek is- tiyordu. Yanlış hatırlamıyorsam, görüştüler de.) Eski soluk fotoğraflar gibi geliyor, aklıma sepya fotoğraflann izdüşümleriyle üşüşüyor Altı-Yedi Ey- lül. Ne var ki bu fotoğraflann sepyasında kan pıh- tısı renklerini hep silinmemiş görüyorum. Kentlere nelerin uygarlığı getirdiğini, nelerin uy- garlığı alıp götürdüğünü kavramak, zamanı ge- reksiniyor. Takvimde tz Bırakan: "Geçen hafta böyle olmamıştı. 'Son defa gele- ceğim'dern/ş ve hakikaten gelmişti. Ne olmuştu? Yanm saat karşı karşıya oturmuştuk. Ne kadar he- yecansız, soğuk ve sakin gibiydim. O benden da- ha nazik, daha heyecalı, daha bir tuhaftı. 'Bir da- ha gelmeyeceğim' dedi. Ama dün tekrar ısrar et- tim. 'Peki yann gelırim, bekle!' dedi. Gelmeyece- ğini pek iyi biliyorum. Fakat o gelecek diye bek- lemek... Yahut yalnızca beklemek..." Sait Faik, Bütün Eserleri 7- Bilgi Yayınevi, 1970. Fransa ve Avrupa Kafkas Merkezi • Kültür Servisi -"'Fransa ve Avrupa Kafkas Merkezi" adını taşıyan bir örgüt geçen günlerde Paris'te kuruldu. Şimdilik, Paris'in 20. kesimindeki Ramponeau Sokağı'nda yerleşmiş bulunan örgütün amacı. genellikle A\Tupa, özellikle de Fransa'da bulunan Kafkasya halklannın, tarih, kültür ve gelenekleri hakkındaki bilgilerin tanıtımını gerçekleştirmek. Öte yandan, "Fransa ve Avrupa Kafkas MerkezTnin diğer hedefleri arasında Avrupalı ve Kafkasyalı entelektüeller arasındaki mübadeleleri kolaylaştırmak da yer alıyor. (Centre Caucasien de France et d'Europe, 29, rue Ramponeau. 75020 Paris. TelefonıOl 43 49 24 45, FAX:01 43 49 24 45 ) PB^'den Sıvas toplu kıymtı msm • Kültür Servisi - PEN Yazarlar Derneği Başkanı Alpay Kabacah, Sıvas Toplu kıyımının yıldönümü nedeniyle düzenlenen topiantılara gönderdiği mesajlarda, Sıvas'ta yanan aydınlann demokrasi ve laiklik uğruna verilen savaşımlann simgesi olduklannı, onlan her zaman saygıyla anacaklannı belirtti. Kabacalf nın mesajını yayımlıyoruz: "21. jüzyıla yedi kala yakılan ve aralannda yazarlann da bulunduğu 37 aydının canını alan ortaçağ ateşinin adı, 'Sıvas Toplu kıyımı'dır. Sıvas'ta öldürüldüğü sanılan Pir Sultan, yüzyıllardan bu yana nasıl yaşıyorsa, Sıvas Toplu kıyımının kurbanlan da birer birer simgeye dönüşmüştür. Demokrasi ve laiklik uğruna her türlü bağnazlığa ve kaba güce karşı verilen savaşunlann simgesi onlar. Bu nedenle de 2 Temmuz, 'Laikliğe Saygı Günü' ılan edilmiştir. Bugün olduğu gibi yannın çağdaş-demokratik Türkıyesi'nde de ortaçağ ateşinin dehşetınde can veren bu sevgili ölüler saygıyla anılacaktır.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog