Bugünden 1930'a 5,431,332 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

13MART 1997 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 KITAP TIRTILI SELİM İLERt Çevirmeın: Behçet NecatigilCumhuriyet dönemi Türk şiirinin yıl- maz işçisi Bebçet Necatigil, çeviri çalış- malannı. Edebiyanmızda tsimJer Sözfö- ğü'nde bır cümle içinde anıp geçer "Ahnanca'dan çevirileri de olan Neca- tigil radyo oyunlan da yazdt»" O gûzelim radyo oyunlannın başına sı- kıştınlmış o eşsiz çeviriler, oysa, benim yazarhk hayatımın birbirinden önemli ders kitaplan gibidirler. Her birini yalnız defalarca okumadım. her birinin birçok satınnı çizdim. Tükçe sözdizimine bağ- lanıp kaldım. Çevirmen NecatigiJ'i anarken herhal- de Dr. Otto Spies imzalı Türk Halk Ki- taplan (Mukayeseü Masal Bilgisine Bir İlâve) kitabı> la başlamak gerekir. Bu eser Necatigil'in ilk çevirisi mi, bilmiyorum. Ama hayli eski bir çalışma. 1941 'de Emi- nönü Halkevı Neşriyatı'nca yayımlan- mış. Necatigil henûz Gönül soyadını kul- lanıyor. "Türkçe'ye çeviren: Behçet Gö- nül"yazılı... Elimdekinüshanınbirözel- liği Kemal Tahirtarafından okunup not- lanmış olması. Ünlü romancımız aşağı- daki alıntının yaru başına "Ne vahim! Çok düşündürücü!" diye el yazisıyla not düş- müş: -Halkkitaplannın dili, 'kaba dil', ya- ni görgüsüz, tahsibiz adamın. halkın aşa- ğı tabakasının düidir. BUindiği üzre, hiç- bir yerde halk diliyte edebiyat dili arasın- daki fark, klasik edebiyadan valnız mü- nevverlerin mah olan Türklerdeki kadar büyük değfldL" Kemal Tahir bir de "Bak sahife 5" di- yor. Beşinci sayfada şu satırlar tükenmez kalemle çizili:"Türk edebiyat], ashveori- jinal namına pek çok şe>' meydana getir- memiştir. Klasik Türk edebiyaa. tamamıy- laİranveAraptesirindekalmış;şekil?un- sur. dil bakımından en küçük noktasuıa kadar taklit ettiği tran ve Arap örnekle- rine kıymet vermeye pek fazla kapdmış- n." Elımdekı nüshanın doksan üçüncü say- fasına matbaa mürekkebiyle bir damga vurulmuş. yürek titretiyor: "Merhum Cemal Cültekin'in aziz ruhuna Fatiha"- Memet Fuat'ın anlattıklan Elbette otuz yıl geçti. Bizler, üç beş ar- kadaş Yeni Dergi'nin sadıkokurlanydık. Bu yüzden ikide birde De Yayınevi'ne Memet Fuat'ı görmeye giderdik. Her bi- rimiz ondan, Sevgili Memet Ağbi'den ne Jfc'ehçetNecatigil kültürler arasında koşuşturur, kültürden kültüre köprüler kurar, bu köprülerden geçip gitmemizi diler... Necatigil, yabancı dilden anadile aktanmlanndan Türkçe'nin yeni yeni söyleyiş edinmesini sessizce sağlar... Bu müthiş çevirilerinin bazılan ne yazık ki yeniden basılacaklan, okura kavuşacaklan zamanı bekliyor bugün. Anadilimizi gösterişçi 'yasa'larla koruyabileceğimizi sanıyoruz da Türkçe'yi böylesine zengin kılmış eserleri okumayı, okutmayı gereksinmiyoruz. çok şey öğrendik! Öğrendıklerimızden biri de, Necati- girinMaheLauridsBrigge'ninNotiançe- virisinin bir kuşakta yarattığı denn etkiy- di. Memet Fuat, bu çeviriden ezbere say- falar bilenleri anlatmıştı. Anlatnklanyla, birbakıma, bizi yönlen- diriyordu. Rilke'nin eserini Necatigil'in çevirisinden artık 'ezberlenecek' bir me- tin niteliğiyle okumaya çalışıyorduk. Şu satırlan bir arkadaşım ezberlemişti: "Ah, kitap okuyanlar arasında olmak ne güzekür. tnsanlar, niçin hep böyle de- giller? Birinin vanına gjdip hafifçe doku- nabürsin: hiçbirşeyduvmayacaknr.\%aya- ğa kalkarken yanındakine bir parça çar- par ve özür dilcrsin. sesin geldiği yana ba- kar, başını katdınr. ama görmez senive saç- lan uyuvan bir insanın saçlan gjbidk" Şu satırlar da benim ezbenmde: "Dışta birçok şey değiştL Ne gibi, bflmi- yorum.Ama içteveseninönünde,Ey Tan- n'm, senin önünde, içte, ey seyirci: acti- on'dan yoksun değil miyiz biz? Rolümü- zü bilmediğiınizi anbyoruz, bir ayna an- yonız.\iizünıüzdekibovalansiipsahteob- nı çıkarmak ve gerçek olmak istivoruz. Ama yinede bir maske parcaa yapışıp kal- nuşbiryerinıizde. unutmuşuz. KaşlanmK- da bir abartma izi durmakta; ağzımızm köşesinde bir krvrun olduğunu fark etmi- yoruz. Ve bu haJde,dolaşıyonız ortada; bir maskara ve bir yanm halinde: ne gerçek bir insan, ne de bir oyuncak olarak." (Sanınm oyuncak olmayı tercih eder- dim...) Fakat yalnız Malte Laurids Brigge'nin Notlan mı? Öylesine zengin bir çeviri de August Strindberg'den Açık Deniz Kıy> smda'dır. tlkbasımı Milli Eğitim Bakan- lıgı Yayınlan arasında gerçekleşmiş. îkin- ci basımı. yazık ki nice yıllar sonra \&r- lık Yayınlan'nca. Ikinci basım öncesinın tanığıyım. Ho- camız, büyük boy dosya kâ|ıt!annın tam ortalannı kitap sayfası boyutunda kes- miş, ilk basımın yapraklannı o boşlukla- ra yapıştırmıştı. Böylece çeviri üzerinde- ki yeni düzeltimlerini, sözcük değiştirim- lerini yapıyordu. Kurşunkalemle çizdiği bir sözcüğü, bir cümleyi oklarla sayfaya çıkanr, dosya kâğıdında yeniden işler, ama hemen karar vermez, sözcüğün, cüm- lenin adeta olgunlaşmasmı beklerdi. Işte o büyük çabarun tanığıyım! Kılavuz olan roman Açık Deniz 'Kıyısmda' adı ikinci ba- sımdadır ve bu 'Kıyısmda' deyişi Yaşar Nabi Nayır'ın önerisidir. Birinci başhk Açık Deniz 'Kenannda'dır. Hocamız uzun süre karar verememiş ve Yaşar Na- bi'nin önerisini galiba yadırgamıştı. tsveç yazan Strindberg bizde oyunla- nyla tanınan bir yazar. Ertuğrul Muhsin taraiîndan taratılmış; baa dramlan ilgi dev- şirmiş. Ama 'romancr Stnndberg'i yal- nızca hocamızın emeğiyle tanıyoruz. Bir başyapıt olan Açık Deniz Kıyısın- da'yı kimbilir-kimbilirkaç kezokudum. Şimdi şu satırlan yazarken yeniden, yine ve hemen okumak, okumaya başlamak ih- Aydın Ayan, Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi'ndeki sergisiyle 25. sanat yılını kutluyor Toplumun sanatçı cluyarhğtyla tutulmuş nabzi MÜMTAZSAĞLAM Son yıllarda yepyeni bir plastık sorunsahn peşinde, resim yûzeyin- deki tasanmın diyalektiğine iliş- kin arayışlanna tanık olduğumuz Aydın A>an, son yapıtlannın ağır- lıkta olduğu bir seçkiyi, 4-28 mart tarihleri arasında tstanbul Yapı Kre- di Kültür Merkezi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi'nde izleyicilere su- nuyor. Aslında, seksenli yıllarda genel tavnnı belirleyen Aydın Ayan res- mi, bir yandan toplumsal ve siya- sal ortamm eleştirisini hedefleyen bir içerik üzerinde yapılanırken öte yandan da figür resminin gûn- cd'den dinamiğıni alarak etik ve es- tetik niteliğini sorgulayan esaslı bir çıkışa sırtını dayar. Yoğun bir bildirisellik Özellikle, belleklerde yer tutan "Bir Memleketin Simgesei Portre- si" ya da "AzgeüşmtşlikSüred" gi- bi kompozisyonlannda baskm olan psiko- sosyal tanım, tarihsel orta- mın koşullannda suskunluğa iti- len toplumun sanatçı duyarlığıyla tutulmuş nabzınm da bir göstere- nidir aynı zamanda. Sözünü ettiğimiz dönem itibany- la, yogun bir bildirisellik bağla- mında kendi plastik konumunu be- lirleyen bir çalışma iradesi ege- mendir burada. Açık bir ifşadan çekinilmeden kurulan öykü, çeşit- li foım ve fıgürlere yüklenen işle- vin çözülmesiyle kişilik kazanır. Bu nedenle, öyküsel derinliği olan Elektrik işkencesi', yağh boya, 1978. 'Trio/Aynadaküer', yağh boya, 1992. _^eksenli yıllarda genel tavnnı belirleyen Aydın Ayan resmi, bir yandan toplumsal ve siyasal ortamın eleştirisini hedefleyen bir içerik üzerinde yapılanırken öte yandan da figür resminin 'güncel'den dinamiğıni alarak etik ve estetik niteliğini sorgulayan esaslı bir çıkışa sırtını dayar... Izleyenyıllarda, Aydın Ayan'ın görüntü sonınsahnın anlamına'yönelik sorgulamayı öne çıkaran bir sentez anlayışına doğru kaydığı eklektik kurgular dikkati çeker. bir ifade tarzını tercih eden Ayan, giderek tu\al yûzeyinde işlev yük- lenmiş nesne dağılımına dayalı simgesei kompozisyonlara yönel- miştir. Kısmen yerel kaynaklara ve kırsal kesim insanına yönelen ger- çekçi bakışı. etkili ve sarsıcı bir ifa- deyi oluşturur sonuçta. Salt öykü- sel açılımıyla değil, plastik kalite- siyle de öne çıkan bir çalışma tar- zının büyük (törensi) anlatı düze- yinde bır düşünceden gücünü aldı- ğını da görmekteyiz aynca. Izleyen yıllarda; Aydın Ayan'ın, görüntü sorunsalının anlamına yö- nelik sorgulamayı öne çıkaran bir sentez anlayışına doğru kaydığı ek- lektik kurgular dikkati çeker. Söz gelimi, "Ayna Resimler" dizisinde bizi karşılayan yanılsama efektle- riyle yansıyan görüntünün, tuval yûzeyinde sağlanan olanaklarla ye- niden yansı/tıl'ması esastır. Yani resme odak teşkil eden 'imge'nin yeni bir ortamda kendini türetme- si olgusu, oyunsu hazlann ötesin- de ve yinelemeye dayalı estetiğin birsorunuolarakalgılanmıştır. Te- melinde bir yanılsama olan ve tem- silin nesnesi durumundaki yansı- mış görüntü aracılığıyla resmin, kavram ve anlamboyutundaki ni- teliği irdelenmek istenmiştir. Bu resimleme yöntemiyle sanatçı; kur- gu mantığının süzgecinde bir ara- ya getirilmiş "bütüncülyapıt" dü- şüncesinin peşindedır artık. Gerçekten de sanatçı son çalış- malannm ana temasını oluşturan "Tarih veTarif Resimleri" dizisin- de, pentüre ilişkin geleneksel ve- rileıie klasikçi duyuşun izlerini öne çıkaran bir anlayışi özenle koru- maktadır. Nitekim sergideki en yeni ve çar- pıcı bölümü oluşturan bu dizide, merkezi panonun (ölüdoganın) içer- diği seçilmiş nesnelerin düz ve çağ- nşımlı anlamlanyla tesıs edilen, ancak bunu tuval resminin fiziki olanaklannı zorlayarak kotarma- ya çalışan bir irade yenilenmesi söz konusudur. Gelenekseüe yeni bir arada Aynca pano, resimsel ifadeyi söz diliyle tümleyen ya da gerçek- lik yanılsamasının bir yanıltma ol- duğunu sürekli anımsatan vurgu- larla pekiştirilmektedir. Gelenek- sel olanla 'yeni' nin bir aradalığı- na dayanan bu "karma bilinç" ey- lemi, açıkça çağdaş estetiğin çoğul- cu karakterinin betimlenmesine de dönüşmektedir. "Resmüı Tarihi ve Tarifî" dizi resimlerinde. söz gelimi evrensel bir tür olarak süregelen ölüdoğa- yi, çağdaş kültüre] dinamiklerle de ilişkilendiren Aydın Ayan; böyle- ce resmine yeni birtakım entelek- tüel kaygılan ekleyerek ilkini ön- celeyen bir yorum kalitesini de di- le getirmiş bulunmaktadır. Anthony Quinn9 heykeltıraş obııa yolundaKüitür Servisi - Antbony Quinn, aktör- lükten sanatçılığa atlamak üzere. Ünlü ak- tör şu günlerde mezar taşına yazılmasını istediği cümlelerin tasanmıyla ilgileni- yor. Hollyvvood'un ünlü yıldızı ilk sergi- sini 1981 'de Honolulu'da Center Art Gal- leries'te açtı. Bugünlerde hayli popüler olan Anthony Quinn'inheykelleri 100 bin pounddan satışa sunuluyor. Adı pek kimse tarafindan bilinmeyen Italyan heykeltıraş Pietro Paneöo. Ro- ma'nın varoşlannda garajdan bozma atöl- yesinde Kûbist tarzda heykeller yapıyor. Sanatçı, heykellerini görmeye gelenlere bunlann Quınn'in kafası olduğuna ikna et- meye çalışıyor. Aslında bu heykellerin önemli bir özelliği var. O da heykellerin bazı bölümlerinde kadın torsolannın bu- lıınması. Panello. bu kadınlan, Quinn'in hayalinde yer alan kadınlar olarak nitelen- diriyor. Panello, 16 yıldan beri toplam 500 adet Quinn heykeli yapmış. İlk eserlerine 1.200 pound fıyat biçen sanatçı, şu gün- lerde heykel başına 2 bin pound istiyor. Meksika doğumlu 82 yaşındaki Ant- hony Quinn. bugüne dek 250 filmde rol aldı. Oscarlı sanatçı kendisinin resmedil- diği bu resim ve heykellerden oldukça yüklü para kazanıyor. Fakat sanatçının bi- linmeyen bir yönü var ki hayranlannı şaş- kınlığa uğratıyor. Bu da Quinn'in heykel- braşlığa soyunması. Sanatçı henüz 11 ya- şındayken yaptığı heykellerden küçük de olsa ödül kazandı. Quinn'in belki de yaşamının en büyük amaçlanndan birisi, kendi eliyle yarattı- ğı yapıtlara güzellik vermek: "Renkkrin tüm göigelerinl, ışık-gölgenin tüm nüans- lannu firça vuruşlannın her darbesini ya- pıtlanmda vermek istiyorum. 1 ' Anthony Quinn"in yapıtlannın oluşma- sında çok önemli bir isim var Pietro Pa- nello. îki sanatçı büyük bir uyum içinde çalışsalar da bazı farklılıklan içlerinde ba- nndınyorlar. Panello, Quiruı ile olan iliş- kilerinin başlamasını şöyle anlatıyor "Qu- inn, he>'keUerinden bazjlannı çökiefilmçe- kerken yapmıştı. \apıtiarında malzeme olarak kemik \e çok az ahşap kullanmış- tı. tşte bu sırada Quinn'e bu >apüklannı banavermesini vebenim bunlan heykel ha- line getirebileceğimi söyledim. Bana ver- diklerini alarak işe koyuldum. Çalışmala- nm onu gerçekten çoksevindirdL Şimdiça- lışmalanmızı beraberce, üzerinde çizim yapmadan ve model kullanmadan yaprvx>- ruz." Anthony Quinn, yapıtlan üzerine yap- tığı konuşmada; Picasso, Matisse ve Henry Moore'dan etkilendiğini, aynca Panel- lo'nun eğilimlerinden de yararlandığmı ifade ediyor. Rodos Adası'ndaki stüdyo- sunda çalışan sanatçı, heykeli resme ter- cih ettiğini, çünkü kendi hayal gücünü bu yapttlara vererek kendini güçlü kıldığını ifade ediyor. tiyacını duyuyorum. Bu güzel roman, karmaşık ruhlar us- tası Necatigil'i haberverirbize: Açık De- niz Kıyısında'yla Thomas Mann'in Ve- nedik'te Ölüm'ü ya da Sadık Hidayet'in Kör Baykuş'u arasında gizli, gizemli ak- rabalıklaryakalamakolasıdır. Iştehepsi- nin çevirmeni: Behçet Necatigil. "Mayıs ayında bir akşam vakti" başla- yan Strindberg romanı olağanüstü tahlil ve tasvirleriyle göz kamaştınr. Necati- gil'in Türkçe'si görkemli dünyanın, gör- kemli iç acısının büsbütün anlam kazan- masını sağlamıştır. Gönülden diyorum ki, başka hiçbir çevirmen Açık Deniz Kı- yısında'yı böylesine Türkçe kılamazdı: "tşte deniz, dünyanın dört bir tarafinı görmüş olan balıkçıhk uzmanıiçin yeni bir tarafı olmasa bile, baş basa kahnabilen münzevideniz! Kuytu vegizB yerlerivle or- man gibi insanı ürkütmüyor: ruha açık. iri. ma>i, sadık bir göz gibi sükunct aşıb- vordu." Açık Deniz Kıyısında'nın koyaklann- dan artık uzaklaşıyoruz. Necatigil'den başka çevirilere... Bu kez Kmrt Hamsun'lar art arda çı- kageliyorlar. Belkı herkes Açük'ı anım- sayacak. Ama Necatigil, Knut Hamsun'a handiyse ömür adamıştır. Onun doğayla baş başa ve biraz ıssız dünyasında gezi- nip durmuş. Türkçe'sinde bizim de gezi- lere çıkmamızı istemiştir. Hocamızı onca çeviri emeğini gerçek- leştirmek için çalışmaya koyulurken gö- rür gibiyim: Beşiktaş'ta bir apartman ka- tında, arkadaki küçük odasına çekilmiş. Küçük yazı masası başında oturuyor ve binlerce kitabıyla haşır neşir, boyuna ya- zıyor, Türkçe'ye eserler-eserler kazandı- nyor. Şiirter arasında... Hangi sabırdır, Heine'nin Şarkılar Ki- tabı'nı baştan sona dilimize kazandır- mak?! "Bir şövalye vardı üzgün, sessiz. / Sol- gun yanaldan çukurda; / Kapılmış ka- ranlık huhalara / Dolaşırdı sendeler gibi orda burda. / Dalgın, bissiz, yavaş, sakar /Sallana yıkılayürür gördükçe onu, /G ü- lüşürdü çiçekler. kızlar. "Evde karanlık bir köşeye çekiUr,/ Ka- çardıçokvakit insanlardan.Ozlemli,uza- ür kolbtruu, / Fakat tek söz çıkmazdı ag- zmdan. / Yalnız gece >ansı oMu mu / Baş- brbirtuhafşarkı,se5-/Ka- pısı vuruhırdu. "Girer sevdigi usuka içe- ri, / Hışırtıu elbisesi dalga köpükterinden,/Terütaze bir gonca gül gibi, / Örtü- sû ehnas, puianta,/ Narin endamını saran saçlan al- tm, / latlı bir güçle selam- lar gözieri - / Düşerierdi birbirJerinin koUanna. "Kucaklar şövalyeolan- ca aşkrvia, / Şimdi ateşlen- mistir o duygusnz, / Petn- bedir solgun yüz. uyanmtş düşteki,/AcıhrgHgide dur- gun adam; / O\ıın oynar fakat ona kadın: / Elmas, be\az örtüsüyle örter/Ba- şını yavaşça adamın. "Girer biDur saraya, su aranda / Büyülenir ans»- zın şövalye, / Şaşınr, ka- mtşmış gözieri / Titreşen panltüaria./Kucaklar onu deniz perisi,/Gü \vv dirşö- vahe,perigefin./Çalar ne- dimeieri gitara. "Çalariar. söytetier çok hoş şarkılar/Vekalkariar dansa; /Gitmiş aklı başın- dan adamın. / Daha sıkı sanhr güzele -/ Derken sö- ner ansızın ışıklar; / Şim- di gene kasvetli şair odasm- da, / Evindedir tek başına, şövalye.'' Onca emeğin, onca di- dinmenin yorumunu.. o kadar alçakgönüllü, çele- bi yorumunu şair-çevir- men şöyle ifade eder: " Heine'nin en ünlü Iti- tabındaki bütün şÜrterin bu keztarafjnuzdan çevTİ- lişinde elbet o tatiu rutku- lu musiki korunamanuş- brya;lirikozanın ne oldu- ğu,türiü yönferivie roman- tik şiirin ne olduğu bu çe- viriMrden de anlaşıhr sa- nmz." Daha pek çok eser, ki- tap... Necatigil kültürler arasında koşuşturur, kül- türden kültüreköprüler ku- rar, bu köprülerden geçip gitmemizi diler... Necati- gil, yabancı dilden anadi- le aktanmlanndan Türk- çe'nin yeni yeni söyleyiş olanaklan edinmesini ses- sizce sağlar... Bu müthiş çevrilerin ba- zılan yazık ki yeniden ba- sılacaklan, okura kavuşa- caklan zamanı bekliyor bugün. Anadilimizi gös- terişçi 'yasa'larla koruya- bileceğünizi sanıyoruz da, Türkçe'yi böylesine zen- gin kılnuş eserleri okuma- yı, okutmayı gereksinmi- yoruz. Yine Heine'den: "Denirin incileri, / Gö- ğün yıldızian var; Fakat kalbimin / Kalbiminse aş- tavar." ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Kırk Yılın Ardından: Bertolt Brecht Bertolt Brecht (1898-1956) öleli kırk yıl olmuş... Bu hesaba göre, dünyadaki konukluğu yalnızca elli sekiz yıl sürebildi... Günümüzün yaşam ortala- masına, hele tarihin akışına göre pek kısa olan bu zaman parçasına Brecht, onca tiyatro oyununun, şiirin ve düzyazının yanı sıra, çok önemli bir edimi, adam gibi yaşama edimini de sığdırmayı başardı. O, henüz monarşilerin yönetimindeki bir dünya- ya doğmuştu. Öldüğünde ise gözlerini, iki dünya sâvaşını yaşamış, toplumsal düzenleri neredeyse bütünüyle değişmiş bir dünyaya kapadı. Altmış yı- lı bile bulmayan bir zaman dilimi içerisinde gerçek- leşen bunca değişimi kavrayabilmek, kolay iş de- ğildi. Hele o değişimleri doğru yorumlayıp insa- noğluna yeni bir yörünge çizebilmek, neredeyse ola- naksızdı. Daha en baştan değişimi yaşamın temel yasası diye benimseyen, düşüncelerine ve eylemlerine hep "değişen dünya - değişmekte olan dünya - de- ğişmekzonında olan dünya" ilkesini odak nokta- sı alan Brecht, bunu başardı. Emeğe inandığı için başardı; çünkü ona göre emek, insanoğlunun tek soyluluk kaynağıydı. Yalnızca bakmaya değil, fakat görmeye inandı- ğı için başardı; çünkü ona göre bir kez görülmüş olan, bir öahagörülmemiş kılınamazdı ve insan, in- sanlığını yadsımadığı sürece görme içgüdüsünü engelleyemezdi. Bilgiye ve insanın bilmekzorunda olduğuna inan- dığı için başardı; çünkü ona göre bilmek, yaşama- nın öteki adıydı ve insanoğlu için bilmek, adam gi- bi yaşamak istiyorsa eğer, soluk alıp vermek kadar temel bir gereksinimdi. Ve insana inandığı için başardı; çünkü ona göre insan, sınırlı bir fiziksel yaşam süresi içerisinde va- roluşuna sonsuzluğun boyutlannı kazandırabile- cek tek canlıydı. Tıyatroyu, "Drama, hiç kuşkusuz halklann ergen- lik belirtisidir" diyecek kadar önemseyen Brecht, geliştirdiği tiyatro kuramıyla sahnedekilerin "biz- lerdenliğini" vurgulamayı ve kanrtlamayı amaçla- dı. Kendisini izlemesavındaki kimilerinin bu kuram bağlamında "kraldan daha kralcı" bağnazlıklannın aksine, tiyatroyu hiçbir zaman ilkel bir propagan- da aracına indirgemedi. 1921 Eylülü'nde güncesi- ne yazdığı şu satırlar, Brecht'in tiyatro yazan için na- sıl bir ahlakı öngördüğünü çok iyi yansıtır. "Kanım- ca bir drama yazan için en büyük ahlaksizhk, insan soyunun bir zaafından, başka deyişle bir sürünün eğitimi için gerekli nıteliklerden yoksunluğuna kar- şın, birsürü içgüdüsüyle dünyaya gelmiş olmasın- dan kaynaklanan zaytflıktan utanmaması olabilir. Bur- juva kurumlannm, ahlakının, Hıristiyan söylencesi- nin neredeyse tamamı,insanoğlunun yalnızlığı kar- şısında duyduğu korkuyu temel alır ve insanın dik- katini gezegenindeki o umarsız terk edilmişliğinden, minicik öneminden ve köksüzlüğünden başka ye- re çekmeye çalışır. Bu anlayışagöre, aile çevresin- de geçen hemen bütün trajediler ve bu trajediler- ate ipenen suçlar onaylanmalıdjr (dramatik açıdan değertendırilmelidir); çünkü bu trajediler aileyi bir koşula dönüştürürier ve yalnızca aile uğruna özve- rilerie ilgileniher. Ama bir oyun yazan çıkıp dikkat- leri bu koşula yöneltmeyegörsün, vay onun hali- ne..." Brecht, yüzyıhmızda sanatçının çağının tanıklığı- nı yapma görevini en kararlı biçimde savunan dü- şünce adamlanndan biri oldu. Ama her sanat ese- rini bir eylem sayarken, politik mesajlaria yüklü her eylemi sırf daha bir güç kazansın diye sanat eseri sayma anlayışına da şiddetle karşı çıktı. "Tiyatro ara- cılığıyla politika yapılabilir, ama politika aracılığıy- la tiyatro yapılamaz" ilkesi, onun sanata gösterdi- ği özenin kanıtıdır. Brecht'in temposu yaşamı boyunca düşmeyen çalışkanlığı, gerçekten şaşırtıcıdır. Bir dostuna yaz- dığı mektupta yeni taşındığı birevi anlatırken, "Ney- se, bu evdeki çalışma odam da dört çalışma ma- sası alacak büyüklükte..." der; onun için bir çalış- manın verdiği yorgunluğu gidermenin en iyi yolu, bir başka çalışmaya başlamak veya başlanmışı sürdürmektir. Gelgelelim bu tempoya bakarak Brecht'in yaşamı boyunca yalnızca çalışmış oldu- ğunu düşümek, çok yanlış olur; onunkisi aşklany- la, başta tütün olmak üzere türlü alışkanlıklanyla ve eğlenceleriyle, tam anlamıyla dolu dolu yaşanmış bir hayattır. Brecht'in eserleri, son Frankfurt-Beriin baskısın- da ancak otuz cilde sığdınlabildi. Kansı ünlü oyun- cu Helene VVeigel, son saatlerinde Brecht'in yü- zünde çok huzurtu bir ifadenin olduğunu söyler; on- ca dolu bir yaşamın ardından yaklaşmakta olan gecenin nasıl olduğu sorulsaydı, Galilei gibi belki o da şu yanıtı verecekti: "Aydınlık!" 'Carmen' Afife Jale Sahnesi için perde açıyor • Kültür Servisi - Cârmen operası, 18 mart tarihınde AKM'de, Afife Jale Sahnesi için perde açacak. TOBAV, sanatseverleri ve sanatçılan Beşiktaş Kültür Merkezi bünyesinde yapılmakta olan Afife Jale Sahnesi'nin tamamlanması için bır araya gelmeye çağnyor. Sanatın ve sanatçının her zaman olduğundan daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğu günlerde TOBAV. 'Sanat için el ele' ve 'Daha aydınlık bir Türkiye için sanat' diyerek tüm sanatseverleri 18 mart günü Carmen operasına davet ediyor. Rezervasyon için tel: 260 73 74. Işıklar Sönmesin' Avrupa Parlamentosu'nda • Kultür Servisi - Kürt sorunu üzerine ilk defa çekilen film 'Işıklar Sönmesin' dış basında yer alınca Avrupa Parlamentosu üyeleri fılmi izlemek istediler. Bu talep üzerine harekete geçen Strasbourg Odysee Sineması yetkılileri, dün akşam Avrupa Parlamentosu üyeleri için özel bır gösterim organize ettiler. Filmin yönetmeni Reis Çelik'in de davet edildiği gösterim salonunda, yönetmenle parlamenterler arasında bir söyleşi gerçekleştirildi. ÖPtep, Re-formation ile Amerika'da • Kültür Servisi - Hasan Cihat Örter'in eskı Türk klasik müziği parçalannın New Age yorumunun yer aldığı Re- fonnation albümü Amerika'da da ilgiyle karşılandı. Örter'in bu albümünde yer alan parçalan Santa Monica'dan bütün Güney Kaliforniya'ya yayın yapan KCRW'de, Cafe La programında yayımlanıyor. Sony Music'in uluslararası müzik dünyasına sunduğu Re- formation albümünden önce de özellikle progresif caz ve Anadolu folklorik müziği ile ilgilı çalışmalar yapan Örter, bu çalışmalannı değışik zamanlarda sunduğu konserlerle de müzikseverlerle paylaşıyor. Hasan Cihat Örter ve grubu Kabare Cine bu konserlerden birini de bugün Amavutköy KabaCine'de gerçekleştirecek.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog