Bugünden 1930'a 5,439,641 adet makale



Katalog


«
»

13 KASIM 1997 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA KULTUR 13 UYCARLIKLARIN İZİNDE OKTAY EKİNCİ Izmir'deki I. Ulusal Kültür Kongresi'nde 'globalleşme ve koruma' da tartışıldı Yağma kültürü 'demokrasiye' sığımyortzmir Kültûr, Sanatve Eğitim Vakfi'nın <fKSEV)3-5 Kasım 1997 günlerinde dü- zenlediği 1. Liusal Küitür Kongresi'nin ana teması "Demokrasi Kültürü ve Glo- balleşme'' olarak belırlenmiştı. Hazırlıklanna yaklaşık bır yıl önceden başlanan kongrede, 40'a yakın konuşma- cı 3 gün ıçındekı 10 oturumda değişik ko- nulardakı bildirilerini sundu. İKSEV Yö- netim Kurulu Başkanı Fifiz Eczaabaşı Sar- per, Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Hıfeı Topuz, tKSEV Idari lşler Müdürü Tacettin Urkmen ve İKSEV Genel Sekre- ten Canan Zehir'den oluşan yönetim kad- rosu, tzmir'de özenli ve başânlı bir orga- nizasyona imzalannı attılar... Bu önemli ve geniş katılımlı kültür bu- luşmasının "verimli bir foruma" dönüş- mesındekı temel etmenlerin başında, hiç kuşkusuz Hrfn Topuz'un "kuramsal taa- zniüdan" geliyordu. Ömeğin "Gtobafleş- me Nedir?" başhklı özlü sunuşunda, bu Yeni Dünya Düzeni'nin kültür alanındaki ideolojik etkilerini şöyle özetliyordu: "GtobaUeşme kültür alanında tek tür dü- şünce kavramını yaratb. Tek tür düşünce, dünyada ekononiik güçlerin tümünün ve özelökle ulusiararası kapitalin çıkariarmı savunan düşünceye deniyor." Bu çarpıcı saptamasına dayanak olarak değişik ülkelerde yaygınlaşan benzer söy- lemlere de dikkat çeken Topuz, Fransız dûşünür Alain Minc'in şu sözlerinın de özelliklealtını çıziyordu: "Demokrasitop- lumun doğasında yoktur. ama pazar var- dır. Yani, ekonomi her şeyin üstündedu~_" Acaba gerçekten bu böv le midir? De- mokrasi bir "zoriama" ya da bir "kandır- maca" mıdır? Toplumun ortak beklentisi "bireysel çıkartann savunulmasına" mı dayanır? Kamu yarannı gözetmek boşu- na bir çaba mıdır?.. Globalleşmenin yeniden güncelleştir- diği işte bu "sarscT sorulann kültür bağ- lamındakı yanıtlannı tartışırken belki de en somut ve çarpıcı değerlendirmeleri yapma olanağını "korumacüık" alanı ve- riyor Çünkü Türkiye gibı özellıkle "toprak yağması ve emlak ranünın" toplumdaki hemen her kesim içın önde gelen bir "ka- pital kaynağmT oluşturduğu bir ülkede, "ulusun ve insanlığın ortak çtkarian" adı- na bu kaynağı "kurutmaya' 1 kalkışmak, aynı anda geniş bir "çıkarcephesine" kar- şı da gıderek zorlaşan kararlı ve inatçı bir mücadeleye baştan hazır olmak anlamına geliyor. Korunmuş bir doğal çevrenin ve çağdaş yaşamla bütünleşen bir tarihsel dokunun, aynı anda toplumdaki "bireyti eğflimleri" de gerilettigi, hatta bunun yerine "birük- Kültür Kongresi'nde Prof. Dr. CemaJ Arkon'un sözünü ettiği "Ulkede geçerii olan ekonomik sistem'", kültür mirasmı korumak yerine apartmana dönüştürmeyi dayatıyor. Bu sisteme "uyumlu" bir koruma anlayışı da ortaya işte bu görüntökri çıkarüvor. (Fotoğfaf: L'MÎT OTA Bilerek ya da bilmeyerek globalleşme rüzgârlanna kapılanlar, bireyin toplumla banşık uygarlık haklan yerine toplumdaki yağmaya dönük bireyci beklentilere değer vermeyi yeğleyen, içeriksiz bir demokrasi anlayışının da tutsağı oluyorlar. Bu anlayış ise "korumada adil davranma" adına rant hedeflerinin yarattığı tarihsel ve doğal çevre tahribatına "ödün" veren duyarsız bir kültür politikasına dönüşüyor... te ve künlikli yaşama" kültürünü olgunlaş- tırdığı; ve yine bu "ortak gelecck bflinci" içinde demokrasi etiğinin ve anlayışının da yağmacı beklentilerin yozlaştıncı etkısin- den kurtulacağı.. yönündeki kuram ve ça- balann "ideotojiksavaşuıunı" daha da yük- seltmek gerekıyor... Görüşler ve tutumlar Nitekım bu gereklilik, I. Ulusal Kültür Kongresi'nin ikinci günü sabahındaki "2000 Yıhna Girerken Kültür Varbklan- mn KorunmasT başhklı oturumunda da tüm açıklığıyla kendisini gösterdi. Örneğin Prof. Dr. Emre Kongar, koru- ma sonmun temelinde "globalleşme süre- dnde daha da özgürieşen yagma ortamı- nın" yattığını vurgularken. tarihı ve doğa- yı korumak yerine bu ortamın "bireysel rant kazanımlannı korumaya" söz vere- rek halktan oy toplayan "politikacının" toplumu koruma karşıtı yapan en büyük suçlu olduğunu belirtiyordu. Böylesi bir "ahlaki çöküntü" sürecinin ulusal ölçekte yaygın bir duyarsızlığa doğ- ru tırmanması karşısında da çıkış yolunun ancak "evrensel değerleri" gözetmekle mümJcün olabileceğini belirten Prof. Kon- gar, ömeğin kültür mirasının korunması aynı zamanda "evrensel bir mimarhk eti- ğT olduğundan, bu meslek etiğini gözet- mekle yükümlü Mimarlar Odası'nın ko- rumacılık alanında "deneaeyici" bir mis- yon üstlenmesinin gıderek önem kazandi- ğmı da söylüyordu... Prof. Dr. Emre Kongar'a göre: "halka imar ranu dağıtarak koltuğunda oturan beiedrye başkanlan, sadece kentsd ve top- lumsal değerlerin değil, demokrasüıin de düşmanlan" olarak görülmeliydı. Bu ne- denle kentlerimizi bu tür yerel yönetim anlayışlanna karşı korumak da sadece bir çevTe savaşımı değil, aynı zamanda "de- mokrasi göreviydL." Prof. Kongar'ın "gtoballeşmevisorgula- mak" ve "sonuçlanna karşı önlem abnak" anlayışına dayalı bu görüşlerine karşılık, aynı oturumda söz alan Prof. Dr. Cemal Arkon'un sunduğu bildiri ise "ekonomik ve siyasal sistemi göz önünde bulunduran bir korumacüık" söylemi üzerinde yoğun- laşıyordu. Koruma kültürünün de "ülkede geçerli otan ekonomik sistem vesiyasal sistem ter- cihlerinden, hukuksaldüzenlemelerden ve diğer kültür alanlanndaki mevcutdurum- lardan bağımsız olarak" ele ahnamayaca- ğı görüşünü savunan Prof. Dr. Arkon, ay- nı zamanda tzmir'deki "Koruma Kurulu üyengi'' sırasında edindiği deneyımleri ışı- ğînda; "tophımun çıkannı korumak adı- na, topluma rağmen alman koruma ka- rartannın" katılımcı bir anlayıştan da uzak olarak savunulmasını "demokrasi adına" sorguluyordu. Aynı anlayışa koşut olarak korumanm mülk sahiplerine bir "maüyet" yüklediği- ni ve bu nedenle koruma kararlannda "adfl" olunması gerektiğini de belirten Prof. Dr. Arkon, söz konusu adaletin "ta- rihse)vedoğal mirastan vazgeçerek mi sağ- lanacağı" sonısunu bildırisinde yanıtsız bırakırken. örrjeğin u Mimarlar Odası'nın koruma çabalan" konusunda da Prof. Dr. Emre Kongar'dan farklı olarak özetle şu değerlendirmeyı yapıyordu: "Meslekoda- lan, savundukiannı iddia ettikleri toplum kesûnlerinin çıkatiannı, entdektüdler ve profesyonelkr olarak temsü etmivorlar-.'' Nitekim yine Prof. Arkon'un bildırisin- de özel bir yer verdiği "eko-faşsner" ve "koruma terörisneri" gibi kavramlar da belli ki "mülk sahiplerinin imar hakiannı çiğneme pahasına doğal SİTIeri saMinan" çevreciler için kullanılıyordu. Ya da: "mi- mariann iş yapma olanaklaruu kısıtiarca- sına korumacılığı savunan" Mimarlar Odası gibi meslek etiğine düşkün demok- ratık kuruluşlar içın... Aydınlann mJsypnu I. Ulusal Kültür Kongresi'ndeki işte bu gibı değerlendırmeler, insanlann kimi "ki- şisel beklentileri'' ile tüm insanlığa ait "uy- garhk değerleri" arasmdaki çatışmalarda "aydınlann yerini ve tarihsel nusyonunu" bir kez daha gündeme getiriyor. Demok- rasiyi, bireyin "tophımla banşık hakian- nı" savunmak için değil, toplumdaki "bi- reyci eğilimleri" düzene egemen kılmak üzere "popülizmle kavnaşararak" kulla- nan tutucu polıtikalann ise özellikle glo- balleşme sürecinde artık "akademik bir görüntü ve söylem içinde'' savunuldugu da Kongre'de açığa çıkan yeni tehlikeler ara- sında... Zaten belki de bu nedenle Hıfzı Topuz, kendi sunuş bildirisini de şöyle noktahyordu: "Kendi kültürümiizü. Anadohı'nun tüm kültürel >e doğal varfaklarmı, çevremi- a, getenckkrimizu dilimio. inançlanmızı, gelişme sancılan çeken demokrasimizi, kültürel haklanmızL iletişim olanaklan- mızı, anemamızı. tiyatromuzu, yerli ser- mayemiâ küçük işyerlerun, esnafimızı, sa- natçüanmm. bağnnsujığnnızı ve halkunı- zu onurunu globalleşmenin yoğunlaşan baskılanna karşı koruyabflmek içinözgün yollar aramalıyız.'' İSTANBUL TİCARET ODAŞI DIŞ TİCARET ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI TİCARET UZMANLIĞIUYGULAMALARI (AKŞAM) PROGRAMI tstanbul Ticaret Odası Dış Ticaret Enstitüsü; Dış Tıcaret tşletmelen'nde çalışan or- ta kademe yöneticilerin dış pazarlara entegrasyonunu ve onlann güncel uygulamalar konusunda bılgiler almalannı ve de kişının pazarlama. dış ticaret uygulama bilgılerini yönetim bilgileriyle desteklemek amacıyla "Uluslararası Ticaret Uzmanhğı Uygula- maları Programı "nı başlatmaktadır. Katılımcılann, dış ticaretın global ortamında pa- zarlama, dış ticaret mevzuatı ve pazar özellıklen konulannda uzmanlaşmalannı sağla- yacak, bılgi ve becerilen elde etmelerine olanak verecek olan program; 400 saat süreli eğitimi ve 100 saatlik uygulama çalışmasını içermektedir. Program; konusunda uzman yerli ve yabancı uygulamacı eğitimciler tarafından uy- gulama ortamında gerçekleştirilmektedir. Program eğitimi, enstitünün çağdaş eğitim araç ve malzemeleri ile donatılmış "eğitim merkezinde " yürütülmektedir. Katıhmcılar zengın kütüphane, bılgisayar ve lnternet ortamından faydalanmaktadır. Adaylann programa katılabilmek için yükseköğretim mezunu olmalan. yapılacak tngilizce yeterlik sınavında ve sözlü görüşmede başanlı ve de Dış Ticaret Işletmele- ri'nde ıki yıllık ış tecrübesine sahip olmalan gereklidir. Ingilizce düzeyi yeterlı olma- yanlar; 270 saat süreli "Uluslararası Ticaret Uzmanhğı tngilizce HazırlıkProgramı "na katılabilirler. Tıcari tngilizce ağırlıklı program, çalışanlann tngilizce konusunda bilgi- lerinı ve Ingilizceyi ticari usul ve yazışmada kullanma becerilerini artormayı hedefle- mektedır. Dış Ticaret Enstitüsü eğitim programlan, Enstitü'nün kurumsal üyesi olduğu "Ulus- lararası Ticaret Eğitunleri Birliği (IATTO)" standartlan çerçevesinde düzenlenmekte- dir. Program mezunlanna "tTO Dıs Ticaret Enstitüsü Başarı Belgesi" ve "tstihdam Desteği" verilmektedir. PROGRAM BtLGİLERÎ 1. ULUSLARARASI TİCARET UZMANLIĞI UYGULAMALARI PROGRAMI A. PROGRAM İÇERİĞ1 1. Uluslararası Yönetim :36 Saat 2. Temel Pazarlama - ' :46 Saat 3. Uluslararası Pazarlama " : 52 Saat 4. Dış Ticaret Uygulamalan . ' : 64 Saat 5. Dış Ticaret Muhasebesi ve Finansman : 40 Saat 6. Toplam Kalite Yönetimi . - : 32 Saat 7. Ticari İngilizce Yazışma Usulleri . : 44 Saat 8. Bılgisayar Uygulamalan : 32 Saat 9. Uluslararası Ilişkiler ve Ekonomi : 28 Saat 10. Uluslararası Hukukve Avrupa Topluluğu : 26 Saat Toplam : 400 Saat Uygulama : 100 Saat B. PROGRAM GÎW VE SAATLERİ: Pazartesi. Salı, Çarşamba, Perşembe Saat: 18.00-22.00 Programa katüanlar, program için öngörülen katkı payını iki taksitte öderler. 2. ULUSLARARASI TİCARET UZMANLIĞI UYGULAMALARI İNGİLİZCE HAZIRLIK PROGRAMI A. PROGRAM SÜRESt: 270 Saat B. PROGRAM İÇERİĞİ: - İşletme hedeflerine dönük kelime ve kavram yapısraın geliştirilmesi, - Etkili konuşma, anlama ve yazım becerilerinin geliştirilmesi, - Ticari yazışma usul ve kavTamlannın geliştirilmesi, - Sunuş ve raporlama becerilerinin geliştirilmesi C. PROGRAM GÜN VE SAATLERİ: Günler: Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe Saat: 18.00-21.00 Programa katüanlar, program için öngörülen katta payını iki taksitte öderler. 3. PROGRAM KAYIT VE UYGULAMA BİLGİLERİ: 3-14 Kasım 1997 : Ön kayıt 17 Kasım 1997 (Saat 18.00) : İngilizce Yeterlik Testi 18 Kasım 1997 (Saat 17.00) : Yüzyüze Görüşme 19-21 Kasım 1997 : Kesin Kayıt 24 Kasım 1997 : Program Başlangıcı ADRES tTO Kadıköy Hizmet Birimi, Rasimpaşa Mahallesi Taşköprü Sok. Söğütlüçeşme 81320 Kadıköy-lstanbul Tel: 0216-4148266/67/68 Fax:0216-4148269 Email:itodte@escortnet. com. Basm: 49298 Kapalı kararlarda 'gecikmiş' açıklamalar Izmir'deki Kültür Kongresi, son yıl- lardaki kimi çok tartışılan Koruma Ku- rulu kararlannın "hangj düşüncelerle" alındığını da geç de olsa ortaya seren bır foruma dönüştü. Ömeğin Bursa Koruma Kurulu'nun Prof. Metin Sözen başkanlığındakı dö- neminde "Çanakkale-Edremit" ve "Gemlik-Mudanya" bölgelenndeki ya- pılaşma tehdıdi altında bulunan zevtin- likleri "doğal StT" ilan etmesinın te- melinde, yine Prof. Sözen'in kongrede savunduğu şu yaklaşımlann belirleyici oldugu ortadaydı: "Yasadığımıztoprak- lan yanlış kullanma sürecini artık dur- durmalıyız. Doğrulan bulma ve vaşam kaynaklannı geleceğe aktarma konu- sundaki her gecikmemiz. bizi çok daha gerüere ve umarsızlıklara sürüklüyor_" Buna karşın tzmir 1 No'lu Koruma Kurulu'nun 1995'te alınmış "Çeşme StT kararlanm" 1996 da "değişfire- rek", bu kıyı bölgelerine yeniden imar olanağı sağlamasında ise aynı kurulda üye olur olmaz bu değişiklikleri günde- me getiren ve onaylayan Prof. Cemal Arkon'un yine kongre bildirisindeki görüşlennin etkili olduğu açıkça anla- şılıyordu. Prof. Arkon'un "mega StT" olarak adlandırdığı bu tür geniş koruma bölgeleri için bildırisinde dile getirdiği öneri: "yüz binlerce insanın yaşadığı ve çok büyük arsa ranrının söz konusu ol- duğu yerterde koruma için daha başka ve yeni yöntemlerin geüştirilmesi" şek- lindeydi. Ne var kı SİT alanlannı ima- ra açma karan "bu yöntemlerin bulunu- şundan sonraya ertetenmediği" için de yeni ve daha etkin önlemler alınsa bile artık "korunacak bölge pek kalmamış" oluyordu... Aslında bütün bu açıklamalar, hiç kuşku yok ki şimdı değil de söz konu- su SİT kararlanyla birlikte yapılsaydı, belki çok daha verimli ve korumacı so- nuçlar elde etmeye yarayabilirdi. Hatta yine bu gibi "gerekçeter" doğrudan Ko- ruma Kurulu kararlannda da "özlü ve anlaşıur" olarak yer alabilseydi, kara- nn ardından yükselen tartışmalar da salt bır tepki yerine, "bilimsel değerlendir- meleri'' içeren bir düzeyde gerçekleşe- bilirdi. Ne var ki daha 1995 yılında Kül- tür Bakanlığı'na ilettiğimiz ve hâlâ hiç- bir bakandan olumlu yanıt alamadığı- mız "Koruma Kurulu kararlannın ya- yımlanması" önenmiz gerçekleşeme- diği içın, bu tür kararlann gerekçeleri ya uzun süre belirsiz kalıyor ya da bu gibi toplantılarda açıklansa bile artık ise ya- ramayan bir "savunmadan" öteye geçe- miyor. Bu nedenle tzmir'deki Kültür Kong- resi'nin genel eğilimleri arasında; "Ko- ruma Kurulu kararlannın ya>imlana- rak gerekçeleriyie birlikte toplumun bü- gi ve denetimine açılması" ilkesinın de yer almış olması, globalleşme sürecin- deki "karanhldan aydınltğa cevirme- ye" dönük özlemlenn de somut bir ta- lebi oldu. AldıkJan kararlann açıkça yayımlanmasını savunmayan ve bu ça- bamıza destek vermeyip suskun kalan kimi koruma kurulu üyelerinin ise he- men her siyasal dönemde neden bu gö- revde kalabildiklerini açıklayan ise bel- ki de yine Prof. Dr. Emre Kongar'dı: "Farkb parrilerden politikacılann bu- luştuklan tek yer yağmadır. Y'ağma ise denetüni sev mcdiği için, demokrasi kül- türünün önünde en ciddi engeldir_" Mozaik yenilendi Kültür Servisi - tstanbul Bizans tmparatorluk Sara- yn avlusunda, Mozaik Mü- ze adı altında Arasta Soka- ğı'nda Sultan Ahmet Camii arkasında bulunan aşağı yukan 180 metrekarelik ünlü büyük yer mozaiği, 15 yıllık bir çalışma sonunda yok olmaktan kurtanldı. Ese- rin restorasyon çahşması. Anıtlar ve Mü- zeler Genel Müdürlüğü ve Avusturya Bi- limler Akade- misi arasında 1982 yılında yapılan bilim- sel bir anlaşma- ya dayanarak Avusturya Bilimler Akademısi'nden Prof. Dr. Werner Jobst yö- netiminde Avusruryalı ve Türk restoratörler tarafın- dan (1983-1997) yürütül- dü. Mozaik, 15 yıl süren or- tak çalışmalann tamamlan- ması ve bunun Avusturya Bilimler Akademisi'nin 150.kuruluş yıldönümüne rastlaması nedeniyle Türki- ye Cumhuriyeti Kültür Ba- kanlığı, Avusturya Bilimler Akademisi ve tstanbul Avusturya Kültür Ofisi iş- birliği ile 28 Kasım'da ts- tanbul'da yeni müze bina- sında Kültür Bakanı İstemi- han Talay ve Avusturya Bi- limler Akademisi Başkanı Prof. Dr. Wer- nerVVelzıg tara- fından halka açılacak. Ayn- ca Avusturya Bılimler Aka- demisi ve Kül- tür Ofisi tara- fından "Büyük Saray Mozaiği'' devamlı sergide ızlenime sunu- lacak. Aynı gün Kültür Ofi- si'nde "Büyük Saray Mo- zaiğTnin üç dilde hazırla- nan kitabının sunuşu ve Avusturya Lisesi öğrenci- lerinin çalışmalanndan olu- şan "Mozaikler" adlı sergi- nin açılışı, kurtarma ve res- torasyon çalışmalannı içe- ren dokümanter filmin vi- deo gösterimiyle Roland Batik ve triosunun konseri gerçekleşecek. Karikatür albümleri Kültür Servisi - Karika- türcüler Demeği tarafından her yıl düzenlenen Ulusla- rarası Nasreddin Hoca Ka- rikatür Yanşması'nın albü- mü yayımlandı. Renkli ola- rak haarlanan 17. Ulusla- rarası Nasreddin Hoca Ka- rikatür Yanşması albümün- de Türkiye'den ve dunya- dan ödül alan, sergilenme- ye değer bulu- nan 152 karika- türcünün eserle- ri yer alıyor. Karikatürcü- ler Demeği An- kara Temsilcili- ği'nin yayımla- dığı Karikatür dergisinin Kasım 1997 sa- yısı özel sayı olarak hazır- landı. 17. Uluslararası Nas- reddin Hoca Karikatür Ya- nşması ödül töreni nede- niyle hazırlanan özel sayı- da daha önce yanşmaya gönderilmiş karikatürlere yer verildi. Renkli ve kuşe kâğıda basılan dergide Ze- nonas Jonaitis (Lirvanya), Lazic B. Dusan (Yugoslav- ya), Wang Wei Jun (Çin), Cezmi Ermiş, Hasan Ka- rim Zadeh (tran), Alper Su- suzlu, Muhammed Şengöz, Cumhur Gazioğlu, Murat Ozmenek, V ladimir Seme- renko (Rusya), Phil Senat (ABD). Bogdanov Vıctor (Ukrayna), Jordan Pop İK- e\ (Makedonya), Izel Ro- »ntaL Necati Abacv .41tan Özeskki, Ali LTvi Ersoy, Tayfiın AkgüL \Tgit Özgür, Sergey Khasabov (Rusya), Yu Hua Chun'un (Çin) karikatürleri y- er alıyor. Der- gide aynca Ha- san LysaLKur- tuluş Asvak, Mümtaz IdiL, Ruhi Tek, Öz- gür Arhavili ve Yener Çak- mak'ın yazılan var. Her yıl geleneksel olarak hazırlanan Karikatürk '97 albümü de yayımlandı. Demek üyelerinin karika- türlerinden seçmeler niteli- ği taşıyan Karikatürk '97 albümünde 136 karikatür- cünün eserleri yer aldı. Ka- rikatürlerle yaşadığımız dönemin eleştirel bir pano- raması niteliğini taşıyan Karikatürk '97, bir yıllık çalışmalardan derlendi. ODAK NOKTASI AHMET CEMAL Tarihte Hazıra Konmak... Başkalannın yaşadıklan süreçlerin yalnızca so- nuçlannı toplayıp, bunlar karşılığında kendi bünye- sinde hiçbir bedel ödemeden yoluna devam et- mek, tarihte hiçbir toplumun başaramadığı bir gi- rişimdir. Günümüz Türk toplumunun yaşadığı ve yaşamakta olduğu bunalımlara ilişkin değerlendir- meler yapılırken bu gerçeği mutlaka hesaba katmak gerekiyor. Bugünün Türkiyesi, görünüşte sınıfsız toplum ko- numunda. Başka deyişle, on yıllardır sınrfsal ger- çekleri görmezlikten gelme diye özetlenebilecek bir resmi politikanın uygulamalan sonucu vanlan nokta, kimilerince bu ülkede sınıf kökenli sorun kal- madığı yolunda yorumlanmakta. Oysa böyle bir yorum, Freud'un bilinçaltı kura- mından önce aıhsal bunalımlann nedenlerine ge- tirilmiş olan yorumlar kadar yanlıştır. Freud, ruhsal sarsıntılarayol açan nedenleri, bilinç düzeyinde ke- sitten kesrte çözümlemek yerine zorta bastırarak bi- linç altına iterek görmezlikten gelmenin, ruh sağlı- ğının yoluna saatli bombalar yerieştirmekle eşan- lamlı olduğunu kanıtlamıştı. Durum, bütün bir top- lumun yapısının sağlıklı olup olmaması bağlamın- da da bundan farklı değildir. Toplumsal sarsıntıla- ra ve bunalımlara çözüm aranırken yadsınamaya- cak olgulan yadsımaktan medet ummak, ancak toplumlann yoluna ne zaman patlayacağını kimse- nin bilemeyeceği mayınlar döşemek anlamını taşn yabilir. Fransız Ihtilâli, sonuçta ülkenin toplumsal yapı- sında çoktandır kendini belli etmiş olan sınrfsal ger- çeklerin monarşi tarafından görmezlikten gelinme- sinden kaynaklanma birolaydı. Yüzyılımızda, dev- rim öncesinin Rusyası'nda egemen kesimin ay- mazlığı da aynı türdendi. Avrupa'da, Birinci Dünya Savaşı'nın sonlannda çöken imparatorluklan o nok- taya getiren yollann her dönemecinde, sanayileş- meden kaynaklanan sınıfsal yapılaşmalann büyük yönlendirici gücünü gönmemek, yalnızca tarihi sart öykü diye okumak diye nitelendirilebilir. Ülkemize gelince, sanayileşmenin kenanndan bi- le geçmemiş, dolayısıyla o anlamdaki sınıflaşmay- la datanışmamış olan Osmanlı Imparatorluğu'nun kalıntılannın üstünde yükselen cumhuriyet, elbet bir sınıflaşma sürecinin doğal sonucu olarak değil, fakat milli mücadeleyi zaferte noktalayan kadronun ileriye yönelik sağlıklı saptamasının uygulamaya konmasıyla kurulmuştu. Ama Avrupa'daki tarihsel gelişmeye oranla kendini belli eden bu aynm, Os- manlı Imparatoriuğu gibi genç Türkiye Cumhuriye- ti'nin de bir sınıflaşma süreci yaşamadan yolunu sürdüreceği, sürdürebileceği anlamını taşımıyordu. Türkiye, bu anlamdaki sınıflaşmayı daha sanayi- leşme yoluna adım attığı andan başlayarak bir tür tarihsel zorunluluk ya da tarihin genel akışından kaynaklanma, gücü ve geçerliliği yadsınamaz ya- salar gereği yaşamaya başladı. Böyle bir durumda içinde yaşadığı çağı geçmişiyle birlikte kavramayı başarmış yöneticilerin yapmaları gereken sınrfsal kaynaklı çelişkilerin ve çatışkıların nedenlerini baş- ka yerlerde aramak ya da oralardaymış gibi gös- tenmek değil, ülkenin başta ekonomik olmak üze- re tüm dengelerini sağlıklı bir temele oturtabilme- nin yolunu gerçekçi çözümlemelerde aramaktı. Gelgelelim neredeyse bunun tam tersi yapıldı. Ülkenin yönetimine gelenler, on yıllar boyunca başanyı tarihsel gerçeklere sırt çevirip toplumu ve bireyleri bir yanılsamalar dünyasına sürüklemekte aradılar Bunun sonucundagerçeklertehlike, yapay yapılaşmalar ise erdem diye belletildi. Bu yolda başanya ulaşılamadıgını söytemek, ger- çekten haksızlık <J) olur! Bu başan, Türk halkının çoğunluğunun aslında düşünülmesi bile olanaksız bir toplumda, sınıfsız toplumda yaşadığına inandınlmasını sağladı. Daha- sı, yine aynı parmak ısırtan (!) başan sayesinde, s/- nıfsız bir aydın kesimi bileoluşturulabildi. Bugünün ilerlemiş Batı demokrasilerindeki uygulamanın tam tersine, toplumsal çelişkilerin ve çatışkılannı banş- çı çözümlerinin yeri halkın özgür iradesiyle oluşmuş bir meclis olabilecek iken gerçek anlamda sınıfsal kökenli partiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde hiçbir zaman gereken ağırlıkla temsil edilemedi. Bu duruma toplumsal gerçekler doğruttusunda çö- zümler aranması, sınıfsal kökenli çatışkılar, sokak çatışmalannın umarsızlığında yozlaşırken bile dü- şünülmedi. Türkiye'de, egemen kılınmak istenen, ama aslın- da olanaksız "sınıfsız toplum" için çoğu kez Mus- tafa Kemal Atatürk'ün "sınıfsız, ayncalıksız top- lum" ideali gerekçe gösterilir. Oysa yaşamının en gözü pek girişimlerinde bile bilgiyle temellendirilmiş 'gerçekçiliği bırakmamış olan Atatürk gibi bir lide- rin, bu anlamda bir "sınıfsızlığı" düşlemiş olabile- ceğini düşünmek olanaksızdır. Onun ideali, böyle bir yapaylık değil, fakat sınrfsal kökenli uyumsuz- luklan ayncalıklaria yozlaştırmak yerine çözümle- meyi başarabilmiş birtoplumdu. Ne var ki tarih bir kezyanlış okunmaya başlanın- ca, o tarihteki tüm kişilerin ve olaylann çarpıtılma- sı da kaçınılmaz olur. Öte yandan tarihi yanlış oku- yarak yapay resmi tarihler yazmanın ve öğretme- nin de herhangi bir işe yaradığı görülmemiştir. Geçmişi yanlış okuyarak doğru bir geleceğe yö- nelebilmenin olanaksızlığı ise yine tarihin hep ve- regeldiği en önemli derslerden biridir. Aile miraslannın nimetinden, onlar üzerinde faz- la kafa yormadan da yararlanabilmek olanaklıdır. Tarihe gelince, o kendi miraslanndan yararlanıl- masını çok önemli bir koşula bağlamıştır: önce bu miraslann nasıl oluştuklannı düşünmek ve bu ko- nuda doğru yargılara varabilmek. "Hazıra konmak", tarihin kitabındayazılı değildir... ve Atölyesi' paneli • Kültür Servisi - Türkiye tş Bankası Resim Koleksiyonu'ndan derlenen ve 8 Ekim'den bu yana MSÜ Resim ve Heykel Müzesi'rlde yer alan "Çallı ve Atölyesi" başhklı sergi kapsamında bugün saat 14.00'te MSÜ Oditoryumu'nda bir panel düzenleniyor. "Çallı ve Atölyesi" paneline konuşmacı olarak MSÜ Rektörü Prof. Dr. Tamer Başoğlu, Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Prof. Kerim Silivrili ve Ankara Üniversitesi DTCF Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Dr. Kjymet Giray katılıyorlar. Panelde, uzun yıllar akademide hocalık yapan ve bir kuşağa adım veren, çağdaş resim sanatımızın ustalanndan tbrahim Çallı'nın Türk resmine olan katkılan konu edilecek. Başta "Manolyalar" dizisinden üç tablosu olmak üzere sanatçının 29, atölyesinden yetişen ressamlann da yüze yakın yapıtının yer aldığı, bugüne dek gerçekleştirilen bu en kapsamlı Çallı sergisi 21 Kasım'a kadar açık kalacak.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog