Bugünden 1930'a 5.357.598 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET KÜLTÜR 8 EYLÜL 1996 PAZAR 14 İŞARET FİŞECİ ZEKİCOŞKUN Konserve müzik ve deepfrizcilerEgzotik-otantik, bilinmedik. keşfedil- medik ses, özgün beste arayan müzis- yenlere, müzikseverlere önerrüi bir hiz- metimiz varbugün. lçimizdeveyanıba- şımrzda, aynı zamanda "dışanda"duran -peşin ticari garanti ve ayncalık!- kayna- jk. hazineyi görüşlerinize, ilgilerinize su- nuyoruz, saygılanmızla. * • • Hizmetimizin nedeni: En büyügünden en yenisine popçu. alaturkacı, arabeskçi hemen bütün "star"lanmızın çaktırma- ıuaya çalışsalar da fazlaca "dışkaynak" (beste) kullandıklan çıkıyor ortaya, peş peşe. Müzik piyasamızın ve müzikseverle- rin ciddi boyutlarda "dış kaynak" (isim- cisim) gereksınimi olduğu anlaşılıyor. Yurtdışında yaşamış yetişmiş gençleri- miz (Tarkan. Rafet El Roman, Ahmet, .Zeynep. Mustafa Sandal ve nihayet Car- td'-türevleri) doğal bir "hüsn-ü kabuT görüyor burada. Aynı şekilde "dışan- dan" ve fakat bize yakın sesler (Azeri Aziza. Nusrat Halifa. daha öncesi nevv- age türünden Yanni. Vangelis vb.) büyiik ilgi görüyor burada. Işte bütün bu duruma, gereksinimlere denk düşen, onlan da aşan bir oluşumu. müzik topluluğunu, -hatta türünü- gö- rüşlerinize sunuyoruz şimdi. Topluluğun adı Sarband. Şimdinin konserve/sentetik müziğine karşı doğal -tabii- sesleri çıkartıyorlar: tlk dönem - kaynaklardaki ilk dönem; ortaçağ ve sonrası- Doğu \ e Batı müziklerinin, gün- delik ve dinsel ezgilerinin, temalannın, seslerinin koşutluğunu, benzeşliğini araştınyor, sergiliyorlar. Bir tür "deepf- rizcilik" yapıyorlar. Yeraltındaki sesleri yeryüzüne çıkartıyorlar. Batı'da epey karşılık bulan bu kazıcılığın. zaman de- rindondurucusundaki ses avcılıgının çe- kirdeği Türkl Dolayısıyla Dogu'ya ba- kınca bu topraktaki -ve bizim uzak kal- dığımız, duymadığımız, unuttuğumuz- sesleri. bizim sesimizi keşfediyorlar. Almanlarda var işin içinde. "Beyinta- knnı", bir Bulgar (\1adimir Ivanoff) ve bir Türkten (Mehmet Cemal Yeşilçay) oluşuyor. Prodüksiyon, konser etkinlik- lerinin rotasina göre Italyan, Lübnanlı, Ingiliz vd. uluslardan müzisyenlerde ka- tılıyor topluluğa. tkamet ve temel icra yeri Almanya. 10 yıllık geçmişleri var. Üç albüm. 200'ü aşkın konser. Hemen bütün Orta Avrupa'yı dolaşmışlar Dani- marka, Fransa, Italya, İngiltere. tsveç. Jspanya gibi. Sırada fsraif ve ABD var. Benim sesim hangisi? Sarband, farkh rüzgârlann Avrupa'nın ortasına (Almanya'ya) attığı Arap-Türk kanı taşıyan Mehmet Cemal Yeşilçay"la Slav-Bulgarkökenlı VTadinıir Ivanoff un aynı enstrümanın; udun sesini. kaynak- larını. evrimini araştınrken karşılaşma- lanyla ortaya çıkmış bir topluluk. Kendilerine isim olarak seçtikieri "Sarband" sözcüğünü XIV yüzyıl Suri- ye kökenli elyazmalannda bulmuşlar. Anlamı: Birsüit içinde iki bölümüeşleş- tirme. Onlar da bir bakıma modern zaman- lardaki aynşmayla ritmini, sesini, nefe- sini yitiren o eski u süh*"in iki bölümünü oluşturuyorlar. köken bakımından. Ve yeniden eşleştirmeye çalışıyorlar iki bö- lümü, seslerini. Arap yarımadası. Önas- Sarband ya (Anadolu), Akdeniz ve Balkanlar'ı kapsav an bir süit bu. Çokuluslu çokdin- li bir külrür "halita" (alaşım) ve harita- sının yarattığı süit, Doğu'Batı, lslam/Hı- ristıyan kodlanylaaynşalıberi hertoplu- luğun ruhu da sesi de farklı tonlardan çı- kar oldu. Büyük süiti yaratan haritadaki topluluk alaşımlan dağılıp sesler küçûk coğrafyalara sıkışınca önceden birbirine benzeşen sazlar. enstriimanlar da aynı aynşmayı yaşadı. Sarband, kendisini yaratan arayışlann da etkisiyle işte o ilk zamanlara yönelt- miş ilgisini. Mart 1986'da kurulan top- luluk ilk albümü Cantico'da Endülüs'ün izini sürmüş: XI1-X11I. yüzyıllar. Orada ortaya çıkmış ki ömeğin tslamın **ila- Sepharad hi"siyle Hıristiyan "lauda"sı hemen he- men aynı sesleri, aynı formlan taşıyor müzikal olarak. Ikinci albümleri Viıısk of the Emperors'da (lmparatorlar Müzi- ği) XIV-XV yüzyılın iki yakadaki saray vetapınaklannagidilmiş. Biruçta Ispan- ya sarayı, öteki uçta Asya içleri, örneğin Semerkand var. Tabii orada Türk müziğinin kurucusu Abdülkadir Meragiy ı de buluyorsunuz. Ona daha yakın zamanlarda (XVII. yüz- yılda) ulaşmanızı sağlayan Ali Ufki Bey (asıl adıyla VVojciech Babovskî) çıkıyor karşınıza. Öte yanda -Batı'da- onun za- manına denk gelen barok havayla, ezgi- lerle karşılaşıyorsunuz. Yine birleşen, benzeşen sesler, formlar... PORTRE / MEHMET CEMAL YEŞİLÇAY Sarband'ın kuruculanndan ve Vladimir Ivanoff'la birlikte müzik yönetmenliğini. araştırmalarını yapan Yeşilçay 1959 lstanbul doğumlu. "Mevlithanlar Derneği" ve toplulugunun kurucusu Hafız Nusret Yeşilçay'ın yegeni. Kadiri Şeyhi olan amcasmın da etkisiyle ilk müzikal eğitimi ilahi ve gazeller olmuş. DP'li amca 27 Mayıs'ta tutuklanınca aile epey zorda kalmış, çeşitli ülkelerde yan gönüllü yan zorunlu sürgünün son duragı Almanya olmuş, 1968"de Münih'e yerleşmişler. Dönem ve içinde bulunduğu ortamın etkisiyle gitar öğrenen rock ve caz müziği dinleyen Mehmet Cemal Yeşilçay. Suriyeli bir sınıf arkadaşının babasının çaldığı uddan etkilenerek o enstrümana yönelmiş. Almanya'ya gelen Arap sanatçılann konserlerini izlemiş. 19 yaşındayken Şadaraban adlı akustik sazlardan oluşan "Modal Müzik Grubu"nu kurmuş. 1981 de Almanya'da Çinuçen Tannkorur'un bir söyleşi ve dinletisini izlemiş. Onun ardından Ankara'ya gelerek öğrencisi olmuş, meşk etmişler. 1983'te lstanbul Konservatuvan'ndaki arkadaşlanyla birlikte Ferahfeza Topluluğu'nu kurmuş. Burada kanun, kemençe, tambur ve udu Batı yaylı ve nefesli çalgılarıyla (obua, fagot, flüt) birlikte kullanmışlar. Ardından yine Almanya'da orkestrasyon, aranje, konturpuan dersleri almış. Kendisi gibi Almanya'da yaşayan Bulgar Vladimir IvanofTla tanıştıktan sonra çoksesli dönem öncesi müzikal kaynaklan araştırma ve uygulama amacını taşıyan Sarband'ı kurmuşlar 1986'da. Toplulukta araştırma ve reperfuvar çalışmalarıntn yanı sıra ud da çalan Yeşilçay'ın dışında üç Türk sanatçısı daha yer alıyor: Mustafa Doğan Dikmen (ney. kudüm-solist). İhsan Mehmet Özer (kanun) Ahmet Kadri Rizeli (kemençe. perküsyon). Nihayet bu yıl yayımlanan Sepharad albümüyse zaman ve kültür haritasında- ki bir başka arakesitin; lspanyol, Akde- niz ve Osmanlı'daki Musevilerin sesle- rini, müziğini getiriyorönümüze. Orada da karışımı-alaşımı duyuyorsunuz. Konsenecilik ve doğal gıdacılık *YeniDünya"nın; Amerika'nın bulun- masıyla Islam ve Musevilerin Avru- pa'dan sökülüp sürülmesi, aynı zaman- da büyük "süit"in dağılması ve modern zamanlann. modern müziğin ve "mo- dal"(makamsal-Doğu) müziğine baskın çıkmasmm da habercisidir. Sarband, her üç çalışmayla şimdiki za- manın içinde kaynaklara dönerek süiti yeniden kurmaya, iki parçadaki sesleri eşleştirmeye çalışıyor. Bu "rekonstrük- siyon" -yeniden inşa- çalışması. günü- müz Worldmusic anlayışından, etkinli- ğinden tümüyle farklı bir iştir. Worldmusic. denebilirse endüstri pat- ron ve starlannın "otantizm" adı altında yürüttükleri yeni türoryantalizmdir. Or- yantalizm, Batı hegemonyası ruhunuta- şır; yöneldiği, bulduğu kaynaklan zap- teder, sömürür, yağmalar. Sarband ve ay- nı soydan çalışmalarsa kaynaklara say- gılıdır. Onu keşfeder ve aslına döndürür, sahibine teslim eder. Bu da emek ve aşk isteyen iştir. Bugün müzik piyasasındaki her boy ve hertürden stann. İsrail'den Cezayir'e (kimi aslından, kimi Fransızca'sından). Yunanistan'dan Ispanya'ya, bu yanda Azerbaycan'dan Türkmenistan'a, Ma- lezya'ya dek bizim kulağımıza, gırtlağı- mıza yakın sesleri, besteleri tam bir "*em- peryaranlayışlaahpkendimalıymış gi- bi kullanmasına karşın. Sarband'ı bugü- ne dek keşfetmemeleri bir bakıma şaşır- tıcı, bir bakıma doğal. Şaşırtıcı, çünkü "aranan ses" ve "ha- va" burada var. Çok uzakta değil. Ama bunun duyulup bilinmemesi de doğal. Cünkü sesi duymak için. neyi aradığını- zı bilmek zorundasınız. Bilmiyorsanız, şekilde görüldügü ve yaşandığı üzere ha- zırdan alır ve yersiniz. Siz hazır gıdayla beslenebilirsiniz de. izleyicilerinize, dinleyicilerinize her za- man konserve sunmak, üstelik "bunlar taze" demek, epey bir haksızlık. Çare doğaya dönmek. Toprağa baka- caksınız, onu dinleyeceksiniz, kazacak- sınız. Doğa -siz katletnıediğiniz sürece- her zaman üretkendir \e koruyucudur. Iş. derindondurucudaki gıdayı. sesi, rit- mi bulabilmekte. Sarband bunu yapıyor. llgilenenlere duyurulur. Siz de bir Don KişotsunuzRÂNA EVCtM O'BRIEN Bankalarımızın bale ve dans sanatına il- gisı ve destegi bütün gücüyle sürüyor. Pa- mukbank'ın bu yılki kutlamalan ıçin seç- tiği gösteri. St. Petersburg Bale Tiyatro- su'nun sahneledıgi, Boris Eifmanın "Don Kişot, Bir Deiinin Düşleri" adlı eseriydi. Hem lspanyol kültürüne düşkünlere. hem klasik bale sevenlere hem de modem dans meraklılanna hitap eden bu eser bir taşla üç kuş vurmav ı başaran ılginç bir seçımdı. Böylece tspanyol dansı için deli olanlar bi- raz da bale ve modern dans izlemek şansı- nı kazanmış oldular. Ya da klasik baleciler ve modern dansçılar diye iki kulübe bölünmeeğilimindeki seyirciler, iki- sinin bir arada da olabilecegini gö- rerek biraz afalladılar. Cervantes'in ünlü romanı "Don Kişofgüncelliğini hiçbir zaman yı- tirmemiş, çağdaş kültürün içine işle- miş bir klasiktir. Onu bu denli güç- lü ve canlı kılan evrenselliğidir. 'Don KJşot",tutucu aydınlann sağlam zin- cirlerle bağladığı. dizgınlediği bir kahramandır. Onların yetiştirdiği gençler büyük birçoğunlukla şu ve- cizeleri duyarak egitilirler: "Sakın Don Kişotiuk yapma. Yeldeğirmen- leriyJe savaşmanın sana hiçbir yara- n >»k." Böylece. Cervantes'ı ve bu önemli klasigi tanımayan gençler Don Kişot'u uzak durulacak sakın- calı bir kaçık olarak tanırlar. Oysa Cervantes'in romanında birtoplum- sal eleştırinin yanı sıra aşkm doğası. evli- lik kurumu, hayal gücünün değeri. cesare- tin ve kahramanlığın anlamı tartışılmakta- dır. Edebiyat eleştiımenleri, Cervantes'ten sonra yüzyıllarca bu eserı yorumlamtş. üzerine kitaplar yazmışlardır. Klasik bale dünyasındaysa, böylesine derin ve sözel anlatıma dayanacak tartiş- malann ele alınması olası ve adetten değil- di. Zaten bale eserlerinin konusu hemen hemen herzaman aşktı. Dolayısıyla, "Don Kişot" adlı eserin içinde. Quiteira (Kıtri) ile evlenmek isteyen zengin soylu Comacho (Gamaj) ve berber Basilio'nun (Basil) ma- ceralan bale için en uygun malzemeyi oluş- turuyordu. Araştırmacılar. ilk "Don Kişot" balesinin 1740'Iarda Viyana'da FranzHil- verdingtarafından sahnelendigini savunu- yorlar. Yeni ve özgün bir yorum Günümüze kadar Minkus'un müziğiyle ve Petipa'nın koreografisı ve librettosuyla gelmış olan klasıkleşmiş "Don Kişot" ba- lesi ise ilk olarak 1869'da Moskova'da. Bol- 'pasdedeux'ü. "Kuğu Göiü"nün bazı bö- lümleri gibi bir yanşma ve sınav parçası ha- line gelmiştir: bale galalannın da v azgeçil- mezpınltısıdır. Boris Eıfman'ın "Don Kişot"una gelin- ce... 1960'lann sonuna dogru Sovyet Rus- ya'da başlamış olan klasik bale geleneğini çağdaşlaştırma hareketinin bir parçası olan Eifrnan, doğal olarak "Don Kişofa yeni ve özgün bir yorum getirmiş. Petıpa. Ğorski. Zakbarov çizgisınden günümüze gelmiş. klasik balenin en vazgeçilmez 'pas de de- ux"lennı ve gup danslannı eski şekliyle ko- ruyan Eifrnan, bunlan bir akıl hastanesın- de geçen kendı koreografilerinin arasına kıyaslama yapamayacagım, ama "Bir De- linin Düşleri"nde yapıtın özündeki sorgu- layıcı tavıra oldukça bağlı kalındığını söy- leyebılırim. Bu koreografi. Cervantes'in yarattığı Don Kişot kişiliğine klasik bale eserindekinden çok daha fazla ağırlık ve- riyor. Kahramanımızın kendisini Don Ki- şot zanneden bir akıl hastasına dönüştürül- müş olması. zaman ve mekân boyutlann- da sonsuz çoğalmaya açık bir evrensellıgı v urguluyor. "Hastabakıa"tiplemesindey- se, hem güncellığı olan, hem de Cervan- tes'in eserinde de izlerine rastlanan "saldn-- gan, bo>'unduruk altına alan dominant ka- dın". "kadın ve erkek arasındaki iletişim- şoy Tiyatrosu'nda sahnelenmişti. Aynı yo- rum iki yıl sonra St. Petersburg"da da sah- neye konuldu. Aradan geçen beş çeyrek asır boyunca Moskova ve St. Petersburg (bir dönem Leningrad) şehirlennde en po- püler eser olma özelliğıni hiç yitirmeyen bu yapıt, 1940'larda yurtdışına da açılarak dûnyanın çeşitli kültür şehirlerinde balese- verlerin gönlünü fethetti. Özellikle son per- dedeki düğün sahnesinde Kitri ve Basilin bir kolaj çalışması gibi serpiştirmiş. Eserin iibrettosu öyle dahice düşünül- müş ki bütün tezatlar rahatlıkla birbirini izlivor ve gözü hiç rahatsız etmiyor. Eif- man. daha önceki eserlerinde de birçok kez edebiyat yapıtlarından yararlanmış; bun- lann arasında bazı Rus vazarlardan Sha- kespeare'e. Italyan masaİı Pinokyo'ya ka- dar uzanan geniş bir yelpaze oluşuyor. Di- ğer eserleri izleme şansım olmadığından sizlik ve çaresizBk" temalan dile getirıli- yor. Minkus'un birbirinden neşeli, canlı müziklerinin, akıl hastalannın aralarında oynadıklan oyunlar, muziplikler için kul- lanılmış olması. klasik yapıtı iyi tanıyan- lar için zaman zaman hoş sürprizler oluş- turuyor. Örneğin, bir bakıyorsunuz aşk pe- risinin zor solosu cıvıl cıvıl, kıkır kıkır bir çılgmlığadönüşmüş. Eifrnan'ın koreogra- fi dili yüzeysel bakan bir göze baştan sav- PORTRE IALEXANDER RATCHINSKI DUYGU DURGUN St. Petersburg Bale Tiyatrosu dansçılarının kusursuz teknik ve yer yer mızaha kaçan teatral yorumlanyla ser- giledikleri 'Don Kişot Bir Deiinin Düşleri' gösterisinde izleyiciden en büyük alkışı. Don Kişot'u başarıyla yo- rumlayan dansçı Alexander Ratchinski aldı. 1965 dogumlu sanatçı. I984'te Vaganova Rus Bale- si'nden mezun olduğundan bu yana Boris Eifman'ın St. Petersburg Bale Tiyatrosu'nda 12 sezondur solist olarak çalışıyor. Yetkin bir dansçı olmanın yanı sıra oyunculuk gücü ile de göz dolduran ve izleyenleri kendisine hay- ran bırakan Ratchinski, başansının sırnnı sorduğumuz- da kısa ve alçakgönüllü bir yanıt veriyor: "Bütün bun- lar bir anda olrrıadı. Çok çaJışarak şimdi bulunduğum yeregetebildim." Ancak toplulugunun başarısı konusun- da daha net konuşuyor: "YapüğıniE balenin bir örneği- ni aşağı v ukan biçbir yerde göremezsiniz. Klasigi ve mo- derni birlikte sergilhoruz. Bu bü>ük bir başan. \'aptığn mız işe büyük emek verhoruz. Amacımız St. Petersburg Bale Tivatrosu'nu tüm dünyava tanıtmak. Bu amaç için buradayız." Temsil için nasıl hazırlandıklannı ıse şöyle özetliyor: "Herşeyden önceemek.. Bu düzeyegelmek için çok çalışrık. Cervantes'in bu önemli eserini sahnelemek- ten bö>ük gunır duyuwruz." Koreograf Boris Eifrnan. Don Kışot'ugünümüzde bir akıl hastanesıne taşıyarak duş ile gerçek. bilinç ile deli- lik arasındaki o ınce sınırda dolaşan bu ölümsüz kahra- mana yeni bir boyut katmıştı sahnede. Peki, teknik ve ar- tistik başansıyla 'Don Kişot'a can veren Ratchinski nasıl ha- zırlandı Don Kişot'a. zihnin- den neler geçirdi? "Anlatma- sı zor" karşılığını veriyor dansçı. "Don Kişot, her şey- den önce sıcak bir duygu. Böyle bir kahramana ancak saygı duyabilirim \e onu can- landırmak beni çokgururian- dınyor." Ratchinski'nin. Don Kişot'la kurduğu iiişkinin te- melinde 'saygı'nın önemli ye- rı var. Karşımızda duran; sah- nedeki cevval, savaşçı Don Kişot'a hiç benzemeyen bu ağırbaşlı. genç dansçının geleceğe yönelik hedefleri de kendisi kadar mütevazi. - Son yıUarda. Rusya'da genç sanatçılann yurtdışına çıkarak çalışmalannı başka ülkelerde sürdünnesine ne diyorsunuz? RATCHİNSKİ - Genç sanatçılar Rusya'yı, yurtdışın- da daha iyi olanaklar bulmak amacıyla terk ediyorlar. Maddi durumlan çok yetersiz sanatçılar bunlar. Gerçe- ği söylemek gerekiyorsa, bizler için Rusya'daki stan- dartlar ve maddi olanaklar çok yetersiz. St. Petersburg Bale Tiyatrosu son zamanlarda çok ciddi sıkıntılar ya- şadı yurtdışı bağiantılan sağlamak konusunda. Ancak şimdi şımdi ülke dışında adımızı duyurabiliyoruz. - Peki siz, Banşnıkov örneğinde olduğu gibi, şansınızı yurtdışında denemeyi hiç düşündünüz mii? RATCHİNSKİ - tabii, kişisel olarak istedim. Herkes ıster. Aklımdan da geçti ama öyle bir şeyi henüz gerçek- leştirmedim. Ancak başka bir ülkeye gittığinız zaman orada yaşamınızı sürdürebilmek; para kazanmak çok zor, çok şey göze almanız gerek. Üstelik yurtdışında an- laşma koşullan, Rusya'ya göre daha ağır. Bu yüzden şu sırada Rusya'da kalmamın daha iyi olacağını düşünüyo- rum. Çünkü St. Petersburg'da olanaklarımız kısmen da- ha iyi. - Bundan sonra ne yapmak istiyorsunuz? Hedefleriniz neler? RATCHİNSKİ - Şimdilik her şey yolunda gidiyor. tlerde dansı tümüyle bırakmayı düşünmüyorum. Çocuk- lara dans eğitimi vermek hoşuma gider. ma gibi görünebiliyor, oysa gerek grup danslannda. gerek ikili ve sololarda. insan bedeninin dogal hareketleriyle işlenmiş. karmaşık biryapı var. 1900'deGorskigrup danslannı asimetrikleştırmiş. arka planda sürekli hareket halınde olan bir plan kul- lanmıştı. Onun natüralızm etkisiyle yaptı- ğı bu degişiklıkler, akıl hastanesinde geçen bölümlerde balenin sınırlarından da kurtu- larak yeni bir doğal akış kazanıyor. Bırbi- rinin üzerinden atlayan. firlatıian, düşen, yuvarlanan akıl hastaları, müzıği ve sahne- yi coşkulu bir akarsu gibi dolduruyorlar. Hastabakıcı ve Don Kişot'un ikili dansla- nndaysa daha stilıze bir biçemkullanılmış. Top ve çember gibi aksesuvarlann yardımıyla işlenmiş olan bu danslar- da zengin göndermelerle yüklü. denn bir anlatım var. Zengin göndermeler Eifman'ın "Don Kişofunda, kla- sik baleden alınmış bölümlerin Don Kişot'un deli düşlerini simgeleme- siyle bir tartışma konusuna değinil- miş oluyor: Parmaklann ucunda yük- selinen, kendi ekseni etrafında oniar- ca kere çılgın gibi dönülen. insan be- denine, yerçekimine ve daha birçok şeye meydan okuyan bale sanatınm ınsanlığin hayran ve tutkun olduğu bir "gûzellik" olarak kabul edilme- sı... Bu durumda delilik, insanlığın doğal bir parçası olarak karşımıza çıkınıyor mu? Akıl hastanesinde ge- çen bölümler ile baletik bölümler ara- sındaki göndermelerle Eifrnan adeta şunu söylüyor: "Sizin balelerinizdeki kızü pele- rinli, bir örnek, u\ unılu toreodorlanntz ger- çek yaşamda nerede? Işte bir örnek gh'di- rilmiş akıl hastalan, orava buraya savur- duklan kumaş parçalan... tşte gerçeklik-. Kabuletmiyor musunuz? Öyleyse sizde bir Don Kişotsunuz." ÖzelIikle "Don Kişot Ba- lesinin en klasik bale kokulu bölümü olan rüya sahnesinde, kendisini kuğu zanneden hastanın (eşcinselliğe bir gönderme) dan- sıyla bu esprili sataşma iyice belirginleşi- yordu. St. Petersburg Bale Tiyatrosu sanat- çılan genel olarak göz doyurucu bir çizgi- deydiler. Yalnız. Basil rolünde Youri Ana- nian,Kitri'siyleanlaşılmazbıruyumsu2İuk ve mücadele halindeydi. Bu rol için gerek- li karizmadan da yoksundu. Dansçılar Is- tanbul'a gelmenin tatil psikolojisınden ve hava değişikliğinden etkilenmiş ofebilir- ler. ama aşırı rahatsız edici bir durum yok- tu. Don Kişot rolünde Akxandre Ratchins- ki, hem oyunculuk. hem de dansçılık açı- sından çok başanlıydı ve Eifman'ın güzel koreografisinin hakkını doya doya vererek dans ediyordu. Bu ilginç gösterinin St. Petersburg Or- kestrası eşliğinde sergilenmiş olmasında amaç, herhalde daha görkemii ve bütünlük- lü bir organızasyon gerçekleştirmekti. Bu- na sözümüz yok. Ama tstanbul'da artık son derece ileri teknolojide ses sistemleri bul- mak olasıyken, bunca masrafa hakkını ve- recek bir ses sistemi neden esirgenmişti? Koca bir orkestrayı St. Petersburg'tan Is- tanbul'a getirmiş olmak ne güzel... Keşke. orkestranın müziğine hakkını verecek tek- nik donanım yeterli olsaydı da herkesin emeği layığınca ortaya çıksaydı. Gelecek organızasyonlar için akıllarda ola... KOŞEBENT ENİS BATUR Bilim, Edebiyat, Eğitim, Yatırım İki yıl önceydi. Milliyet'te yazarken, bir yazımı Bilim ve Teknik dergisine ayırmış, TÜBİTAK'ın büyük başa- nsına değinmiştim. Önümde, "Sanat ve Teknoloji" başlıklı kapak konusuyla Bilim ve Teknik'in 345. sayı- sı duruyor: Hem nitelik açısından, hem nicelik açısırt- dan (100 bini aşan okur sayısıyla) sevinç kaynağı oluş- turması gereken bu sonuç, bende iki yıl önce de uya- nan bir hüznün kaynağı oldu yeniden: "Edebiyat ve Sa- nat" konulu bir dergi neden aynı başan çizgisine otur- muyor Türkiye'de? "Kendi payıma, edebiyatın ve sanatın kitlelerden kopuşunun bu sonucu hazıhadığı görüşüne hiçbir za- man yüz sürmediğimi belirtmeliyim" demiştim iki yıl önce: "Sorunun kaynağı, eğitim politikalannda ve uy- gulamalarındadır. Oğrenim kurvmlan bilim ve teknik konusunda gerçekleştirdikleri atılımı, edebiyat ve sa- nat konusunda göstermediler, tam tersine gerilediler. Fen ağırlıklı bir eğitim sistemi, hem orta hem de yük- seköğrenimde ciddiye alındı da edebiyat ve sanat ha- fıfsendi." Son yıllarda peş peşe özel liseler, üniversiteler açıl- dı, bu okullar için en iyi öğretim üyeleri transfer edildi, hiçbir yöneticinin aklına edebiyat-sanat alanında aynı duyartığı göstermek gelmedi. Öğretmenin bu bağlam- daki önemini kavramak için Necatigil'in, Tahir Alan- gu'nun, Sabri Altınel'in ve benzeri isimlerin lisede; Tanpınar, Melih Cevdet Anday ya da Htlmi Yavuz ve benzeri isimlerin üniverşıtede öğrencisi olmuş insan- lan dinlemek yeteriidir: Öyle bir ufuk açılmıştır ki önle- rinde, genç yaşta önüne oturtuldukları pencereden hâlâ pek çok şey görebilmelerinin nedeni. o "r7oca"lar- dır, Genç bir insanın mühendis, bilgisayarcı, hekim, iş- letmeci olmaya karar vermesi, onun hayatın öteki alan- lanndan büsbütün kopmasına yol açacak bir eğitim dizgesinde boğulmasına yol açmamalıdır. Eğitim gör- mediği, yalapşap eğitim gördüğü için Çaykovski son- rası müziği dinleyemeyen, Matisse sonrası resmi "se- vemeyen", yeni edebiyatı "anlayamayan", Amerikan sinemasının kalıplanndan ötesine uzanamayan biri, bütünüyle çağının dışında, anakronik bir ilgiye tutsak kalır. Ülkenin durumu, kosullannı bu çerçevede zaten be- lirlemektedin Modem Sanat Müzesi, Sinematek'i, hiç- bir Avant-Garde'a açık kültür merkezi olmayan bir di- yarda olup-bitene yetişmek elde midir? Bilim ve Teknik'i hazırfayan kadro, bu olgunun bilin- cinde besbelli: Sanattan, edebiyattan hiçbir sayısında kopmuyor dergi, bu anlamda büyük birdemokrasi sa- vaşt yürütüyor böylece. Ne ilgisi var, demeyin, ilgisi var: Dünyaya ve çağına açık kuşaklar yetiştirmeden bu ül- kede nasıl insanca yaşamayı tasarlayabilıriz ki? "Edebiyat ve Sanat" dergisine, 100 bin satışın üze- rine çıkacak bir dergi "hayali "nin ardına düşmek üze- re dönüyorum. Bilebildiğim kadanyla, Bilim ve Tek- nik'in başansına yakın tek hizaya, belli bir popülerlik düzeyi tutturarak bir vakitler Milliyet Sanat dergisi yak- laşmıştı. Kendi dergicılik anlayışım alabildiğine farklı ol- makla birlikte, bu tür gırişimlerin önemini küçümsemek aklımdan geçmedi hiç. Peki ne oldu Milliyet Sanat'a, neden sürdüremedi başansını? 1983-84 yıllarında Milliyet'teydim ben, gazetenin Kültür Servisi'ni yönetiyordum, dergının durumunu ve sorunlannı yakından izlemiştim. O dönemde atılım yap- ması için ciddi yatınma, ekip takviyesine, perspektif açılımı sağlama yolunda olanaklara gereksinimi vardı Milliyet Sanat'ın da, Milliyet Yayınlan'nın da. Sağlan- madı bu. Bırakıldı kendî haline ve kavruldu. '' 'Aynı tıkanma Hürriyet Gösteri'de de ya§âhrrtı^!'6 grup da yayıncılık alanında mehter adım ilerlemeye terk edilmiştir. Nicedir her iki grubun da sahibi aynı insan: Aydın Doğan. Aydın Bey, bir ortak tanıdığımıza, benim "ye- teneklibiri" olduğumu, "edebiyatuğruna kendimihar- cadığımı" söylemiş yaklaşık olarak. Basın, bu basın uğruna kendimi harcamama bilmem deger miydi? Neyse, konumuz yakında olsa bile, bu değil şimdi: Sö- zü "Aydın Doğan ödülleri"ne getireceğim. Hamiş: Azrail, piyasaya otomobil televizyonu sun- du. 'AltınAslan' Neil Jordan'ınSUNGU ÇAPAN VENEDtK-53.Venedik Film Festıvali ödüllerı dün akşam Türkiye saatiyle saat 20.00'de başlayan törende sahiplerini buldu. Yönet- men Neil Jordan'ın, yüzyıl başındaki Irlanda özgürlük mücadelesınin liderlerin- den. asken dehasıyla ingi- lizlerin kâbusu olmuş efsa- nevi kahramanın yaşamını konu alan 'Michael Collins' filmi Roman Polanski baş- kanlığındaki jüriden Altın Aslan ödülünü aldı. Aynı filmdeki rolüyle trlandalı aktör Liam Neeson 'En iyi Erkek Oyuncu' (Volpi Ku- pası) ödülüne değer görül- dü. Jacques Doillon'un 'Po- nette' filminin dört yaşında- kı kız oyuncusu VTctoire Thivisol "En İyi Kadın Oyuncu' se- çildi. Ödülü küçük oyun- cu adına, fil- min yönet- meni Doillon aldı. 'En tyı Yard ı m c ı O y u n c u ' (Volpi Kupa- sı) ödülü. Amerikalı yönetmen Abel Ferrara'nın "The Funeral* (Cenaze) filmindeki rolüyle ChrisPenn'inoldu. Roman Polanski başkan- lığında. Amerikalı yazar Pa- ul Auster. Afnkalı yönet- men Sonlymane Cisse. Ital- yan sinema eleştirmeni Cal- îisto Cosulich, Amerikalı oyuncu Angelica Huston. gazeteci Milliam Mafai. Hıntli yönetmen Mrinal Sen. Şililı yazar Antonio Skarmeta ve lstanbul Film Festivali yöneticısı Hülya Uçansu'dan oluşan festival jürisi, Gürcü yönetmen Otar Iossiliani'nin 'Brigands' (Haydutjar)adlı filmine 'Jü- ri Özel Ödülü'nü verdi. Ken Loach'un yönettiğı. 1980'lerın Nikaraguasının politık atmosferinde bir aşk öyküsünü konu alan 'Car- ü la's Song' (Carla'nın Şarkı- sı) adlı film 'Özel Ödül'e (Altın Madalya) değer bu- lundu. Son yıllarda âdet ol- duğu üzere sinema sanatına katkılanndan dolayı bu yıl da Robert Altman. Vinorio Gassman. Michele Morgan ve Dustin HofFman'a bırer Altın Aslan ödülü verildi. Italyan Sinema Yazarları Sendikasınınverdıği "Pıet- ro Bianchi' ödülü neorealiz- monun babalanndan yönet- men Cario Lizzani ile mon- taj maestrosu Roberto Per- pignaniarasında paylaştınl- dı. Bu yıl. Philippe Douste Blazy ile sinemadan sorum- lu Italyan bakan VValterVelt- roni'nin başkanlığında. iki ülkenin meslek erbabının katıldığı bir ttalyan-Fransız sinemalan buluşması da gerçekleştiril- di. Venedik Film Festiva- li'nde dikkat- ler iki film üzerinde top- lanmıştı. Yeni Zelandalı yö- netmen Jane Champion'ın 'Portrait of a Lady'si ile Avustralyalı Scott Hick'in 'Shine' adlı filmi. 11 günlük festival ma- ratonunun yanşma dışı gös- teriminde yer alan önemli yapımlanndandı. Henry James'in aynı adlı romanından uyarlanan 'Portraitof a Lady', aynı za- manda 1993'te 'Pîano'ileen iyi özgün senaryo Oscar'ını alan JaneChampion'ı üç yıl aradan sonra sinema izleyi- cisiyle buluşturuyordu. Fil- min başrollerinı John Mal- kovkh ve Nicole Kidman paylaşıyordu. Festivalde "Yaşam Boyu Başan Ödülü' alan, M.A.S.H'ın ödüllü yönet- meni Robert Altman ise, dü- zenlediği basın toplantısın- da Venedik Film Festiva- li 'nin genç yönetmenler için önemine değindi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog