Bugünden 1930'a 5,458,831 adet makale



Katalog


«
»

CUMHURÎYET 19OCAK1996CUMA 12 DİZİYAZI Tanrı 'nın erkekleri daha eşit Şeriat düzeninde İranlı kadın Dr. ÎLDENİZ KURTULAN ran Islam Cumhuriyeti Anayasası'nın 20. maddesi, "Ulusun tüm bireyleri, bütün insansal, siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklardan Islamın belirleyici ölçüleri çerçevesinde eşit olarak yararlanırlar" der. Yasaya göre, kadınlar da erkeklerle eşit haklan paylaşacaklar, ama İslamın belirleyici ölçülerine uyarak. Ancak anayasayı düzenleyenler, kadm-erkek eşitliğini koşullandınrken, aslında eşitsizliği yasallaştırdıklannı kabul ederler. SUNUŞ 24 Aralık 1995 seçim sonuçları, ge- lecekte kurulması tasarlanan şeriat te- melinde u AdilDüzen"in. ülkemiz, özel- likle kadmlarımız açmndan nelere mal olacağım çagrıştırdı. Daha önce üze- rinde çalıştıgım bir araştırmamı yeni- den gözden geçirdim. Gerçekçi bir ba- kış açısı kullanmaya çalışıp, ayrıntılar- dan kaçındım. Amacıtn kesinlikle teokrasiye bayrak açmakya da ona karşı seçeneğini sap- tamak değil. Teokratizmin karşıtı Ke- malizmdir. başka seçenek aramak abes düşer herhalde. Herkes bilir ya, demokrasi yelpaze- sinde her göriişe yer açmak gerekliligi temel ilkedir. Kuşkusuz bu görüşlerle tamşmak da bir o kadar vazgeçilmezdir. Konuvu diişsel bir betimlemeyle ele alan kimi "Adil Düzen " vandaşı yazar- ların tersine. ben I7 yıldan beri aynı şeriat hukukuna bağımlı olarak yöneti- len İran İslam Cumhuriyeti 'ndeki uy- gulamayı ve İranlı kadınlann üzgü do- lu yaşamını irdelemeyi yegledim. Zor olmadı, çünkü ne de olsa 20 yıl bu ül- kede yaşamışlıgım var. Bu yazımda iranlı yazar, araştırıcı Ekrem Mirhoseyni'nin Los Angeles 'ta yayımlanan "Rehavend"ve Toronto'da yayımlanan "İran Star " dergilerindeki yazüarından. ayrıca İranlı yazar Kerim Lahici'nin Paris'te vayımlanan "Elif- ba " dergisindeki yazılanndan yarar- landım. Kendilerine teşekkür ederim. - 1 - Iran tslam Cumhuriyeti Anayasası. ınsanlann renk, ırk ve dil gibi değişik farklılıklanndan söz ederken "cins = ejey" sözcüğünü kullanmaktan çekinir. Tüm evrensel bildirilerde kadın-erkek eşitliği titizlikle korunurken, İran Islam Cumhuriyeti Anayasası, "fiküTve "şe- riat" hükümlerine koşut olarak eşitliği koşullandınr. TDK'nin Türkçe Sözlük'üne göre, fı- kıh. Islam hukukunda, din ve dünya iş- leriyle ilgili ana kaynaklardan yararla- narak konulmuş olan kurallann tümü; şeriat ise, Kuran'daki ayetlerden, pey- gamberin sözlerinden çıkanlan, dinsel temellere dayanan Müslümanlıkyasası, Islam hukukudur. Kadının anayasadafcl yerl İran tslam Cumhuriyeti Anayasa- sı'nın 20. maddesi, açıkça, "Llusuntüm bireyleri bütün insansaL siyasaL ekono- mik, toplumsal ve kültürel haklardan İs- lamın belirleyici ölçüleri çerçevesinde, eşit olarak yararlanırlar" der. Yasa mad- desinde, ulusun tüm bireylen dendığıne göre, kadınlar da erkeklerle eşit hak pay- laşacaklar. ama İslamın belirleyici öl- çülerine uyarak (l). Yasalan inceleyerek "ölçüyü" öğren- miş olacağız. Ama hemen belirtelim, anayasayı düzenleyenler, kadm-erkek eşitliğini koşullandınrken aslında ken- dilerine göre eşitsizliği yasallaştırdıkla- nnı kabul ederler. Anayasanın 19. mad- desinde iyice belirginleşen bu ilke, "Ev- rensel İnsan Haklan Bildirgest"yle çeli- şiyorsa çetişsin. Bir şey olmaz! Ne varki, İran IslamCumhuriyeti'nin de altmda imzası bulunan bildirinin 2. maddesi, açıkça. yasalar karşısında ka- dın-erkek eşitlik ilkesının anayasal gü- vence alrına alınma gerekliliğini öngör- müştür (2). Aynca bu madde, kadın-er- kek eşitliğini zedeleyebüen tüm yasa. H 978 yılında işbaşına gelen mollalar yönetiminde güçlenen köktendinci ilkeler gereği, kadın haklan ayaklar altma ahndı. İran Ulusal Şûra Meclisi'nin 28 Eylül 1993 tarihli birleşiminde, aile ve kadın işleri hakkında 'Kadın Komisyonu' kurulması için önerge verilince, milletvekili Abbas Abbasi, "Islam, erkeğin kadın üzerindeki üstünlüğünün güvencesidir! Kadın komisyonu kurmanm, ne kadınlara ne de topluma bir yaran olur" demişti. Yalnız bu mu? Şeriat, kadını adalet kurumundan da dışlar. Şöyle ki, anaya- sanın 163. maddesine göre, yargıç ola- bilme koşullannı fıkıh ilkeleri belirler. Islam fıkıhınm hükümlerine göre kadın, yargıç makamını işgal edebilecek yetki ve yeteneğe sahip değildir. Fıkıha göre, yargıçlar yalnızca "mümin olan, bülu- ğa ermiş bulunan, Kuran ahkâmına tam vakıf, adil olan, zinhar geri /ckâlı ve ka- dın olmayanlar arasından seçilir." Medeni yasada kadının konumu Iran'da 1978 yılında yönetime gelen mollalar yönetiminde gün geçtikce da- ha da güçlenen köktendinci ilkeler ge- reğı, "aile" yasalan çerçevesinde kadın haklan ayaklar altına alındı. Oysa des- pot Pehlevi saltanatı döneminde bile toplumsal konularda Batılı yasalar ör- nek alınmıştı. Ancak o dönemde de me- deni yasa, eskiden beri yürürlükte olan şeriat ahkâmına dayalı olarak işliyor, de- ğıştirilemiyordu. Dönemm kaçınılmaz toplumsal devinimi 1967 yılında Şahı zorladı, sonuçta şeriata bağımlı eski ya- sanın kimi kısıtlayıcı ilkeleri yumuşatı- larak. "Aileyi Koruma YasasT çıkanldı. Ardından kadın haklan. ağır aksak da olsa 1973 yılında yürürlüğe giren ta- mamlayıcı yasalarla kısmen güvence kapsamma alındı. Bu yasalar çerçeve- sinde, erkeğin ailedeki sınırsız egemen- liği biraz törpülendi ve kadınlara kimi özgürlük ve özlük haklar tanındı. Geliş- me yetersizdi, olsun kadınlar biraz so- luklandı. Ama toplumsal bilincin bu ya- salardan epeyce ileride olduğu yadsın- maz bir gerçekti (5). Ataerkll düzene dönü? Bilindiği gibi saltanatın devrilmesiy- le kurulan İran Islam Cumhuriyeti'nin hukuk düzeni; ataerkil atle yapısının al- dığı yaralan ivedilikle sardı, yerli yeri- ne oturttu; kadının aile içinde ve toplum- da kazandıği hakJannı sildi süpürdü. Ar- tık Iran'da kadın hakiannm yada kadın- erkek eşitliğınin sözü bile edilmez oldu (6). İran Ulusal Şûra Meclisi'nin 28 Ey- lül 1993 tarihli birleşiminde, aile ve ka- dın işleri hakkında, "Kadın Komisyo- nu" kurmak için önerge verilince, mil- letvekili Abbas Abbasi, ıtırazederek,bu konuda son sözü söylemış oldu: "İslam, erkeğin kadın üzerindeki üs- tünlüğünün güvencesidir! Öyleyse,' Ka- dın Komisyonu' kurmanın. ne kadınla- ra ne de topluma bir yaran olur" (7). Böylelikle saltanat döneminde zorbe- la işlerlik kazanan "Aileyi Koruma Ya- sası" lağvedilmiş. yerini şenat bağımlı- sı yeni "Aile Yasası"do!durmuştu. Bu yasaya dayanarak. "Özel Medeni Mah- kemeler", "Aileyi Koruma Mahkemele- ri"nin yerini almıştı. iran'da 1978'de işbaşına gelen mollalar yonetimi, ataerkil düzenin yaralannı sararken, kadınlann ai- le içinde ve toplumda zoriukla kazandıklan tüm haklan ellerinden aldı. gelenek ve alışkanlıklann, yasalarla ge- çersiz kılınması gerektiğini kaydeder, ki bu da İran Islam Cumhuriyeti Anayasa- sı'nı deler. Delse ne olur? Iran Islam Cumhuriyeti. tüm evrensel bildirilen kendi içişlerine kanşma gibi algılıyor. Bu yüzden de 18 Aralık 1979'da ka'bul edilen "Kadınlara ber türiü tacizin ön- lenmesi maddesi",İran için hıçbiranlam taşımaz. Anayasanın 115. maddesini birlikte okuyalım; "Cumhurbaşkanı,Tann'nııı ERKEK'Ieri arasından seçilir!" Yorum yok. Aynı maddede kadının Cumhur- başkanlığı makamına vekâlet de edeme- yeceği belirtilmektedir (3). Şeriat, kadının yükselip toplumun önünegeçmesine karşıdır. Eğerherhan- gi bir kadın, bilimsel ya da dinsel dal- larda eğitilip bu konularda ulaşılabilen en yüksek kerteye ulaşmış olsa bile, şe- riata göre dinsel önder ya da "Merce-i Taklid" (başvurulacak güvenilir din adamı) olamaz. İslamın bu gereği, ana- yasanın 4. maddesinde şöyle perçinlen- miş: "Kadınlar, cemaat ve ümmet imamlı- ğı, bilirkişi ve \edieminlik kurulu üyeli- ği gibi siyasal ve dinsel makamlara geti- rilemezler!" (4). (l)Kenm Lahıcı, ' 'tran Islam Cumhuriyeti Anayasası 'nın. Evrensel İnsan Haklan Bil- dirgesi ile Çelistiği İlke ve Kiaddeleri'', Elif- ba Dergisi, savı 5, 1995. Paris. (2.3)a.gy (4)Şirin Ebadi. "Ana ve Kadının Hukuk Platformundakı Konumu'' fseminer konus- ması), 27-28 Mart 1995. Paris. (S)Nahid Yegâne. "Kadının İran Siyasal, Dinsel ve Dünyevi Kültürdeki Yeri'', İranlı Kadın Araştırıcılar vav. 1995, Paris. (6)Ettelaat. günlükgazete. 8 Mart 1991, Tahran (7)Selam. günlük gazete. 29 Eylül 1993. Tahran. Yarın: çokkarılılık ve siga Dünya sahnesînde içgüdüsel bir oyun Dr. NECDET TUNA Dünya kurulduğundan, daha doğrusu kendisinin sahneye çıkmasından bu yana insan. yeryüzünde oynanan oyunlarda hep başroldedir. Bu oyunlardan. insan insan olarak kaldıği sürece sahneden kalkmayacak biri de "Sevgi Oyunu". Bu temel içgüdüsel oyun, aslında çok kapsamlı. Biz sadece bir bölümünü, "Dedeler ve Torunlar" perdesını ele alacağız. Nedeni de gelişmişlikle birlikte yaklaşık yüz yıldır se\ gi oyununun bu perdesinden yitirilenlerdır. Perde, yatakta doğum sancılan içinde ıkınan anne, ebe ya da doktorla açılır. Baba kapıda bekler, hep oiduğu gibi! Zamanı gelince. dünyanın yeni vatandaşı, bilmem kaçıncı milyann kaçıncısı, ağlayarak sahneye çıkar... Kucaklaşmalar, öpüşmeler, kutlamalar... Bundan sonrasını birlikte izleyelim... Yavru, ilk sahnelerde, kâh annesinin kucağında, kâh beşiğinde bazen gülücükler saçarken, bazen de ağlarken görülür. Birkaç yıl sonra varsa kardeşleri. arkadaşlanyla oynamaya başlar. Arada sırada oyuna baba da katılır. Yaşını bulunca karşı cinsleriyle oyunu sürdürür. Zamanı gelince de yaşam arkadaşı, eşi sahneye çıkar. Dokuz ay on gün aralıklarla, arada birkaç yıl da olabilir, ailenin yeni bireyleri oyuna katılır. Yıllar, hep sanıldığından hızlı geçer ya. torunlann da sahneye çıkmasıyla tam kadro sahnededir artık. Dostlar, ahbaplar, komşular da zaman zaman girip çıkarlar. Anne ve baba hep sahnededir. Gelişen olaylan kâh hüzün. kâh zevkle izlerler; bazen katılır, bazen de yutkunurlar! Yıllar ilerledikçe. hep olduğu gibi. sahne yenıden boşalmaya başlar: Çocuklar seyrek girip çıkar. diyaloglar kısalır. Eski dostlar da pek görünmez olurlar. Baş aktörler, anne ve baba. genelde sahnede yalnızdırlar artık. Camda oturur, kapı gözlerler.. Arada çocuklardan bıri uğrar, bir "Cee!" der gider... Biraz otursunlar. iki laf etsinler isterler, ama hep aynı mazeret; işler. işler...Yaşam sahnesinin hemen hemen değiştnez kurallanndan olan bu gelışimde, istısnalar kaideyi bozmaz! Oyun sona yaklaştıkça sahneye girip çıkanlar daha da azalır. Oyunu başlatan iki kişide belirgin fıziksel değişiklikler dikkatı çeker. Hareketleri ağırlaşmış, daha yavaş yürür. daha yaşında çevirmişti. 70 yaşma gelmiş bir politikacımız bugün hâlâ cumhurbaşkanımız! Sevme, sevilme yeteneklerinden. bir şeyler ortaya koyabilme arzulanndan yitirdikleri fazla bir şey yoktur. Melih Cevdet Anday, 80. yaş günü için düzenlenen onurlandırma gecesinde, "80 yaş nasıl bir duygu" diye soranlara, "Yok öyle bir şey" demıştılYaşlılar, yaşlanmış bırgövdeyle yaşamlannı sürdüren, hareket yeteneğinin azalması, görünüş, görme ve işitme bozukluklan gibi fiziksel sorunlan olabilen, fakat kişilikleriyle yaşam gereksinmeleri değişmeyen. • Dünya kurulduğundan, daha doğrusu kendisinin sahneye çıkmasından bu yana insan, yeryüzünde oynanan oyunlarda hep başroldedir. Bu oyunlardan, insan insan olarak kaldığı sürece sahneden kalkmayacak biri de "Sevgi Oyunu". seven ve sevılmeyi bekleyen deneyimli kişilerdir. Sevilme ve ilgiye gereksinimlerinde değişen bir şey yoktur: ellerinde yipranmadan kalan tek duygudur bu. Yalnız, ilişki kurma yetenekJeri yavaşladığından ilk adımı karşıdan beklerler. Bir temel içgüdü olan sevme ve sevilme duyusu, son soluğa kadar yitirilmez ki! Çevrede, son anda arananlar, hep sevilen ve sevenlerdir! Oyunun sonlanna doğru torunlann sahneye daha sık girip çıktıklan dikkati çeker. Onlar kapıyı aralayıp içeri girince. tablo birdenbıre hareketlenir. Koşa koşa gelir, dedenın, ninenin kucağına zıplar, boyunlanna sanlırlar. Sahne bir anda şenlenir, bir canlanir ki sorma gitsin: evde bayram havası eser! Koşarlar. yerde yuvarlanırlar, orayı burayı yavaş konuşur olmuşlardır: zor oturup kalkarlar. yorgundurlar. Ama, sahnede kalmak için de direnıp dururlar! Oysa, sahnede direnıp duran bu yıllanmışlann yalnız kalmak istemeleri, yaşamdan haz almamalan, sevmeyı, sevilmeyi unutmalan, konuşmaktan kaçınmalan diye bir şey söz konusu değildir. Sinemaya, tiyatroya, konserlere gider, davetlere katılır, seyahata bile çıkarlar. Bırçok bilim adamı ve sanatkârda en güzel yapıtlannı ileri yaşlannda vermiştir. Ingiliz doğabilimcı Charles Danvin, ünlü "Evrim Teorisi"ni yazdığında 60: Arrur Rubinstein, New York'ta en büyük resitallerinden birini verdiğinde 89 yaşındaydı John VVayne, Oscar ödülünü kazandığı "Gerçek Kahramanlık'" filmini 62 kanştınrlar, durmadan konuşur, sorarlar. sorarlar... Başka zaman yerinden kalkmaya üşenen dedelerle nineler, onlann isteklerini yerine getirebilmek için adeta yanş ederler Yaşlılar gençleşmiş, torunlan da bebekleri olmuştur sanki. Hiç kimse, başka birisini, torunu olsa bile, kendi evladından daha çok sevemeyeceğine göre, bu sahne oyunun başlanna bir özlem, bir nostaljidir adeta. flk dekor yeniden kurutmuş gibidir. Değişen, sadece seslenme şeklidir: "Anneciğün", "babacığım'' sözcükleri, "dedeciğim", "nineciğim" olmuştur. Ama onlar için "yavrum" sözcüğü hiç değişmemiştir. Bir süre sonra, günümüz yaşam kurallannın gereği midir, yoksa "tek dişi kahnış canavar"ın marifeti midir bilmem, sahne gene tenhalaşır. Sahneden hiç çıkmayanlar, bazen çift bazen de tek, yeniden kapıyı, pencereleri gözlemeye başlarlar. Hediyeler, şekerlerhazırlanır... Yeterki gelsinler... Ya uğramazlarsa! Oyun, bu ve benzer tablolarla bir süre daha devam eder. Ne kadar mı, yazılı olduğu kadar!.. Yalnız. bu oyunda bazı belirsizlikler, anlaşmazlıklar var gibi! Aynı gizi, sevgiyi betimlemede de görürüz. Birilerini aramak, bir araya gelme isteği, sevgiyi mi, yoksa yalnızlıktan kurtulmayı mı aramadır? Cok söz edilen torunlar ihtiyaç duyulduğundan mı çok sevilir; yoksa. sevildikleri için mi aranır? Ya da kucaklanna oturan, boyunlanna sanlıp diller döken. oyun oynayan, bu denli içten davranan başka kimse kalmadığı için mi? Öğle ya da böyle, nasıl olursa olsun; ama temel içgüdü, sevme ve sevilme, oyunun başlannda "mega slogan" olan yüce duygu, nasıl olur da tek yönlü işler hale gelir! ANKARA... ANKA... MÜŞERREF HEKİMOĞLU Anayasa Mahkemesi'nde Otuz dört yıl geçmiş aradan. Anayasa Mahkeme- si'nin kuruluşunu anımsıyorum, mahkemeyi oluştu- ran üyelerin seçimiyle ilgili kaygulan belirtirdik yazı- larda 1961 Anayasası'nın doğrultusunda çağdaş bir mahkeme kurulamazsa demokratik gelişme, ekono- mik ve sosyal kalkınmanın gerçekleşmesi değişir di- ye kuşku duyardık. Nitekim yanılmadık, Ceza Yasa- sj'nın 141 ve 142. maddeleri örnek buna. Faşist Ital- ya'dan aktanlan bu maddelerin yürüıiükten kaldınl- ması için yapılan başvuruyu geri çevirdi Anayasa Mahkemesi. Çevirmeseydi düşünce özgürlügü geli- şir, demokratik yaşamda belli tıkanıklıklar olmazdı bence. Uzun yıllar sonra yürüriükten kalktı o madde- ler, ama başka yasalar aldı yerini! Hafta başında iki yeni üyenin yemin törenini izler- ken otuz dört yılın olaylan da canlandı gözümde. Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday olanlar, kulisler, kimi adaylar açıklandıktan sonra yaşanan düş kınk- lığı, o düş kınklığını doğrulayan belli kararlar, mahke- meye yönelen yasalar, tartışmalar, kimi zaman da ra- hat bir soluk kamuoyunda. Hukukun üstünlüğünü hissetmenin mutluluğu. Anayasamızın anti-demok- ratik belli maddeleri değişirse o mutluluğu daha çok duyanz elbet. Başkan Ozden de vurguladı törende: "Yargı alanındaki sorunlar, yargı bağımsızlığı konu- sundaki tartışmalan sona erdiren oluşumlaıia gide- rilebilir." Ben de vurgulanm her zaman, aradan otuz beş yıl geçti, ama 1961 Anayasası hâlâ çağdaş bir belge; tersine onanmlar yerine, toplumdaki beklen- tiler doğrultusunda değişiklik yapılsaydı, o anayasa yaşama girseydi halkımız başka bir düzeyde olurdu bugün. Cumhurbaşkanı Demirel de var yemin töreninde. Başkan özden de güzel sözlerle selamlıyor onu. Ki- mi kurumlarda ve üniversitelerde laiklik karşıtlannın örgütlenip kadrolaştığı endişeleri; Sayın Cumhurbaş- kanı'nın üniversitelerimizi "laikliğin kalesi" olarak ni- tetemeleri ve son günlerde Atatürk ve laiklik konu- lanndaki anlamlı ve uyancı sözleriyle umuda ve gü- vene dönüştü diyor. Sayın Demirel de gülümseyerek dinliyor. Ben de "Günaydın " diyorum! Fulya Kantar- ctoğlu ile Aysel Pekiner onun seçimiyle Anayasa Mahkemesi'nde görev alıyor. Biri asıl, öteki yedek üye. Elbet güzel bir olay. Dahası otuz dört yılda ger- çekleşen bir olay. Mahkemenin on beş üyesi var, yal- nız üç üye kadın. Geçmiş yılları anımsıyorum, Göz- tepe'deki komşumuz Melahat Ruacan'ın Yargrtay üyeliğini. Dünyada ilk kadın üye yargıtayda, kosko- ca haritada önce ülkemizde, kuşkusuz Atatürk dev- rimleri doğrultusunda. Ünlü bir ağır ceza yargıcı Me- lahat Ruacan; korkunç cinayet davalanna bakıyor; kararlan saygıyla karşılanıyor. Cumhuriyetimizin ilk kuşak kadınlan Atatürk devrimlerini güzel yaşıyor. Herdalda önemli tırmanışlan var. Dağlan aşıyor, at sır- tında dolaşarak görev yapıyor kadın yargıçlar. Say- gıyla, güvenle selamlanıyorlar. Sonra kadınlan dışla- yan politikalar oluşuyor ülkemizde. Kadın öğretmenlerin elini sıkmayan ilkokul müfet- tişlerinden söz ettim bu köşede. Genç öğretmenin eli havada kalıyor, küçük öğrenciler şaşınyor. Meclis'te- ki kadın sayısının azlığı da kanıtlıyor dışlamayı. RP'li kadınlann çabalan da yanda kalmadı mı? Cumhur- başkanı'nın seçiminl bu nedenle önemli buluyorurrt ben. CHP'li Içel Milletvekili Oya Araslı'nın grup baş- kanvekilliğini de partinin kökenine, ilkelerine yaraşır bir olay diye kutluyorum. Doğrusu Tansu Çiller de iyi ömek verdi bu yolda, en çok kadın milletvekili DYP'den girdi Meclis'e. Âyrı partilerde olabilirler, a- ma yan yana güzel çabalar gösterebilirier pariamen- toda. Gelecek dönem bu sayıyı birkaç kez katlaya- cak yolu açabilirler. • • • Yazımı bitirmeden telefon çaldı. Yabancı bir diplo- mat anyor. Dış politikayla ilgili sorunlar çok ülkemi- zin gündeminde. Ne soracak, nasıl yanıtlanm diye dü- şündüm bir an. Ama soru TV ekranlanndaki reklam- larla ilgili. Ezan vaktini, iftan, sahuru bildiren saat ar- mağanlara çok sevinmiş diplomat dostum. Yok, Müs- lüman bir ülkenin değil, Batılı bir ülkentn diplomatı, "Bu durumda hoparlörte ezan okumaya son verilir mi" diye soruyor. Yanıt veremedim. Çünkü bu soru, ezan vaktini haber veren saatler ekrana yasımadan, armağan olmadan önce de geçerii bence. Namaz kı- lanlar saatlerini bilir, camide ya da evinde hoparlörle çağnya gerek olmadan da dinsel görevini yerine ge- tirebilir değil mi? Bu teknolojiden önce namaz kılın- mıyor muydu? Oysa hopartör uygulamasında tutar- sızlık var. Belki de saat ayan nedeniyle yan yana ca- milerin hoparlörleri erken ya da geç çağn yapıyor, hangi çağnya katılacağına karar veremiyor insanlar. Telefonu kapayıp yazımı bitiriyorum. Yine Anayasa Mahkemesi'ne dönüyorum. "Dinin siyasallaştınlması demokrasinin dinselleş- mesiolur" diyor Anayasa Mahkemesi Başkanı. Hoş- gönj konusu, son günlerde çok tartışılıyor, ama bu uyanya duyarsız kalanlar hoşgörülür mü? Yeni üyelere anayasal görevferinde başanlar drJryo- rum. BULMACA SEDAT \AŞAYAX 1 2 3 4 5 6 SOLDANSAĞA: 1/ Deride yer yer beyazlaşma ile belirgin den has- talığı. 2/ Döl ver- me yetkinliğine eren... "Ey —• senin yoluna /' Ca- nım vereyüı Mev- lâ" (Yunus Emre). 3/ Dili tutulmuş, konuşamaz hale gelmiş... Bir bag- laç... Bakrnn sim- gesi. 4/ Fazla bön, avanak... lşyeri olarak kullanılan birkaç kat- lı yapı. 5/ Kırk dört okkalık eski bir ağırlık birimi. 6/ Ça- lışanlann giriş çıkış saatleri- ni ışaretleyen kimse ya da ay- gıt. 7/Parola... Birçemberin 360'ta birine eşit olan açı bi- rimi. 8/ Çöl bölgelerinde ba- zı çukurlann tabanını kapla- yan çoğunlukla tuzlu ve killi toprak... Küçük ağıl. 9/Tibet sığın... Hamur topağı. YUKARIDAN AŞAGIYA: 1/ Bisiklete verilen bir başka ad. 2/ Asya'da bir ülke... Eski Türklerde çocuklan koruyan tannça. 3/Hintliler'in, bağlı ol- duklan tarikatı belirtmek için kül ya da renkJi tozla alınla- nna çizdikleri ışaret... Eski Mısır inanışında insan ruhu. 4/ Küçük mağara... Sıcak ve kurak bölgelerde yetişen, sanm- tırak küçük tohumlanndan kudret hel vasına benzer bir mad- de elde edilen bitkı. 5/Ağaç çemberlerüzerineörülmüş tor- ba biçiminde balık ağı. 6/ Düşünce... Evde ya da odada say- gıdeğer kişilerin oturduğu baş köşe. II Çin ve Japonya'da oynanan bir çeşit satranç... Arap yazısmda kısa ünlü yerine kullanılan işaret. 8/ En tanınmış sinema ödülü... Fasikül. 9/ Gizli yer, köşe bucak... Sersem, ahmak.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog