Bugünden 1930'a 5,446,570 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 8AĞUSTOS1995SALI 12 KULTUR •Bugün 'Işık Doğudan Yükselir'le adeta resmi düzeyde ilan edilen 'özkaynaklara dönüş' ve keşif sürecinin ardında Gökalp'ten başlayan kopuş yatıyor. Çünkü onun tezleri bürokrat ve siyasilere kılavuzluk etmiş, sonuçta müziğin ruhu devlet eliyle öldürülmüştür. • Türkünün nasıl olması ve söylenmesi gerektiği resmi-yan resmi çevrelerce belirlenip dikte edilirken, öte yandan İ934'te "teksesli müziğin yasaklanması" karan çıkmıştır. Böylece alaturka, radyodan kapı dışarı edilirken köylerde jandarmalar sazlan toplayıp "yasak" karannı bir başka boyutta icra etmektedir! lıırkıı laznnsa, oıııı da IMZ yanarız! 9 ZEKİ COŞKIİN Tabii medyatik bombar- dunan sırasında gözden ka- çan bir sürü sey var. Örne- ğin alaturkanın: Türk sanat müziği diye anılan 'ma- kam'müziğınin rehabilitas- yonu. Kitlesel beğeni pop- laşmış folkla karşılanırken 'incezevk' sahıpleri ve 'sa- nat erbabı'na da çeşitli ma- kamlardan alaturka söyleni- yor. Bu ikisinin bileşimini yine Işık Doğudan Yükse- lir'de bulmak mümkün. Al- büme yakından bakılırsa. 'A' yüzünün aiaturka. 'B' yüzünün folk motıfleriyle örüldüğü görülür. Ayrıca bu Sezen Ak- su'nun ilk girişimı değil. Aksu, bu alanda tek de de- ğil. Mirkelam'ın koşusunda da, MFÖ'de de makam mü- ziğinin izleri var. Daha öte- si Bûlent Ersoy'un Alaturka 95'le yeniden çıkış arayışı var. Onlardan da önce, 19801i yıllardan beri Mu- azzez Abacı'nın şahsında alaturkaya yö- nelik bir iade-i ttibar söz konusu. Son dönemın ayırt edıci özelliği. alaturka içinde dinsel nağmelerle-tematikle de banşılması. Bunlar, nereden bakılırsa bakılsın. iyi seyler. Çünkü bu sesler, sözler. nefes- ler.duyumlar bu toprakta. buradaki ha- yatta. insanlann kulağında var. Türkü de var. şarkı da. Repertuvarda yer alma- lan değil. almamalan sorun. Ve asıl so- run. repertuvardan dışlanmalarından beri yaşananlann sonucu, bugün yeni- den gündeme geliş biçimi. Yeniden dönüyoruz şu beyazlaşma ve endüstri bahsine... Sanki birileri şöyle diyor: "Bu memlekete türkü, şarkı la- zımsa onu da biz söyleriz!.. Size ne olu- Bu söze kulağımız alışık. 50 yıl ön- ce de Ankara Valisi Nevzat Tandoğan üniversiteli solcu gençlere haykınyor- du: "Bu memlekete komünizm lazımsa, onu da biz getiririz... Size n'oluvor ulan?"" Aynı mantığın müzik alanında epey derin yankılan var. En başta. Ziya Gökalp daha 1923"te kaleme aldığı Türkçülüğün Esaslan'nda "Bugün, iş- te, şu üç musikinin karşısındayız: Doğu musikisi, Batı musikisi, Halk musikisi" saptamasını yaptıktan sonra "bunlar- dan hangisi bizim için millidir* sorusu- nu sorar. Yanıt: "Doğu musikisinin hem hasta hem de gayri milli olduğunu gördük. Halk musikisi milli kültürümü/ün. Ba- tı musikisi de \eni medenivetimizin mu- 1934'te "teksesli müziğin vasakJanması" karan çıkmıştır. Böylece alaturka radyodan kapı dışan edilirken kövlerde jandarmalar sa/lan toplayın "\asak" karannı bir başka bo> utta icra ^ etmektedir! Aşık Veyselbileo dönemde sazının elinden alınmasından kurtulamaz. sikileri olduğu için her ikisi de bize ya- bancı değil.'" Bu durumda her ikisi bir- leştınlırse. "Hem milli, hem deAvrupa- lı bir musikiye malik oluruz." Bugün Işık Doğudan Yükselir'le ade- ta resmi düzeyde ılan edilen 'özkaynak- lara dönüş' ve keşif sürecinin ardında Gökalp'ten başlayan kopuş yatıyor. Çünkü onun yukandaki tezleri bürok- rat ve siyasilere kılavuzluk etmiş. so- nuçta müziğin ruhu devlet eliyle öldü- rülmüştür. 'Şarkı yasak... Türkü de öyle sovlenmez!' Türkcülüğün Esaslan doğrultusun- da. 'bizden' sayılmayan 'hastahkh Do- ğu' eseri (Osmanh-Bızans-Arap kırma- sı) alaturka müziğin eğitımi 1926"da Milli Eğitim Bakanlığf nca yasaklan- dı. Bu evrede 'milli musikimiz' halk mü- zıği öne çıkanldı. Derleme çalışmalan düzenlendi. Ama öyle bir derlendi ki. türküler de öldü. Çünkü.türküye havasını veren. onun doğaçlama yapısı, ıcradan icraya. söyleyenden söyleyene sazı. gırtlağı hançereyi kullanımla ilgilı olarak deği- şen ses. Oysa derleme. aynı zamanda 'disip- lineetme": türküyü notaya geçırme işi. Dolayısıyla standardize. bir boyutuyla da 'steriKze etme' calışması. O nedenle. 1930'larda oluşturulan 'Yurttan Sesler", pek de yurdun sesı ol- madı. olamadı. Çünkü radyonun yaydı- ğı 'türkü', insanlann bildiğı ve söyle- diği 'türkü'değıldi. Bu duruma ilişkin bir tanıklık: Köy Enstitüleri. 1940'larda 'u>andınlacak köy' politikasının en etkılı kurumların- dandır. Eğitim programından öğrenci- nın yaşantısına dek her şey özkaynak- larla Batılı değerleri üretmeye yönelik- tır. Bugün radyo repertuvarlarında bir- çok derleme türküsü bulunan \e Cum- huriyet sonrası halk müziğinin önde ge- len isimlerinden Celal Güzelses,Dicle Köy Enstıtüsü'ne gider. saz heyetıyle birlikte konser verir. Öğrenciler. yöre köy lerinden gelme. o ezgilere aşina ço- cuklardır. Ancak. "Enstitülüöğrenrile- re piyano dersleri >erme çabasındaki müzik öğretmenlerinin bu işe fena bo- zulduğunu ve engellemeye çalıştıklan- nı" olav ı v aşayan öğrencılerden Osman Şahin anîatır. Oysa yine aynı dönemde \e başka Köy Enstitüleri'nde Âşık Veysel'ın. hat- ta bir dönem Ruhi Su'nun "da eğıtmen olarak görev aldıklannı biliyoruz. Ruhi Su. halk müziğinin kentli aydın çevrede kabul görmesinde önemli bir yere sahip. Ancak VedatNedimTör'ün 1944 tarihli yazısı. kentfinın onun yap- tığı nıüziğe ve 'otantik' halk müziğine bakışını sergilemesi yönünden son de- rece aydınlatıcı. Tör. şunları yazıyor Ruhî Su'nun konseri üstüne: "O halk türküleri ki, radyoda "Yurttan Sesler" saari konulun- caya kadar, ya çalı süpürgesi gibi haşır huşur çatlak sesli âşık bo/untulan tara- findan, ya ulumalı, ağlamaklı, yapma- cıklıgazinoçığırtkanlantarafındansöy- lendikleri zaman. insanda.. bulantı uvandınıiardı. İşte. o avnı halk türkü- lerinin terbiyeedilmiş bir hançereden ve bilhassa kültürlü bir kafadan (Ruhi Su kastediliyor) çıktıklan zaman, konser kabilivetini yüksek derecede haiz eser- ler olabileceği artık anlaşılmıştır" Türkünün nasıl olması ve söylenme- si gerektiği yukandaki örneklerdekı gi- bi resmi-yarı resmi çevrelerce belirle- nip dikte edilirken. öte yandan 1934'te "teksesli müziğin yasakİanmasT karan çıkmıştır. Böylece alaturka, radyodan kapı dı- şan edilirken köylerde jandarmalar saz- lan toplay ıp "yasak" karannı bir başka boyutta icra etmektedir! AşıkVevselbi- le o dönemde sazının elinden alınma- sından kurtulamaz... 194üta TBMM de konservatuvar ka- nunu görüşülürken dönemın Milli Eğı- tim Bakanı Hasân Ali Yücel alaturka yasağına ilişkin itirazlarkarşısında şun- lan söyler: "Dışanda çiftetelli çalma- sınlar di\e karar \erecek insanlar deği- liz; isteyen radvosunu açaropera dinler, isteyen Mısır'ı bularak herhangi bir peş- re\idinle>ebüir." "Gtilünç ulumalar" Öy le de olur ve kapıdan kovulan ba- cadan gelir. Bu hüsranı saptayan, tam bir "musikişinas" olan Tanpınar'dır. Daha 1946'da yay ımlanan Beş Şehir'de istanbul'u anlatırken. "Sinemanın zev- kimi/i dışandan idare ettiği devirde ya- şıyoruz" der "karanlıkta toplanıvoruz. Honolulu'da, mehtaplı birgecede gü/el ça- maşırcı kızına fe\ kalade ze- ki \e cüretli demir kıraunın oğlunun söylediği gitaralı şarkılaru ertesi sabah Boğaz kıyılannda mağaza çırakla- nnın ıslığından dinleyeceği- mİ7 gülünc ulumalan dinli- \or^.. bir \ ığın tatlı hamaka- te hayran oluyoruz." II. Dünya Savaşı yıllann- da Batıdan film ithali kesi- lınce sinemalarda Hint- Arap filmleri vizyona gırdi. Oradan yayılan ezgiler. •*Doğu"nun sesı kulağa aşi- nageldı. RajKapoorhemen yerlı dile geçiverdi: A>-are. Sonra Münir Nureddinın SafiveAyla'nın Arapezgile- rini Türkçe sözlerle okuma- ları... Derken gazınoların dolup taşması \e 1950'ler- den ıtibaren Anadolu'nun insanıyla \e her şeyiyle bü- yük şehirlere akması. Mer- kezdekı dolmuş. çevredeki minibüs. sanki onlann sesle- rini de şehre yayıyordu. Tanpınar'ın "mağaza çırakİannın ıslığından dinleye- ceğimiz gülürtç ulumalar" dedıgı sese l^dü'lardaarabeskadıverildi.Osesilk başta kınktır (Orhan Gencebay), 1980'lerde yırtık (İbrahim Tattıses), şimdilerde oynak (Emrah). Ama şehir. sonuçta sesinı bunlarla buluyor. 1930'larda bürokrasının ya- sakladığt alaturkayla. tekdüzene hap- settiği. "çalı süpürgesi gibi haşır huşur çatlak sesli âşık"lann türküleriyle. Tör \ e Tanpınar'ın sözleşmiş gibi "uluma" olarak adlandırdıklan sesler dönüp do- laşıp bir yere gelıyor. Bugün müzik endüstrisi de, medya da ışığın doğudan yükselışini keşfedi- yor. kutsuyor. Yine de bir terslik var bunda. tnsan sormadan edemiyor. bu keşif- te "yenidünya düzeni"nin getirdiği he- gemonik yapının yanında. çok merkez- lileşmenin. l *yereUik"ın öne çıkmasının payı, yok mu? Dünya müzik endüstrisi eösteriyorbıze ışığın nereden yükseldi- Daha da önemlisi. bu memlekette ne- yin. ne zaman dinleneceğine, nasıl söy- leneceğine hâlâ birileri mi karar ven- yor? Kara kafalı, Malaty alı, Nakşi Tur- gut Özal "Şuradan bir kaset ko\ da ne- şemizi bulalım Semra'nım" dedığinde ellerarabesk kasetlere uzanırken. beyaz tayyörüy le "be>azbirsa>fa"açmaya ge- len "sanşın güzel"ın iktidan zamanın- da "be>-aztürkü"nün yükselışi rastlan- tı mı? Y4YINEVLERİNDEN YENİ KİTAPLAR İMGE KİTABEVİ YAYINLARI Tarih UygaHık, Kapitalizm ve Kapitalistler. Lucien FebvTe. Yeniçağ Başında Avntpa Halk Kiiltürii. Peter Burke. 16-18. vv 'larda Osmanlı Imparatoriıığu. R. Mantran. Bizans Siyasal Diişüncesi. Ernest Barker. L'ygarlıgın Gmmeri. Fernand Braudeİ. Ortaçagın Sonbaharı, Johan Huizinga. Vaan Âşıklar ve Zorbalaı: Francine Du Plessix Graj; Her Yerden Çok Uzakta. Ursula K. I.eGuin. Yıldızın Saati, Clarice Lispector. Öykiiler. Donald Barthalme. Ariel. Sylvia Plath. Lavino 'nun Şarkısı. Okot P'Bitek Mitokıji, dinler tarihi, insanbilim Hindu Mitolojisi. Wendy Doni^r O'Flahert>. Hint Mitolojisi Sözlüğii. Korhan Kaya. Şamanizm, Mircea Eliade. Hinı Avmpahlarm Tannlan, Georges DumeziL Yunan Mitolojisi, Robert Graves. Kıtzey Amerika Yerlilerinin Mitolojisi. Cottie Burland. Konusmalar, Georges Dumezil- Didier Eribon. tnekler. Donnızlar, Savaşlar ve BÜYÜCÜ Kadınlar, Marvin Harris. Sanat La Jaconde. Bir Başyapıtın Öyküsü, Rene Huyghe. Dil Yakın ve Karşıt Anlamlılar Sözlüğii, Ö. Yalım. ÜMtT YAYINCILIK "Sivasal Düşünce Ansiklopedisi", BlackvveU. (2. cilt) Çev: Biilent Peker, Nevzat Kınıç. ARITAN YAYINCILIK "/W Aşın Üretim Ne Aşırı Tüketim ", Josef Kirschner. "Savaşmadan Kazanmak". Josef Kirschner. "Egoist Olma Sanatı", Josef Kirschner. "Barışın Tekniği ve Strvtejisi ". Erich Fromm.''Tann Gibi Olabilirsiniz", Erich Fromm. "tnsan ve Çağdaş Toplumdaki Yeri", Erich Fromm. Biyoenerjetik". Alexander Lowen. "Chakra El Kitabı". Shalila Shamaron. "Degerli Taşlarla Tedavi Rehberi ", Pamela Louise Chase. "Renkler ve Kristaller", Jo\ Gardner. KÂBALÇI YAYINEVİ Şiir Dizisi Saklanmış Z.eı/)a.Giilseli İnal. Yalnızlığın Ruhu. Percy Shelley. Mutf'ak Kazalan. Perihan Mağden. Seçilmiş Şiirier. Kültür Tarihi Dizisi Kokunun Etvtizmi, Güzel Kohdann Tarihi, Andra Hurton. Tarihimizden Kültür Manzamlan, Özdemir Nutku. Vücut Bakınnnın Tarihi, Georges Vlgarello. Şekerin Tarihi, Sidnev W. Mintz. Edebiyat Dizisi Genç ŞaiHer ve Yazarlar Kitabı. Haz: Süreyya Evren. Locarnoht Dilencinin Riiyası. Max Frisch. Öykiiler, Peter Bichsel. Giinah Yiyen, Dost Körpe. Ölü Görme Masalı, Arda Çalık. Güzel Sanatlardan Biri Olarak Cinayet, Thomas de Quincey. Atletli Adam, Zafer Şenocak. Düşünce Dizisi Postmodern Dııntmda Sanat ve Medya, Haz: Süreyya Evren. Tophımsal Ekolojinin Felsefesi, Murray Bookchin. Avrupa: Romcı Yalu, Remi Brauge. Marksist Açıdan Kemalist Dönem Türkiye'sindeEğitim. Ali Arayıcı. Sanat Psikolojisi, Max J. Kobbert Erotizm ve Politika, Haz: Lvnn Hunt Fırbnahflişldpaylaşdamaclı Kültür Servisi-Ünlü şair Dylan Thomas'ın eşi Caitttn'in yayımlanan anılan. Hollywood yapımcılannı harekete geçirdi. 1994 yılında ölen Caitlin. Dylan Thomas ile olan evlıliğini anlattığı anılannı. 50 saati bulan bant kayıtlannda bir araya getiımişti. Böylelıkle, edebiyat dünyasının en fırtınalı ilişkilerinden biri olan Dylan-Caitlin Thomas beraberliğı. eski defterlerin karıştınlmasına yol açtı. Hollyvvood yapımcıları, bugüne dek gizli kalmış bu beraberliğın filmini yapmak üzere hızlı bir rekabete giriştiyseler de sonuçta Mick Jagger'ın film şirketi bu rekabetten galibiyetle çıkmayı başardı. Filmin bütün haklarını alan Jagged Films. filmin milyonlarca doları bulan bütçesinı karşılamak üzere Disney Productions'ın yan kuruluşlanndan Miramax ile anlaştı. Filmin yönetmenliğıni ise Hugh Granfın yeni filmi "The English !\İan VVho VVent Up A HiU But Came Down A Mountain*"ı da yöneten Chris Monger üstlendi. Caitlin'in u. anılarından yola çıkılarak oiuşturulan senaryo. I936'da Dylan Thomas'ın Caitlin'i bir kulüpte görüp aşık olmasıyla başlıyor. Dylan Thomas'ın 1953 yılında uyuşturucu ve alkol bağımlılığından ölmesine dek süren evlılıkleri boyunca oldukça zor günler yaşanıyor. Ve Dylan. ardında üç çocuğa bakmak zorunda olan çaresiz. mutsuz ve parasız bir eş bırakarak yaşama veda ediyor. Edebiyat dünyasının bu fırtınalı ilişkisinin Hollyvvood yapımcılarının eline geçmesı. başta çiftın üç çocuğundan biri olan kızları Aeron Thomas'ı pek de memnun etmişe benzemiyor. "Annem ve nlü şair Dylan Thomas'ın eşi Caitlin'in yayımlanan anılan, Hollyvvood yapımcılannı harekete geçirdi. Sonuçta Mick Jagger'ın film şirketi bu rekabetten galibiyetle çıkmayı başardı. babamın ilişkisini üstünkörü bir biçimde ele almalannı istemiyorum. Bu. tümüyle sonınlu. sansasyonel bir berabertik değildi. Babamın ölümünden üç sene öncesine dek gavet uyumlu ve birbirlerine de hâlâ âşıktılar. Sadece son dönemlerde babamın Amerika'ya gitmesi gerektiği için ayn yaşadılar" diyor Aeron Thomas. Filmin bu anlamda. gerçeklere uygun olacağını hiç sanmadığını da sözlerine eklıyor. Caitlin Thomas'ın anılannın önsözünü kaleme alan George Tremlett ise aynı kanıda değil. Biraz da Dylan Thomas'ın kansı oldueu için. çeşıtli zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan Caitlin'in. yaşamı boyunca göremediği ilgiye şimdiden sonra kavuşacağını belirtiyor Tremlett. Filmin çekimleriyse Thomaslar'ın yaşadığı yer olan Svvansea'de başlandı. \'önetmen Chris Monger, acıklı bir öyküyü değil, tutkulu bir ılişkiyi konu aldığını söylüyor. Dylan Thomas'ın. şu anda 81 yaşında olan çocukluk arkadaşı Stuart Thomas (aralarında herhangi bir kan bağı yok) ise çekımleri izlerken şu yorumda bulunuyor: "Dylan bütün bunlan kesinlikle ciddiye almazdı." YAZI ODASI SELİM İLERİ Bir Romanın DüşündÜPdükleri Argos dergisinin yönetimiyle uğraştığım dönemler- de, yeni yazıya geçirilmemiş bazı romanları, özellik- \eEdebiyat-ı Cedide zamanının verimlerini, bugünün okuruna kazandırmak istemiştim. Romanlan derginin her sayısında fasiküller halinde okura armağan ede- cektik. Böylesi bir tasarının büyük ilgi devşireceğini, genç okuru, edebi mirasımıza yönlendireceğini umu- yordum. Hemen belirteyim ki çevrimyazıda ve sadeleştirme- de Nuri Akbayar ın eşsiz çabası o birkaç romanın so- luk hayatlar kazanabilmesini sağladı. Nuri Akbayar, bu çalışmalan inanılamayacak kadar gülünç bir mad- di bedel karşılığı gerçekleştirmiştir. Önce Behçet Necatigil'in ve Cevdet Kudret'in önem verdiklen Sıyah Göz/er'i yayımladık. Cemil Sü- leyman AJyanakoğlu adlı unutulmuş bir yazann bu kısa romanı, Boğaziçi'ndeyapayalnızyaşayan, genç bir dul kadının aşk ve cinsellik sarsıntılannı dile geti- rir. Yüzyılın başında kaleme alınmış Siyah Gözler; ne Aşk-ı Memnu kadar başanlı, ne Eylûl kadar derinlik- lidir, ama, bir yandan da ele aldığı izlek düşünülürse, apaçık bir sarsıntı, bir şizofreni romanıdır. Çağdaş edebiyatımızı hazırlayan o ilk romanlan- mızdan, öykülerimizden söz açan eleştirmenler, ede- biyat tarihçileri. sözgelimi Rauf Mutluay şunu belir- tirier: İlk romancılarımız, ilk öykücülerimiz aile kuru-. mu içinde yer alan, daha beylik deyişle, 'namuslu' ka- dının dramlarını yazmaktan uzak durmuşlar, gelene- ğin muhafazakâr çizgisi dışına çıkmamışlardır. Örnek vermek gerekirse. Namık Kemal'm lntıbah'Xaki ro- man kişisi de Âkif Bey oyunundaki kadın oyun kişi- si de işte bu sebeple, düşkün kadınlar arasından se- çilmıştir. Benzeri endişeler Halid Ziya'ya kadar uzan- mtş olabilir: Aşk-ı Memnu'un Rrdevs Hanım'ı da ha- fifmeşrep bir hayat sürmüş, iki kızını o koşullar için- de yetiştirmiştir. Eylûl'de Mehmed Rauf, bu ifade ediş tutumunu bir ölçüde yıkar. Çünkü Eylûl'un kişileri Istanbul'un herhangi bir ailesinde rastlanılabilecek kişilerdir. Ne var ki romanda, aşk için ilginç bir niteleme göze çar- par: "Beyaz aşk." Kocasından başka bir erkeğe usul usul sevgı besleyen kadın, Eylûl'de hep o beyaz aşk çevresinde dönenir; herhangi bircınsel hayatiyetsöz konusu değildir; kısacası Suat, kocasını aldatmaz, evlerine girip çıkan ve kocasının yakın arkadaşı olan erkeği hep beyaz aşkla sever. Böylece ahlâki anlayış sarsılmadan korunmuş, insan dramına ancak teğet geçılebilmiştir. Elbette drama beş on adım yaklaşıl- mış, ama kurallar korunmuştur. 1900 tarihli Eylûl'un yanı başında. Cevdet Kud- ret'in saptayımıyla Mehmed Raufun anlatımından esintiler taşıyan Siyah Gözler, hepi topu on bir yıl sonra dul kalmış bir aile kadınını o günün kapalı, kaç- göç toplumunda olanca çaresizliğiyle dile getiriyor- du. Gelenek, evlilikdışı birlikteliği hoş görmüyor. ken-r dilerıne evlilik önerilmemiş dul kadınlar içinse bir yal-* nızlık hayatı, kendilerinin seçmedikleri cinsel perhiz- kârlık tek seçenek olup çıkıyordu. Ya öteki seçimler?, Yaşamak isteğinin ağır basması? Siyah Gözler bu' sorulan yanıtlamaya çalışmış ilk eserdir. Fasiküller halinde Argos okurianna sunduğumuz Siyah Gözler en küçük bir ilgi devşirmedi. O günler- de televizyon kanallarımızın dedikodu programları ortalıkta görünmediğinden, meraklısı, dedikoduyu yalnızca magazinlerden takip edebiliyordu. Sıyah Gözler'in mutsuz dul kadını dramını kimselere anla- tamazken söz konusu magazinlerde varlıklı film yıl- dızlarımız, bazı şarkıcı hanımlar, şunlar-bunlar, evlilik dışı çocuk doğurmak istediklerini, biraz da 'devrim- ci' bir eda içinde söylemekteydiler. Toplum da ses et- mez, ses çıkarmaz görünüyordu. Siyah Gözler kaybolup gitti. Siyah Gözler insan dra- mından söz açtığı için yenik düştü. Cemil Süley- man'ın dul kadını hiç değilse feministlerı ilgılendire- bilirdi. Ama Kate Miüett, Sıyarı Gözler'in anlattıkla- nnatercih edildı. Geleneğı görmezden gelmeyi erdem saymış yapay aydın, Batı toplumlarına ilişkin dram- lan öğrenmeyi, kendi öz dramına dönüp bakmaktan üstün tutuyordu.... Belkı de hiçbir dramın ayırdında değildi... Ne Doğu'nun, ne Batı'nın dramlannı içten, derinden kavnyoruz. Bakın sonra ne oldu: Beyazcamda şarkıcı bir ha- nım. beraber yaşadığı beyle imam nikâhını niye ge- rekli gördüğünü anlatıyor. Savcılık mı avukatlar mı bir merci de dava açmış. Uzmanlar imam nikâhının hu- kuki karşılık taşımadığını belirtiyorlar. Şarkıcı hantm, süslü püslü yaşamasında geleneğe geri döndüğünü övünçle söylüyor. Dava devam ediyor mu pek takip edemedim. Takip etmeye gerek yok: Neresinden tut- sanız elinizde kalan bir mesele. Dünün, varlığına güvenerek evlilik dışı çocuk do- ğurmak istediğini söyleyen hanımı da bugünün bir şarkıcı hanımı da gitgide kof değerlerte yetinen top- lumumuzda sivrilmiş kişiler. Onlar birbirine karşıt gö~ rünen, aslında birbiriyle çakışan tutumlarıyla kitleye ucundan bucağından örnek oluyorlar. Siyah Gözler'\o dile getirdiği gerçek dram silinip gidiyor. Oysa gerçek dram içten içe kanamaya devam ediyor. Vecdi Sayar istifa etti • Kültür Servisi- Vecdi Sayar. tstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın düzenlediği Uluslararası Istanbul Film Festivali Danışma Kurulu üyeliğinden istifa etti. Hiçbir gerekçe göstermeden istifa eden Vecdi Sayar. bundan böyle Uluslararası Ankara Film Festivali program yönetmenliğini üstlenecek^ Sayar, aynı zamanda gelecek yıl eylül ayında TÜRSAK'ın düzenleyeceği Uluslararası Bodrum Film Festivali hazırlıklannı sürdürüyor. Enzupum'da 37 tarihi eser korumaya alındı • ERZURUM (AA)- Erzurum'da camı. türbe. kümbet, medrese. çeşme ve eski evlerden oluşan toplam 37 tarihi eser tescıl edilerek koruma altına alındı. Erzurum Belediyesı'nin 1992 yılında almış olduğu karara dayanılarak. Kültür Bakanlığı. Kültür ve Tabiat Varlıklannı Koruma Genel Müdürlüğü tarafından yaptınlan "Erzurum Üçkümbetler ve Kale ÇevTesi Kooruma Amaçlı Imar Planı" çerçevesinde korumaya alınan eserler arkeolojik SİT alanı ilan edildi. Sanat akımları ve kavramları • ANKAR.\ (ANKA)- Yapı Kredi Yayınlan' nın çıkardığı "Sanat Dünyamız" dergisinin 1945-1995 yıllan arasında görülen sanat akım ve kavramlannı inceleyen 59. sayısı çıktı. Sadece pop art, postmodernizm gibi popüler konu ve kavramlarla yetinilmeyen dergide. 72 konu başlığı altında çeşitli sanat kavramları ele alınıvor.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog